42. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE41. Bölüm
Bölümler 52Şu an: 41. Bölüm
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime · Okuduğun bölüm
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
OĞUZHAN-
Birkaç saniye boyunca sadece birbirimize baktık.
Ormanın içindeki çatışma tamamen sona ermişti.
İçimdeki öfke hâlâ dinmemişti.
Derin bir nefes alıp gözlerimi Mihra'dan ayırmadan konuştum.
"Bu konu karakola dönünce tekrar konuşulacak."
"Bir daha emrimi hiçe sayarsan..."
"Sonuçlarına da katlanırsın."
Sonra başımı çevirip timime baktım.
"Yaralı var mı?"
Yiğit hemen cevap verdi.
"Hayır komutanım."
Barış çevreyi kontrol ederek,
"Bölge güvenli."
dedi.
Alp, büyükelçinin yanından seslendi.
"Komutanım."
"Büyükelçi hazır."
"İntikale başlayabiliriz."
Başımı salladım.
"Tamam."
"Kutay Timi!"
"Geri çekiliyoruz."
"Herkes bulunduğu düzeni bozmasın."
"Kimse tek başına hareket etmeyecek."
Son cümleyi söylerken gözlerim tekrar Mihra'yı buldu.
O ise hiçbir şey söylemeden tüfeğini omzuna astı.
Bakışlarını benden kaçırdı.
Ama yüzündeki inat...
Hâlâ olduğu yerde duruyordu.
Helikoptere bindiğimiz andan itibaren içeriyi derin bir sessizlik kapladı.
Motorların uğultusundan başka hiçbir ses duyulmuyordu.
Herkes yorgundu.
Görev başarıyla tamamlanmıştı.
Büyükelçiyi sağ salim kurtarmıştık.
Ama...
Şehmus yine kaçmıştı.
Bakışlarım istemsizce Mihra'ya kaydı.
Cam kenarında oturuyordu.
Başını dışarı çevirmiş, karanlığı izliyordu.
Sanki birkaç dakika önce yaşananlar hiç olmamış gibiydi.
Bu tavrı sinirimi daha da artırıyordu.
Bir asker...
Emri sorgulayabilir.
Fikrini söyleyebilir.
Ama emri çiğneyemezdi.
Hele ki operasyon sırasında...
Asla.
Yaklaşık kırk dakika sonra üsse indik.
Helikopterden iner inmez Albay bizi karşıladı.
"Büyükelçi güvende mi?"
" Evet komutanım sağ salim getirildi.
Ardından hepimize baktı.
"Herkes dinlensin."
"Yarın sabah operasyon değerlendirmesi yapacağız."
"Dağılabilirsiniz."
"Emredersiniz komutanım."
Herkes yavaş yavaş bulunduğu yerden ayrılmaya başladı.
Tam Mihra da uzaklaşacakken seslendim.
"Mihra."
Durdu.
Yavaşça bana döndü.
"Komutanım."
"Sen benimle geliyorsun."
Yüzünde en ufak bir şaşkınlık bile oluşmadı.
Sadece kısa bir baş hareketi yaptı.
"Emredersiniz komutanım."
Diğerleri meraklı bakışlarla bize bakıyordu.
Ama hiçbiri tek kelime etmedi.
Mihra arkamdan sessizce yürümeye başladı.
Bu konuşma...
Yarım kalmayacaktı.
MİHRA-
Sessizce Oğuzhan'ın arkasından yürüdüm.
Koridor boyunca ikimiz de tek kelime etmedik.
Odasının kapısını açtı.
İçeri girmemi bekledi.
Kapı kapanır kapanmaz daha onun konuşmasına fırsat vermeden ben söze girdim.
"Demek intikamını böyle alıyorsun."
Kaşlarını çattı.
"Ne demek istiyorsun?"
"Benimle herkesin içinde o şekilde konuşarak."
"Rencide ederek."
"Böyle mi komutanlık yapıyorsun böyle mi acısını çıkarıyosun?"
Oğuzhan bir adım yaklaştı.
Yüzündeki sert ifade zerre değişmedi.
"Ben emirlerimi dinlemeyen herkese aynı şekilde davranırım."
"Kim olduğunun hiçbir önemi yok."
"Operasyon sırasında kendi başına hareket edemezsin."
"Tek başına verdiğin bir karar bütün timin hayatına mal olabilirdi."
Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Ben görevimi yaptım."
"Sadece Şehmus'u kaçırmak istemedim."
"Emir dinlemedin."
diye sözümü kesti.
"Madem asker olmayı seçtin..."
"O zaman emirlerime harfiyen uyacaksın yoksa..."
Ses tonu daha da sertleşti.
Alaycı bir tebessümle başımı hafifçe eğdim.
"Yoksa ne komutan?"
"Askerlikten mi atırırsın beni?"
Hiç tereddüt etmedi.
"Gerekirse evet."
"Bu ilk ve son uyarım."
"Duydun mu beni?"
Ellerimi yumruk yaptım.
Tırnaklarım avuçlarımın içine batıyordu.
Ama tek kelime etmedim.
Başımı kısa bir şekilde salladım.
"Anlaşıldı komutanım."
Arkamı dönüp kapıyı açtım.
Bir saniye bile daha o odada kalmak istemiyordum.
Koridora çıkar çıkmaz derin bir nefes aldım.
Öfkeden bütün vücudum titriyordu.
Lojmanlara doğru yürürken timdekilerin beni beklediğini gördüm.
Mert hemen yanıma geldi.
"İyi misin?"
"İyiyim."
"Merak etmeyin."
Alp kaşlarını çattı.
"Nasıl merak etmeyelim?"
"Komutan çok sert konuştu."
"Bir dahaki sefere daha dikkatli ol Mihra."
Zoraki bir gülümseme oluşturdum.
"Olur."
"Teşekkür ederim."
"Sadece uyardı."
"Büyütülecek bir şey yok."
Tam ayrılacakken Alp tekrar seslendi.
"Gel."
"Yemek yiyelim, sonra geçersin."
Başımı iki yana salladım.
"Canım istemiyor."
"Size afiyet olsun."
Kimsenin cevap vermesini beklemeden lojmana girdim.
Kapıyı kapatır kapatmaz sırtımı kapıya yasladım.
Gözlerimi sıkıca kapattım.
İçimdeki öfke dinmek bilmiyordu.
Herkesin içinde bana bağırması...
En çok da bu zoruma gitmişti.
Bir süre öylece kaldım.
Sonra yavaşça pencereye yürüdüm.
Perdeyi araladım.
Tam o sırada aşağıda iki kişiyi gördüm.
Oğuzhan...
Ve Aleyna...
Aleyna kahkahalar atarak bir şeyler anlatıyor...
Oğuzhan ise onu dinliyordu.
İçimde tarif edemediğim garip bir his oluştu.
"Ne güzel..."
diye mırıldandım alaycı bir tebessümle.
"Az önce bana bağıran komutan..."
"Şimdi gayet keyfi yerinde."
Perdeyi biraz daha araladım.
Aşağıda hâlâ konuşuyorlardı.
Aleyna heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatıyordu.
Bir ara Aleyna güldü.
Oğuzhan da istemsizce hafifçe gülümsedi.
Başımı iki yana salladım.
Perdeyi sertçe kapattım.
"Beni ilgilendirmez."
"Unutma Mihra unutma seni ilgilendirmez."
"Kiminle konuşursa konuşsun."
Ama bunu söylerken bile...
İçimde oluşan huzursuzluğu bastıramıyordum.
Tam yatağa uzanmıştım ki kapım çaldı.
"Tak tak."
İç çekerek ayağa kalktım.
Kapıyı açınca karşımda Alp'i gördüm.
Elinde bir tabak vardı.
"Selam müsait miydin yemek yemedin içimde kaldı ."
"O yüzden sana getirdim."
İstemsizce gülümsedim.
"Tabi müsaitim gel buna gerek yoktu."
Alp omuz silkti.
"Yok ben gelmiyim aç kalmana göz yumamazdım ."
"Bugün hepimiz yorulduk."
"Komutan da çok gergindi."
Sessizce tabağı elime aldım.
"Sağ ol."
Alp birkaç saniye sustu.
Sonra ciddi bir ifadeyle konuştu.
"Mihra..."
"Operasyonda yaptığın şey cesurdu."
"Ama çok riskliydi."
"Eğer sana bir şey olsaydı..."
Cümlesini yarıda bıraktı.
Ben sadece başımı eğdim.
"Biliyorum."
Alp hafifçe gülümsedi.
"Tamam."
"Dinlen biraz."
"Yarın yine uzun bir gün olacak."
Başımı salladım.
"İyi geceler."
"İyi geceler."
Kapıyı kapatıp masaya bıraktığı yemeğe baktım.
Canım hâlâ istemiyordu.
Ama birkaç lokma da olsa yemeye karar verdim.
Çünkü...
Yarın sadece yeni bir eğitim günü olmayacaktı.
Oğuzhan'la aynı timde geçireceğim yeni bir gündü.
OĞUZHAN-
Ertesi sabah erkenden Albay'ın makamındaydım.
Operasyonun genel değerlendirmesini yaptık.
Büyükelçinin sağ salim kurtarılması görevin başarıyla tamamlandığını gösteriyordu.
Şehmus'un kaçmış olması ise canımı sıkıyordu.
Albay dosyayı kapatıp bana baktı.
"Kutay Timi ilk operasyonundan başarıyla döndü."
"Büyükelçiyi sağ salim kurtarmanız önemliydi."
"Şehmus yine kaçmış olabilir."
"Ama er ya da geç onu da yakalayacağız."
Başımı hafifçe salladım.
"Emredersiniz komutanım."
Makamdan çıktıktan sonra doğruca eğitim alanına geçtim.
Sanki dün gece hiçbir şey yaşanmamış gibi eğitim yeniden başladı.
Koşular...
Engel parkurları...
Yakın muharebe...
Atış eğitimleri...
Saatler birbirini kovaladı.
Mihra da diğerleri gibi bütün eğitimleri eksiksiz tamamladı.
Ne bana tek kelime etti...
Ne de göz göze gelmeye çalıştı.
Akşam olduğunda eğitimi bitirdim.
"Bugünlük bu kadar."
"Herkes dinlensin."
"Yarın aynı saatte eğitim alanında olun."
"Emredersiniz komutanım."
Tim yavaş yavaş dağıldı.
Herkes lojmanlarına çekildi.
Ben de odama geçip üzerimi değiştirdim.
Yaklaşık bir saat sonra biraz temiz hava almak için dışarı çıktım.
Karargâh sessizdi.
Tam yürümeye başlamıştım ki...
Lojmanların önünde tanıdık birini gördüm.
Mihra...
Üzerinde askerî üniforma yoktu.
Sade günlük kıyafetleriyle tek başına karargâhın çıkışına doğru yürüyordu.
Kaşlarım istemsizce çatıldı.
"Bu saatte nereye gidiyor?"
diye mırıldandım.
Normalde umursamazdım.
Ama nedense...
İçimde açıklayamadığım bir merak oluştu.
Fark ettirmeden birkaç adım gerisinden yürümeye başladım.
Mihra karargâhtan biraz uzaklaştı.
Sokak lambalarının loş ışığının vurduğu, sessiz bir parkın önündeki banka oturdu.
Ben ise fark edilmemek için birkaç metre geride, ağaçların gölgesinde durdum.
Bakışlarımı bir an bile üzerinden ayırmıyordum.
Normal biri gibi davranmıyordu.
Sürekli etrafını kontrol ediyordu.
Önce sağ tarafına baktı...
Sonra soluna...
Ardından arkasını kontrol etti.
Sanki birini bekliyordu.
Kaşlarımı istemsizce çattım.
"Ne yapıyorsun sen Mihra?"
diye mırıldandım kendi kendime.
Dakikalar geçti.
O ise yerinden hiç kalkmadı.
Sadece etrafı dikkatle izlemeye devam etti.
İçimdeki şüphe giderek büyüyordu.
"Kesin bir şey saklıyor..."
"Ve ben bunun ne olduğunu öğreneceğim."
Ne pahasına olursa olsun...
Bu sırrın peşini bırakmaya hiç niyetim yoktu.
Bölüm etkileşimi
