26. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE25.Bölüm
Bölümler 52Şu an: 25.Bölüm
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi kapattım.
Bir anlığına yıllar öncesine gittim.
Güneşli bir gündü.
Köy meydanında koşuyordum.
Uzaktan bir asker bana el sallıyordu.
Ben de gülerek ona doğru koşuyordum.
Sonra görüntü bir anda değişti.
Silah sesleri...
Çığlıklar...
Alevler...
Derin bir nefes alıp gözlerimi açtım.
"Hayır."
diye fısıldadım.
Bu anıları düşünmek bile istemiyordum.
Masaya doğru yürüdüm.
Ellerim istemsizce yumruk olmuştu.
Yıllar önce verdiğim sözü unutamazdım.
Asla unutamazdım.
Bu yüzden Oğuzhan'dan uzak durmalıydım.
Ne kadar zor olursa olsun...
OĞUZHAN-
Güvenli bölgeden ayrıldıktan sonra uzun süre yürüdüm.
Gece sessizdi.
Ama kafamın içi hiç de sessiz değildi.
Aklım sürekli aynı kişiye gidiyordu.
Ona bakarken kendimi kaybediyordum. onu düşünmeden yapamıyordum.
Siniri , gülüşü, kıskançlığı , benimle uğraşması her şeyi hoşuma gidiyordu.
Mihra...
Başımı iki yana salladım.
Bu düşünceleri bir kenara bırakmam gerekiyordu.
Bir süre sonra karakola ulaştım.
Nöbetçi askerler selam verdi.
Karşılık verip içeri girdim.
Tam odama geçecektim ki bir asker yanıma yaklaştı.
"Komutanım, albay sizi çağırıyor."
"Tamam."
dedim.
Yönümü değiştirip albayın odasına doğru yürüdüm.
Kapıyı çaldım.
"Gir."
sesini duyunca içeri girdim.
Albay masasındaki evraklarla ilgileniyordu.
Beni görünce dosyayı kapattı.
"Gel yüzbaşı."
Karşısındaki sandalyeye oturdum.
Albay birkaç saniye boyunca yüzüme baktı.
Sonra kaşlarını hafifçe çattı.
"Dalgın görünüyorsun."
"Bir sorun mu var?"
Başımı salladım.
"Hayır komutanım."
Albay bakışlarını üzerimden çekmedi.
Sanki verdiğim cevaba pek inanmamıştı.
Ama üstelemedi.
Önündeki haritayı bana çevirdi.
"Sınır hattında son birkaç gündür hareketlilik var."
dedi.
"İstihbarat birimleri bazı bilgiler gönderdi."
Haritaya baktım.
Kendimi toparlayıp işe odaklanmaya çalıştım.
Çünkü ne kadar uğraşırsam uğraşayım...
Aklımın bir kısmı hâlâ kayalıkların arasındaki o güvenli bölgede kalmıştı.
Daha sonra odama geçtim. Aklıma bana verdiği telefon geldi. Arasam mı, aramasam mı diye uzun süre düşündüm. Sonunda bir anda karar verip onu aradım.
Telefonu elime aldım ,ekrana bir an baktın. Numarayı bulup tereddüt etmeden arama tuşuna bastın.
Çalıyor…
GÖLGE-
Güvenli bölgenin içi sessizdi.
Bilgisayar ekranında haritalar açıktı.
Bir yandan raporları inceliyor, bir yandan da gelen bilgileri kontrol ediyordum.
Ama dikkatimi toparlayamıyordum.
Sinirle klavyeden ellerimi çektim.
"Odaklan Mihra."
dedim kendi kendime.
Sonra yeniden çalışmaya başladım.
İki dakika sürdü.
Gözlerim istemsizce masanın üzerindeki telsize kaydı.
Kaşlarımı çattım.
Ne yapıyordum ben?
Başımı çevirip tekrar ekrana baktım.
Birkaç satır okudum.
Sonra yine telsize baktım.
Bu kez kendime gerçekten sinirlendim.
"Aramayacağım."
dedim kararlı bir sesle.
"Hem aramam için bir sebep bile yok."
Kollarımı bağlayıp sandalyeye yaslandım.
Beş dakika geçti.
Sonra on dakika.
En sonunda dayanamadım.
Telsizi elime aldım.
Parmağım düğmenin üzerinde durdu.
Bir süre öyle bekledim.
Sonra derin bir nefes verip geri bıraktım.
"Hayır."
"Saçmalama."
Tam o sırada cebimdeki telefon çalıyordu.
İrkildim.
Birkaç saniye sonra tanıdık bir ses geldi.
"Gölge?"
Olduğum yerde donup kaldım.
Bu sesi dünyanın herhangi bir yerinde tanırdım.
Oğuzhan.
Kaşlarımı çatmaya çalıştım.
Ama dudaklarımın kenarı istemsizce kıvrılmıştı.
Telefonu elime aldım.
"Ne var komutan?"
dedim umursamaz görünmeye çalışarak.
Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi.
Sonra onun sesi duyuldu.
"Bir şey yok."
Bu kez gerçekten afalladım.
"Ne demek bir şey yok?"
Oğuzhan hafifçe güldü.
"Bir şey yok işte."
"Sadece denedim."
"Neyi?"
"Telefon çalışıyor mu diye."
Gözlerimi devirdim.
"Hahaha aman ne komik."
dedim.
Karşı taraftan yine kısa bir kahkaha geldi.
Ve nedense...
O sesi duymak düşündüğümden daha fazla hoşuma gitmişti.
Kaşlarımı çatıp telefonu kulağımdan biraz uzaklaştırdım.
"Beni bunun için mi aradın komutan?"
dedim sinirle.
"Sana önemli bir şey olmazsa asla o telefondan arama demedim mi?"
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
Az önceki rahat tavrı kaybolmuştu.
Oğuzhan'ın sesi bu kez daha ciddiydi.
"Peki."
dedi.
"Sınır hattında hareketlilik var."
"Bir şey biliyor musun?"
Bir an durdum.
Bilgisayar ekranına döndüm.
Parmaklarım klavyenin üzerinde dolaşmaya başladı.
Şimdilik dikkatimi çeken olağanüstü bir durum yoktu.
"Şu an bakıyorum komutan."
dedim.
"Bir şey öğrenirsem haber veririm."
"Tamam."
dedi.
Normalde konuşma burada biterdi.
Ama nedense ikimiz de telefonu kapatmadık.
Odadaki sessizliği sadece bilgisayar klavyesi bozuyordu
Ben ekranı inceliyordum.
O ise konuşmuyordu.
En sonunda dayanamadım.
"Hâlâ neden kapatmadın?"
dedim.
Karşı taraftan hafif bir nefes sesi geldi.
"Sen de kapatmadın."
Bir an afalladım.
Sonra gözlerimi devirdim.
"Ben çalışıyorum."
dedim.
"Bahane."dedi.
cevabı anında geldi.
İstemeden gülümsedim.
Neyse ki bunu göremiyordu.
"Komutan."
dedim uyarı dolu bir sesle.
"Hı?"
"Canın mı sıkılıyor senin ayrıca ne bahanesi ya?"
Karşı taraftan hafif bir kahkaha duyuldu.
"Biraz."
Başımı iki yana salladım.
"Çocuk musun sen ?"
"Evet"dedi.
İnanılır gibi değildi.
Koskoca yüzbaşı çocuk gibiydi sert bakışlı herkesin korktuğu yüzbaşı.
Üstelik hiçbir sebebi yokken.
Ama garip olan şey...
Bundan rahatsız olmuyordum.
Bilgisayarda birkaç dosya açtım.
Sonra haritaya göz gezdirdim.
Bir yandan da onun nefes alışını duyuyordum.
Bu normalde dikkatimi dağıtırdı.
Ama şimdi...
Nedense hoşuma gidiyordu.
Bir süre sonra sessizliği Oğuzhan bozdu.
"Mihra"
"Ne var?"
"Bir şey öğrenebildin mi?" dedi.
"Hayır herhangi bir hareketlik söz konusu değil " dedim.
Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi.
Sonra çok alçak bir sesle konuştu.
"İyi bugün çok güzel olmuştun." dedi
Kalbim sebepsiz yere hızlandı.
Saçmalık...
Kesinlikle saçmalıktı.
Ama yine de yüzümde oluşan gülümsemeye engel olamadım.
Neyse ki bunu da göremiyordu.
Sakinliğimi korumaya çalışarak heyecanımı gizleyerek.
"Sağol meraklı komutan şimdi kapat işim var "dedim.
Telefonu kapattıktan sonra bir süre olduğum yerde kaldım.
Sonra başımı iki yana sallayıp bilgisayarın başına geçtim.
Sınır hattındaki hareketliliği kontrol etmeye başladım.
Kameralar.
İstihbarat kayıtları.
Telsiz konuşmaları...
Saatler hızla geçti.
Gece iyice ilerlediğinde gözlerim yanmaya başlamıştı.
Bilgisayarı kapatıp yatağa uzandım.
Normalde başımı yastığa koyar koymaz uyurdum.
Ama bu gece öyle olmadı.
Gözlerimi kapattığım anda karanlığın içinden eski görüntüler belirmeye başladı.
Bir köy...
Koşuşturan insanlar...
Çığlıklar...
Silah sesleri...
Küçük bir kız korkuyla saklanıyordu.
Sonra bir asker diz çöktü.
Yüzünü seçemiyordum.
Ama sesini duyuyordum.
"Korkma."
dedi.
"Sana bir şey olmasına izin vermeyeceğim."
Bir anda silah sesi duyuldu.
Her şey karardı.
Nefes nefese gözlerimi açtım.
Oda sessizdi.
Ama kalbim deli gibi atıyordu.
Alnımdaki teri sildim.
Yıllar geçmişti.
Ama bazı anılar insanın peşini bırakmıyordu.
Yatağın kenarına oturdum.
Bir süre karanlığı izledim.
Sonra başımı ellerimin arasına aldım.
O günü unutmak istemiyordum.
Çünkü beni bugün olduğum kişiye dönüştüren şey o gündü.
Acıydı.
Kayıptı.
Verdiğim sözdü.
Derin bir nefes aldım.
Ve yavaşça ayağa kalktım.
Uyumaya çalışmanın bir anlamı yoktu.
Bölüm etkileşimi
