48. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE47. Bölüm
Bölümler 52Şu an: 47. Bölüm
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime · Okuduğun bölüm
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
OĞUZHAN -
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bütün karargâh ayaktaydı.
Bugün...
Hiçbirimiz için sıradan bir gün değildi.
Tören alanına çıktığımda herkes çoktan yerini almıştı.
Kutay Timi tek sıra hâlinde dimdik duruyordu.
Ama hiçbirimizin yüzünde en ufak bir ifade yoktu.
Mert'in naaşı...
Türk bayrağına sarılı tabutuyla tören alanının tam ortasındaydı.
Bir köşede askerî bando hazır bekliyordu.
Albay ağır adımlarla tabutun yanına geldi.
Kısa bir süre sessiz kaldı.
Sonra tok bir sesle konuşmaya başladı.
"Bugün..."
"Vatan uğruna canını hiç düşünmeden feda eden kahraman bir evladımızı uğurluyoruz."
"Astsubay Mert..."
"Silah arkadaşını kurtarmak için kendi canını ortaya koydu."
"Görevini son nefesine kadar yerine getirdi."
"Bizler onu yalnızca bir asker olarak değil..."
"Cesaretiyle, neşesiyle ve yüreğiyle hatırlayacağız."
Hepimiz sessizce dinliyorduk.
Albay sözlerini bitirince askerler yavaşça tabutu omuzlarına aldı.
Bando İstiklâl Marşı'nı çalmaya başladı.
Hepimiz aynı anda asker selamı verdik.
Gözlerim...
Tabuttan bir an bile ayrılmıyordu.
Bir eksilmiştik.
Kutay Timi artık altı kişiydi.
İstiklâl Marşı bittikten sonra şehidimizin naaşı cenaze aracına taşındı.
Araç hareket etmeye hazırlanırken...
arkasından sessizce seslendim.
"Rahat uyu Mert..."
"Gözün arkada kalmasın."
"Bu tim..."
"Bu vatan için elinden geleni yapacak."
Yanımda duran Yiğit sessizce,
"Ruhu şad olsun..."
diye fısıldadı.
Barış başını öne eğmişti.
Alp gözyaşlarını gizlemek için yüzünü başka tarafa çevirmişti.
Aleyna sessizce ağlıyordu.
Mihra ise...
Hiç ağlamıyordu.
Sadece cenaze aracının uzaklaşmasını izliyordu.
Ama o sessizliğin...
İçindeki fırtınayı hepimiz hissedebiliyorduk.
Cenaze aracı karargâhtan ayrıldıktan sonra tören alanında derin bir sessizlik oluştu.
Albay bize döndü.
"Şehidimize olan borcumuz..."
"Vatanımıza hizmet ederek ödenecek."
"Dağılabilirsiniz."
Kimse hemen hareket etmedi.
Hepimiz birkaç saniye daha boş kalan tören alanına baktık.
Sonra sessizce dağıldık.
Koğuşa girdiğimizde kimsenin konuşacak hâli yoktu.
Barış derin bir nefes verdi.
"Mert olsa şimdi..."
"Yine çok konuşurdu bizi güldürürdü."
Yiğit buruk bir gülümsemeyle başını salladı.
"Kesin."
"'Uşaklar çaylar benden.' derdi."
Alp sessizce " hepsi benim yüzümden oldu " diyordu.
Yiğit sinirle " kes sesini senin yüzünden olmadı toparla kendini ." Diye bağırdı
"Alp toparlan aslanım mert seni böyle görmek istemezdi."dedim.
Aleyna gözlerini kaçırdı.
"Yokluğuna nasıl alışacağız.."
Kimse cevap vermedi.
Mihra sessizce koğuştan çıktı.
Bunu ilk fark eden bendim.
Nereye gittiğini söylemeden uzaklaşıyordu.
İçimde yine aynı his oluştu.
"Yine tek başına..."
Hiç ses etmeden birkaç saniye bekledim.
Sonra ben de peşinden çıktım.
Mihra karargâhtan çıktı.
Bu kez peşinden giderken çok daha dikkatliydim.
Ne kuru dallara bastım...
Ne de en ufak bir ses çıkardım.
Beni fark etmemeliydi.
Yaklaşık on dakika yürüdükten sonra şehrin eski taraflarına geldi.
Mihra, tek katlı, dışarıdan bakıldığında yıllardır kullanılmıyormuş gibi görünen eski bir evin önünde durdu.
Önce sağ tarafına baktı.
Sonra soluna...
Ardından arkasını kontrol etti.
Kimsenin olmadığından emin olunca cebinden küçük bir anahtar çıkardı.
Kapıyı açıp içeri girdi.
Kapı tekrar sessizce kapandı.
Olduğum yerden evi izlemeye devam ettim.
"Burada ne işin var Mihra?"
İçimdeki şüphe artık iyice büyümüştü.
Birkaç dakika daha bekledim.
Sonra sessizce eve yaklaştım.
Kapıyı denedim.
Kilitliydi.
Pencereleri tek tek kontrol ettim.
Hepsi içeriden kapatılmıştı.
Evin arka tarafına geçtiğimde eski bir pencere vardı biraz zorlayıp açtım
Yavaşça pencereyi biraz daha araladım.
En ufak bir gıcırtı bile çıkarmamaya çalışıyordum.
Sessizce içeri girdim.
Bulunduğum oda boştu.
Eski eşyalar, üzeri örtülü birkaç mobilya...
Ve kalın bir toz tabakası...
Ama ev boş değildi.
Koridorun sonundaki odadan boğuk bir ses geliyordu.
Dikkatlice ilerledim.
Kapıya birkaç adım kala...
Duyduğum sesle olduğum yerde durdum.
Mihra...
Ama sesi onun sesi değildi.
Tıpkı operasyonlarda kullandığı gibi...
Sesini değiştirmişti.
Telsizle biriyle konuşuyordu sesini tam duyamıyordum
Ne konuşuyordu?
Kiminle konuşuyordu?
Artık daha fazla bekleyemedim.
Kapıyı sertçe iterek içeri girdim.
Mihra irkilir irkilmez refleksle belindeki silaha uzandı.
Ama beni görünce eli havada kaldı.
Gözleri şaşkınlıkla açıldı.
"Komutan..."
"Sen burada ne arıyorsun?"
Sesi hazırlıksız yakalanmış gibiydi.
Kapıyı arkamdan kapattım.
Gözlerimi ondan bir an bile ayırmadan yavaşça konuştum.
"Asıl ben sana aynı soruyu soracağım, Mihra."
"Sen burada ne yapıyorsun?"
"Burası da neresi böyle?"
Birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra yüzündeki şaşkınlık yerini her zamanki soğukkanlı ifadeye bıraktı.
"Seni ilgilendirmez."
"Burası karargâh değil."
"Dışarıda bana hesap sorma hakkın yok."
Çenem istemsizce kasıldı.
"Konumuz bu mu Allah aşkına?"
"Yine bir şey saklıyorsun."
"Arşiv odası..."
"Gece yarısı ortadan kaybolmaların..."
"Telefonuna gelen gizemli mesajlar..."
"Şimdi de burası."
" Fark etmiyor muyum sanıyorsun yeter artık."
Bir adım daha yaklaştım.
"Ne oluyor bana anlat."
Mihra gözlerini kaçırmadan bana baktı.
"Git buradan."
"Sana söyleyecek hiçbir şeyim yok."
Sabrım tamamen tükenmişti.
Kolunu tuttum .
Sesim istemsizce yükseldi.
"Mihra!"
"Yeter artık!"
"Sürekli yalan söylüyorsun."
"Sürekli benden bir şeyler saklıyorsun."
"Kimlerle görüşüyorsun?"
"Bu ev ne?"
"Konuş!"
"Olan biteni bana anlatmadan buradan çıkmana izin vermeyeceğim!"
Mihra derin bir nefes aldı.
Başını hafifçe eğdi.
Sonra tekrar bana baktı.
Dudaklarının kenarında acı bir tebessüm belirdi.
"Çok mu merak ediyorsun komutan?"
"Gerçekten öğrenmek istiyor musun?"
"Çünkü öğreneceğin şey..."
"Hayatını tamamen değiştirecek."
Kaşlarımı çattım.
"Konuş artık be kadın!"
"Konuş!"
Mihra -
Derin bir nefes aldım.
Kaçacak yerim kalmamıştı.
Başımı yavaşça kaldırıp gözlerinin içine baktım.
"Gel..."
"Şöyle otur komutan."
"Çünkü anlatacaklarım ayakta dinlenecek şeyler değil."
Oğuzhan birkaç saniye bana baktı.
Sonra ağır adımlarla karşımdaki sandalyeye oturdu.
Kollarını göğsünde birleştirmişti.
"Seni dinliyorum."
Gözlerimi birkaç saniye kapattım.
"Hatırlıyor musun..."
"Hastanede yattığın günleri?"
Oğuzhan'ın kaşları çatıldı.
"Ne demek istiyorsun?"
Acı bir tebessüm ettim.
"Seni o halde görünce..."
"İçimde bir şey koptu."
"Sana bunu yapanların kampını buldum."
"Tek başıma girdim."
"Yaktım..."
"Yıktım..."
"Karşıma çıkan hiç kimseyi sağ bırakmadım."
Oğuzhan olduğu yerde dondu.
"Çünkü..."
"Sana bunu yapanların yaşamasına dayanamadım."
Sesim titriyordu.
"Senin canın yandığında..."
"Benim de canım yandı."
Oğuzhan bana bakmaya devam ediyordu.
Gözlerinin içine baktım.
Artık saklayacak hiçbir şeyim kalmamıştı.
"Çünkü seni seviyorum Oğuzhan."
"Öyle böyle değil..."
"Senin kılına zarar gelmesin diye dünyayı yakacak kadar seviyorum."
"Ve yaktım da."
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
Birkaç saniye sonra Oğuzhan kısık bir sesle konuştu.
"Madem beni bu kadar seviyordun..."
"Neden gittin?"
"Neden beni yalnız bıraktın o hasta köşelerinde?"
Başımı hızla iki yana salladım.
"Hayır..."
"Seni hiç yalnız bırakmadım."
"Sen öyle sandın."
"Dışarıdan baktığında ben yoktum."
"Ama her gece..."
"Her gece gizlice hastaneye geldim."
"Kimse beni tanımasın diye kılık değiştirdim."
"Odana girdim."
"Bir süre seni izledim."
"İyi olduğundan emin oldum."
"Sonra yine sessizce çıktım."
"Dokunamadım..."
"Çünkü dokunsaydım..."
"Gitmeyi başaramazdım."
"Hatta..."
"Sen hastaneden taburcu olduğunda bile..."
"Her gün seni uzaktan izledim."
"Beni ararken..."
"Sokak sokak dolaşırken..."
"Ben hep oradaydım."
"Sen fark etmedin."
"İstediğim tek şey..."
"İyi olduğunu görmekti."
Oğuzhan gözlerini bir an olsun benden ayırmıyordu.
Sesinde kırgınlık vardı.
"Madem hep yanımdaydın..."
"Neden?"
"Neden ortaya çıkmadın?"
"Neden beni yalnız bıraktın?"
"Ve bu askerlik..."
"Bütün bunların içinde neyin nesi?"
Başımı eğdim.
Derin bir nefes aldım.
Başımı eğdim.
Derin bir nefes aldım.
"Çünkü..."
"Bir amacım vardı."
"Ve o amacı gerçekleştirmeden karşına çıkamazdım."
Oğuzhan kaşlarını çattı.
"Nasıl bir amaç?"
Başımı iki yana salladım.
"Bunu sana söyleyemem."
"Henüz değil."
Oğuzhan bir anda ayağa kalktı.
"Yine aynı şey!"
"Yine sırlar..."
"Yine benden bir şeyler saklıyorsun!"
Sakinliğimi bozmadan ona baktım.
"Sana yalan söylemek istemiyorum."
"Ama gerçeği de anlatamam."
"Çünkü bu sadece benim hayatımı değil..."
"Senin hayatını da ilgilendiriyor."
"söyle artık umrumda değil dinliyorum söyle bakın."diye bağırdı
"Peki madem öğrenmek istiyorsun iyi dinle o zaman!"dedim.
🫣....GELECEK BÖLÜMÜ BEKLEYİN...🫣
Bölüm etkileşimi
