18. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE17.Bölüm
Bölümler 52Şu an: 17.Bölüm
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kurşunu çıkarmam gerekiyordu.
Başka seçeneğim yoktu.
Ama bir sorun vardı.
Onu bayıltacak ilaç yoktu.
Normal şartlarda böyle bir yaraya müdahale
ederken ağrıyı azaltmak gerekirdi.
Ama elimde olanlarla idare etmek zorundaydım.
Gölge yarı baygın hâlde yatıyordu.
Yüzü solgundu.
Kan kaybetmişti.
Yanına oturdum.
"Gölge."
dedim.
Gözlerini güçlükle açtı.
"Birkaç dakika içinde canın çok yanacak."
"Dayanabilir misin?"
Bana baktı.
Sonra hafif gülümseyerek sessizce başını salladı.
"Alışığım."
dedi.
Sanki hava durumundan bahsediyordu.
Kaşlarım çatıldı.
"Bu normal bir şey değil."
Dudaklarının kenarı daha da kıvrıldı.
"Hadi çıkar kurşunu komutan."
"Çok konuşuyorsun."
Böyle bir durumda bile benimle uğraşıyordu.
Derin bir nefes aldım.
Sonra işe başladım.
Kurşunun olduğu bölgeyi temizledim.
Ve çıkarmaya çalıştım.
Normal bir insanın çığlık atacağı bir yaraydı.
Ama ondan ses çıkmıyordu.
Sadece çenesini sıkıyordu.
O kadar.
Dakikalar geçti.
Alnında terler oluşmuştu.
Ellerini yumruk yapmıştı.
Ama yine de tek bir şikâyet etmedi.
Bu inatçılık mıydı?
Yoksa alışkanlık mı?
Karar veremiyordum.
Sonunda kurşun çıktı.
Metal parçasını kenara bıraktım.
Derin bir nefes verdim.
"Bitti."
Yarayı temizleyip sarmaya başladım vücuduna
dikkat ettim eski yaraları vardı deli bu kız dedim .
Tam işi bitirmek üzereydim ki...
Zayıf bir ses duydum.
"Meraklı komutan."
Başımı kaldırdım.
Gözleri yarı kapalıydı.
Ama yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı.
"Ne?"
dedim.
"Hastanedeki kadın..."
"Çok aradın mı."
İnanamadım.
Bu hâlde bile benimle uğraşıyordu.
"Gölge."
"Ölümden dönüyorsun."
"Ve hâlâ dalga geçiyorsun."
Bu kez gülümsemesi biraz daha belirginleşti.
"Sen de hâlâ çok konuşuyorsun komutan."
Başımı iki yana salladım.
Gerçekten inanılmazdı.
Kan kaybetmişti.
Yaralıydı.
Ayakta duracak hâli bile yoktu.
Ama yine de son sözü söylemeye çalışıyordu.
Ve garip olan şey...
Bunu görmek içimi rahatlatmıştı.
Çünkü ne kadar sinir bozucu olursa olsun...
Demek ki iyi olacaktı.
Gölge bir süre daha direnmeye çalıştı.
Ama sonunda gözleri yavaşça kapandı.
Bu kez gerçekten uyumuştu.
Ya da bayılmıştı.
Nefesi düzensizdi.
Yüzü ateşten kızarmıştı.
Sessizce ayağa kalktım.
Bir kap su hazırlayıp temiz bir bezi ıslattım.
Sonra dikkatlice alnına bıraktım.
"İnatçı kadın..."
diye mırıldandım.
Kurşunu çıkarmıştım.
Ama tehlike henüz geçmiş değildi.
Enfeksiyon kapabilirdi.
Ateşi yüksekti.
Bir süre onu izledim.
Sonra telsizi elime aldım.
"Komutanım beni duyuyor musunuz?"
Birkaç saniye sonra albayın sesi geldi.
"Yüzbaşı?"
"Neredesin sen?
"Ne oluyor?"
"Askerler neden yalnız döndü?"
Derin bir nefes aldım.
"Komutanım..."
"Gölge vuruldu."
Karşı tarafta bir anda sessizlik oldu.
Sonra albayın sert sesi duyuldu.
"Ne dedin sen?"
"Gölge vuruldu komutanım."
"Durumu ağırdı."
"Birkaç gün gelemeyebilirim."
"Hastaneye götürmedim."
Albayın sesi bir anda yükseldi.
"Ne demek götürmedin?"
"Yüzbaşı sen ne yapıyorsun?"
Dudaklarımı sıktım.
"Bana söz verdirdi komutanım."
"Kimliğinin açığa çıkmasını istemedi."
Karşı taraftan derin bir nefes sesi geldi.
Sonra oldukça tehlikeli bir sessizlik oluştu.
"Ne zamandan beri benden habersiz iş
çeviriyorsun yüzbaşı?"
Başımı eğdim.
"Üzgünüm komutanım."
"Ama söz verdim."
Uzun bir sessizlik daha oldu.
Sonunda albay konuştu.
"Peki."
"Gelince konuşacağız."
Bu cümle hiç iyiye işaret değildi.
"Emredersiniz komutanım."
Bağlantı kesildi.
Telsizi masaya bıraktım.
Gözlerim tekrar yatağa kaydı.
Gölge hâlâ uyuyordu.
Yüzü sakin görünüyordu.
İlk kez maskesiz hâlini bu kadar net
görebiliyordum.
İçimden istemsizce bir düşünce geçti.
"Senin gibi güzel biri neden böyle bir hayat seçti?"
"Normal bir hayat yaşayabilirdin."
"İnsanlardan kaçmak zorunda kalmazdın."
Elbette cevap vermedi.
Çünkü uyuyordu.
Bir süre sonra odanın içinde dolaşmaya
başladım.
Daha önce burada kalmıştım.
Ama o zaman kelepçeliydim.
Etrafı inceleme fırsatım olmamıştı.
Haritalar.
Dosyalar.
Bilgisayarlar.
Her köşe planlarla doluydu.
Sonra bir defter dikkatimi çekti.
Masanın üzerinde duruyordu.
Merakla elime aldım.
İlk sayfayı açtım.
Ve kaşlarım havaya kalktı.
Sayfalarda etkisiz hale getirdiği terör örgütü liderleri vardı.
Fotoğraflar.
Notlar.
Tarihler.
Bazılarının üzerine kırmızı kalemle işaretler
atılmıştı.
Bazılarının yanına kısa notlar düşülmüştü.
Bir sayfayı daha çevirdim.
Sonra bir tane daha.
İnanamıyordum.
Bu kadın hepsini tek tek takip etmişti.
Defteri kapatıp başımı salladım.
"Sen gerçekten delisin."
Sonra istemsizce gülümsedim.
"Tehlikeli derecede deli."
Tam o sırada yatağın olduğu taraftan hafif bir
hareket sesi geldi.
Başımı çevirdim.
Gölge kaşlarını hafifçe çatmıştı.
Sanki kötü bir rüya görüyordu.
Ve dudaklarından belli belirsiz tek bir kelime
döküldü.
"...komutan..."
Gece ilerliyordu.
Dışarıda rüzgâr kayalıkların arasından geçerken
içerisi sessizdi.
Ben ise hâlâ uyumamıştım.
Masanın yanındaki sandalyede oturuyordum.
Gözlerim sürekli ona kayıyordu.
Ateşi hâlâ yüksekti.
Ara sıra alnındaki bezi değiştiriyordum.
Bir süre sonra huzursuzlanmaya başladı.
Kaşları çatıldı.
Başını yastıkta hafifçe çevirdi.
Sanki bir şeyden kaçmaya çalışıyordu.
Sonra dudakları kıpırdadı.
İlk başta ne dediğini anlayamadım.
Biraz daha yaklaştım.
"...gitme..."
Donup kaldım.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra tekrar konuştu.
"... gitme beni bırakma..."
Sesinde ilk kez duyduğum bir kırılganlık vardı.
Bu, sürekli benimle tartışan Gölge değildi.
Bu, yaralı ve savunmasız bir insandı.
Birden eli hareket etti.
Refleksle elimi tuttu.
Gözleri hâlâ kapalıydı.
Ama bırakmıyordu.
Şaşkınlıkla ona baktım.
Sonra yeniden konuştu.
"...komutan..."
Bu kez sesi daha netti.
"Evet."
dedim istemsizce.
"Beni duyuyor musun?"
Elimi biraz daha sıktı.
"...sana bir şey olursa..."
Cümlenin devamı gelmedi.
Kaşları yeniden çatıldı.
Sanki rüyasında bir şey görüyordu.
Dakikalar boyunca sessiz kaldı.
Tam elimi çekmeye çalışırken yeniden konuştu.
"...çok sinir bozucusun..."
İstemeden güldüm.
İşte tanıdığım Gölge buydu.
Yarı baygın hâlde bile sataşabiliyordu.
Ama birkaç saniye sonra söyledikleri yüzümdeki
gülümsemeyi sildi.
"...ama iyi ki ölmedin..."
Kalbim bir an durdu.
Sessizlik çöktü.
O ise söylediklerinin farkında bile değildi.
Ateşin etkisiyle konuşuyordu.
Belki de rüya görüyordu.
Ama ben duyuyordum.
Hem de her kelimesini.
Gözlerim yüzüne kaydı.
Aylar boyunca peşinden koştuğum kişi...
Şimdi burada, birkaç adım uzağımda yatıyordu.
Ve ilk kez maskelerin, yapay seslerin ve
inatçılığın arkasındaki gerçek insanı görüyordum.
Tam o sırada Gölge hafifçe kıpırdandı.
Kaşları yeniden çatıldı.
Ve bu kez neredeyse fısıltıyla konuştu.
Ne dediği anlaşılmıyordu.
Bölüm etkileşimi
