46. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE45.Bölüm
Bölümler 52Şu an: 45.Bölüm
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime · Okuduğun bölüm
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kurşun doğruca Mert'in göğsüne saplandı.
Mert'in bedeni bir anda sarsıldı.
Alp'i tuttuğu omuz gevşedi.
Bir anlığına ikisinin de göz göze geldiğini gördüm.
"Mert!"
diye haykırdı Alp.
Mert acıyla dişlerini sıktı ama yine de Alp'i bırakmadı.
"Bırakmayacağım..."
diye fısıldadı.
"Önce sen çık..."
İkinci bir kurşun duvarın hemen yanına isabet etti.
Taş parçaları üzerimize yağdı.
"MERT!"
Hiç düşünmeden bulunduğum siperden çıktım.
Yiğit ve Barış aynı anda yoğun ateş açarak önümüzü kapatan teröristleri geri püskürttü.
"Mihra!"
"Sağ tarafı tut!"
"Emredersiniz komutanım!"
Mihra hiç durmadan peş peşe ateş ediyor, bize yaklaşmaya çalışan herkesi geri çekilmeye zorluyordu.
Ben koşarak Mert'in yanına ulaştım.
Göğsünden akan kan, gömleğini tamamen kırmızıya boyamıştı.
"Mert!"
"Bak bana!"
"Gözlerini kapatma!"
Mert güçlükle bana baktı.
"Komutanım..."
"Alp..."
"...iyi mi?"
Boğazım düğümlendi.
"İyi."
"Sadece Ufak tefek çizikler var sen kendini düşün şimdi."
Mert hafifçe başını salladı.
Tam o sırada Mihra yanımıza diz çöktü.
Ellerini hızla Mert'in göğsündeki yaraya bastırdı.
"Kanama çok fazla..."
diye fısıldadı.
Sesindeki titremeyi ilk kez bu kadar net duyuyordum.
"Aleyna!"
diye bağırdım.
"Buraya!"
Aleyna koşarak yanımıza geldi.
Bir bakışta yaranın ciddiyetini anladı.
"Hemen güvenli bölgeye almamız lazım!"
"Burada müdahale edemem!"
Ben ve Alp, Mert'i omuzlarından kaldırdık.
Yiğit, Barış ve Mihra ise aralıksız ateş ederek geri çekilmemiz için koridor açıyordu.
Mihra -
Kurşun sesleri binanın içinde yankılanmaya devam ediyordu.
Yiğit peş peşe ateş ederek yaklaşan teröristleri durdurmaya çalışıyordu.
Barış telsizden bağırdı.
"Komutanım!"
"Etrafımız sarılıyor!"
Oğuzhan kemerindeki sis bombasını çıkardı,
" Bir kaç tane daha verin sis bombasını" verdiler
"Herkes hazır olsun!"
"Pimleri çekiyorum!"
Bir saniye sonra sis bombası teröristlerin bulunduğu noktaya doğru fırladı.
Birkaç saniye içinde bütün sokak yoğun gri bir sisle kaplandı.
Görüş mesafesi neredeyse sıfıra inmişti.
"Şimdi!"
diye bağırdı Oğuzhan.
"Çekilin!"
Yiğit ve Barış geri çekilirken ateş etmeye devam etti.
Ben ve Alp hemen Mert'i omuzlarından tuttuk.
Mert acıyla nefes alıyordu.
"Ayağa kalk."
dedim.
"Biraz daha dayan."
Mert güçlükle gülümsedi.
"Hanım..."
"Bugün fazla yoruldum galiba."
"Kes sesini."
"Konuşma."
Hep birlikte sisin içinde koşmaya başladık.
Teröristlerin sesleri arkadan geliyordu.
"Kaçıyorlar!"
"Yakalayın!"
Ama yoğun sis yüzünden kimse birbirini göremiyordu.
Oğuzhan en önde yolu açıyor, Yiğit ve Barış ise geriden gelecek saldırılara karşı çevre güvenliğini sağlıyordu.
Yaklaşık yarım saat sonra yıkılmış eski bir binanın arka tarafına ulaştık.
Burası geçici olarak güvenli görünüyordu.
"Buraya!"
diye seslendi Oğuzhan.
Mert'i yavaşça yere yatırdık.
Aleyna hiç vakit kaybetmeden sağlık çantasını açıp yanına diz çöktü.
"Kimse başıma toplanmasın!"
"Mihra, bana yardım et!"
Ben hemen yanına çökerken Oğuzhan dışarı çıkıp çevreyi kontrol etmeye başladı.
Sis yavaş yavaş dağılmaya başlıyordu...
Ama hepimiz biliyorduk ki...
Şehmus bizi henüz bırakmamıştı.
Aleyna yarayı kontrol eder etmez yüzü düştü.
"Kurşun göğsüne girmiş..."
"Kanamayı durdurmamız lazım."
Bandajı bastırırken Mert acıyla inledi.
"Dişini sık."
dedim.
"Gözlerini kapatma."
Mert bana bakıp güçlükle gülümsedi.
"Hanım..."
"Galiba bu sefer gerçekten boşanacağız."
Normalde olsa gülerdim.
Ama o an gözlerim dolmuştu.
"Saçmalama."
"Sana boşanma falan yok."
"Sen yaşayacaksın."
Mert nefes almakta zorlanıyordu.
"Bak..."
"Beni dinle."
"Annem..."
"Babama..."
"Onları çok sevdiğimi söyle."
Başımı sertçe iki yana salladım.
"Hayır."
"Bunu kendin söyleyeceksin."
"Sen buradan çıkacaksın."
Mert hafifçe güldü.
"Bana şahadet şerbeti göründü deli kız."
Gözlerimden ilk damla yanağıma süzüldü.
Hemen elimin tersiyle sildim.
"Ağlama."
dedi Mert fısıltıyla.
"Hiç yakışmıyor."
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Ağlamıyorum."
"Konuşmayı bırak."
"Nefesini koru."
Mert gözlerini güçlükle açık tutuyordu.
Alp suçlulukla Mert'e baktı.
"Benim yüzümden..."
Mert güçlükle başını çevirdi.
"Kes..."
"Senin yüzünden değil."
"Sende olsa..."
"Aynısını yapardın."
Alp'in gözleri doldu.
"Mert..."
Mert hafifçe gülümsedi.
"Biz timiz."
"Birimizi bırakıp kaçsaydık..."
"İşte o zaman kaybederdik."
Bulunduğumuz binanın dışında yeniden silah sesleri duyuldu.
Oğuzhan hemen ayağa kalktı.
"Herkes hazır olsun."
"Buradan çıkıyoruz."
"Bu kez hedefimiz sınır görevimiz tamamlandı zaten."
"Ne olursa olsun Mert'i Türkiye tarafına ulaştıracağız."
Hemen toparlanıp etrafı hızlıca gözden geçirdim.
O an aklıma bir fikir geldi.
Oğuzhan'a döndüm.
"Komutanım..."
"Bir planım var."
"Gölge olma zamanı geldi."
"Siz Mert'i hemen güvenli bölgeye çıkarın."
"Ben size yetişirim."
Oğuzhan sert bir sesle itiraz etti.
"Olmaz Mihra."
Bir adım ona yaklaştım.
"Olur komutanım."
"Lütfen."
"Mert'in durumu çok kötü."
"Burada oyalanırsak onu kaybederiz."
"Bir kez olsun bana güvenin."
Oğuzhan birkaç saniye gözlerimin içine baktı.
Sonunda dişlerini sıkarak başını salladı.
"Peki."
"Ama yalnız değilsin."
"Yiğit seninle kalacak."
"Emredersiniz komutanım."
Tim hızla Mert'i alıp bulunduğumuz yerden uzaklaşmaya başladı.
Onların gözden kaybolmasını bekledim.
Sonra Yiğit'e döndüm.
"Kaç bomba var sende?"
Yiğit hemen saydı.
"Beş tane çantada."
"İki tane de üzerimde."
"Toplam yedi."
Başımı salladım.
"Güzel."
"Bende de yedi tane var."
"Bağlantı kablolarını çıkar."
İkimiz de vakit kaybetmeden bombaları tek tek hazırlamaya başladık.
Kabloları birbirine bağladık.
Yıkık binanın girişlerine...
Duvar diplerine...
Koridorlara...
Dış kapıya..
Bir kaçını da dışarıda yere gömdük bağlantı kablolarını birlietirdik.
Patlayıcıları dikkatlice yerleştirdik.
Her şey hazırdı.
Yiğit'e baktım.
"Şimdi..."
"Şuradaki yıkıntının arkasındaki şu kayaya geçiyoruz."
"Sinyali ben vereceğim."
Yiğit başını salladı.
"Tamam."
Yaklaşık iki dakika sonra...
Ayak sesleri duyuldu.
Şehmus adamlarıyla birlikte binanın önüne geldi.
Etrafı tamamen sardılar.
Şehmus yüksek sesle bağırdı.
"Biliyorum içeridesiniz!"
"Çıkın dışarı!"
"Yoksa tek tek geberteceğim sizi!"
Sonra adamlarına döndü.
"Girin!"
İlk iki terörist kapıdan içeri adımını attığı anda...
BOOOOM!
Patlama bütün binayı sarstı.
Ardından ikinci...
Üçüncü...
Dördüncü patlama...
Peş peşe infilak eden bombalar binayı cehenneme çevirmişti.
Toz bulutu yükselirken hayatta kalanlar paniğe kapıldı.
Tam o an...
Keskin nişancı tüfeğime susturucuyu taktım.
Derin bir nefes aldım.
İlk hedef...
Pıt!
İlk terörist yere düştü.
İkinci...
Pıt!
Üçüncü...
Yiğit de diğer taraftan susturuculu silahıyla ateş ediyordu.
Kısa süre içinde...
Şehmus'un etrafındaki bütün adamlar yere serildi.
Geriye...
Sadece Şehmus kalmıştı.
Şehmus çevresine korkuyla baktı.
Ayağa kalktım.
"Yiğit!"
"Beni koru!"
"Tamam."
Şehmus kaçmaya çalıştığı anda...
Havaya bir el ateş ettim.
Şehmus olduğu yerde durdu.
Yavaşça arkasını döndü.
Göz göze geldik.
"Yine mi sen..."
dedi dişlerini sıkarak.
Silahımı doğrulttum.
Soğukkanlılığımı hiç bozmadım.
"Tanıştırayım..."
"Daha önce kardeşini öldüren yıllarca aradığınız..."
"Gölge."
"Şimdi sıra sende."
"Ne sen gölge misin."dedi ve sonra
Şehmus silahına davranmaya çalıştı.
Ama fırsat vermedim.
Tetiğe peş peşe bastım.
Şehmus yere yığıldı.
Birkaç saniye hareketsiz kaldım.
Sonra telsizi elime aldım.
"Yiğit."
"İşimiz bitti."
"Hemen diğerlerine yetişiyoruz."
İkimiz de hiç vakit kaybetmeden koşmaya başladık.
OĞUZHAN-
Mert'i omuzlarımızda taşıyarak durmadan ilerliyorduk.
Aleyna bir yandan yaraya baskı uyguluyor, diğer yandan sürekli nabzını kontrol ediyordu.
"Dayan Mert..."
"Az kaldı."
Mert'in nefesi gittikçe zayıflıyordu.
Tam o sırada...
Arkamızdan peş peşe şiddetli patlama sesleri yükseldi.
BOOM!
BOOM!
BOOM!
Hepimiz aynı anda durduk.
Alp arkasına döndü.
"Komutanım..."
"Mihra, Yiğit...."
İçim bir anda sıkıştı.
Ya plan başarısız olduysa?
Ya...
Başaramadıysa?
Tam geri dönmeyi düşünüyordum ki...
Telsizim cızırdadı.
"Komutanım..."
Yiğit'in sesi geliyordu.
"Nefes nefeseydi."
"İş tamam."
"Şehmus etkisiz."
"Biz de çıkıyoruz."
Derin bir nefes verdim.
Farkında olmadan omuzlarımdaki yük biraz hafiflemişti.
"Hemen bize katılın."
"Emredersiniz komutanım."
Telsiz sustu.
Aleyna şaşkınlıkla bana baktı.
"Şehmus..."
"Gerçekten öldü mü?"
Başımı yavaşça salladım.
"Evet."
"Yiğit öyle söyledi."
Kimse konuşmadı.
Hepsinin aklındaki soru aynıydı.
İki kişi...
Nasıl bu kadar kalabalık bir grubu durdurabilmişti?
Bölüm etkileşimi
