5. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE4.BÖLÜM
Bölümler 52Şu an: 4.BÖLÜM
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gölge -
Görev bitmişti.
Sessizdi.
Tüm tim güvenli şekilde çıkarılmıştı. Her şey planlandığı gibi ilerlemişti.
Ama içindeki rahatlık uzun sürmedi.
Telsizden gelen tek bir cümle her şeyi değiştirdi.
“Bir asker kayıp… kaçırıldı.”
O an durdu.
Hiç tepki vermedi.
Ama içi… o an değişti.
Kim olduğunu biliyordu.
Kimlerin yapabileceğini de.
Cemşit.
Onun gibi biri birini canlı almışsa, bu iyi bir şey değildi.
Hiçbir zaman iyi olmazdı.
Bölgeyi düşündü.
Kamp iyi korunuyordu.
Direkt saldırı… gereksiz kayıp demekti.
Plan kurdu.
Ama bu plan klasik bir plan değildir.
Bir teröristi sessizce etkisiz hale getirdi.
Üzerindeki kıyafetleri aldı.
Yüzünü sakladı.
Ve kampa sızdı.
Her adımda dikkatliydi.
Her bakışta risk vardı.
Ama o riskten korkmazdı.
İçeri girdiğinde ortamı hissetti.
Gergindi.
Normalden fazla hareket vardı.
Bir şeyler olmuştu.
İşkence yapılan o odayı bulması uzun sürmedi.
Kapı aralıktı.
İçeri baktı.
Ve gördüğü şey…
Onu bir an durdurdu.
Sertti.
Soğuktu.
Ama hiçbir şey onu buna hazırlamamıştı.
Karşısındaki asker neredeyse tanınmaz hâle gelmişti.
Nefes alıyordu ama çok zayıftı.
Bir an için planı unuttu.
Sadece baktı.
Bu onun için nadirdi.
Çok nadir.
Ama sadece bir an sürdü.
Sonra geri döndü.
Düşünmeye başladı.
Hızlı.
Soğuk.
Net.
Bir çıkış yolu gerekiyordu.
Sessiz.
Kaos çıkarmayan.
Kimsenin anlamadığı.
Plan basitti:
Dikkati başka yöne çekmek.
Küçük patlama düzenekleriyle kampın farklı noktalarında aynı anda karışıklık oluşturdu.
İlk ses geldiğinde herkes farklı yöne dağıldı.
İkinci sesle kontrol tamamen bozuldu.
Tam o anda içeri girdi.
Askeri çözdü.
Onu sırtına aldı.
Hızlı değildi.
Çünkü hızlı olmak dikkat çekerdi.
Sessizdi.
Kampın içinden çıkarken kimse onu fark etmedi.
Sanki hiçbir şey olmamıştı.
Ama güvenli bölgeye ulaştığında durdu.
Askeri yere indirdi.
Nabzını kontrol etti.
Çok düşüktü.
İlk kez ne yapacağını bilemedi.
Bu his ona yabancıydı.
Çok yabancı.
Arkada kamp karışmıştı.
Cemşit öfke içindeydi.
Bağırıyor, her yeri aratıyordu.
“BİRİ BURADAYDI!”
Ama kimse bulamıyordu.
Çünkü o çoktan gitmişti.
Ve geriye sadece bir şey kalmıştı:
Görülmeyen bir gölge…
Kamp tamamen kontrol altına alınmıştı.
Cemşit ve adamları her yeri arıyordu.
Her yer terörist kaynıyordu
Bu yüzden onu bu halde karakola
götürmesi mümkün değildi.
Gölge kısa bir karar verdi.
Güvenli bölge.
Kimsenin bilmediği, yalnızca kendisinin kullandığı yer.
Oraya götürmeliydi.
Askeri dikkatlice taşıdı.
Ağırdı.
Ama bu ağırlık onun için sorun değildi.
Asıl sorun başka bir şeydi.
Onu bu hâlde görmekti.
Güvenli bölgeye ulaştığında ilk işi yaraları kontrol etmek oldu.
Sessizdi.
Dikkatliydi.
Soğukkanlı olmaya çalışıyordu.
Ama ilk kez kontrol etmesi zor bir şey hissediyordu.
Yaralar ciddiydi.
Kolundaki eski yara yeniden açılmıştı.
Vücudu uzun süreli şiddetin etkisini taşıyordu.
Sessizce pansuman yaptı.
Elindeki her hareket dikkatliydi.
Normalde bir görev gibi yaptığı her şey, bu kez farklıydı.
Bir an durdu.
Nedenini kendisi bile anlamadı.
Sadece baktı.
Sonra hemen kendini toparladı.
“Dayan,” dedi kısık bir sesle.
“Ölme.”
Telsizi açtı.
Albay’a kısa ve şifreli bir mesaj gönderdi.
“Personel elimde. Durum kritik. Güvenli bölgede tedavi altındayım. Konum riskli, yer değişikliği mümkün değil.”
Sonra geri döndü.
Askerin yanında kaldı.
Hiç ayrılmadı.
Saatler günlere karıştı.
Bir hafta geçti.
Yaralar yavaş yavaş toparlanıyordu.
Ama bilinç hâlâ yoktu.
Gölge onu yalnız bırakmadı.
Ateşi yükseldiğinde düşürdü.
Nabzını kontrol etti.
Sessizce yanında kaldı.
Bazen sadece oturup izliyordu.
Hiç alışık olmadığı bir şeydi bu.
Beklemek.
Ve bunu kendine itiraf etmese de…
Onu orada bırakmak istemiyordu.
Bir gün, uzun süre sonra ilk kez nefes daha düzenli hale geldi.
Ama hâlâ gözlerini açmıyordu.
Gölge sessizce baktı.
Ve ilk kez fark etmeden düşündü:
“Bu iş neden bu kadar uzadı…”
Oğuzhan yavaşça gözlerini açtı.
Loş bir ışık vardı. Başında hâlâ ağır bir sızı hissediyordu ama bilinci yavaş yavaş yerine geliyordu.
Yanında bir siluet duruyordu.
Kim olduğunu ilk anda çıkaramadı.
Hareket etmeye çalıştığı anda siluet hemen geri çekildi.
Yüzünü sakladı.
Sanki görünmek istemiyordu.
“Neredeyim…” dedi Oğuzhan kısık bir sesle.
Karşısındaki kişi cevap vermedi.
Sadece elini hafifçe kaldırıp onu sakinleştirmeye çalıştı ve "sakin ol dedi"
Oğuzhan gözlerini kısarak baktı.
Bir şey dikkatini çekti.
Bu kişi konuştuğunda sesi… doğal değildi.
Sesi netti ama aynı zamanda yapaydı.
Tonunda bir bozulma vardı.
Sanki özellikle değiştirilmişti.
Ne kadın olduğu belliydi…
Ne erkek olduğu…
Sadece düz, soğuk ve tek bir çizgide ilerleyen bir ses vardı.
“Yat,” dedi siluet. “Daha iyileşmedin.”
Oğuzhan kaşlarını çattı.
“Kimsin sen?”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra aynı yapay, değiştirilmiş ses tekrar duyuldu:
“Gölge.”
Bu kelime odanın havasını değiştirdi.
Oğuzhan’ın bakışları sertleşti
Tam konuşacakken ellerini hareket ettirmeye çalıştı.
Kelepçeliydi.
“Ne oluyor burada?” dedi sertçe.
“Neden kelepçe taktın bana?”
Gölge sakin bir şekilde yaklaştı.
Sesi yine değişmişti.
Ne duygusu vardı ne de net bir kimlik.
Sanki özellikle insanlıktan uzak tutulmuş gibiydi.
“Çünkü bazı şeyler merak edilmez.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Benim yüzüm de bunlardan biri.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra aynı soğuk ses ekledi:
“Eğer yüzümü görmeye çalışırsan… ölürsün.”
Oğuzhan gözlerini kısarak baktı.
“Tehdit mi ediyorsun?”
Gölge başını hafifçe eğdi.
“Gerçek.”
Arkasını döndü.
Kapıya doğru ilerlerken sesi tekrar aynı yapay tona büründü:
“Ben sadece Gölge’yim. İster iyi olayım, ister kötü… bu değişmez.”
Durdu.
Son bir cümle daha söyledi:
“Dinlen, komutan.”
Ve sessizce odadan çıktı.
Geride kalan şey sadece bir asker değildi…
Cevapları olmayan bir bilinmezlikti.
Oğuzhan hâlâ tam olarak iyileşmemişti.
Vücudu toparlanıyordu ama her hareketi zorlanarak yapıyordu. Gücü geri gelmemişti.
Gölge onu hiç yalnız bırakmıyordu.
Her gün düzenli olarak yemek hazırlıyordu.
Basit şeyler… çorba gibi.
Ama bunu bile dikkatle yapıyordu.
Sessizdi.
Soru sormuyordu.
Gereksiz hiçbir şey söylemiyordu.
Oğuzhan çoğu zaman oturur pozisyonda kalıyordu.
Hareket edemediği için değil…
Gölge izin vermediği için.
Bir gün çorbayı hazırladı.
Yanına oturdu.
Ve hiçbir şey söylemeden kaşığı aldı.
İlk kez Oğuzhan’a doğrudan dokundu.
Onu besliyordu.
Yavaş yavaş.
Dikkatli bir şekilde.
Oğuzhan buna karşı çıkmadı.
Sadece onu izledi.
Gözlerini.
Hareketlerini.
Sessizliğini.
Gölge, Oğuzhan’ın gözlerine bakıyordu.
Sürekli.
Hiç kaçırmadan.
Sanki onun her tepkisini ölçüyordu.
Oğuzhan da bakıyordu.
Ama o bakışta korku yoktu.
Sadece anlamaya çalışma vardı.
Aralarında uzun süre sessizlik oldu.
Sadece çorbanın kaşığa değme sesi vardı.
Oğuzhan konuşmaya çalıştı.
“Neden buradasın?”
Gölge bir an durdu.
Kaşığı bıraktı.
Bakışlarını kaçırmadan cevap verdi:
“Seni ilgilendirmez.”
Ve hiçbir açıklama yapmadan kalktı.
Odadan çıktı.
Oğuzhan arkasından baktı.
Alışmaya çalışıyordu.
Ama alışılması zor bir şey vardı:
Bu kadın… ya da bu adam… her neyse…
Her zaman yanında vardı.
Ama hiçbir zaman tam olarak orada değildi.
Ertesi gün yine aynı şey oldu.
Çorba.
Sessizlik.
Göz göze gelme.
Ve kısa cevaplar.
Oğuzhan ne zaman bir şey sorsa, cevap ya çok kısa oluyordu ya da hiç gelmiyordu.
Bazen sadece bir bakış…
Bazen sadece bir kelime…
Sonra yine sessizlik.
Ve Gölge, her seferinde işi biter bitmez odadan çıkıyordu.
Sanki orada fazla kalırsa bir şey açığa çıkacakmış gibi.
Oğuzhan bunu fark etmeye başlamıştı.
Bu kişi konuşmuyor değildi…
Konuşmaktan kaçıyordu.
Ve Oğuzhan ilk kez şunu düşündü:
“Beni değil… kendini koruyor..
Bölüm etkileşimi
