32. bölüm · Bilinmeyen
32. Bölüm
Yaman: Güzelim?
Yaman: İyi misin?
Siz: Yaman
Siz: İyi misin? Yaraların nasıl?
Yaman: Sakin ol prenses. Derin bir nefes al.
Yaman: Nefes almayı unutuyorsun.
Yaman: İyiyim. Çizikler sadece. Beni öldürmek o kadar kolay değil.
Siz: Çizik mi? Göğsünden vurulmuştun Yaman, dalga geçme benimle
Siz: Neredesin şu an? Gelecek misin?
Yaman: Geleceğim. Ortalığın biraz yatışmasını bekliyorum.
Yaman: Güvendesin değil mi? Adamım seni eve ulaştırdı mı?
Siz: Evet, evdeyim. Ama sensiz hiçbir yer güvenli gelmiyor artık.
Siz: Yaman... Ben çok özür dilerim.
Yaman: Ne için özür diliyorsun ördek?
Siz: Seni unuttuğum için. 16 yıl boyunca o çocukluk sözümüzü tek başına sırtlandığın için.
Yaman: Sen beni unutmadın Efsa. Ruhun beni hep sakladı.
Siz: Araz abi... Ona ne yaptın?
Yaman: Merhamet hak edene gösterilir Efsa. Çocukluğunu çalan birine değil.
Siz: Haklısın... Ama senin için korkuyorum. Ellerini daha fazla kana bulamanı istemiyorum.
Yaman: Benim ellerim zaten karanlık prenses. Ama seni o karanlıktan uzak tutmak için ne gerekiyorsa yaparım.
Siz: Ben artık o karanlıktan korkmuyorum. Eğer o karanlığın sonunda sen varsan, ben yürümeye razıyım.
Yaman: Söz mü?
Siz: Söz. Birbirimizi asla bırakmayacağız.
Yaman: Güzel. Şimdi o güzel gözlerini kapat ve uyu.
Yaman: Sabah uyandığında başucunda ne olacak biliyorsun değil mi?
Siz: Çilekli sütlerim? :)
Yaman: Ve ben.
Yaman: Seni seviyorum ördek.
Siz: Seni seviyorum Yaman... Çabuk gel.
...
Gözlerimi yavaşça açtığımda odanın içi sabah güneşiyle aydınlanmıştı.
Ben?
Birine sarılmıştım?
Şaşkınlıkla gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım. Nerede olduğumu, dün gece neler yaşandığını anlamam birkaç saniyemi aldı.
Başımı yavaşça kaldırdığımda, burnumun ucunda Yaman'ın o sert ve erkeksi çenesini gördüm.
Gerçekten buradaydı. Yanımdaydı.
Kolları belime öyle bir dolanmıştı ki, beni bırakmaktan korkuyor gibiydi. Yüzünü inceledim. Uykusunda bile kaşları hafifçe çatıktı.
Yüzü biraz solgundu, sabaha kadar ne acılar çektiğini tahmin bile edemiyordum. Ama yine de çok huzurlu uyuyordu.
Gülümseyerek belimdeki elini yavaşça öptüm.
O an Yaman'ın uzun kirpikleri kırpıştı. Koyu, dipsiz gözlerini yavaşça açtı ve doğrudan gözlerimin içine baktı. Gözlerini görür görmez kalbim yine o eski ritmini buldu. Yüzünde, sadece bana gösterdiği o yumuşak tebessüm belirdi.
"Günaydın ördek," dedi. Sesi uykudan dolayı çok boğuk ve pürüzlü çıkmıştı.
Hafifçe kıkırdadım. "Günaydın. Canın acıyor mu? Yaraların nasıl?"
"Seni gördüm, hiçbir şeyim kalmadı," dedi ve beni göğsüne biraz daha çekti. Başımı kalbinin tam üzerine yasladım. Onun düzenli kalp atışlarını duymak içimdeki tüm korkuları siliyordu.
"Sözünü tuttun," diye mırıldandım."Ben sana verdiğim hiçbir sözü unutmam, Efsa," dedi saçlarımı narin hamlelerle okşayarak.
Sonra bakışlarıyla yatağın yanındaki komodini işaret etti. "Bak bakalım oraya."
Başımı kaldırıp gösterdiği yere baktım. Komodinin üzerinde yan yana duran iki kutu çilekli sütü görünce içim bir hoş oldu.
Gözlerim doldu.
"Teşekkür ederim."
"Etme prenses. Görevim."
Ama doğrulmaya çalışırken aniden göğsünü tuttu, yüzü acıyla kasıldı.Hemen üzerine eğildim, ellerini tuttum. "Tamam, lütfen kıpırdama. Çok yorma kendini. Artık buradasın ya, ben bakarım sana."
Yaman ellerimi sıkıca kavrayıp dudaklarına götürdü. Gözlerini gözlerimden ayırmadan öptü. "Artık hep buradayım prenses. Kimse bizi bir daha ayıramayacak."
