47. bölüm / 52
KOD ADI : GÖLGE46.Bölüm
Bölümler 52Şu an: 46.Bölüm
- 1 KARAKTERLER172 kelime
- 2 1.BÖLÜM621 kelime
- 3 2.BÖLÜM773 kelime
- 4 3.BÖLÜM534 kelime
- 5 4.BÖLÜM1.061 kelime
- 6 5.Bölüm1.000 kelime
- 7 6.Bölüm715 kelime
- 8 7.Bölüm581 kelime
- 9 8.Bölüm709 kelime
- 10 9.Bölüm740 kelime
- 11 10. Bölüm813 kelime
- 12 11.Bölüm623 kelime
- 13 12.Bölüm837 kelime
- 14 13. Bölüm718 kelime
- 15 14.Bölüm942 kelime
- 16 15.Bölüm737 kelime
- 17 16.Bölüm768 kelime
- 18 17.Bölüm867 kelime
- 19 18.Bölüm831 kelime
- 20 19.Bölüm872 kelime
- 21 20.Bölüm1.005 kelime
- 22 21.Bölüm1.078 kelime
- 23 22.Bölüm929 kelime
- 24 23.Bölüm619 kelime
- 25 24.Bölüm896 kelime
- 26 25.Bölüm956 kelime
- 27 26.BÖLÜM1.059 kelime
- 28 27.BÖLÜM986 kelime
- 29 28.BÖLÜM973 kelime
- 30 29.Bölüm845 kelime
- 31 30. Bölüm1.023 kelime
- 32 31. Bölüm1.092 kelime
- 33 32.BÖLÜM1.041 kelime
- 34 33. Bölüm1.344 kelime
- 35 34.BÖLÜM973 kelime
- 36 35.Bölüm1.032 kelime
- 37 36.BÖLÜM927 kelime
- 38 37. BÖLÜM1.387 kelime
- 39 38.BÖLÜM1.069 kelime
- 40 39.BÖLÜM981 kelime
- 41 40.BÖLÜM1.001 kelime
- 42 41. Bölüm1.090 kelime
- 43 42.Bölüm1.379 kelime
- 44 43.Bölüm1.030 kelime
- 45 44. Bölüm1.363 kelime
- 46 45.Bölüm1.083 kelime
- 47 46.Bölüm1.127 kelime · Okuduğun bölüm
- 48 47. Bölüm1.118 kelime
- 49 48.Bölüm1.252 kelime
- 50 49.Bölüm1.590 kelime
- 51 50.Bölüm1.329 kelime
- 52 FİNAL1.221 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yaklaşık on dakika sonra uzaktan iki siluet belirdi.
Yiğit...
Ve Mihra...
İkisi de koşarak yanımıza geldi.
Mihra'nın üzeri toz içindeydi.
Yüzünde küçük sıyrıklar vardı.
Ama hiçbirini umursamadan doğruca Mert'in yanına diz çöktü.
"Aleyna..."
"Nasıl?"
"Mert iyi mi?"
Aleyna birkaç saniye sustu.
Gözlerini Mert'in yarasından ayırmadan başını hafifçe iki yana salladı.
"Çok kan kaybetti..."
"Olabildiğince durdurmaya çalışıyorum."
Mihra hemen Mert'in elini tuttu.
"Mert..."
"Beni duyuyor musun?"
Mert gözlerini güçlükle araladı.
Yüzünde her zamanki yaramaz gülümsemenin silik bir hâli vardı.
"Daha..."
"...ölmedim."
dedi güçlükle.
Barış arkasını dönüp yumruğunu duvara vurdu.
Alp başını eğmişti.
Ben ise olduğum yerde nefes bile alamıyordum.
Mihra'nın gözleri doldu.
Ama sesini sertleştirdi.
"Nasıl böyle konuşuyorsun sen?"
"Hiç komik değil..."
Mert usulca gülümsedi.
Mihra gözyaşlarını silmeden konuşmaya devam etti.
"Bak..."
"Yiğit'le İntikamını aldık."
"Şehmus öldü."
"Hepsi bitti."
"Sen de biraz daha dayan."
"Türkiye'ye döneceğiz."
"Anneni, babanı göreceksin."
"Tamam mı?"
Mert'in dudakları hafifçe kıpırdadı.
Derin bir nefes almaya çalıştı.
Sonra çok kısık bir sesle...
"Mihra seni tanıdığıma çok mutluyum hiç somurtma olur mu deli kız."
"Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû..."
Son kelimeleri fısıldadı.
Ve...
Göğsü bir kez daha yükseldi.
Sonra...
Tamamen hareketsiz kaldı.
Sessizlik...
Dakikalarca kimse tek kelime edemedi.
"Mert..."
diye fısıldadı Mihra.
Elini hafifçe sıktı.
Cevap gelmedi.
Bir kez daha seslendi.
"Mert..."
"Hey..."
"Kendine gel."
Omzundan hafifçe sarstı.
"Hani Karadenizliler güçlü olurdu?"
"Hadi..."
"Bir şey söyle."
"Ne olur..."
Sesindeki o çaresizlik...
Hayatım boyunca unutamayacağım cinstendi.
Bir anda haykırdı.
"MERT!"
Kimse onu durduramadı.
Alp dizlerinin üzerine çöktü.
Barış gözyaşlarını gizlemek için başını başka tarafa çevirdi.
Yiğit gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Aleyna sessizce ağlıyordu.
Kısa zamanda tanışmıştık ama çok sevmiştik birbirimizi.
Birkaç dk sonra kimse konuşamadı.
Sadece Aleyna'nın sessiz hıçkırıkları duyuluyordu.
Derin bir nefes aldım.
Ayakta kalmak zorundaydım.
Yavaşça diz çöküp Mert'in gözlerini kapattım.
"Rahat uyu asker..."
diye fısıldadım.
Sonra ayağa kalktım.
" Hadi gidiyoruz daha fazla oyalanamayız.
Kimse kıpırdamadı.
Sesimi biraz daha sertleştirdim.
"Bu bir emirdir."
Herkes yavaşça toparlanmaya çalıştı.
Mihra hâlâ Mert'in elini bırakmıyordu.
Yanına eğildim.
"Mihra..."
"Gidiyoruz."
Mihra sonunda yavaşça Mert'in elini bıraktı.
Ayağa kalkarken gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Yiğit ve Alp Mert'i taşıdı.
Barış çevre güvenliğini sağlamak için öne geçti.
"Herkes beni dinlesin."
"En yakın sınır noktasına ilerliyoruz."
"Kimse dağılmayacak."
"Bugün..."
"Bir kardeşimizi kaybettik."
"Ama başka kimseyi kaybetmeye niyetim yok."
"Anlaşıldı mı?"
Boğuk sesler yükseldi.
"Emredersiniz komutanım."
Sonunda...
Türkiye sınırına ulaştık.
Sınır kapısının hemen ilerisinde askerî araçlar ve ambulanslar bizi bekliyordu.
Kimsenin konuşacak hâli yoktu.
Sadece ambulansın sireni...
Ve rüzgârın sesi duyuluyordu.
Arka kapı açıldı.
Sağlık ekipleri hemen Mert'in yanına koştu.
Ama...
Artık yapılabilecek hiçbir şey kalmamıştı.
Görevliler büyük bir özenle Mert'in naaşını sedyeye yerleştirdi.
Üzerine yavaşça Türk bayrağı örttüler.
O an...
Hiçbirimiz dayanamadık.
Alp başını öne eğdi.
Yiğit yumruklarını sıktı.
Barış gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Aleyna sessizce ağlıyordu.
Mihra ise...
Olduğu yerde donup kalmıştı.
Sedyeye bakıyordu.
Sanki hâlâ Mert'in birazdan doğrulup,
"Şaka yaptım."
diyeceğine inanmak ister gibi...
Tam o sırada Albay yanımıza geldi.
Yüzündeki ifade her zamankinden daha ağırdı.
Hepimize tek tek baktı.
Sonra yavaşça konuştu.
"Başınız sağ olsun..."
"Vatan..."
"Bir evladını daha toprağa emanet etti."
Hiç kimse cevap veremedi.
Ben sadece asker selamı verdim.
Ardından gözlerim Mert'in ambulansa bindirilen naaşına takıldı.
İçimde tarifsiz bir öfke vardı.
Bu görev başarıyla tamamlanmıştı.
İstihbarat elimizdeydi.
Ama...
Bir askerimizi geride bırakmıştık.
Herkes karargâha döndükten sonra kendi lojmanına çekilmişti.
Koridorlar hiç olmadığı kadar sessizdi.
Ama benim aklım...
Sürekli Mihra'daydı.
Mert'in son nefesini verirken ona nasıl baktığı...
Çaresizce adını haykırışı...
Gözümün önünden gitmiyordu.
Daha fazla dayanamadım.
Lojmanının önüne kadar yürüdüm.
Kapıyı iki kez çaldım.
Birkaç saniye sonra kapı yavaşça açıldı.
Karşımda Mihra vardı.
Yüzü bembeyazdı.
Sanki saatlerdir tek damla bile uyumamış gibiydi.
"Komutanım..."
"Sizin burada ne işiniz var?"
Bir an sustum.
"İçeri girebilir miyim?"
Kısa bir tereddütten sonra kenara çekildi.
"Tabii..."
İçeri girdim.
Oturmam için karşımdaki koltuğu gösterdi.
Ben otururken o da sessizce karşıma geçti.
Odada ağır bir sessizlik vardı.
Sonunda konuşmaya başladım.
"Mihra..."
"Ben yıllardır askerim."
"Bu meslekte çok silah arkadaşımı toprağa verdim."
Derin bir nefes aldım.
"Ne kadar alıştığını sansan da..."
"Hiçbirine alışamıyorsun."
Mihra başını eğmiş, tek kelime etmeden beni dinliyordu.
"Bazen..."
"En yakınlarımızı kaybediyoruz."
"Sen de kaybettin..."
"Ben de bunu sen benden daha iyi biliyorsun.."
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Mihra yavaşça konuştu.
"Neden..."
"Hep en sevdiklerim zarar görüyor?"
Sesi titriyordu.
"Mert'le uzun zamandır belki tanışmadık ama samimiydik."
"Uzun zaman sonra ilk defa kendimi biraz iyi hissetmeye başlamıştım."
"Sonra..."
"Onu da kaybettim."
Başını kaldırıp gözlerimin içine baktı.
"Oda gözümün önünde öldü Oğuzhan."
"Hep mi böyle olacak?"
"Birine alışıyorum..."
"Kaybediyorum."
"Birine güveniyorum..."
"Kaybediyorum."
"Ben kimi sevsem..."
"Yanımdan gidiyor."
Sözleri odanın içinde yankılanırken boğazım düğümlendi.
Yavaşça ayağa kalktım.
Karşısına geçtim.
Hiç düşünmeden elimi omzuna koydum.
"Mihra..."
"Bunun suçlusu sen değilsin."
"Bu meslek..."
"Bazen en ağır bedelleri ödetiyor."
"Bugün Mert..."
"Yarın belki ben..."
"Belki sen..."
"Hiçbirimizin yarına garantisi yok."
Başını iki yana salladı.
"Ben artık kimseyi kaybetmek istemiyorum..."
Bu cümleyi duyunca içimde bir şey koptu.
Sessizce ona baktım.
Sonra farkında olmadan onu kendime doğru çektim.
Mihra bir an şaşırdı.
Ama itmedi.
Sadece omzuma yaslanıp sessizce durdu.
Ben ise...
Saçlarını okşadım.
Ne kadar kızarsam kızayım ona kıyamıyordum.
Tam o sırada...
Sanki yaptığını yeni fark etmiş gibi bir anda benden uzaklaştı.
Derin bir nefes aldı.
"Komutanım..."
"Ben..."
"Bir an kendimi kaybettim."
"Kusura bakmayın."
Sesi yeniden eski soğukluğunu kazanmaya çalışıyordu.
Yerine yine duvarlarını ören Mihra gelmişti.
Ben de kendime geldim.
Boğazımı temizleyip hafifçe başımı salladım.
"Önemli değil."
"Dinlenmeye çalış."
Kapıya doğru yürüdüm.
Elimi kapı koluna uzatırken son kez arkamı döndüm.
Onun ne kadar acı çektiğini gözleri ele veriyordu.
"İyi geceler, Mihra."
Kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.
"Size de iyi geceler..."
"Komutanım."
Başımı hafifçe sallayıp odadan çıktım.
Kapı arkamdan usulca kapandı.
Yürürken tek bir düşünce zihnimden çıkmıyordu.
Mihra...
Sandığımdan çok daha fazla yara taşıyordu.
Ve ben...
Onun o yükü tek başına taşımaya çalışmasını izlemekten nefret ediyordum.
Sonra ağır adımlarla kendi lojmanıma doğru yürüdüm.
Karargâh sessizdi.
Rahatsız edici derecede sessiz...
Odama girip kapıyı kapattım.
Beremi masanın üzerine bıraktım.
Yorgunluktan bütün kaslarım ağrıyordu.
Ama uyuyabileceğimi sanmıyordum.
Sandalyeye oturup gözlerimi kapattım.
Aklımda tek bir görüntü vardı.
Mert'in son anları...
"Alp iyi mi komutanım?"
Ölümün eşiğindeyken bile ilk düşündüğü şey kendisi değildi.
Timiydi.
Arkadaşlarıydı.
Tam da ona yakışacağı gibi gitmişti.
Masanın üzerindeki tim fotoğrafını elime aldım.
Mert en öndeydi.
Yüzünde o aptal sırıtışı vardı.
Sanki birazdan fotoğrafın içinden çıkıp konuşacak gibiydi.
Odadaki sessizlik daha da ağırlaştı.
Tam o sırada kapı çalındı.
"Gel."
Kapı açıldı.
İçeri Yiğit girdi.
"Komutanım."
"Nedir?"
"Mert'in ailesine haber verilmiş."
Bir an gözlerimi kapattım.
Yiğit başını eğdi.
"Babası telefonda uzun süre konuşamamış."
"Annesi fenalaşmış."
Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu.
Bu mesleğin en zor tarafı buydu.
Bir askeri kaybetmek...
Ve sonra o haberi ailesine ulaştırmak.
Derin bir nefes aldım.
"Cenaze?"
"Yarın sabah memleketine Trabzona gönderilecek komutanım."
Başımı salladım.
"Tim eksiksiz katılacak."
"Emredersiniz komutanım."
Yiğit birkaç saniye daha bekledi.
Sonra asker selamı verip çıktı.
Kapı kapanınca yeniden yalnız kaldım.
Tim fotoğrafına baktım.
Artık eksiktik.
Ve ne yaparsak yapalım...
O boşluk hiçbir zaman dolmayacaktı.
Bölüm etkileşimi
