31. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE30. Bölüm
Bölümler 52Şu an: 30. Bölüm
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime · Okuduğun bölüm
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
GÖLGE-
Güvenli bölgem artık yoktu.
Yıllardır kullandığım yer birkaç dakika içinde küle dönmüştü.
Şimdi yeniden bir güvenli bölge oluşturmam gerekiyordu.
Ama bu zaman alacaktı.
Üstelik örgüt peşimdeydi.
Geceyi dışarıda geçirmek istemiyordum.
Bir kayanın üzerine oturup düşünmeye başladım.
Aklıma ilk gelen kişi Oğuzhan oldu.
Elimi telsize attım.
Birkaç saniye düşündüm.
Sonra vazgeçtim.
Telsizden konuşmak istemiyordum.
Başımı kaldırıp uzaklara baktım.
Başka seçeneğim yoktu.
Oğuzhan'ın kaldığı lojmana gidecektim.
Saatler süren yürüyüşün ardından askerî lojmanların bulunduğu bölgeye ulaştım.
Uzaktan durup etrafı izledim.
Nöbet noktalarını...
Kameraları...
Devriyeleri...
Görünmeden sızmak benim işimdi.
Daha önce kameralardan baktığım için Oğuzhan'ın hangi lojmanda kaldığını biliyordum.
Sessizce hareket ettim.
Gölgelerin arasından ilerledim.
Kimse beni fark etmedi.
Kısa süre sonra lojmanın önüne ulaştım.
Pencere kapalıydı.
Ama bu benim için sorun değildi.
Sessizce pencerenin önünde durup içeriyi dinledim.
Sonra içeri sızmanın bir yolunu bulup hareket ettim.
OĞUZHAN-
Saat oldukça ilerlemişti.
Ama nedense uyuyamıyordum.
Yatağın kenarında oturmuş düşünüyordum.
Bir ara pencerenin önünden geçen bir gölge gördüm.
Kaşlarımı çattım.
Sonra omuz silktim.
"Devriyedeki askerlerden biridir."
diye düşündüm.
Ama içimden ki ses kalkıp bakmam gerektiğini söyledi.
Yavaşça ayağa kalktım.
Odanın içini dinledim.
Bir ses duydum.
Çok hafifti.
Ama birisi içerideydi.
Hemen silahımı aldım.
Sessizce kapının yanına geçtim.
Nefesimi tuttum.
Birkaç saniye sonra odanın içinde bir hareket fark ettim.
Tam zamanıydı.
Bir anda ileri atıldım.
Karşımdakinin kolunu yakaladım.
Silahı başına dayadım.
"Sakın kımıldama, yoksa vururum."
diye fısıldadım.
Ama bir kaç saniye sonra gözlerim büyüdü.
Karşımda duran kişi...
Gölge'ydi.
"Gölge?"
Bir an gerçekten gördüğüme inanamadım.
"S-sen ne arıyorsun burada?"
"Buraya nasıl girdin?"
Gölge sanki çok normal bir şeymiş gibi omuz silkti.
"Hasretine dayanamadım da geldim komutan."
dedi gözlerini devirerek.
Kaşlarımı çattım.
"Belli oluyor zaten."
"Ne arıyorsun burada?"
Gölge derin bir nefes verdi.
"Uzun hikâye."
Sonra başındaki silaha baktı.
"Bir de şu silahı çeksene."
"Allah Allah."
"Misafir ağırlamayı hiç bilmiyorsun."
Silahı birkaç saniye daha indirmedim.
"Gece yarısı gizlice odamıza giren misafirleri ilk defa görüyorum."
Gölge kaşlarını kaldırdı.
"Ben de ilk defa birinin odasına giriyorum."
Dedi.
Gölge sessizce gidip koltuğa oturdu.
Üzerindeki yorgunluk bu sefer saklanamayacak kadar belliydi.
Ben de silahı masaya bırakıp mutfağa geçtim.
"Aç mısın Mihra?"
Bana bakıp.
"Hayır değilim."
Sonra birkaç saniye durdu.
"Ama çaya hayır demem."
İstemsizce gülümsedim.
*Hemen yapıyorum. " dedim.
Çayı demleyip iki bardakla geri döndüm.
Birini ona uzattım.
Sessizce aldı.
Bir süre odada sadece çayın buharı vardı.
Ama Gölge alıştığım gibi değildi.
Her zamanki alaycı tavırlarının altında bir şeyler düşünüyordu.
Sonunda sessizliği ben bozdum.
"Eee?"
"Ne oldun anlatmaycak mısın?"
"Seni gece yarısı buraya getiren konu ne?"
Gölge birkaç saniye çayına baktı.
Sonra sakin bir sesle konuştu.
"Güvenli bölgem deşifre oldu."
Bir an ne dediğini anlayamadım.
"Ne?"
"Nasıl yani?"
Başını kaldırıp bana baktı.
"Gittiğimde içeride iki kişi vardı."
"Yerimi bulmuşlardı."
"Onları etkisiz hale getirdim."
Çay bardağını masaya bıraktı.
"Sonra diğerlerinin de geleceğini öğrendim."
"Önemli her şeyi topladım."
"Ve güvenli bölgeyi patlattım."
Kaşlarım çatıldı.
"Patlattın mı?"
Başını salladı.
"Gelen adamlar içeri girdikten sonra."
Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu.
Yıllardır kullandığı yeri kendi elleriyle yok etmişti.
Bunun onun için ne kadar büyük bir şey olduğunu anlayabiliyordum.
"Yani..."
dedim yavaşça.
"Artık güvenli bölgen yok."
Gözlerini çay bardağına çevirdi.
"Evet yok."
İlk kez sesinde yorgunluk hissediliyordu.
"Şimdi ne yapacaksın peki?"
Omuz silkti.
"Bilmiyorum."
" Yeniden güvenli bir bölge kurmam lazım."
"Ama uzun sürecek."
Başımı salladım.
Sonra aklıma gelen ilk şeyi sordum.
"Ee peki bu süre zarfında nerede kalacaksın kalacak yerin var mı?"
Bu sefer gerçekten düşündü.
Sonra hafifçe omuz silkti.
"Bilmiyorum şuan yok."
"Ama bir yolunu bulurum komutan."
Sonra koltuğa yaslandım.
"İstersen burada kalabilirsin."
Gölge kaşlarını kaldırdı.
"Ne?"
"Yeni bir güvenli bölge oluşturana kadar."
Sonra baştan aşağı onu süzdüm.
"Ama tabii bu kıyafetlerle değil."
Gözlerini devirdi.
"Merak etme komutan."
"Başımın çaresine bakarım."
"Bu gece burada kalmam yeterli."
Çaylarımız bittikten sonra bardakları alıp mutfağa götürdüm.
Musluğun altında bardakları yıkarken istemsizce salona baktım.
Mihra koltuğa oturmuş etrafa bakıyordu.
Her zamanki gibi sert görünmeye çalışıyordu.
Ama onu tanımaya başlamıştım.
Güvenli bölgesini kaybettiği için üzgündü.
Sadece bunu göstermiyordu.
Yanına geri döndüm.
"Ee?"
"Şimdi uyuyacak mısın?"
Başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Uykum yok."
Omuz silktim.
"O zaman televizyon izleyelim."
"Belki kafan dağılır."
Birkaç saniye bana baktı.
"İyi."
dedi.
"Aç bakalım."
Televizyonu açtım.
Bir süre sessizce izledik.
Arada sırada yorum yapıyordum.
Mihra da her zamanki gibi söylediklerimin yarısına laf atıyordu benimle zıtlaşmayı seviyordu.
Saat ilerledikçe yorgunluk kendini hissettirmeye başladı.
Göz kapaklarım ağırlaşıyordu.
Son hatırladığım şey televizyondan gelen seslerdi.
Sabah gözlerimi yavaşça açtım.
Güneş perde aralığından içeri süzülüyordu.
Bir an nerede olduğumu anlamaya çalıştım.
Tam doğrulacakken omzumdaki ağırlığı fark ettim.
Başımı çevirdim.
Ve donup kaldım.
Mihra uyuyordu.
Başını omzuma yaslamıştı.
Gece bir ara farkında olmadan yanıma kaymış olmalıydı.
Normalde en ufak seste bile uyanan kız şimdi derin bir uykuya dalmıştı.
Bir süre sessizce onu izledim.
Sonra hafifçe kıpırdandı.
Kaşlarını çattı.
Ve yavaş yavaş gözlerini açmaya başladı.
Etrafına bakındı.
Sonra omzuma yaslandığını fark etti.
Bir anda doğruldu.
Yüzündeki ifade görülmeye değerdi.
"Ben..."
dedi.
Sonra sustu.
İlk kez ne diyeceğini bilemiyordu.
Ben de sanki hiçbir şey olmamış gibi boğazımı temizledim.
"Şey..."
"Uyuya kalmışız."
Mihra hemen ayağa kalktı.
"Evet."
"Eee..."
"Şey ben acıktım kahvaltı yapalım mı ?"dedi.
Normal görünmeye çalışıyordu ama başarılı olduğu söylenemezdi.
Yanakları hafifçe kızardığını fark ettim.
Fark ettiğimi anlamasın diye başka tarafa baktım.
"O zaman ben çay yapayım kahvaltıda ne istersin?"
diye sordum.
Mihra hemen fırsatı değerlendirdi.
"Benim için farketmez sen ne hazırlarsan yerim."
dedi hızlıca.
Sonra pencereye yöneldi.
Ben mutfağa giderken istemsizce gülümsedim.
Yaklaşık yarım saat sonra masayı hazırladım.
"Gel."
dedim.
"Kahvaltı hazır."
Mihra masaya oturdu.
Sessizce yemeye başladı.
Ben de karşısında oturuyordum.
Bir ara istemeden onu izlemeye başladım.
Birden başını kaldırdı.
Beni kendisine bakarken yakalamıştı.
Kaşlarını kaldırdı.
"Ne bakıyorsun?"
Hemen gözlerimi tabağıma çevirdim.
"Bir şey yok."
"Yalancı."
diye mırıldandı.
Bir süre daha sessizce kahvaltı yaptık.
Sonra boğazımı temizledim.
"Mihra."
"Efendim komutan?"
"Bence burada kal."
Kaşlarını çattı.
"Ne?"
"Bir süreliğine."
"Etraf daha güvenli."
"Merak etme ben zaten akşam gelir sabah giderim."
"Rahat edersin."
Mihra cevap vermedi.
Ben de devam ettim.
"Yeni bir güvenli bölge oluşturman zaman alacak."
Bakışlarını masaya çevirdi.
"Bilmiyorum."
dedi sessizce.
"Üstelik..."
dedim.
"İstersen güvenli bölge işini beraber de çözeriz."
Bu sefer başını kaldırıp bana baktı.
Yüzünde şaşkın bir ifade vardı.
Sanki birinin ona yardım etmeyi teklif etmesine alışık değilmiş gibi.
Birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra hafifçe başını iki yana salladı.
"Hayır ben hal ederim."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Bir kerede evet desen şaşardım."
dedim.
Bölüm etkileşimi
