25. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE24.Bölüm
Bölümler 52Şu an: 24.Bölüm
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
GÖLGE-
Güvenli bölgenin kapısını kapatır kapatmaz sırtımı duvara yasladım.
Nefes nefeseydim.
Sanki kilometrelerce koşmuş gibiydim ama bunun sebebi koşmak değildi.
Sebebi Oğuzhan'dı.
Elimi göğsüme bastırdım. Kalbim hâlâ hızla atıyordu.
"Saçmalık..."
diye mırıldandım.
Yavaş adımlarla aynanın karşısına geçtim.
Yansımama baktım.
Saçlarım hafif dağılmıştı. Yanaklarım kızarmıştı. Gözlerimde ise uzun zamandır görmediğim bir ifade vardı.
Bir süre kendime baktım.
Sonra acı bir şekilde gülümsedim.
"Şu hâline bak Gölge..."
dedim kendi kendime.
"Sen böyle biri değildin."
Yıllardır yalnızdım.
Kimseye güvenmezdim.
Kimseye bağlanmazdım.
Görevlerim vardı, hedeflerim vardı ve hepsi bu kadardı.
Ama Oğuzhan hayatıma girdiğinden beri her şey değişmeye başlamıştı.
İlk başta bunu fark etmemiştim.
Sonra onu merak etmeye başladım.
Ardından özlemeye.
Şimdi ise...
En çok korktuğum şey başıma gelmişti.
Başımı eğdim.
Çünkü sonunda gerçeği kabul etmek zorunda kalmıştım.
Oğuzhan'a karşı bir şeyler hissediyordum.
Ve bu hoşuma gitmiyordu.
Benim için aşk her zaman bir zayıflıktı.
İnsanları hata yapmaya zorlayan bir zayıflık.
Mantığını elinden alan bir şey.
Yıllarca bundan kaçmıştım.
Kimsenin bana bu kadar yaklaşmasına izin vermemiştim.
Ama şimdi ne zaman Oğuzhan'ı düşünsem içimde garip bir sıcaklık oluşuyordu.
Bu beni korkutuyordu.
"Hayır..."
dedim sessizce.
"Bu olmamalı."
"Ben Gölge'yim."
"Gölgeler âşık olmaz."
Ama bu sözleri söylerken bile kendime inanmıyordum.
Çünkü gözlerimi her kapattığımda aklıma yine aynı kişi geliyordu.
Meraklı komutan...
Ve ne kadar inkâr etmeye çalışırsam çalışayım...
Kalbim çoktan kararını vermişti.
OĞUZHAN-
Kapıyı açıp içeri girdiğimde Mihra aynanın karşısında duruyordu.
Beni görünce hafifçe irkildi.
"Neden aniden gittin?"
diye sordum.
"Ne oldu?"
Mihra hemen yüzünü başka tarafa çevirdi.
"Hiçbir şey olmadı."
"Acil işim vardı."
"Geldim."
Sonra gözlerini devirip bana baktı.
"Ayrıca sana hesap vermek zorunda değilim."
"Asıl sen neden buradasın komutan sana buraya gelme demedim mi?"
Cevap vermedim.
Sadece ona doğru bir adım attım.
Mihra'nın bakışları bir an değişti.
İstemsizce geri çekildi.
Bir adım daha attım.
O da geri gitti.
Kaşlarımı kaldırdım.
"Neden kaçıyorsun?"
"Kaçmıyorum."
dedi hemen.
Ama geri çekilmeye devam ediyordu.
Bir adım daha attım.
O da attı.
Sonunda sırtı duvara yaslandı.
Artık kaçacak yeri kalmamıştı.
Bir an nefesi kesilmiş gibi oldu.
Başını eğdi.
Saçları yüzünün bir kısmını kapatıyordu.
Kalbinin ne kadar hızlı attığını görebiliyordum.
Normalde herkesin ödünü koparan kadın şimdi göz teması kurmaktan kaçıyordu.
Bu hâli beni istemsizce gülümsetti.
"Mihra..."
dedim sessizce.
Cevap vermedi.
Başını daha da eğdi.
Bir an durdum.
Sonra yavaşça elimi kaldırdım.
Çenesinin altına dokunup yüzünü yukarı kaldırdım.
Bana bakmasını sağladım.
Gözleri benimkilerle buluştuğu anda donup kaldı.
Birkaç saniye boyunca ikimiz de konuşmadık.
Aramızdaki mesafe neredeyse tamamen kapanmıştı.
Nefes alışını hissedebiliyordum.
O ise gözlerini kaçırmaya çalışıyor ama bir türlü başaramıyordu.
"Ne oldu sana?"
diye sordum alçak sesle.
"H-Hiç."
dedi hemen.
Ama sesi hiç de ikna edici değildi.
Hafifçe gülümsedim.
"Yalan söylüyorsun."
Mihra'nın yanakları hafifçe kızardı.
Bunu görünce gülümsemem büyüdü.
"Komutan..."
dedi uyarı dolu bir sesle.
"Sinirimi bozuyorsun."dedi.
"Fark ettim mihra."
dedim.
Bu cevap onu daha da utandırdı.
Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Sanki kalbini sakinleştirmeye çalışıyordu.
Ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın başarılı olamıyordu.
Ben ise ilk kez Gölge'nin o sert maskesinin altında sakladığı gerçek Mihra'yı görüyordum.
Ve nedense...
Bu hâli bana bütün dünyadaki sırlarından daha ilginç geliyordu.
Yüzüne baktım.
Gözlerimi ondan ayıramıyordum.
İlk kez bu kadar yakındık.
İlk kez maskelerin, yapay seslerin ve tartışmaların olmadığı bir andaydık.
Gözleri gözlerime kilitlenmişti.
Kaçmıyordu.
Ben de kaçmak istemiyordum.
Yüzünün her ayrıntısını inceliyordum.
Kaşlarını.
Gözlerini.
Dudaklarını.
Gerçekten çok güzeldi.
Elimi yavaşça yanağına götürdüm.
Mihra'nın nefesi hafifçe hızlandı.
Aramızdaki mesafe iyice kapanmıştı.
Kalbimin sesini duyabiliyordum.
Biraz daha yaklaştım.
Dudakları dudaklarıma çok yakındı iyice eğildim öpecektim ki.
Tam o sırada...
Masanın üzerindeki telsizden cızırtı sesi yükseldi.
İkimiz de istemsizce irkildik.
Mihra hemen birkaç adım geri çekilip telsize baktı.
Bir süre sadece parazit sesi duyuldu.
Sonra boğuk bir erkek sesi geldi.
"Tamam, nöbet değişti."
Başka biri cevap verdi.
"Anlaşıldı."
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından başka bir ses duyuldu.
"Akşama kadar burada mıyız?"
"Öyle görünüyor."
"Bu soğukta nöbet tutulur mu be?"
"Şikâyet edeceğine montunu giy."
Konuşmalar devam ediyordu.
Sıradan.
Önemsiz.
Gündelik.
Mihra birkaç saniye daha dinledi.
Sonra telsizi kapattı.
Odada yeniden sessizlik oluştu.
Ama bu kez ikimizin de aklında telsiz yoktu.
Az önce yaşananlar vardı.
Bakışlarım istemsizce ona kaydı.
O ise gözlerini benden kaçırıyordu.
Sonra sessizliği bozan taraf ben oldum.
"Mihra..."
dedim.
Gözlerini telsizden ayırmadan cevap verdi.
"Efendim komutan?"
Sesindeki ciddiyet geri dönmüştü.
Az önceki utangaç hâlinden eser yok gibiydi.
Ama bunun bir maske olduğunu artık anlayabiliyordum.
Birkaç saniye onu izledim.
Sonra iç çekerek konuştum.
"Benim gitmem lazım."
Başını hafifçe salladı.
"Tamam."
dedi kısa bir şekilde.
Sonra gözlerini hâlâ telsizden ayırmadan devam etti.
"Bundan sonra kafana göre buraya gelme komutan."
"Burası deşifre olmamalı keyfine göre gelemezsin."
Kaşlarımı kaldırdım.
Bana bakmadan konuşuyordu.
Sanki göz göze gelirse biraz önce olanları hatırlayacaktı.
Dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrıldı.
"Peki mihra haberleşir öyle gelirim."
dedim tebessüm ederek.
Bu kez bana kısa bir bakış attı.
Sonra hemen gözlerini kaçırdı.
İçimden gülmemek için kendimi zor tuttum.
Ardından kapıya yöneldim.
Ve sessizce dışarı çıktım.
GÖLGE-
Kapı kapanır kapanmaz derin bir nefes verdim.
Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
Başımı iki yana salladım.
"Hayır..."
diye mırıldandım.
"Hayır Mihra."
Hızla odanın içinde birkaç adım attım.
Sanki yürürsem düşüncelerimden kaçabilecekmişim gibi.
Ama olmuyordu.
Aklım sürekli aynı yere gidiyordu.
Oğuzhan'a...
Biraz önce bana nasıl baktığına...
Ne kadar yaklaştığına...
Gözlerimi sıkıca kapattım.
"Uzak durmalıyım."
dedim kendi kendime.
"Evet."
"Uzak durmalıyım."
Çünkü bu tehlikeliydi.
Hem de kurşunlardan daha tehlikeli.
Yıllardır herkesten uzak durmuştum.
Kimseye bağlanmamıştım.
Kimsenin benim için önemli olmasına izin vermemiştim.
Ama şimdi...
Her şey değişiyordu.
Bir elimle yüzümü kapattım.
"Verdiğin sözleri unutma."
dedim kendime.
"Unutma."
"Kimseye bağlanmayacaktın."
"Kimseye güvenmeyecektin."
"Kimseyi sevmeyecektin."
Sözler ağzımdan çıkıyordu.
Ama ilk kez...
Kendim bile onlara inanmıyordum.
Bölüm etkileşimi
