32. bölüm · KOD ADI : GÖLGE
31. Bölüm
GÖLGE-
Nedense...
Benimle bu kadar ilgilenmesi hoşuma gitmişti.
Ama bunu ona söyleyecek değildim.
Masadan kalktım.
Oğuzhan hemen bana baktı.
"Ne oldu?"
"Çantam nerede?"
"Odada,
Getirsene
Tamam getiriyorum."
Arkasından seslendim.
"Bilgisayar var mı?"
"Var."
"Onu da getir."
Birkaç dakika sonra çantam ve bilgisayarımı getirmişti.
Hemen çantamdan USB çıkardım sonra USB'yi bilgisayara takıp bağlantıları kurdum.
Çantamdan telsizi çıkarıp açtım.
Örgütün konuşmalarını dinlemeye başladım.
Hâlâ beni arıyorlardı.
Güvenli bölgeden bahsediyor, her yerde arama yapıyorlardı.
Bir süre dinledikten sonra telsizi kapattım.
Oğuzhan merakla baktı.
"Ne olmuş?"
" Of her yeri tutmuşlar hay ben böyle işin."
"Şimdilik dışarı çıkmam riskli."
Bir süre sessiz kaldım.
Sonra ona baktım.
"Peki komutan."
Anlamamış gözlerle bakıp.
"Ne peki?"
"Kalıyorum."dedim
Yüzünde zafer kazanmış gibi hafif bir gülümseme oluştu.
"Doğru karar."dedi.
"Bu sadece geçici ortalık biraz durulsun hemen giderim rahatsızlık vermek istemiyorum sana."
Oğuzhan kaşlarını kaldırdı.
"Ne rahatsızlığı mihra ben sana kal diyorum."dedi
Gözlerimi devirdim.
"Şu ismi kullanmayı bırak artık."
OĞUZHAN-
İstemsizce sırıttım.
"Hayır."
"Çünkü sinir oluyorsun."
Mihra elindeki yastığı bana fırlattı.
"Çok komiksin."
Yastığı yakaladım.
"Teşekkür ederim."
"İltifat değildi."
İkimiz de sustuk.
Mihra birkaç saniye tavana baktı.
Ben ise gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
Saatime baktım.
Artık karakola gitmem gerekiyordu.
"Mihra."
"Ne var?"
"Benim şimdi karakola gitmem lazım."
"Bir şey olursa beni ara."
"Ve sakın dışarı çıkma."
"Her yer asker kaynıyor."
"Ve sana gelirken bir kaç kıyafet ayarlarım dışarı çıkacaksan da böyle dolanma etrafta."
Gölge gözlerini devirdi.
"Merak etme."
"Ben ne yapmam gerektiğini gayet iyi biliyorum bana ne yapmam gerektiğini söyleme komutan"
"Hadi git artık."
Gülümsedim.
"Tamam gidiyorum."
"Ama ciddi söylüyorum."
"Bir şey olursa ara."
"Tamam komutan."
"Hadi git artık."
Kapıya yöneldim.
Tam çıkacakken arkamdan seslendi.
"Ha bu arada."
Dönüp baktım.
"Ne oldu?"
"Bilgisayarını bir süreliğine ödünç alıyorum."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Tamam zaten pek kullanmıyorum."
Omuz silkti.
"Hadi artık git."
İstemsizce güldüm.
"Tamam Mihra."
"Akşama görüşürüz."
Bu sefer cevap vermedi.
Dalga geçercesine elini salladı ve yeniden bilgisayara döndü.
Ben de başımı iki yana sallayarak evden çıktım.
Karakola ulaştım.
Herhangi bir olay yada durum yoktu.
Birkaç saat sonra odama geçip masama oturdum.
Tam raporlarla uğraşırken aklıma Mihra geldi.
Acaba ne yapıyordu?
Sonra ona kıyafet almam gerektiğini hatırladım.
Hemen albayın odasına gittim.
Kapıyı çaldım.
"Gel."
"Komutanım bugün için izin alabilir miyim?"
Albay şaşkınlıkla bana baktı.
"Sen ve izin almak?"
Çünkü ben normalde izin alan biri değildim.
Hayatım askerlikti.
"Evet komutanım bir kaç işim var."
Bir süre baktı.
Sonra başını salladı.
"Tamam çıkabilirsin."
Odadan çıkar çıkmaz çarşıya indim.
Ama bir sorun vardı.
Mihra'nın tarzını bilmiyordum.
Telefonu çıkarıp onu aradım.
"Alo?"
"Mihra, çarşıdayım."
"Nasıl bir tarzın olduğunu bilmiyorum."
"Ne almamı istersin?"
"Kafana göre al bir şeyler işte ama tişört ve pantolon olsun."dedi.
Sonra bedenini söyledi.
"Tamam."
Telefon kapandı.
Mağazaları dolaşırken bir vitrinde güzel bir elbise gördüm.
İstemsizce onu o elbisenin içinde hayal ettim.
Tişört ve pantolonları aldıktan sonra elbiseyi de satın almaya karar verdim.
Akşam eve vardığımda kapıyı çaldım.
Daha kapı açılmadan içeriden gelen yemek kokuları burnuma ulaştı.
Kapı açıldı.
Karşımda Mihra vardı.
Şaşkınlıkla içeri baktım.
"Sen yemek mi yaptın?"
Kaşlarını kaldırdı.
"Evet."
"Yapamaz mıyım?"
"Yaparsın da..."
"Zehirlemezsin değil mi beni?"
dedim sırıtarak.
Gözlerini devirdi.
"İçine fare zehri koydum."
"Tüh."
"Yakalandım."
Kahkaha attım.
Mihra kapıyı açıp geri çekildi.
"Hadi geç içeri."
"Yemekler soğumadan."
"Acıktım zaten."
"Tamam."
"Ellerimi yıkadıktan sonra masayı kurmana yardım edeyim."
Birlikte masayı hazırladık.
Mihra sarmaları masaya koyunca tekrar sordum.
"Yemeklerde zehir yok değil mi?"
Bu sefer bana sert sert baktı.
"Bana bak komutan."
"Bir daha sorarsan gerçekten zehirlerim."
"Hatta bu yemekleri kafandan aşağı dökerim."
Ellerimi kaldırdım.
"Tamam tamam."
"Şaka yaptım."
Sonra masadaki yemeklere baktım.
"Bu arada..."
"Gerçekten çok güzel kokuyor."
"Eline sağlık."
Bu sefer yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Yemekleri yedikten sonra masayı birlikte topladık.
"Kahve mi, çay mı?" diye sordu.
"Kahve yapmayı biliyor musun?" dedim.
Kaşlarını kaldırdı.
"Tabii ki biliyorum. Nasıl içersin?"
"Bol köpüklü olsun."
"Tamam. Sen otur, hazırlayıp geliyorum."
Mutfak tarafına giderken onu izledim.
Şaşkındım.
Örgüte kök söktüren, dağlarda tek başına yaşayan o kız şimdi mutfakta bana kahve hazırlıyordu.
Sanki normal bir hayatı varmış gibi...
Birkaç dakika sonra elinde kahvelerle geri döndü.
Kupayı önüme bırakınca gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
Tam o sırada aklıma geldi.
"Az daha unutuyordum."
Yanımdaki poşetleri uzattım.
"Al, bunlar senin daha fazla böyle dolanma etrafta. Umarım olurlar."
Gözlerini devirdi, poşetleri aldı.
"Ne kadar tuttu?"
"Ne?"
"Kıyafetler. Parasını vereyim kimseye borçlu kalmayı sevmem ben."
Kaşlarımı çattım.
"Gerek yok."
" Var."
" Yok dedim Mihra."
"Ama—"
"Mihra."
Ses tonum biraz sertleşmişti.
"Gerek yok dedim."
Bir süre daha itiraz etmeye çalıştı ama sonunda pes etti.
Gülümseyerek başımı salladım.
"Eee?"
"Ne eee?"
"Denesene."
Gözlerini devirdi.
" Şimdi mi?"
"Evet hadi."
"Of..."
Kahvesini eline aldı.
"Bekle."
Poşetlerle birlikte odaya geçti.
GÖLGE-
Poşetleri elime alıp oflayarak odaya geçtim.
"Elimde kalacaksın komutan..." diye söylendim kendi kendime.
Kapıyı kapatıp poşetlerin içini karıştırmaya başladım.
Tişört ve pantolon
Tam bedenimdi.
"Hm..."
İstemeden de olsa doğru seçmişti.
Tam kıyafetleri kenara koyacakken poşetin dibinde başka bir paket fark ettim.
Kaşlarımı çatarak açtım.
İçinden bir elbise çıktı.
Gözlerim büyüdü.
"Bu da ne şimdi?"
Elbiseye birkaç saniye baktım.
Güzeldi...
Hatta çok güzeldi.
Ama benim tarzım değildi
kıyafetleri giydim sonra aldığı elbiseyle beraber salona geçtim.
Oğuzhan beni görünce başını kaldırdı.
"Bak işte. Tam olmuş."
Elbiseyi havaya kaldırdım.
"Peki bu ne?"
Oğuzhan'ın yüzünde suçüstü yakalanmış bir ifade oluştu.
"Senin için aldım."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Benim için mi?"
"Evet."
"Beğenmedin mi?"
Elbiseye tekrar baktım.
" Ben böyle şeyler giymem tarzım bile değil."
Oğuzhan sırıttı.
"Denesene belki tarzın olur."
Gözlerimi devirdim.
"Komutan..."
"Bir kere dene."
"Hayır."
"Bir kere."
"Hayır."
"Bir kez."
"Israr etmeyi bırak."
Oğuzhan kollarını bağladı.
"Ben vazgeçmem."
Derin bir nefes verdim.
Başımı iki yana salladım.
"Baş belasısın sen."
"Teşekkür ederim."
"Bu iltifat değildi."
"Ben öyle kabul ettim."
İstemsizce güldüm.
O da gülümsedi.
Ve ilk kez...
"Denemiyorum boşuna bekleme."dedim.
Oğuzhan pes edip salonda televizyon izlerken ben tekrar odaya geçtim.
Kapıyı kapatıp yatağın üzerindeki elbiseye baktım.
Elime aldım.
Birkaç saniye düşündüm.
Sonra derin bir nefes verdim.
"Bir kere denemekle bir şey olmaz."
Birkaç dakika sonra aynanın karşısında duruyordum.
Kendime baktım.
Garip hissettiriyordu.
Sanki aynadaki kişi ben değildim.
Kendimi böyle görmek alışık olduğum bir şey değildi ama çok güzeldi tam üzerime oturmuştu.
Tam elbiseyi çıkarmayı düşünüyordum ki kapı çaldı.
"Mihra?"
Donup kaldım.
"Ne var?"
"Sessizsin ne oldu.?"
"İyiyim."
"Kapıyı aç."
"Hayır."
Salondan kahkaha sesi geldi.
"Neden?"
"Çünkü hayır."
Şüphelenmişti.
Bunu sesinden anlayabiliyordum.
"Mihra..."
"Git başımdan."
"Elbiseyi mi giydin?"
Gözlerimi kapattım.
Lanet olsun.
"Git buradan komutan."
Kapının diğer tarafından bastırmaya çalıştığı bir gülme sesi geldi.
"Demek giydin."
Kapıyı hızla açtım.
"Bir kelime daha edersen—"
Cümlem yarıda kaldı.
Oğuzhan'ın yüzündeki ifade bir anda değişmişti.
Birkaç saniye bana baktı.
Bu sefer şaka yapmıyordu.
Gerçekten şaşırmıştı.
hafifçe gülümsedi.
"Ç-çok güzel olmuş."
"Komutan."
"Hem de çok."
Yüzümü başka tarafa çevirdim.
"utandın mı?"
"Hayır utanmıyorum."
"Yanakların kızardı."
"Kızarmadı "
Oğuzhan bir adım bana doğru yaklaştı.
