7. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE6.Bölüm
Bölümler 52Şu an: 6.Bölüm
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Daha sonra güvenli bölgeye geri döndüm.
Kapıyı açar açmaz karşılaştığım manzara karşısında derin bir nefes verdim.
Oğuzhan kelepçeyi zorla açmaya çalışmıştı.
Ama başaramamıştı.
Kolundaki yara yeniden kanamıştı.
Yatak dağılmıştı.
Her yer onun inatçılığının izlerini taşıyordu.
İçimden istemsizce geçirdim.
Ah bu komutan...
Hiç rahat durmayacak.
Bir an önce bunu karakola teslim etmeliyim.
Kapıyı kapatıp içeri girdim.
Kollarımı göğsümde bağladım.
"Sana sessizce otur demedim mi?"
dedim sertçe.
Oğuzhan başını kaldırdı.
Gözlerini bana dikti.
"Ben senden emir almam."
dedi.
"Gölge misin, nesin bilmiyorum ama, ben sadece üstlerimden emir alırım."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Peki."
dedim sakin bir şekilde.
"O halde bekle."
İlk önce yanına oturdum.
Açılan pansumanı çıkardım.
Yarayı tekrar temizlemeye başladım.
Oğuzhan hiçbir şey söylemedi.
Ama bakışlarını üzerimden çekmiyordu.
Pansumanı bitirdikten sonra ayağa kalktım.
Masanın üzerindeki telsizi aldım
Ses değiştiriciyi açtım.
Birkaç saniye sonra bağlantı kuruldu.
"Albay."
dedim yapay sesle.
"Sesimi duyuyor musun?"
Karşı taraftan gelen ses heyecanlıydı.
"Gölge?"
"Sen sen.. nasıl oldu da bizimle irtibata geçtin geçmezdin ne oldu?"
"Askerim iyi mi?"
Maskemin altında hafifçe gülümsedim.
"İyi."
dedim.
"Fazlasıyla iyi."
Sonra Oğuzhan'a baktım.
"Şimdi askerine söyle."
"Uslu dursun ."
"Yoksa sorumlusu ben değilim."
Telsizi Oğuzhan'a uzattım.
Oğuzhan birkaç saniye bana baktıktan sonra telsizi aldı.
"Albayım."
Karşı taraftan derin bir nefes sesi geldi.
"İyi misin aslanım?"
Oğuzhan'ın yüzü ilk kez biraz yumuşadı.
"İyiyim komutanım."
"Merak etmeyin."
Albay birkaç saniye sustu.
Sonra kararlı bir sesle konuştu.
"Gölge'nin dediklerini yap Oğuzhan."
"Bu bir emirdir."
Oğuzhan'ın yüzündeki ifade görülmeye değerdi.
Yavaşça başını bana çevirdi.
Bakışları hiç de memnun görünmüyordu.
Sonra dişlerinin arasından konuştu.
"Emredersiniz komutanım."
Telsizi elinden aldım.
"Duydun."
dedim.
Bağlantıyı kapattım.
Arkamı döndüm.
Bu kez yüzümün altındaki gülümsemeyi gizlemek biraz daha zordu.
Günler birbirini kovaladı.
Oğuzhan'ın yaraları yavaş yavaş iyileşiyordu.
Artık ayağa kalkabiliyor, odanın içinde dolaşabiliyordu.
Bu bile büyük ilerlemeydi.
Ben ise çoğu zaman masanın başında oluyordum.
Dosyalar...
Haritalar...
Kodlar...
İstihbarat raporları...
Teröristlerin planlarını bozmak için sürekli çalışıyordum.
Bazen gecenin bir yarısı çıkıyor, bazen sabaha karşı dönüyordum.
Ne kadar yoğun olursam olayım bir şeyi fark etmemek mümkün değildi.
Oğuzhan beni sürekli izliyordu.
Bazen dosyalara bakarken hissediyordum.
Bazen pencerenin önünde dururken.
Bazen de odadan çıkarken.
Her seferinde aynı şeyi yapıyordum.
Görmezden geliyordum.
Çünkü bu benim için tehlikeliydi.
Duygular insanı zayıflatırdı.
Benim zayıf olmaya hakkım yoktu.
Bir akşam yine görev için hazırlanmaya başladım.
Silahlarımı kontrol ettim.
Yedek şarjörleri yerleştirdim.
Sonra siyah ceketimi aldım.
Aklım tamamen görevdeydi.
Bu yüzden hiçbir şeyi fark etmedim.
Ceketi giyerken saçlarımın bir kısmı omzuma dökülmüştü.
Sadece birkaç saniyeliğine.
Sonra tekrar ceketin içine sıkıştı.
Ben fark etmeden işime devam ettim.
Karşımda duran Oğuzhan ise gözlerini benden ayırmıyordu.
Günlerdir aklını kurcalayan sorunun cevabını bulmuştu.
Gölge bir kadındı.
Hiçbir şey söylemedi.
Yüzündeki ifadeyi bile değiştirmedi.
Ama o andan sonra bakışları farklılaşmıştı.
Bunu fark etmedim.
Ya da fark etmek istemedim.
Ben dosyaları toplamaya devam ederken Oğuzhan sessizce beni izliyordu.
Sanki ilk kez görüyormuş gibi.
Oysa bilmiyordu.
Benim hakkımda öğrendiği her şey onu daha büyük bir çıkmaza sürüklüyordu.
Ve ben bunun henüz farkında değildim.
OĞUZHAN-
Tam dışarı çıkacakken dayanamadım.
"Nereye?" diye sordum.
Bir an durdu.
Başını bile çevirmeden cevap verdi.
"Seni ilgilendirmez."
Nedense bu cevaba gıcık oldum.
Her zamanki gibi.
"Ne zaman şu kelepçeleri çıkaracaksın?"
dedim.
"Sıkıldım."
"İyiyim artık."
"Gitmek istiyorum."
Bu kez bana döndü.
Kollarını göğsünde bağladı.
"Geldiğimde durumuna bakarız."
dedi.
"Etrafı gözlemlerim."
"Plan yaparım."
"Sonra ona göre gideriz."
Gözlerini devirdi.
"Zaten meraklı değilim sana."
İstemsizce kaşlarımı çattım.
"Öyle mi?"
"Öyle."
Sonra arkasını dönüp çıktı.
Kapı kapanınca odada sessizlik kaldı.
İşin garip tarafı...
Gölge'nin sürekli bana sataşması hoşuma gitmeye başlamıştı.
Bu düşünceye sinirlendim.
Saçmalıyordum.
Onun yüzünü bile görmemiştim.
Kim olduğunu bilmiyordum.
Sadece bir çift göz görmüştüm.
Bir insan yalnızca bir çift göze bakarak böyle hissedebilir miydi?
İçimdeki sesi susturmaya çalıştım.
Başaramadım.
Gölge gittikten sonra canım sıkıldı.
Zaten bütün gün yatakta oturmak bana göre değildi.
Fark etmeden kapıya baktım.
Ne zaman gelir acaba?
Düşünür düşünmez kendime sövdüm.
Yarım saat bile geçmemişti ki kapı açıldı.
Başımı kaldırdım.
O da bana baktı.
Bir an göz göze kaldık.
Sonra sessizce yanıma geldi.
Belindeki anahtarı çıkardı.
Kelepçelerden birini açtı.
Metal sesi odada yankılandı.
"Kalk ayağa."
dedi.
Kaşlarımı kaldırdım.
"Emir mi veriyorsun yine?"
"Konuşmayı kes."
"Ve kalk."
İstemsizce güldüm.
Yavaşça ayağa kalktım.
Hâlâ ağrılarım vardı.
Ama artık eskisi kadar kötü değildim.
Birkaç adım attım.
Gölge dikkatle beni izliyordu.
Sonunda başını salladı.
"Tamam."
dedi.
"Neye tamam?"
Yüzündeki maskenin altında sırıttığını hissedebiliyordum.
"Yarın sabah erkenden gidiyoruz."
"Ne?"
"Kurtuluyorsun benden komutan."
dedi alaycı bir sesle.
Ve ilk kez...
Bu cümle hoşuma gitmedi.
Bölüm etkileşimi
