34. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE33. Bölüm
Bölümler 52Şu an: 33. Bölüm
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
OĞUZHAN-
Duyduklarım içimi sıkıştırmıştı.
Dışarıdan bakınca sarsılmaz görünüyordu.
Ama aslında yıllardır tek başına ayakta kalmaya çalışan kırık bir kızdı.
Bir süre sessiz kaldım.
Sonra merak ettiğim soruyu sordum.
"Peki sonra ne oldu Mihra?"
"Yani..."
"Nasıl böyle oldun?"
"Güvenli bölgeyi nasıl kurdun?"
"Bunların hepsini tek başına yapmış olamazsın."
Mihra fotoğrafa baktı.
Sonra derin bir nefes verdi.
"Hayır."
"Tek başıma yapmadım."
Birkaç saniye sustu.
"On altı yaşıma kadar yetimhanede kaldım."
"Ama yaşadığım şeyler hiçbir zaman peşimi bırakmadı."
"Her gece aynı kabusları gördüm."
"Her sabah aynı öfkeyle uyandım."
Bakışları sertleşti.
" İntikam ateşiyle her gün yanıp kül oldum."
"Yetimhaneden kaçtım."
"Önce garsonluk yaptım."
"Kafelerde, lokantalarda..."
"Ne iş bulursam çalıştım."
"Biraz para biriktirdim."
Sonra yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
"İlk maaşımla gidip dövüş kursuna yazıldım."
"Sonra atış eğitimi aldım."
"Sonra bir kurs daha..."
"Bir kurs daha..."
"Yıllarca durmadan çalıştım."
"Çünkü güçlü olmak zorundaydım."
Mihra gözlerini fotoğraftan ayırmadan konuşmaya devam etti.
"Sonra hackerlık eğitimi aldım."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Hackerlık mı?"
Başını salladı.
"Evet."
"Kurslara katıldım."
"Yıllarca kendimi geliştirdim."
Bir an durdu.
"Ailemin katillerini bulmak istiyordum."
"Babamı..."
"Annemi..."
"Ve Yavuz abiyi öldürenleri."
Sesindeki öfke hâlâ hissediliyordu.
"Peki sonra?"
dedim.
Derin bir nefes aldı.
"Sonra biriyle tanıştım."
İlk kez meraklandım.
"Kim?"
Mihra omuz silkti.
"Hayatımı değiştiren biri."
"Benim gibi düşünen biriydi."
"Bir süre beraber çalıştık."
"Bana çok şey öğretti tabi bende ona."
"İz sürmeyi..."
"Gizlenmeyi..."
"Bilgi toplamayı..."
Bakışları uzaklara daldı.
"Sonra güvenli bölge fikri ortaya çıktı."
"Uzun süre araştırdık."
"Kimsenin kolay kolay bulamayacağı bir yer aradık."
"Aylar sürdü."
"Sonunda o yeri bulduk."
"Ve gizlice hazırlamaya başladık."
"Elektrik sistemini..."
"Kaçış tünellerini..."
"Bilgisayar ağlarını..."
"Hepsini tek tek kurduk."
Bir an sustu.
Sonra acı bir gülümsemeyle ekledi.
"Yıllarımı verdiğim yerdi komutan."
"Ve geçen gece onu kendi ellerimle patlatmak zorunda kaldım."
Bir süre sustum.
Sonra aklıma takılan soruyu sordum.
"Peki o kişiye ne oldu?"
Mihra'nın yüzündeki ifade değişti.
Bakışları fotoğrafa kaydı.
"Öldü."
Sessizlik oldu.
"Ailesinin intikamını aldıktan sonra kimliği açığa çıktı."
"Kaçamadı."
"Öldürdüler , koruyamadım onu ama ona bunu yapanlardan hesabını sordum."
İçim istemsizce sıkıştı.
"Onun dışında kimse Gölge'nin kim olduğunu bilmedi."
Sonra bana baktı.
"Daha doğrusu..."
"Şimdiye kadar."
Hafifçe gülümsedi.
"Artık sen de biliyorsun."
Bir an göz göze kaldık.
Sonra merakla sordum.
"Peki sen?"
"İntikamını alabildin mi?"
Mihra'nın dudaklarında soğuk bir gülümseme belirdi.
"Aldım tabii."
"Ailemin katillerini buldum."
"Hepsini."
"Bir kısmı aylarca saklandı."
"Bir kısmı isim değiştirdi."
"Bir kısmı başka örgütlere katıldı."
Bir an durdu.
"Hatta biri yurt dışına kaçtı."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Yurt dışına mı?"
Başını salladı.
"Peşinden gittim."
"Bulmam aylar sürdü."
"Ama buldum."
Sesindeki kararlılık ürkütücüydü.
"Ailemin..."
"Ve Yavuz abinin hesabını tek tek sordum."
Salonda sessizlik oluştu.
O an bir şeyi fark ettim.
Mihra'nın askerlere olan bağlılığı...
Onları korumak için kendini ateşe atması...
Şehit haberlerinde yüzünün değişmesi...
Hepsinin bir sebebi vardı.
Yavuz.
O gece onu kurtarmaya çalışan asker.
Belki de Mihra'nın içinde hâlâ yaşayan son güzel anılardan biriydi.
İşte bu yüzden askerler söz konusu olduğunda bu kadar hassastı.
Ve ben bunu ancak şimdi anlayabiliyordum.
" İşte böyle Gölge oldum Oğuzhan."dedi
Başımı kaldırıp ona baktım.
İlk kez adımı söylemişti.
Kaşlarım havaya kalktı.
"Bir dakika."
Mihra anlamamış gibi baktı.
"Ne oldu?"
"Az önce ne dedin sen?"
Kaşlarını çattı.
"Ne dedim?"
"Bana komutan demedin."
Şaşkınlıkla bana baktı.
"Ee ne olmuş?"
"İlk defa adımla seslendin."
"Oğuzhan dedin."
Mihra'nın gözleri hafifçe büyüdü.
Sonra bakışlarını kaçırdı.
"Dalgınlığıma geldi."
"Komutan."
Sırıttım.
"Hayır."
"Bana Oğuzhan de."
Hemen itiraz etti.
"Söylemem."
"Söyle."
"Hayır."
"Mihra."
"Efendim?"
İstemsizce gülümsedim.
Tam bir şey söyleyecekken gözlerim tekrar elindeki fotoğrafa kaydı.
Biraz önce anlattıkları aklımdan çıkmıyordu.
Babasını...
Annesini...
Yavuz'u...
Hepsini bir gecede kaybetmişti.
O an dayanamadım.
Yanına biraz daha yaklaştım.
Ve hiçbir şey söylemeden ona sarıldım.
Mihra bir an donup kaldı.
İtiraz etmedi.
Ben de konuşmadım.
Çünkü bazen söylenecek hiçbir söz yeterli olmazdı.
Birkaç saniye sonra başını omzuma yasladığını hissettim.
O an anladım.
Karşımda duran kişi sadece Gölge değildi.
Yıllardır her şeyi tek başına taşımaya çalışan Mihra'ydı.
Mihra bir süre sessizce omzumda kaldı.
Başta konuşmak istemediğini düşündüm.
Ama birkaç dakika sonra nefes alışlarının düzenli hale geldiğini fark ettim.
Uyuya kalmıştı.
İstemsizce gülümsedim.
Yıllardır tek başına ayakta duran, herkese meydan okuyan o kız...
Şimdi çocuk gibi uyuyordu.
Yavaşça başını omzumdan aldım.
Uyanmaması için dikkat ederek kollarıma aldım.
Mihra hafifçe kıpırdandı ama gözlerini açmadı.
Sessizce odasına götürdüm.
Yatağına uzatıp üzerini örttüm.
Birkaç saniye yüzüne baktım.
Sonra ışığı kapatıp odadan çıktım
GÖLGE-
Uyandığımda tavana boş boş baktım.
Bir süre nerede olduğumu anlamaya çalıştım.
Sonra yatağımda olduğumu fark ettim.
Kaşlarımı çattım.
"Ben buraya nasıl geldim?"
Dün geceyi hatırlayınca yüzüm kızardı.
Demek beni o getirmişti.
Yataktan kalkıp salona çıktım.
Ev sessizdi.
Oğuzhan çoktan gitmişti.
Masanın üzerinde katlanmış küçük bir kâğıt duruyordu.
Elime alıp açtım.
"Kahvaltı yapmayı unutma."
İstemsizce gülümsedim.
Kâğıdı katlayıp masaya bıraktım.
Sonra bilgisayarın başına geçtim.
Her zamanki gibi bağlantıları kontrol etmeye başladım. Örgütün telsizine sızdım.
Kaşlarım yavaşça çatıldı.
Örgüt hareketlenmişti.
Hem de normalden çok daha fazla.
Telsizi dinlemeye devam ettim.
Konuşmalar arasında geçen bir cümle kanımı dondurdu.
Önemli adamlarının yakalanmasının intikamını almak için bombalı saldırı planlıyorlardı.
"Hayır... olamaz."
Saatime baktım.
Bir saatten daha az zaman kalmıştı.
Hemen ayağa kalktım.
Ekipmanlarımı hazırladım.
Dakikalar sonra Mihra gitmişti.
Yerine yine Gölge gelmişti.
Evden çıkarken masanın üzerindeki nota gözüm takıldı.
"Kahvaltı yapmayı unutma."
İstemsizce gülümsedim.
Sonra notu cebime koyup evden çıktım.
Hızla bölgeye doğru ilerlerken telsizden bağlantı kurdum.
"Albay, beni duyuyor musunuz?"
"Gölge? Evet, duyuyorum."
"Patlama olacak."
"Çarşıyı hemen boşaltın."
Albay hemen cevap verdi.
"Haberi aldık. Ekipler bölgede."
"Ama bombanın tam yerini tespit edemedik."
"Nerede olacak?"
Koşmaya devam ederken tarif ettim.
Bu sırada insanlar çarşıdan uzaklaştırılmaya başlanmıştı.
Tam rahat bir nefes alacakken kalabalığın arasında tanıdık birini gördüm.
Kalbim duracak gibi oldu.
"Oğuzhan..."
Hayır.
Hayır olamazdı.
Orada ne işi vardı?
Hemen telsize sarıldım.
"Komutan!"
"Oradan uzaklaş!"
"HEMEN!"
Tam sözlerim biterken...
Kulakları sağır eden bir patlama sesi duyuldu.
Yer sarsıldı.
Alevler gökyüzüne yükseldi.
Ve ben nefes almayı unuttum.
"Hayır..."
Fısıltı gibi çıktı sesim.
Sonra daha yüksek sesle bağırdım.
"Hayır!"
"OĞUZHAN!"
Patlamanın olduğu yere doğru bütün gücümle koşmaya başladım.
Kulaklarım uğulduyordu.
Etraf duman ve tozla kaplanmıştı.
İnsanlar bağırıyor, askerler yaralıları çıkarmaya çalışıyordu.
Ama ben hiçbirini görmüyordum.
Sadece onu arıyordum.
"Oğuzhan!"
Sesim titriyordu.
Bir enkazın yanına koştum.
Yoktu.
Başka bir tarafa baktım.
Yoktu.
Kalbim her saniye biraz daha sıkışıyordu.
"Komutan!"
diye bağırdım tekrar.
Sonra gözüm yıkılan bir duvarın altında kalan birine takıldı.
Nefesim kesildi.
"Oğuzhan..."
Koşarak yanına gittim.
Yıkıntıları ellerimle kaldırmaya çalıştım.
Yüzü kan içindeydi.
Gözleri zar zor açıktı.
"Hayır..."
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Ellerim titriyordu.
"Hayır, hayır, hayır..."
Uzun zamandır ilk defa gözyaşlarımı durduramıyordum.
Yüzüne dokundum.
"Ölme.."
Sesim kırıldı.
"Ne olur ölme."
Yutkundum.
"Sen de bırakıp gitme."
"Allah kahretsin..."
"Yetişemedim."
"Oğuzhan, gözlerini kapatma."
O an dünyanın geri kalanı yok olmuş gibiydi.
Ne örgüt...
Ne görev...
Ne de yıllardır sakladığım kimliğim...
Hiçbirinin önemi kalmamıştı.
Tek istediğim şey onun nefes almaya devam etmesiydi.
Uzaktan siren sesleri duyulmaya başladı.
Ambulanslar ve ekipler olay yerine ulaşıyordu.
Sağlık görevlileri hızla yanımıza geldi.
Beni kenara çekmeye çalıştılar.
Ama bırakmadım.
"Ondan uzak durmayacağım."
dedim titreyen sesimle.
Sonunda Oğuzhan'ı sedyeye aldılar.
Ambulansa bindirirken ben de peşlerinden gittim.
Kimliğimin ortaya çıkıp çıkmayacağını umursamıyordum.
O an umursadığım tek şey...
Oğuzhan'ın yaşayacak olmasıydı.
Hastaneye vardığımız anda Oğuzhan'ı ameliyata aldılar.
Ben ise koridorda öylece kalakaldım.
Kapının kapanışını izledim.
Sonra yavaşça duvarın dibine oturdum.
Ellerim hâlâ titriyordu.
İlk kez bu kadar çaresiz hissediyordum.
Sürekli aynı cümleyi mırıldanıyordum.
"Ne olur ölme..."
"Ne olur..."
" Sende beni bırakma.."
Koridordan geçen insanlar bana garip garip bakıyordu.
Üzerimde hâlâ operasyon kıyafetleri vardı.
Yüzüm toz içindeydi ellerimde Oğuzhan'ın kanı vardı.
Maskemi çıkarmıştım.
Ama umurumda değildi.
Kim olduğumu...
Nasıl göründüğümü...
Hiçbir şeyi umursamıyordum.
Sadece ameliyathane kapısına bakıyordum.
Dakikalar geçtikçe içimdeki korku büyüyordu.
Tam o sırada koridorun sonunda bir hareketlilik oldu.
Başımı kaldırdım.
Albay hızlı adımlarla bana doğru geliyordu.
Beni görünce durdu.
Yüzündeki ifade değişti.
Önce şaşkınlıkla baktı.
Sonra gözlerini kıstı.
Sanki bir şeyi anlamaya çalışıyordu.
"Gölge..."
dedi yavaşça.
Bir adım daha yaklaştı.
"Sen misin?"
Boğazımdaki düğümü yutkunarak bastırmaya çalıştım.
Başımı hafifçe salladım.
"Evet."
Albay birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
"Oğuzhan içeride."
dedim kısık bir sesle.
Sesim titriyordu.
"Ben..."
Devam edemedim.
Albay ilk kez beni bu halde görüyordu.
Ne soğukkanlıydım...
Ne de güçlü görünmeye çalışıyordum.
Sadece korkuyordum.
Albay derin bir nefes aldı.
Sonra yanıma oturdu.
"Oğuzhan kolay kolay pes edecek biri değildir merak etme iyi olacak."dedi.
Ameliyathane kapısına baktım.
Gözlerim yeniden doldu.
"Ya bu sefer ederse?"
diye fısıldadım.
Koridorda sessizlik oluştu.
Ve ilk kez...
Gölge değil...
Sadece Mihra konuşuyordu.
Bölüm etkileşimi
