2. bölüm · KOD ADI : GÖLGE

1.BÖLÜM

S🖤 🤍

GÖLGE

Doğunun sert dağları gecenin karanlığına gömülmüştü.

Karargâhta görevli askerler ekranlardan gelen bilgileri takip ederken bir hareketlilik yaşandı. Sınır hattında görev yapan bir asker, teröristler tarafından kaçırılmıştı.

Haber kısa sürede komutanlara ulaştı.

Ancak ilginç olan şey, karargâhta kimsenin paniklememesiydi.

Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu.

"Onu bulacak."

Kimse adını söylemiyordu.

Söylemeye gerek de yoktu.

Bir gün sonra, sabaha karşı nöbet tutan askerlerden biri karakolun yakınındaki boş arazide bir hareket fark etti.

Bölgeye giden ekip, yerde yaralı halde yatan askeri buldu.

Canlıydı.

Yorgundu.

Ama hayattaydı.

Yanında ne bir araç vardı ne de onu getiren biri.

Sanki karanlık onu bırakıp gitmişti.

Asker gözlerini açar açmaz tek bir soru soruldu.

"Seni kim kurtardı?"

Adam birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra kısık bir sesle cevap verdi.

"Yüzünü göremedim."

Komutanlar birbirlerine baktı.

Bu cevap artık şaşırtıcı değildi.

Çünkü yıllardır herkes aynı şeyi söylüyordu.

Kimse onun yüzünü görmemişti.

Kimse nereden geldiğini bilmiyordu.

Kimse gerçek adını duymamıştı.

Ama herkes onu tanıyordu.

Gölge.

Ne zaman bir asker esir düşse, ne zaman kritik bir operasyon çıkmaza girse, ne zaman umutlar tükenmeye başlasa...

O ortaya çıkıyordu.

Hiçbir emir almıyordu.

Hiçbir rütbeye bağlı değildi.

Hiçbir kurumda görünmüyordu.

Ama her şeyi biliyordu.

Sanki ülkenin dört bir yanında görünmez gözleri vardı.

Bir asker yakalandığında bunu çoğu zaman karargâhtan önce öğreniyordu.

Bazen albaylar daha toplantı bile yapmadan harekete geçiyordu.

Ve günler sonra değil...

Saatler sonra geri dönüyordu.

Terör örgütleri yıllardır onun peşindeydi.

Dağları aradılar.

Mağaraları aradılar.

Sığınakları aradılar.

İş birlikçileri sorguladılar.

Muhbirler kullandılar.

Ama hiçbir şey bulamadılar.

Ne bir fotoğraf.

Ne bir isim.

Ne bir iz.

Sanki her operasyonun ardından yer yarılıyor ve Gölge içine girip kayboluyordu.

Bu yüzden artık bazıları onun gerçek olduğuna bile inanmıyordu.

Bazıları ise onun bir kişi değil, bir efsane olduğunu düşünüyordu.

Ama kurtarılan askerler gerçeği biliyordu.

Çünkü karanlığın içinden gelen o sessiz savaşçı gerçekten vardı.

Ve bu gece...

Gölge bir kez daha ortadan kaybolmuştu.

Kimsenin bilmediği bir yerde, yeni gelen istihbaratları inceliyordu.

Henüz farkında değildi.

Yüzbaşı Oğuzhan Demir,

dışarıdan bakıldığında son derece sert bir komutandı.

Şırnak’ta görev yapıyordu ve onu tanıyan herkes ondan korkardı. Askerleri, onun güldüğünü hiç görmemişti. Disiplinliydi, ciddi ve tavizsizdi.

Operasyonlara çıktığında ise tamamen farklı birine dönüşürdü. Son derece dikkatli hareket eder, en küçük hatayı bile kabul etmezdi. Timinin komutanıydı ve onun için en önemli şey, timindeki askerlerin güvenliğiydi. Onlara en ufak bir zarar gelmesini istemezdi. Gerekirse kendi hayatını riske atar ama adamlarını korumaktan geri durmazdı.

Askerlik onun hayatındaki tek şeydi. Bunun dışında hiçbir şeyle ilgilenmezdi. Düzen, disiplin ve görev… onun dünyası bunlardan ibaretti.

Bir gün timde dinlenme anında askerlerden biri çekinerek konuştu.

“Komutanım… geçen gün kaçırılan asker var ya… sabaha karşı karakolun yakınında bulunmuş.”

Oğuzhan başını hafifçe kaldırdı.

“Biliyorum.”

Asker devam etmek istedi.

“Komutanım… diyorlar ki yine Gölge yapmış.”

Bu isim söylenir söylenmez ortamda kısa bir sessizlik oldu.

Oğuzhan’ın yüz ifadesi anında değişti. Bakışları sertleşti.

“Kim diyor bunu?”

Asker biraz çekinerek cevap verdi.

“Komutanım herkes… sürekli konuşuluyor.”

Oğuzhan kısa bir nefes verdi.

“Konuşmak kolaydır.”

Başka bir asker araya girdi.

“Komutanım ama… adamı karakolun önüne bırakmışlar. Ne araç izi var ne ayak izi…”

Bu kez Oğuzhan tamamen döndü.

Bakışları daha da sertleşmişti.

“Bu bölgede kimse iz bırakmadan hareket edemez.”

Sessizlik çöktü.

Oğuzhan’ın sesi bu kez daha netti.

“Gördüğünüz şeyleri gerçek sanmayın. Görevle ilgilenin.”

Askerler sustu.

Ama konuşma bitmiş olsa bile isim bitmemişti.

“Gölge.”

Timde herkes onu bir efsane gibi anlatıyordu. Kim olduğu belli değildi, nerede olduğu bilinmiyordu ama her olayın içinde adı geçiyordu.

Oğuzhan bundan rahatsızdı.

Askerlerinin bu tür söylentilere kapılmasını istemiyordu. Ona göre bu, disiplinin zayıflamasıydı. Hazıra konma düşüncesiydi.

Onun dünyasında böyle şeylere yer yoktu.

Ama ne zaman bu isim geçse yüz ifadesi değişirdi.

Sertleşirdi.

Soğurdu.

Ve buna rağmen içinde bastıramadığı bir şey kalırdı.

Merak.

“Bu kim… gerçekten kim bu insan?”

Askerlerinin onu sürekli övmesi Oğuzhan’ı daha da rahatsız ediyordu.

Ama tüm reddedişine rağmen, “Gölge” adı zihninden çıkmıyordu.