37. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE36.BÖLÜM
Bölümler 52Şu an: 36.BÖLÜM
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime · Okuduğun bölüm
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aradan birkaç gün daha geçmişti.
Tim yavaş yavaş tamamlanıyordu.
Sabah karargâha gelir gelmez yine Albay'ın odasına çağrıldım.
Kapıyı çalıp içeri girdim.
Albay masanın üzerindeki dosyayı kapattı.
"Gel Oğuzhan."
İçeride iki asker daha ayakta bekliyordu.
Albay bana dönüp konuşmaya başladı.
"Tim için iki personelimiz daha geldi."
İlk askeri gösterdi.
"Üsteğmen Barış Korkmaz."
"Elektronik harp ve insansız hava araçları uzmanı."
Barış bir adım öne çıkıp asker selamı verdi.
"Üsteğmen Barış Korkmaz."
"Emrinizdeyim komutanım."
Başımı hafifçe salladım.
"Aramıza hoş geldiniz Üsteğmen."
"Sağ olun komutanım."
Albay ikinci askeri gösterdi.
"Astsubay Mert Yalçın."
"Yakın koruma ve ağır silah sistemleri uzmanı."
Mert de asker selamı verdi.
"Astsubay Mert Yalçın."
"Emrinizdeyim komutanım."
"Hoş geldiniz."
"Teşekkür ederim komutanım."
Albay masanın üzerindeki dosyayı bana uzattı.
"Bir personelimiz daha kaldı."
Dosyaya göz gezdirdim.
İsim kısmı kapalıydı.
"Ne zaman katılacak komutanım?"
"Kesin bir tarih yok."
"Ama çok yakında burada olacak."
"Son personel de geldikten sonra eğitim resmen başlayacak."
Başımı salladım.
"Anlaşıldı komutanım."
Tam ayağa kalkacakken Albay tekrar konuştu.
"Şunu söyleyebilirim..."
"Gelecek personel oldukça başarılı."
"Şimdiye kadar aldığı bütün eğitimleri üstün başarıyla tamamlamış."
"Disiplini konusunda da referansları oldukça iyi."
Dosyayı masaya bıraktım.
"Açıkçası kim olduğu benim için önemli değil komutanım."
"Buraya gelen herkes aynı eğitimi alacak."
"Kim olursa olsun kurallara uymak zorunda."
Albay hafifçe gülümsedi.
"Bu cevabı vereceğini biliyordum."
"Şimdi git hazırlıkları tamamla."
"Emredersiniz komutanım."
Asker selamı verip odadan çıktım.
Koridorda yürürken aklımda sadece kurulacak tim vardı.
Kurulacak tim için her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülüyordu.
İlk iş eğitim alanını hazırlamaya başladık.
Parkurlar tek tek kuruldu.
Atış poligonları kontrol edildi.
Yakın muharebe alanı düzenlendi.
Engel parkurları tamamlandı.
Ekipmanlar eksiksiz şekilde yerlerine yerleştirildi.
Tim odası...
Lojmanlar...
Brifing salonu...
Her şey titizlikle hazırlanıyordu.
Günler yoğun bir tempoda geçti.
Ve bir gün sonra...
Bütün hazırlıklar tamamlanmıştı.
Artık geriye tek bir şey kalmıştı.
Son personelin gelmesi...
Kim olduğunu bilen tek kişi Albay'dı.
Biz ise eğitim alanında onu bekliyorduk.
Bir süre sonra Albay eğitim alanına geldi.
Hepimiz aynı anda asker selamı verdik.
"Rahat!"
Albay birkaç adım öne çıktı.
Bakışlarını tek tek üzerimizde gezdirdi.
"Bugünden itibaren hiçbiriniz sıradan bir asker olmayacaksınız."
"Devletin en kritik görevlerinde yer alacaksınız."
"Girilmeyen mağaralara gireceksiniz."
"Çıkılmayan dağlara çıkacaksınız."
"Gerektiğinde sınır ötesinde tek başınıza kalacaksınız."
"Ama hiçbir zaman devletinizi ve birbirinizi yalnız bırakmayacaksınız."
Kısa bir an sustu.
Sonra tok bir sesle konuştu.
"Bu timin artık bir adı var."
Hepimiz dikkat kesildik.
Albay dosyayı kapattı.
"Bugünden itibaren bu birliğin adı..."
"Kutay Timi."
Sessizlik oldu.
Albay konuşmasına devam etti.
"Kutay Timi..."
"Devletin en seçkin personellerinden oluşacak."
"Bu tim başarısız olmayı kabul etmeyecek."
"Ve komutanınız..."
"Yüzbaşı Oğuzhan Demir."
"Bu saatten sonra vereceği her emir, benim emrimdir."
"Disiplinden asla taviz istemiyorum."
"Kutay Timi'nin adı, görevleriyle anılacak."
Ben pür dikkat Albay'ı dinliyordum.
Tam o sırada eğitim alanının girişinde bir araç durdu.
Albay hafifçe gülümsedi.
"Ve..."
"Kutay Timi'nin son personeli de geldi."
İstemsizce başımı eğitim alanının girişine çevirdim.
Siyah askerî araç yavaşça durdu.
Kapısı açıldı.
Araçtan bir asker indi.
Kamuflaj üniforması kusursuzdu.
Adımları kendinden emindi.
Hiç acele etmeden bize doğru yürüdü.
Albay'ın birkaç adım önünde durdu.
Asker selamı verdi.
Ardından kamuflaj şapkasını çıkarıp sol kolunun altına aldı.
"Üsteğmen Mihra..."
"Kara Kuvvetleri Komutanlığı Keskin Nişancı Uzmanı."
"Kutay Timi emrine katılmak üzere geldim komutanım."
O ses...
Başını kaldırdığı an...
Zaman sanki durdu.
Nefesim boğazımda düğümlendi.
Karşımda duran kişi...
Beş aydır her yerde aradığım...
Bir not bırakıp çekip giden...
Mihra'ydı.
Gözlerime inanamadım.
Albay, Mihra'nın selamını aldı.
"Hoş geldiniz Üsteğmen."
"Teşekkür ederim komutanım."
"Yerine geçebilirsin."
"Emredersiniz komutanım."
Mihra asker selamını bozdu.
Kararlı adımlarla yürüyüp timin yanındaki yerini aldı.
Yüzünde en ufak bir duygu yoktu.
Sanki beş ay önce çekip giden kişi o değildi.
Albay son kez hepimize baktı.
"Artık hepiniz buradasınız."
"Kutay Timi resmen kurulmuştur."
"Yarın sabah itibarıyla eğitimler başlayacak."
"Bu timi sizden daha iyi tanıyacak kimse olmayacak."
Sonra bakışlarını bana çevirdi.
"Hadi Yüzbaşı..."
"İş sende."
Başımı hafifçe salladım.
"Emredersiniz komutanım."
Albay arkasını dönerek eğitim alanından uzaklaştı.
Bir anlık sessizlik oldu.
Bütün gözler...
Üzerimdeydi.
Ama benim gözlerim...
Sadece Mihra'daydı.
Hâlâ gözlerimi Mihra'dan ayıramıyordum.
Beş ay...
Tam beş ay sonra...
Karşımdaydı.
Ama yüzünde en ufak bir duygu yoktu.
Sanki beni hiç tanımıyormuş gibiydi.
İçimde kopan fırtınayı belli etmemeliydim.
Artık ben sadece Oğuzhan değildim.
Kutay Timi'nin komutanıydım.
Derin bir nefes alıp timin önüne geçtim.
"Rahat."
Herkes hazır oldan çıktı.
Bakışlarımı tek tek üzerlerinde gezdirdim.
"Bugünden itibaren aynı timdesiniz."
"Bu timde bahane yok."
"Ayrıcalık yok."
"Hata yapma lüksünüz de yok."
"Yarın sabah saat 06.00'da eğitim alanında eksiksiz hazır olacaksınız."
"Bir dakika bile geç kalan olursa..."
"Cezasını bütün tim çeker."
Kimse tek kelime etmedi.
Herkes dimdik duruyordu.
Son kez timi süzdüm.
Gözlerim istemsizce Mihra'da durdu.
O ise...
Karşısında komutanı varmış gibi dimdik duruyor...
Bakışlarını bir an bile bana çevirmiyordu.
"Dağılabilirsiniz."
"Emredersiniz komutanım!"
Herkes aynı anda asker selamı verdi.
Arkasını dönüp dağılmaya başladılar.
Ben ise...
Olduğum yerde kalmıştım.
Mihra da hiçbir şey söylemeden diğerlerinin arasına karışıp uzaklaştı.
Doğruca odama geçtim.
Kapıyı kapatır kapatmaz derin bir nefes verdim.
Aklım hâlâ eğitim alanındaydı.
Mihra...
Gerçekten karşımdaki kişi Mihra'ydı.
Beş ay boyunca onu aramıştım.
Yaşıyor mu, başına bir şey mi geldi diye gecelerce düşünmüştüm.
Sonra karşıma çıkmıştı...
Ama bambaşka biri olarak.
Artık sadece Gölge değildi.
Üsteğmen Mihra...
Kutay Timi'nin keskin nişancısıydı.
Masama oturdum.
Ellerimi yüzüme kapattım.
Hâlâ inanamıyordum.
"Bunu bana nasıl yaptın..."
diye mırıldandım.
Tek kelime etmeden gitmişti.
Arkasında sadece küçücük bir not bırakmıştı.
Ben ise aylarca onu aramıştım.
Şimdi ise...
Hiçbir şey olmamış gibi karşıma çıkmıştı.
Üstelik artık yalnız da değildi.
Benim komuta edeceğim timde...
Bir asker olarak görev yapacaktı.
İçimde tarif edemediğim bir öfke vardı.
Ama o öfkenin altında...
Hâlâ cevap bulamadığım onlarca soru yatıyordu.
Neden gitmişti?
Beş ay boyunca neredeydi?
Neden askerliğe katılmıştı?
Ve en önemlisi...
Neden bana tek kelime bile etmemişti?
Başımı koltuğun arkasına yasladım.
"Görüşeceğiz Mihra..."
diye fısıldadım.
"Ve bana bütün cevapları vereceksin."
Bölüm etkileşimi
