44. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE43.Bölüm
Bölümler 52Şu an: 43.Bölüm
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime · Okuduğun bölüm
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
OĞUZHAN-
"Mihra..."
"Konuşsana."
"Burada ne yapıyorsun?"
Mihra bir an duraksadı.
Sonra hiç bozuntuya vermeden konuştu.
"Şey..."
"Albay bir dosya istemişti."
"Onu almaya geldim."
"O sırada elektrikler kesildi."
Raflara göz gezdirdi.
"Ha..."
"İşte buldum."
Dosyayı eline alıp bana kısa bir bakış attı.
"İyi akşamlar komutanım."
Arkasına bile bakmadan odadan çıktı.
Olduğum yerde birkaç saniye öylece kaldım.
Sonra kaşlarımı hafifçe çattım.
"Garip..."
Çünkü...
Albay yaklaşık yarım saat önce karargâhtan ayrılmıştı.
Dosya istemesi mümkün değildi.
Ama bunu Mihra'nın yüzüne vurmadım.
Şimdilik...
Telefonumun ışığını kapatıp arşiv odasına bir kez daha göz gezdirdim.
Her şey normal görünüyordu.
Yavaşça odadan çıktım.
Koridorda Mihra çoktan gözden kaybolmuştu.
Dudaklarımın kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
"Demek yalan da söylemeye başladın..."
"Ne saklıyorsan..."
"Eninde sonunda öğreneceğim."
Ertesi sabah...
Uyandığım andan beri aklımda tek bir şey vardı.
Arşiv odasında yaşananlar...
Elektrik kesintileri..
Mihra'nın verdiği cevap...
Hiç inandırıcı gelmemişti.
Kahvaltıyı hızlıca bitirip eğitim alanına çıktım.
Kutay Timi çoktan sıraya geçmişti.
"Günaydın komutanım!"
"Günaydın."
Eğitimi başlattım.
Koşular...
Engel parkuru...
Atış talimi...
Her şey normal ilerliyordu.
Ama gözüm sürekli Mihra'daydı.
En ufak hareketini bile kaçırmıyordum.
Tam atış eğitimi sırasında...
Mihra'nın telefonu cebinde kısa süreliğine titredi.
Mihra telefonu susturdu. Gözleri bir anlığına saate kaydı.
Sonra hiçbir şey olmamış eğitime kaldığı yerden devam etti.
İşin garip tarafı...
Telefonuna bakmaya bile çalışmadı.
Sanki mesajın kimden geldiğini zaten biliyordu.
İçimdeki şüphe biraz daha büyüdü.
Eğitim bittiğinde herkes silahlarını teslim etmek için cephaneliğe yöneldi.
Mihra ise,
"Komutanım, silahımı temizleyip öyle teslim edeceğim."
dedi.
"Tamam."
Başımı sallayıp izin verdim.
Arkasından sessizce uzaklaşmasını izledim.
İçimde yine aynı his vardı.
Bir şeylerin peşindeydi...
Ve ben...
Artık bunun tesadüf olmadığına emindim.
Bu kez gerçeği öğrenmek için acele etmeyecektim.
Sessizce izleyecek...
Hata yapmasını bekleyecektim.
Diğer gün...
Eğitimin bitmesine dakikalar kala telsizim cızırdadı.
"Komutanım."
"Karakolun kuzeyindeki ormanlık bölgede şüpheli hareketlilik tespit edildi."
Hiç vakit kaybetmeden timime döndüm.
"Kutay Timi!"
"Hazırlanın."
"On dakika içinde hareket ediyoruz."
"Emredersiniz komutanım!"
Herkes koşarak teçhizatını almaya gitti.
Birkaç dakika sonra araçlarla belirtilen bölgeye ulaştık.
Haritaya son kez baktım.
"Bölgeyi üç koldan saracağız."
"Kimse ateş emri vermeden ateş açmayacak."
Herkes sessizce başını salladı.
Ormanın içine doğru ilerlemeye başladık.
Etraf ölüm sessizliğine bürünmüştü.
Tam o sırada...
Yiğit elini kaldırdı.
Herkes olduğu yerde durdu.
Yere çömelip toprağı inceledi.
"Komutanım."
"Buradan yeni geçmişler."
"Ellerinde ağır yük varmış."
İzleri gösterdi.
Gerçekten de ayak izleri oldukça yeniydi.
Başımı salladım.
"İyi tespit."
"İzleri takip ediyoruz."
Yaklaşık on dakika yürüdükten sonra uzaktan fısıltılar duymaya başladık.
Dürbünümü kaldırdım.
Bir grup silahlı terörist...
Sırtlarında büyük çuvallar vardı.
Sessizce telsize konuştum.
"Kimse ateş etmeyecek."
"Yaklaşmalarını bekleyin."
Bir süre sonra...
Teröristlerden biri bizim tarafa döndü.
"Pusuya düştük!"
diye bağırdı.
Artık gizlenmenin anlamı kalmamıştı.
"Ateş serbest!"
Orman bir anda silah sesleriyle yankılandı.
Mihra yüksekçe bir kayanın üzerine çıkarak peş peşe ateş etmeye başladı.
Ben ve tim de ilerleyerek çatışmaya girdik.
Yaklaşık beş dakika süren çatışmanın ardından bütün teröristler etkisiz hâle getirildi.
Çuvalları açtığımızda içlerinden onlarca silah ve mühimmat çıktı.
Alp şaşkınlıkla bana baktı.
"Komutanım..."
"Bunlar büyük bir saldırı hazırlığındaymış."
Derin bir nefes aldım.
"İyi ki zamanında yetişmişiz."
Operasyonu başarıyla tamamladıktan sonra karargâha geri döndük.
Araçlardan iner inmez herkes derin bir nefes aldı.
Saatler süren operasyonun yorgunluğu yüzlerden okunuyordu.
Tam silahlarımızı teslim edecekken...
Albay hızlı adımlarla yanımıza geldi.
"Kutay Timi!"
Hepimiz aynı anda hazır ola geçtik.
"Komutanım!"
Albay tek tek yüzümüze baktı.
"Operasyon başarılı."
"Hepinizi tebrik ediyorum."
Kısa bir duraksamanın ardından tekrar konuştu.
"Ama şimdi dinlenmek yok."
"Hemen timini topla Yüzbaşı."
"Toplantı odasına geçiyoruz."
Kaşlarımı hafifçe çattım.
"Emredersiniz komutanım."
"Bir sorun mu var?"
Albay ciddi bir ifadeyle başını salladı.
"Karargâha Binbaşı Adnan Yıldırım geldi.
"Toplantı odasında sizi bekliyor."
İsmi ilk kez duyuyordum.
Kim olduğunu bilmiyordum.
Timime döndüm.
"Herkes toplantı odasına."
"Beş dakika içinde hazır olun."
"Emredersiniz komutanım."
Hep birlikte toplantı odasına doğru yürümeye başladık.
Kapının önüne geldiğimizde kısa bir an durdum.
Kapıyı iki kez tıklatıp içeri girdim.
"Komutanım."
Kutay Timi aynı anda asker selamı verdi.
"Komutanım."
Binbaşı Yaklaşık ellili yaşlarında...
Keskin bakışlı, ciddi yüz ifadeli bir adamdı.
Demek Binbaşı Adnan Yıldırım buydu.
Albay bize dönerek konuştu.
"Çocuklar..."
"Tanıştırayım."
"Binbaşı Adnan Yıldırım."
"Bundan sonra bir süre karargâhımızda operasyonları takip edecek."
Binbaşı Adnan tek tek yüzümüze baktı.
Bakışları üzerimizde dolaşırken sıra Mihra'ya geldi.
O an...
Mihra'nın gözlerinde bir anlık değişim gördüm.
Sadece bir an...
Çok kısa sürdü.
Sonra yüzündeki ifade yeniden aynı sakinliğe büründü.
Sanki hiçbir şey olmamış gibiydi.
"Memnun oldum."
dedi soğukkanlı bir sesle.
Binbaşı başını hafifçe salladı.
"Ben de."
Sonra bize dönüp konuşmaya başladı.
"Albay bana operasyon raporunuzu anlattı."
"Başarılı bir timsiniz."
"Özellikle büyükelçinin sağ kurtarılması önemliydi."
Kimse konuşmuyordu.
Binbaşı konuşurken istemsizce Mihra'ya baktım.
Nedense gözlerini Binbaşı'nın üzerinden bir saniye bile ayırmıyordu.
İçimde tarif edemediğim bir his oluştu.
Sanki...
Daha önceden görmüş gibiydi.
Binbaşı Adnan dosyayı masanın üzerine bıraktı.
"Çocuklar..."
"Buraya çok önemli bir görev için geldim."
"Size güvenim tam."
"Yarın sabah Irak'a geçeceksiniz."
"Göreviniz, bölgede bizim adımıza çalışan gizli bir MİT personeliyle irtibat kurmak."
"Elindeki istihbarat Türkiye için hayati önem taşıyor."
"O bilgileri güvenli şekilde teslim alıp ülkeye döneceksiniz."
"Ama unutmayın..."
"Orada size hiçbir şekilde destek veremeyeceğiz."
"Sınırı geçtiğiniz andan itibaren tek başınasınız."
"En ufak bir hatada devlet sizin orada olduğunuzu resmî olarak kabul edemez."
"Kimliğiniz..."
"Asker olduğunuz..."
"Asla ifşa olmayacak."
Oda bir anda sessizliğe gömüldü.
Albay bana döndü.
"Hazırlıklara başla Yüzbaşı."
"Bu görev..."
"Ülke bekası için büyük önem taşıyor."
"Emredersiniz komutanım."
Tam toplantı sona ermişti ki Albay,
"Toplantı bitmiştir."
dedi.
Hepimiz aynı anda ayağa kalktık.
"Emredersiniz komutanım."
Toplantı odasından çıkınca Aleyna derin bir nefes verdi.
"Vallahi heyecandan nefesimi tutmuşum ay gördünüz mü binbaşıdaki ciddiyeti."
Barış güldü.
"Daha Irak'a gitmeden korktun mu yoksa?"
Aleyna kaşlarını çattı.
"Korkmadım."
"Sadece görevin ciddiyetini düşündüm."
Mert söze girdi.
"Bence güzel olacak bende böyle bir operasyon bekliyordum diğerleri çok sıkıcı."
Alp gülümseyerek,
"İnşallah Mert yine ilk dakikada başımıza iş açmaz."
dedi.
"Alp!"
diye itiraz etti Mert.
"Ula ne zaman başınıza iş açtum ben."
Timdekiler gülmeye başladı.
O an...
Gergin hava birkaç saniyeliğine de olsa dağılmıştı.
Mert bu kez Mihra'ya döndü.
omzuna hafifçe vurdu.
"Ula Mihra..."
"Şu yüzüne yazık ediyorsun ha."
"Allah bu kadar güzelliği vermiş..."
"Sen hep somurtuyorsun."
Mihra gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
"Kes sesini Mert."
Mert gülerek başını salladı.
"Kesmem."
"Gülünce daha bi güzel oluyorsun."
"Şimdi oldu işte."
Mihra başını iki yana sallayıp hafifçe gülümsedi.
"Bir gün seni gerçekten döveceğim."
Mert kahkaha attı.
"Önce şu gülüşünü kaybetme de, dayağa razıyım."
Ben ise birkaç adım geriden onları izliyordum.
Mert'i ne kadar sevsemde Mihra'ya karşı tavrını sevmiyordum.
Bölüm etkileşimi
