35. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE34.BÖLÜM
Bölümler 52Şu an: 34.BÖLÜM
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime · Okuduğun bölüm
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Saatler geçiyordu.
Ameliyathanenin kapısı bir türlü açılmıyordu.
Mihra, kapının karşısındaki sandalyede öylece oturuyordu. Ellerindeki kurumuş kan hâlâ Oğuzhan'a aitti. Gözlerini bir an bile ameliyathane kapısından ayırmıyordu.
Koridorda derin bir sessizlik hâkimdi.
Tam o sırada ameliyathanenin kapısı açıldı.
Genç bir hemşire telaşla dışarı çıktı.
"Hastanın yakını var mı?"
Mihra hemen ayağa kalktı.
"Ben."
Hemşire hızlıca konuştu.
"Hastamız çok fazla kan kaybetti. Acilen AB Rh negatif kana ihtiyacımız var. Kan bankasında yeterli ünite yok."
Mihra hiç düşünmeden bir adım öne çıktı.
"Benim kan grubum da AB Rh negatif."
"Emin misiniz?"
"Evet."
"O zaman vakit kaybetmeyelim. Önce hızlı bir uyumluluk testi yapacağız."
Mihra'nın sesi titriyordu.
"Hemen gidelim."
Hemşire başını salladı ve Mihra'yı hızla kan alma odasına götürdü.
Koridorda kalan Albay, Mihra'nın arkasından sessizce baktı.
Yaklaşık yarım saat sonra Mihra yeniden koridora döndü.
Yüzü solgundu.
Kan verdiği koluna pamuk bastırıyordu.
Ama bütün yorgunluğuna rağmen gözleri yine ameliyathane kapısındaydı.
Dakikalar ağır ağır ilerledi.
Kimse konuşmuyordu.
Koridordaki sessizliği yalnızca monitör sesleri ve sağlık görevlilerinin telaşlı adımları bozuyordu.
Aradan uzun bir süre daha geçti.
Sonunda ameliyathanenin kapısı yeniden açıldı.
Doktor maskesini çıkararak dışarı çıktı.
Mihra ile Albay aynı anda ayağa kalktı.
"Doktor... Durumu nasıl?"
Doktor derin bir nefes aldı.
"Ameliyatı tamamladık."
Mihra'nın gözlerinde küçük de olsa bir umut belirdi.
Ancak doktor sözlerine devam etti.
"Maalesef durumu hâlâ kritik."
"Aldığı darbeler ve aşırı kan kaybı nedeniyle önümüzdeki kırk sekiz saat çok önemli."
"Bu süreyi atlatabilirse iyileşme ihtimali oldukça yüksek."
Mihra'nın gözlerinden sessizce iki damla yaş süzüldü.
Başını eğerek derin bir nefes aldı.
"Yaşayacak..."
diye fısıldadı.
Doktor başını hafifçe salladı.
"Biz elimizden geleni yaptık."
"Şimdi sıra onun mücadele etmesinde."
Doktor uzaklaşırken koridorda yeniden sessizlik hâkim oldu.
Mihra gözlerini yoğun bakım kapısına çevirdi.
Parmaklarının arasında hâlâ cebine koyduğu küçük not vardı.
"Kahvaltı yapmayı unutma."
Kâğıdı avucunun içinde sımsıkı tuttu.
Gözlerinden süzülen bir damla yaş notun üzerine düştü.
Dudaklarından kimsenin duymadığı bir fısıltı döküldü.
"Şimdi sıra sende, Oğuzhan..."
"Sen de sözünü tut."
"Çünkü ben hâlâ buradayım."
Yaklaşık bir saat sonra Oğuzhan yoğun bakıma alındı.
Hemşire koridora çıkar çıkmaz Albay yanına yaklaştı.
"Hemşire Hanım... Hastayı görebilir miyiz?"
Hemşire başını hafifçe salladı.
"Evet."
"Ama sadece bir kişi girebilir."
"Lütfen çok kısa kalın. Hastamızın dinlenmeye ihtiyacı var."
Albay gözlerini Mihra'ya çevirdi.
"Gölge..."
"İstersen sen gir."
Mihra şaşkınlıkla Albay'a baktı.
"Ben mi?"
Albay başını salladı.
"Evet."
"En çok senin ihtiyacın var buna."
Mihra gözleri dolarak hafifçe başını eğdi.
"Teşekkür ederim, Albay."
Hemşire Mihra'yı yanına aldı.
Üzerine steril önlük giydirdi.
Maskesini ve bonesini takmasına yardım etti.
Ardından yoğun bakım kapısını açtı.
"Buyurun."
Mihra derin bir nefes aldı.
Ve içeri girdi.
İçeri girer girmez kalbi sıkıştı.
Oğuzhan, bembeyaz hastane yatağında hareketsiz yatıyordu.
Yüzündeki küçük sıyrıklar temizlenmişti.
Ağzındaki solunum tüpü nedeniyle bir cihaza bağlıydı.
Monitörde kalp atışları düzenli olarak görünüyordu.
Kolundaki serumlar yavaş yavaş akarken odanın sessizliğini sadece cihazların ritmik sesleri bozuyordu.
Mihra yavaş adımlarla yanına yaklaştı.
Titreyen eliyle Oğuzhan'ın elini tuttu.
Parmakları buz gibiydi.
Boğazındaki düğümü yutkunarak bastırmaya çalıştı.
"Ben geldim..."
diye fısıldadı.
"Duyuyorsun değil mi, meraklı komutan?"
Dudaklarında buruk bir tebessüm belirdi.
"Hadi uyan."
"Beni yine sinir et."
"Her zamanki gibi sorular sor."
"İnadına benimle uğraş."
Sesi giderek titremeye başladı.
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Sonunda başardın..."
"O yıkılmaz dedikleri kızı ağlattın."
Acı acı gülümsedi.
"Ama bunun hesabını senden soracağım."
"Bunun intikamını almam için önce uyanman lazım."
Tam o sırada hemşire sessizce yaklaştı.
"Hanımefendi..."
"Artık çıkmanız gerekiyor."
Mihra başını salladı.
"Tamam..."
"Bir dakika."
Yavaşça eğildi.
Oğuzhan'ın kulağına usulca fısıldadı.
"Seni çok seviyorum, meraklı komutan beni sakın bırakma."
Son kez elini sıktı.
Arkasını dönüp ağır adımlarla odadan çıktı.
Ardında sadece monitörün düzenli sesi kaldı.
Mihra ağır adımlarla yoğun bakım odasından çıktı.
Albay onu görünce hemen ayağa kalktı.
"Durumu nasıl?"
Mihra başını hafifçe iki yana salladı.
"Bilmiyorum..."
"Hâlâ uyuyor."
Albay derin bir nefes verdi.
"Merak etme Gölge."
"Oğuzhan güçlüdür."
"Bunu da atlatacak."
Sonra elindeki poşeti ona uzattı.
"Sana birkaç parça kıyafet getirttim."
"Bunları giy."
"Örgütün senin kimliğini öğrendiğini sanmıyorum."
"Şu hâlin fazla dikkat çekiyor."
Mihra poşete kısa bir süre baktı.
"Teşekkür ederim Albay..."
"Ama şu an gerçekten umurumda değil."
Albay kaşlarını çattı.
"Benim tanıdığım Gölge bu değildi."
"Toparlan."
"Git üzerini değiştir."
"Ben burada seni bekliyorum."
Mihra bir şey söylemeden poşeti aldı.
Birkaç dakika sonra üzerini değiştirip yeniden koridora döndü.
Albay yanındaki sandalyeyi işaret etti.
"Gel."
"Otur."
Mihra sessizce oturdu.
İkisi de bir süre yoğun bakım kapısına baktı.
Sessizliği bozan Albay oldu.
"O benim sadece emrimde çalışan bir asker değil."
"O benim evladım gibi."
"Onun için güçlü olmak zorundayız."
Mihra hiçbir şey söylemedi.
Bakışları hâlâ yoğun bakım kapısındaydı.
Albay hafifçe gülümsedi.
"Bir şey itiraf edeceğim."
"Seni yıllardır erkek sanıyordum."
"Doğrusu hiç böyle biri çıkacağını düşünmemiştim."
Mihra'nın dudaklarında silik bir tebessüm oluştu.
"Zaten öyle sanmanızı istiyordum."
"Benim için daha kolay oluyordu."
Bir an sustu.
"Artık bunun bir önemi yok ama."
Albay kaşlarını çattı.
"Ne demek o?"
Mihra gözlerini yoğun bakım kapısından ayırmadan konuştu.
"Bunu Oğuzhan'a yapanlar..."
"Hesabını verecek."
"Bedeli ne olursa olsun."
"Ucunda ölüm bile olsa..."
"Hepsini tek tek bulacağım."
"Kimliğimin açığa çıkması umrumda değil."
Bir anda yumruğunu duvara vurdu.
"Allah kahretsin!"
Sesi koridorda yankılandı.
"Neden..."
"Neden hep benim sevdiklerime oluyor?"
"Neden kime değer versem..."
"Kiminle yakınlaşsam başına bir şey geliyor?"
Albay derin bir nefes aldı.
"Gölge..."
"Sakin ol."
"Şu an sağlıklı düşünemiyorsun."
Mihra başını sertçe iki yana salladı.
"Hayır."
"Sakin olamam!"
"Eğer ona bir şey olursa..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Gözyaşlarını öfkeyle sildi.
"Ben gidiyorum."
Albay kaşlarını çattı.
"Nereye?"
Mihra'nın bakışları bir anda buz kesti.
"Bunu yapanları bulmaya."
"Oğuzhan'ın hesabını sormadan..."
"İntikamını almadan..."
"Geri dönmeyeceğim."
Mihra gözyaşlarını sertçe sildi.
Albay olduğu yerde kaldı.
Onu durdurmaya çalışmadı.
Çünkü biliyordu...
Kararını vermiş bir Gölge'yi hiçbir güç durduramazdı.
Mihra arkasına bile bakmadan koridordan uzaklaştı.
Albay gözleriyle onu takip etti.
Koridorun sonunda gözden kaybolunca yan tarafta bekleyen iki askeri yanına çağırdı.
"Asker."
"Emredin komutanım."
"Hemen peşinden gidin."
"Fark ettirmeden takip edin."
"Şu an sağlıklı düşünemiyor."
"Başına bir şey gelmesini istemiyorum."
Asker başını eğdi.
"Emredersiniz komutanım."
İki asker hiç vakit kaybetmeden koridordan ayrıldı.
Albay ise yoğun bakım kapısına döndü.
Derin bir nefes aldı.
"İkinizi de sağ salim geri istiyorum..."
diye mırıldandı.
Bölüm etkileşimi
