27. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE26.BÖLÜM
Bölümler 52Şu an: 26.BÖLÜM
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yavaşça yerimden kalktım.
Mutfağa gidip kendime bir bardak su doldurdum.
Soğuk su boğazımdan aşağı inerken derin bir nefes verdim.
Ama işe yaramıyordu.
Uykum tamamen kaçmıştı.
Bardağı tezgâha bırakıp bilgisayarın başına geçtim.
Ekranları açtım.
Kameraları kontrol ettim.
Sınır hattını izledim.
Telsiz kayıtlarına göz attım.
Her zamanki gibi sessizdi ortalık.
Şüpheli bir hareketlilik görünmüyordu.
Bir süre daha ekranlara baktım.
Sonra bilgisayarı kapattım.
Belki de gerçekten biraz dinlenmem gerekiyordu.
Yatağıma geri döndüm.
Güvenli bölgenin içindeki sessizlik ise insanın içine işliyordu.
Gözlerimi kapattım.
Bu kez uyuyabilmeyi umuyordum.
Yatağa uzanıp gözlerimi kapattım.
Uyku hâlâ gelmemişti.
Sessizlik insanın düşüncelerini daha da büyütüyordu.
Farkında olmadan dudaklarımdan hüzünlü bir türkü dökülmeye başladı.
"Ağardı saçlarım
Geçti çağlarımdan
Kurudu bağlarım
Ömrümün baharından
Yazan kalem siyah
Benim kaderimi
Kimseler anlamaz
Perişan halimi...."
Sesim güvenli bölgenin duvarlarında yankılanıyordu.
Türkü bittikten sonra gözlerimi tavana diktim.
Eskiden böyle gecelerde yalnızlık bana ağır gelmezdi.
Hatta severdim.
Kimse olmazdı.
Kimse soru sormazdı.
Kimse peşimden gelmezdi.
Ama son zamanlarda bir şeyler değişmeye başlamıştı.
Bu düşünce hoşuma gitmedi.
Hemen başımı iki yana salladım.
"Saçmalama Mihra."
diye mırıldandım.
Sonra battaniyeyi biraz daha üzerime çektim.
Dışarıda rüzgâr hafif hafif esiyordu.
Gözlerim yavaş yavaş ağırlaşmaya başladı.
Bu kez geçmiş peşimi bırakmış gibiydi.
Ve sonunda uyku beni sessizce içine çekti.
Sabah erkenden uyandım.
Yıllardır alarm kurmama gerek kalmazdı.
Alışkanlık...
Gözlerimi açar açmaz yataktan kalktım.
Kendime kahve hazırlayıp bilgisayarın başına geçtim.
Her zamanki rutin.
Kameralar.
Sınır hattı.
İstihbarat ağları.
Bir süre ekranlar arasında dolaştım.
Ortalık sakindi.
Sonra karakol çevresindeki kameralardan birini açtım.
Tamamen alışkanlıktan.
Ekrana göz gezdirirken hareket eden birini gördüm.
Oğuzhan.
İstemsizce durdum.
Elindeki dosyalarla avluda yürüyordu.
Bir asker yanına geldi.
Bir şeyler söyledi.
Farkında olmadan birkaç saniye daha izledim.
Sonra birkaç saniye daha...
Ve birkaç saniye daha...
Bir anda kendime geldim.
Kaşlarımı çattım.
"Ne yapıyorsun sen?"
diye söylendim.
Sanki ekrandan çıkıp bana cevap verecekmiş gibi bakıyordum.
Hızla başka kameraya geçtim.
Ama birkaç saniye sonra yine aynı kamerayı açtım.
Bu kez kendime gerçekten sinirlendim.
"Mihra."
dedim sertçe.
"İşin gücün yok mu senin?"
Derin bir nefes alıp kamerayı kapattım.
Ama nedense dudaklarımın kenarında küçük bir gülümseme vardı.
OĞUZHAN-
Sabah karakol her zamanki gibi hareketliydi.
Askerler görev dağılımına hazırlanıyordu.
Ben de raporları kontrol ediyordum.
Ama son günlerde fark ettiğim bir şey vardı.
Dikkatim çok çabuk dağılıyordu.
Elimi cebime attım.
Parmaklarım telefona değdi.
Mihra'nın verdiği telefon.
İstemeden telefonu çıkardım.
Ekrana baktım.
Sonra tekrar cebime koydum.
Aradan iki dakika geçti.
Yine çıkardım.
Bu sefer kendi kendime güldüm.
"Ne bekliyorsun?"
diye mırıldandım.
Telefonun bana bakıp konuşmayacağı kesindi.
Tam o sırada yanımdan geçen bir asker durdu.
"Komutanım?"
Başımı kaldırdım.
"Efendim?"
Asker bir an tereddüt etti.
Sonra dikkatlice sordu.
"Son günlerde iyi misiniz?"
Kaşlarımı kaldırdım.
"Evet neden sordun?"
Asker hemen toparlandı.
"Yok komutanım."
"Şey..."
"Eskiden hiç gülmezdiniz ama artık sürekli gülümsüyorsunuz da."
Bir an donup kaldım.
Sonra boğazımı temizledim.
"İşine bak asker."
dedim ciddi görünmeye çalışarak.
Asker "Emredersiniz komutanım." deyip uzaklaştı.
Ben ise arkasından bakakaldım.
Gerçekten o kadar belli mi ediyordum?
İstemeden elim yine cebimdeki telefona gitti.
Ve nedense...
O telefonu yanımda taşımak bile hoşuma gidiyordu.
GÖLGE-
Bilgisayar ekranına bakarken sınır hattında bir hareketlilik fark ettim.
Kaşlarımı çattım.
"Bu saatte kim geziyor?"
Hızla ekipmanlarımı alıp bölgeye doğru yola çıktım.
Kayalıklara ulaşıp dürbünü kaldırdım.
Birkaç saniye baktım.
Sonra istemsizce güldüm.
"Yok artık..."
Aşağıda yürüyen adamı tanımıştım.
Topal.
Yıllar önce köylülere zülüm ederken topal bıraktığım Ârif.
O günden sonra herkes ona topal derdi.
Telsizi elime aldım.
"Lan Topaaal!"
Aşağıdaki adam olduğu yerde zıpladı.
Etrafına panikle bakmaya başladı.
Ben kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum.
"Ne yapıyorsun lan yine sınırda?"
Topal'ın sesi titriyordu.
"Ağam vallahi bir şey yapmıyorum."
"Sadece geçiyordum."
"Lan doğruyu söyle"
"Yanındaki çuvallar ne o zaman"
Topal cevap veremedi.
Sonra aniden dönüp kaçmaya başladı.
"Yine başladı."
diye söylendim.
Yanındaki adamlar da kaçıyordu hepsini bir bir indirdim.
Birkaç dakika içinde hepsini etkisiz hale geldi.
Topal ise topallaya topallaya kayalıkların arasından kaçıyordu.
Tam arkasına indiğimde korkudan neredeyse düşüyordu.
"Naber lan Topal?"
Adam çığlık attı.
"Ağam!"
"Bende tam senin yanına geliyordum sen neden zahmet ettin."
Kollarımı bağladım.
"Bırak lan yalakalığı senin burada ne işin var?"
"Ağam emir kuluyum."
"Ben sadece eşya taşıyorum."
"Kime?"
Topal sustu.
Kaşımı kaldırdım.
"Kime lan?"
"Ağam konuşursam ölürüm."
Ben de gülümsedim.
"Konuşmazsan da ben seni öldürürüm hatta belki diğer bacağınıda sakatlarım top--- al"
Topal birkaç saniye düşündü.
Sonra hemen konuştu.
"İlerideki kampa götürüyorum ağam."
"İşte böyle."
dedim.
"Bak ne güzel konuşuyorsun."
Kolundan tuttum.
"Yürü."
"Yine mi ağam ama kamp çok uzakta?"
"Yürü lan."
Bir süre yürüdükten sonra uzaktan kampı gösterdi.
"İşte burası."
Başımı salladım.
Sonra ellerini bağladım.
Topal'ın yüzü düştü.
"Ağam yine ayağıma sıkmayacaksın değil mi ben bir şey yapmadım ağam?"
"Kes lan eğer konuşmaya devam edersen sıkarım."
Topal'ın yüzü bembeyaz oldu.
"Tamam ağam sen yeterki iste susuyorum."
Kamptan uzaklaştık daha sonra gelip kontrol edecektim ve onu sürükleye sürükleye karakolun önüne götürdüm.
Sonra telsizi açtım.
"Komutan."
Oğuzhan'ın sesi geldi.
"Dinliyorum."
"Karakolun önünde paketin var."
"Bu adam çok şey biliyor."
"Konuşturun."
"Konuşmazsa..."
Sırıttım.
"Adımı verin yeter."
Topal bir anda bağırdı.
"Yok ağam beni bırak gideyim bir şey yapmadım "
"Kes lan sesini yoksa diğer ayağını da kırarım."
Korkuyla"Tamam ağam sakin ol. Ne istersen yaparım."
"Ben konuşurum!"
"Her şeyi konuşurum sen yeterki iste."
İstemeden güldüm.
Bazı insanlar hiç değişmiyordu.
OĞUZHAN-
Masamdaki evraklarla uğraşıyordum.
Tam dosyayı kapatmıştım ki telsizden tanıdık bir ses geldi.
"Komutan."
İstemsizce doğruldum.
"Dinliyorum."
"Karakolun önünde paketin var."
Kaşlarımı çattım.
"Ne paketi?"
"Gidip bak."
"Bu adam çok şey biliyor."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Konuşmazsa adımı ver."
Sonra bağlantı kesildi.
Başımı iki yana salladım.
"Yine ne yaptın sen?"
Ayağa kalkıp dışarı çıktım.
Karakolun önüne geldiğimde yerde oturan bir adam gördüm.
Ellerini ve ayaklarını bağlamıştı.
Beni görünce gözleri parladı.
"Komutanım!"
diye bağırdı.
"Çözün beni ne olur."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Sen kimsin?"
Adam hemen konuşmaya başladı.
"Komutanım ben topal, ne isterseniz ben konuşacağım."
"Her şeyi anlatacağım."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Daha soru bile sormadım."
Adam telaşla başını salladı.
"Olsun komutanım."
"Sorunca da anlatacağım."
"Hiç saklamayacağım."
Bu sefer gerçekten meraklanmıştım.
"Neden?"
Adam yutkundu.
Sonra etrafına bakındı.
"Gölge gitti mi bizi izlemiyor değil mi?"
İstemeden güldüm.
"Galiba."
Adam rahat bir nefes aldı.
"Şükür."
Sonra bana biraz daha yaklaştı.
"Komutanım beni ona geri vermeyin."
"Ne olur."
"Vallahi uslandım."
"Bir daha sınırın yakınından bile geçmem."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Bu kadar mı korkuyorsun?"
Adamın yüzü ciddileşti.
"Komutanım korkmuyorum."
Tam o sırada sesi çatladı.
"Korkmuyorum da..."
Bir an durdu.
Arkadaki askerlerden biri gülünce adam sinirle döndü.
"gülme."
"Bir gün sen de tanışırsın o zaman böyle rahat gülecekmisin bakalım."
Sonra tekrar bana döndü.
"Komutanım vallahi konuşacağım."
"Yeter ki beni ona teslim etmeyin."
Bu adamın sorguya girmekten değil...
Gölge'nin geri gelmesinden korkuyordu.
Bölüm etkileşimi
