51. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE50.Bölüm
Bölümler 52Şu an: 50.Bölüm
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime · Okuduğun bölüm
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
MİHRA-
Aradan birkaç gün geçmişti.
Binbaşı Adnan neredeyse her gün yanıma geliyordu.
"Buldun mu?"
Diye soruyordu.
Ben de bilgisayar ekranından başımı bile kaldırmadan,
"Hayır komutanım."
"İzlerini çok iyi gizlemişler."
"Ama az kaldı."
"Çözmek üzereyim."
diyordum.
Her seferinde başını sallayıp odadan çıkıyordu.
Hiçbir şeyden şüphelenmiyordu.
Ben ise...
Her gün biraz daha sonunu hazırlıyordum.
Oğuzhan'la fırsat buldukça gizlice buluşuyor...
En ince ayrıntısına kadar plan yapıyorduk.
Hepsini defalarca konuştuk.
Artık hiçbir hata yapma lüksümüz yoktu.
Çünkü...
Yarın büyük gündü.
Yıllardır sakladığı bütün gerçekler...
Herkesin gözünün önüne serilecekti.
O adam...
Artık yaptıklarının hesabını verecekti.
-
Ertesi sabah erkenden uyandım.
Bugün karargâhta büyük bir tören vardı.
Generaller...
Albaylar...
Binbaşılar...
Ve devletin önemli isimleri gelecekti.
Konferans salonu tamamen dolacaktı.
Tam da istediğimiz gibi...
Kimsenin kaçamayacağı bir yer.
Bilgisayarın başına geçtim.
Son kontrolleri tek tek yaptım.
Hazırladığım bütün dosyalar...
Fotoğraflar...
Ses kayıtları...
Belgeler...
Hepsi hazırdı.
Tek bir tuş...
Yıllardır gizlenen bütün gerçekleri ortaya çıkaracaktı.
O sırada telefonum sessizce titredi.
Mesaj Oğuzhan'dandı.
"Her şey hazır hayatım."
Gülümsedim.
Hemen cevap yazdım.
"Ben de hazırım sevgilim."
Bugünkü planda en önemli görev Oğuzhan'ındı.
Tören başladığında...
Kimse fark etmeden konferans salonunun kontrol bilgisayarına geçecekti.
Benim göndereceğim işareti bekleyecekti.
O işaret geldiği anda...
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Tören başlamak üzereydi.
Konferans salonu tamamen dolmuştu.
Generaller...
Albaylar...
Binbaşılar...
Devletin önemli isimleri...
Herkes yerini almıştı.
Ben ise...
Sakin görünmeye çalışıyordum.
Ama kalbim göğsüme sığmıyordu.
Bir köşede duran Oğuzhan'la göz göze geldim.
Bana belli belirsiz başını salladı.
Hazırız.
Tek tek konuşmalar yapıldı.
Şehitler anıldı.
Başarı belgeleri verildi.
Tam tören sona erecekken ayağa kalktım.
"Üsteğmen Mihra..."
"Kara Kuvvetleri Komutanlığı Keskin Nişancı Uzmanı namıdeğer Gölge."
"Komutanım..."
"İzin verirseniz bir konuda konuşmak istiyorum."
Salonda herkes bana döndü.
General hafifçe gülümsedi.
"Tabii kızım."
"Buyur."
Derin bir nefes aldım.
"Sizler için küçük bir sürpriz hazırladık."
"İzin verirseniz göstermek istiyorum."
General merakla başını salladı.
"Tabii."
"Devam et."
Konferans salonundaki dev ekrana baktım.
"Oğuzhan..."
dedim sakin bir sesle.
Oğuzhan bilgisayarın başına geçti.
Tek tuşa bastı.
Salonun ışıkları hafifçe karardı.
Derin bir nefes aldım.
"Sayın komutanlar..."
"Bugün size bir sunum yapmak için değil..."
"Yıllardır üniformamızın arkasına saklanan bir haini ortaya çıkarmak için buradayım."
Salon sessizliğe gömüldü.
Binbaşı Adnan'ın bakışları üzerime kilitlendi.
"Belki birazdan izleyecekleriniz size inanılmaz gelecek."
"Ama göstereceğim her belge..."
"Her görüntü..."
"Her ses kaydı..."
"Devlet arşivlerinden ve örgütün kendi kayıtlarından alınmıştır."
Oğuzhan bilgisayardaki ilk dosyayı açtı.
Dev ekrana eski bir köyün görüntüsü yansıdı.
Yanmış evler...
Yerde yatan insanlar...
Ağlayan çocuklar...
"Yıllar önce..."
"Bu köye terör saldırısı düzenlendi. Benim ailemde öldü bu saldırıda."
"Resmî raporlarda askerlerin geç kaldığı yazıldı."
"Ama gerçek..."
"Bambaşkaydı."
Yeni belge açıldı.
"Askerlerin hareket emri bilinçli olarak geciktirildi."
"Neden mi?"
Çünkü...
"Bir komutan..."
"Terör örgütünden para aldı."
Salonda uğultular yükseldi.
"Bu saldırıda sadece benim ailem ölmedi."
"Onlarca aile yok oldu."
"Onlarca çocuk yetim kaldı."
"Ve bütün bunlar..."
"Bir adam cebini para doldursun diye yaşandı."
Adnan ayağa kalktı.
"Yeter!"
"Bilgisayarı kapatın!"
"Vaktimizi çalmayın işimiz gücümüz var!."
General sertçe bağırdı.
"Ne oluyor Yerine otur Binbaşı!"
"Devam et evladım."
Bir sonraki dosya açıldı.
Ekranda para transferleri görünüyordu.
"Yıllarca örgütten milyonlarca lira aldı."
"Her operasyon öncesi bilgi sızdırdı."
"Mehmetçiğin baskın yapacağı noktaları önceden haber verdi."
"Silah sevkiyatlarına göz yumdu."
"Kaçak mühimmatların sınırdan geçmesini sağladı."
"Devletin silahlarını..."
"Devlete silah doğrultanlara sattı."
Yeni görüntü açıldı.
Adnan'ın örgüt mensuplarıyla tokalaştığı görüntüler...
Çanta dolusu paralar...
Gizli toplantılar...
Ardından ses kaydı başladı.
«"Merak etmeyin."»
«"Operasyon sabaha ertelendi."»
«"Rahatça çıkabilirsiniz."»
Salonda herkes donmuştu.
Devam ettim.
"Bitmedi."
"Ekranda göreceğiniz kişiler..."
"Onun yüzünden şehit olan askerler."
Fotoğraflar tek tek ekrana gelmeye başladı.
Her fotoğrafın altında tarih...
Görev yeri...
Ve operasyon bilgileri vardı.
"Hepsinin ortak noktası..."
"Operasyon bilgilerinin önceden örgüte verilmiş olması."
Yeni dosya açıldı.
"Burada..."
"Devlet sırlarını sattığını gösteren belgeler var."
"Burada..."
"Sahte raporlarla kapattığı soruşturmalar var."
"Burada..."
"Masum insanları suçlu göstererek öldürttüğü isimler var."
"Burada..."
"Kendi adamlarını korumak için değiştirdiği deliller var."
"Burada..."
"Yıllarca aldığı rüşvetlerin kayıtları var."
Salondaki herkes nefesini tutmuştu.
Sessizlik...
Hiç kimse konuşamıyordu.
Adnan titriyordu.
Son kez konuştum.
"Şehit cenazelerinde en önde yürüdü."
"Bayrak öptü."
"Vatan dedi."
"Millet dedi."
"Ama gerçekte..."
"Şehit olan her askerin kanında onun da payı vardı."
"Benim ailemin..."
"Yetim kalan çocukların..."
"Yanan köylerin..."
"Bozulan hayatların..."
"Hepsinin arkasındaki isim..."
"Karşınızda duruyor."
Parmağımla Adnan'ı işaret ettim.
"İçimizdeki hain..."
"Binbaşı Adnan Yıldırım."
Oğuzhan son dosyayı açtı.
Ekranda tek bir klasör belirdi.
ADNAN YILDIRIM - TÜM DELİLLER
İçinde...
Videolar...
Ses kayıtları...
Fotoğraflar...
Banka hareketleri...
İmzalı belgeler...
Gizli yazışmalar...
Ve yıllardır sakladığı bütün gerçekler vardı.
Artık...
İnkâr edebileceği hiçbir şey kalmamıştı.
Tam herkes konuşmaya başlayacakken elimi kaldırdım.
"Bekleyin..."
"Daha bitmedi."
Salondaki uğultu yeniden kesildi.
Derin bir nefes aldım.
"Komutanım..."
"İzin verirseniz..."
"Bir kişinin daha söyleyecekleri var."
General başını salladı.
"Buyur."
Bakışlarımı Oğuzhan'a çevirdim.
"Oğuzhan..."
"Sıra sende."
Oğuzhan ağır adımlarla yanıma geldi.
Bir süre hiç konuşmadı.
Sadece...
Binbaşı Adnan'ın gözlerinin içine baktı.
Sonra derin bir nefes aldı.
"Ben Yüzbaşı Oğuzhan Demir"
"Hayatım boyunca..."
"Ailemin kim olduğunu bilmeden yetimhanede büyüdüm."
"Bir gün bile..."
'Acaba annem kimdi?'
"Babam kimdi?diye düşünmediğim bir anım olmadı ama beni bıraktıkları için onları arama gereği duymamıştım."
Salondaki herkes sessizce onu dinliyordu.
Sonra babamın kim olduğunu öğrendim.
"Annemi gördüm."
"Hayat hikâyesini öğrendim."
Bakışlarını Adnan'dan ayırmadan devam etti.
"Meğer..."
"Benim babam..."
"Karşımda duran adammış."
Salondan şaşkınlık sesleri yükseldi.
Oğuzhan'ın sesi daha da sertleşti.
"Hayatım boyunca..."
"Babam olmadığı için üzülürdüm."
"Ama bugün..."
"İyi ki olmamış diyorum."
"Çünkü..."
"Bir baba evladını istemeyebilir."
"Ama..."
"Bir vatanı satamaz."
"Masum insanları ölüme gönderemez."
"Silah arkadaşlarını para uğruna harcayamaz."
Bir adım daha yaklaştı.
"Sen..."
"Benim babam değilsin."
"Sadece..."
"Biyolojik olarak dünyaya gelmeme sebep olmuş birisin."
"Benim babam..."
"Beni yetiştiren devletimdir."
"Bana sahip çıkan bu üniformadır."
"Ve..."
"Canını hiçe sayarak beni kurtaran silah arkadaşlarımdır."
Gözlerini hiç kırpmadan Adnan'a baktı.
"Hesap sormaya geldim."
Salondaki sessizlik bu kez çok daha ağırdı.
Adnan'ın dizleri titremeye başlamıştı.
Artık...
Söyleyecek hiçbir sözü kalmamıştı.
Adnan bir anda öfkeyle bağırmaya başladı.
"Hayır!"
"Bunların hepsi yalan!"
"Sen benim oğlum değilsin çocuk hiç doğmadı.."
"İftira atıyorlar bana!"
"Ben vatanıma yıllarımı verdim!"
"Bu belgelerin hepsi sahte!"
"Montaj bunlar!"
Salondaki herkes sessizce onu izliyordu.
Hiç kimse artık söylediklerine inanmıyordu.
General sert bir sesle konuştu.
"Yeter!"
"Kes sesini!"
"Deliller ortada."
Adnan başını iki yana sallıyordu.
"Hayır!"
"İnanmayın bunlara!"
"Ben hain değilim!"
Tam o anda...
Bir anda belindeki tabancayı çekti.
Namlu doğrudan bana çevrilmişti.
"Madem beni bitirdiniz..."
"Önce seni öldüreceğim!"
Oğuzhana baktı " sonrada seni."
Tam tetiğe basacakken askerler aynı anda üzerine atladı.
"Silahı bırak!"
"Yere yat!"
Adnan çırpınıyor, bağırıyor, küfrediyordu.
"Bırakın beni!"
"Yalan söylüyorlar!"
"Hepsi bana komplo kurdu!"
İki asker kolundan tutarken bir diğeri silahını elinden aldı.
General ayağa kalktı.
"Kelepçeleyin!"
"Askerî savcılığa teslim edilecek."
Adnan hâlâ bağırıyordu.
"Ben suçsuzum!"
"Ben vatan haini değilim!"
Kimse onu dinlemiyordu.
Salondaki herkesin gözünde artık tek bir şey vardı...
İğrenme.
Onu sürükleyerek kapıya götürdüler.
Kapının önünde son kez dönüp bana ve Oğuzhan'a öfkeyle baktı.
"Bırakın beni!! her şey sizin yüzünüzden oldu öldüreceğim sizi ."dedi.
Hiç cevap vermedim.
Sadece gözlerinin içine baktım.
Artık...
Tehditlerinin hiçbir anlamı kalmamıştı.
Kapı kapandığında salonda derin bir sessizlik oluştu.
Yıllardır saklanan gerçekler ortaya çıkmıştı.
Ve Binbaşı Adnan Yıldırım...
Sonunda işlediği bütün ihanetlerin bedelini ödemeye başlayacaktı.
Salondaki sessizlik uzun süre bozulmadı.
General ağır adımlarla ayağa kalktı.
Yüzündeki ifade öfkeliydi.
"Otuz beş yıllık askerlik hayatım boyunca..."
"Böyle bir ihanete ilk kez şahit oluyorum."
Salondaki bütün komutanlara tek tek baktı.
"Bir üniforma..."
"Ya şereftir..."
"Ya da ihanettir."
"Bugün bir hain..."
"Hak ettiği sonu kendi elleriyle hazırladı."
Albay derin bir nefes aldı.
Bana bir adım yaklaştı
"İşte sırf bu yüzden asker olmanı istedim Mihra."
Sonra Oğuzhan' da bakıp
"Yıllardır devletin içine sızmış bir haini ortaya çıkardınız çok iyi bir iş çıkardın yüzbaşı."
Bir başka general söze girdi.
"Eğer bugün bu belgeler ortaya çıkmasaydı..."
"Kim bilir daha kaç askerimizi..."
"Daha kaç masum insanı kaybedecektik."
General tekrar konuştu.
"Binbaşı Adnan Yıldırım hakkında askerî mahkeme derhâl işlem başlatacak."
"Bütün mal varlığına el konulacak."
"Dosyada adı geçen herkes tek tek gözaltına alınacak."
"Bu ihanet zincirinin tamamı ortaya çıkarılacak."
Bana bakıp "merak etme ailene yaptıklarının hesabını soracağız."
Ardından bakışlarını bana çevirdi.
Sonra Oğuzhan'a döndü.
"Yüzbaşı Oğuzhan..."
"Bugün gösterdiğin metanet..."
"Her askere örnek olacak."
General hepimize baktı.
"Bugün burada sadece bir hain yakalanmadı."
"Bugün..."
"Devletimize olan güven yeniden ayağa kalktı."
Salondaki bütün komutanlar aynı anda ayağa kalktı.
Birbiri ardına alkış sesleri yükselmeye başladı.
Ben ve Oğuzhan birbirimize baktık.
Yıllardır omzumuzda taşıdığımız yük...
Biraz olsun hafiflemişti.
Bölüm etkileşimi
