6. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE5.Bölüm
Bölümler 52Şu an: 5.Bölüm
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
GÖLGE-
Onu izlemek işimin bir parçasıydı.
Ama bu kez farklıydı.
Her şey farklıydı.
Yaralıydı.
Güçsüzdü.
Ama gözleri hâlâ aynıydı.
Hep aynı şekilde bakıyordu.
Sanki karşısında ne olduğunu tartıyormuş gibi.
Onu ilk kez o hâlde gördüğümde planım basitti.
Sadece yaşatmak.
Sadece toparlanmasını sağlamak.
Sonra gitmek.
Ama planlar bazen teoride kalır
Çorbayı hazırlarken bile zihnim çalışıyordu.
Rutin.
Soğuk.
Kontrollü.
Ama ellerim… her zamanki kadar sabit değildi.
Bunu fark etmemem gerekiyordu.
Fark ettim.
Yanına oturduğumda bakışlarını hissediyordum.
İnceliyordu.
Sorguluyordu.
Bu normaldi.
O böyle biriydi.
Gözlerine bakmamam gerekiyordu.
Ama bakıyordum.
Her seferinde.
Uzun süre.
Fazla uzun.
Onu beslerken mesafe bırakmalıydım.
Profesyonel olmalıydım.
Ama yine de… çok yakındım.
Konuştu.
“Neden buradasın?”
Durmam bile hataydı.
Cevap vermem bile fazla bir şeydi.
“Seni ilgilendirmez .”
Kalktım.
Odadan çıktım.
Çünkü kalırsam…
Bir şey değişecekti.
Bunu hissediyordum.
Geri döndüğümde hâlâ oradaydı.
Hâlâ bakıyordu.
Onun bakışı sorun değildi.
Sorun benim bakışımın geri dönmesiydi.
Bunu kendime söylemiyordum.
Ama biliyordum.
Bu görev basitti:
Onu yaşatmak.
Onu korumak.
Ve görünmez kalmak.
Ama en zor kısım şuydu:
Onun yanında görünmez kalmak, giderek daha zor hâle geliyordu.
Çünkü her defasında gözlerine baktığımda…
Bir adım daha kalıyordum.
Ve bu benim için tehlikeliydi.
Ben tehlikeyi bilirdim.
Ama bu farklıydı.
Bu, düşman değildi.
Bu… başka bir şeydi.
Ve ben buna isim vermemeyi seçtim.
Kapıyı kapattıktan sonra koridora çıktım.
Derin bir nefes aldım.
Bu saçmalıktı.
Bir askeri kurtarmıştım.
Hepsi buydu.
Daha önce de kurtarmıştım.
Ama ilk kez birinin yanında bu kadar uzun kalıyordum.
Kendime kızdım.
Bu bir görevdi.
Görevler duygularla yürütülmezdi.
Mutfak olarak kullandığım küçük odaya geçtim.
Ama aklım hâlâ içerideydi.
Onda.
Tam o sırada odadan bir ses geldi.
Metal sesi.
Kelepçe.
Hızlı adımlarla geri döndüm.
Kapıyı açtığımda Oğuzhan yatağın kenarında oturmaya çalışıyordu.
Elleri hâlâ yatağın demir kısmına kelepçeliydi.
Yaraları yüzünden yüzü acıyla gerilmişti.
Ama vazgeçmiyordu.
"Bunu yapacak durumda değilsin."
dedim sertçe.
Başını kaldırdı.
Gözlerini üzerime dikti.
"Burada ne kadar kalacağım?"
"İyileşene kadar."
"Sonra?"
"Sonrası seni ilgilendirmez."
Kaşlarını çattı.
"Neden kelepçeliyim?"
"Çünkü meraklısın."
"Kaçacak hâlim mi var?"
İstemeden güldüm.
Kısacık.
Ama güldüm.
Karşımdaki adam zar zor oturabiliyordu.
Yüzü solgundu.
Yaraları henüz kapanmamıştı.
Elleri kelepçeliydi.
Ama buna rağmen bana meydan okumaktan vazgeçmiyordu.
Oğuzhan gözlerini kısmış bana bakıyordu.
Sonra dudaklarını hafifçe oynattı.
"Demek benden korkuyorsun."
Bu kez kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum.
Başımı iki yana salladım.
"Senden mi?"
dedim.
Bakışlarım istemsizce baştan aşağı kaydı.
Yaralı hâline.
Kelepçeli ellerine.
Ayakta durmakta bile zorlanan bedenine.
Sonra tekrar gözlerine baktım.
"Şu hâline bak komutan."
dedim alaycı bir şekilde.
"Korkulacak biri varsa o da benim."
Kısa bir sessizlik oldu.
Ve ekledim:
"Ben hiçbir şeyden korkmam."
Oğuzhan birkaç saniye boyunca gözlerini benden ayırmadı.
Sanki yalan söyleyip söylemediğimi anlamaya çalışıyordu.
Ama bilmediği bir şey vardı.
Yıllardır peşimde ordular dolaşmıştı.
Teröristler beni bulmak için dağ taş aramıştı.
Ölüm defalarca kapımı çalmıştı.
Korku...
Çok uzun zaman önce hayatımdan çıkmıştı.
Oğuzhan ; "Dünyada hiçbir şeyden korkmayan insan yoktur."
Oğuzhan bunu söylerken gözlerini bir an bile kaçırmadı.
Sanki cevabımı bekliyordu.
Ben ise sadece kaşlarımı kaldırdım.
"Öyle mi?"
dedim.
Sonra yatağa doğru yaklaştım.
Kollarımı göğsümde bağladım.
"Ben korkmam."
Oğuzhan hafifçe gülümsedi.
Sanki bana inanmadığını belli etmek ister gibiydi.
Başımı iki yana salladım.
"Komutan bey..."
dedim alaycı bir sesle.
"Ağzını da kapatmamı mı istiyorsun?"
Oğuzhan'ın kaşları çatıldı.
"Sus."
dedim.
Parmağımla yatağı işaret ettim.
"Uzan."
"Yaraların daha iyileşmedi."
"Emir mi veriyorsun?"
dedi.
Bu kez istemeden güldüm.
"Evet."
"Ve ilk defa doğru düzgün bir emre uy."
Oğuzhan homurdandı ama hareket etmeye çalışırken yüzü acıyla gerildi.
Bunu görünce haklı olduğumu anladı.
İsteksizce tekrar uzandı.
Ben de memnun olmuş gibi başımı salladım.
"Aferin."
dedim.
Gölge;"İyileşmeye başlamışsın."
Oğuzhan;"Bunu nereden çıkardın?"
Gölge;"Daha fazla konuşuyorsun."
Oğuzhan gözlerini devirdi.
Ben ise yüzümün altındaki gülümsemeyi saklayarak nabzını kontrol etmeye başladım.
Tam o sırada telsizden bir ses yükseldi.
Bir anda irkildim.
Bu sıradan bir telsiz değildi.
Teröristlerin haberleşmelerini dinlemek için kullandığım özel sistemdi.
Sesi açtım.
Birkaç saniye dinlemem yetti.
Bir asker daha yakalanmıştı.
Üstelik bu kez amaçları farklıydı.
Canlı yayın açacaklarını ve bütün dünyanın gözü önünde propaganda yapacaklarını ve askeri şehit edeceklerini söylüyorlardı.
Çenem istemsizce sıkıldı.
Karşımdaki yatağa baktım.
Oğuzhan da konuşulanları duymuştu.
Göz göze geldik.
Ayağa kalkmaya çalıştı.
Daha ilk hareketinde yüzü acıyla gerildi.
"Yerinden kıpırdama."
dedim sertçe.
Oğuzhan; "Ben de geliyorum."
Gölge; "Hayır."
Oğuzhan; "Bir asker orada duymadın mı infaz edeceklerini söylüyorlar."
"Biliyorum ayakta bile duramıyorsun bana sadece ayak bağı olursun ben kurtarırım merak etme."
Silahlarımı alırken ona son kez baktım.
" Ha bu arada ben dönene kadar sessizce burada bekle komutan yoksa başına geleceklerden ben sorumlu değilim."
Oğuzhan tam bir şey diyecekken
Kapıyı hızla kapatıp çıktım.
Kısa süre sonra bölgeye ulaştım.
Yüksek bir noktadan kampı izlemeye başladım.
Canlı yayın başlamıştı.
Kameralar kurulmuştu.
Ortada diz çöktürülmüş bir asker vardı.
Teröristlerden biri kameranın önünde konuşuyordu.
Etrafındakiler bağırıyor, propaganda yapıyordu.
Askeri gördüğüm anda içimden tek bir kelime geçti.
Hayır.
Beklemeye niyetim yoktu.
Planımı birkaç saniye içinde kurdum.
Birer birer etkisiz hale gelmeye başladılar.
Ne olduğunu anlayamadan düzenleri bozuldu.
Panik yayıldı.
Bağrışmalar yükseldi.
Dakikalar içinde kamp kontrolden çıktı.
Kameranın önünde konuşan adam kaçmaya çalıştı.
Karşısına çıktım.
Bir anda sustu.
Canlı yayın hâlâ açıktı.
"Kahramanlık masum insanlara zarar vermek değildir ve senden olsa olsa leş olur"
dedim ve kameraya bakıp soğuk bir sesle.
"Hiçbir askerimizin kılına dokunamayacaksınız."
Kameraya baktım ve sinirle.
"Ben izin vermem."
Birkaç saniye sonra yayını kapattım.
Hemen askerin yanına gittim.
Bağlarını çözdüm.
"Yürüyebiliyor musun?"
Başını salladı.
"Öyleyse çabuk peşimden gel heran it sürüsü burada olabilir."
Saatler sonra karakolun yakınlarına ulaştık.
Asker sessizce arkamdan yürüyordu.
Sonunda dayanamadı.
"Sen Gölge'sin değil mi?"
Başımı hafifçe çevirdim.
"Evet."
dedim.
Adamın gözleri büyüdü.
"Senin hakkında anlatılanlar doğruymuş."
Derin bir nefes verdim.
"kapa çeneni ve yürü."
dedim sertçe.
Asker hemen sustu.
Karakolun ışıkları görünmeye başlamıştı.
"Yakında komutanınız da gelecek."
dedim.
"Albaya söyle."
Adam başını salladı.
Tam yürümeye devam edecekken tekrar konuşmak için ağzını açtı.
Ama buna fırsat vermedim.
Bir adım yaklaştım.
Boynunun yanındaki sinire hafifçe dokundum.
Asker ne olduğunu anlayamadan gözleri kapandı.
Yavaşça yere yığıldı.
Düşmesine izin vermeden tuttum.
Sessizce yere bıraktım.
Birkaç dakika sonra karakoldan gelen ekipler onu bulacaktı.
Ve söylemesi gereken mesajı hatırlayacaktı.
Son kez etrafa baktım.
Kimsenin beni görmediğinden emin oldum.
Kimsenin hangi yöne gittiğimi bilmesini istemiyordum.
Kimsenin beni takip etmesini istemiyordum.
Arkamı döndüm.
Ve her zamanki gibi...
Karanlığın içinde kayboldum.
Bir gölge gibi.
Bölüm etkileşimi
