38. bölüm · KOD ADI : GÖLGE
37. BÖLÜM
OĞUZHAN-
Timi dağıttıktan sonra doğruca Albay'ın odasına gittim.
Kapıyı sertçe çaldım.
"Gel."
İçeri girip asker selamı verdim.
"Komutanım..."
Albay başını kaldırıp bana baktı.
"Hayırdır Oğuzhan?"
Kendimi zor tutuyordum.
"Komutanım..."
"Gölge yani mihra burada ne arıyor?"
Albay dosyayı kapatıp arkasına yaslandı.
"Ne demek ne arıyor?"
"Artık o da bir asker."
"Kutay Timi'nin personeli."
Çenem istemsizce kasıldı.
"Ama komutanım..."
"Beş ay önce ortadan kayboldu."
"Tek kelime etmeden gitti."
"Sonra bir anda karşıma çıkıyor."
"Üstelik timimde."
"Bunun bir açıklaması olmalı."
Albay bana birkaç saniye sessizce baktı, sonra ayağa kalktı.
"Olmak zorunda değil."
Kaşlarımı çattım.
"Komutanım?"
"Yüzbaşı asker olmak istedi geldi ve..."
"Ben sana hesap vermek zorunda değilim."
"Karar verildi."
"Üsteğmen Mihra bundan sonra Kutay Timi'nin keskin nişancısı."
"O kadar."
"Komutanım ama..."
Sözümü bitirmeme izin vermedi
"Başka bir şey yoksa çıkabilirsin."
Bir an daha bekledim.
Belki bir şey söyler diye...
Ama söylemedi.
Asker selamı verip odadan çıktım.
Koridorda yürürken yumruklarımı sıktım.
"Demek öyle..."
"Hiçbir şey söylemeyeceksiniz."
Başımı iki yana salladım.
"O zaman cevapları kendim bulacağım."
Ve o cevapları alabileceğim tek kişi...
Mihra'ydı.
Akşam olmuştu.
Yemek yemek için doğruca yemekhaneye indim.
İçeri girdiğim anda Kutay Timi'ni bir masada toplu hâlde gördüm.
Hepsi birlikte yemek yiyordu.
Beni fark ettikleri anda aynı anda ayağa kalktılar.
"Komutanım."
Elimi hafifçe kaldırdım.
"Rahat."
Tekrar oturdular.
Masaya doğru ilerledim.
Boş bir yer ararken gözlerim istemsizce Mihra'ya kaydı.
Sonra boş olan yere oturdum.
Mihra en ufak bir tepki vermedi.
Başını bile kaldırmadan yemeğini yemeye devam etti.
Masaya kısa süreli bir sessizlik çöktü.
Sadece çatal ve bıçak sesleri duyuluyordu.
Bir süre sonra sessizliği Aleyna bozdu.
"Bence harika bir ekip olduk."
Alp gülümseyerek başını salladı.
"Ben de öyle düşünüyorum."
Barış da söze karıştı.
"Daha eğitim başlamadan birbirimize alıştık sayılır."
Mert hafifçe gülümsedi.
"Asıl eğitim başlayınca belli olur."
Herkes kısa kısa gülümserken Aleyna bu kez bana döndü.
"Komutanım..."
"Sizce de öyle değil mi?"
Çatalımı yavaşça tabağa bıraktım.
Masadaki herkese tek tek baktım.
"Evet."
"İyi bir ekip olduk."
"Ama iyi bir ekip olmak yetmez."
"Birbiriniz için gerektiğinde canınızı ortaya koyabilecek seviyeye gelmeniz gerekiyor."
"O gün geldiğinde gerçekten Kutay Timi olmuş olacağız."
Masadakiler aynı anda başlarını salladı.
"Emredersiniz komutanım."
Yemek kaldığı yerden devam etti.
Bir tek Mihra...
Tek kelime etmiyordu.
Başını hiç kaldırmadan sessizce yemeğini yemeye devam ediyordu.
Sanki aramızda geçen hiçbir şeyi hatırlamıyordu.
Ama ben...
Her saniyesini hatırlıyordum.
Tam o sırada Alp dirseğiyle hafifçe Mihra'yı dürttü.
"Mihra..."
"Sence de öyle değil mi?"
Mihra başını kaldırıp kısa bir an etrafına baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Evet..."
"Öyle tabii."
Gülümsemesi kısa sürdü.
Tekrar yemeğine döndü.
Bu kez Mert söze girdi.
"Mihra..."
"Çok sessizsin."
"Hayırdur ula?"
"Karadeniz'de gemilerin mi battı?"
Mihra hafifçe gülümsedi.
"Yok."
"Batmadı."
"Daha yeni geldim."
"Biraz yorgunum sadece."
"Sen kesin Karadenizlisin."
Mert güldü.
"Aaa..."
"Nereden bildin?"
Mihra gülümseyerek çatalını bıraktı.
"Şivenden belli oluyor."
Masadakiler bir anda gülmeye başladı.
Mert de kahkahasını tutamadı.
"Demek bu kadar belli oluyor ha?"
Ben ise...
Gözlerimi Mihra'dan ayıramıyordum.
Beş aydır ilk kez bu kadar rahat konuştuğunu görüyordum.
Tam o sırada Aleyna bana döndü.
"Komutanım..."
"Siz nerelisiniz?"
Bakışlarımı istemeyerek Mihra'dan ayırdım.
"Ankaralıyım."
"Ama İstanbul'da büyüdüm."
Aleyna'nın yüzü aydınlandı.
"Aa!"
"Ben de Ankaralıyım."
Masadaki sohbet devam ederken...
Mihra'nın bizi dikkatle izlediğini hissediyordum.
Belli etmemeye çalışıyordu.
Ama gözleri...
Ara ara bana kayıyordu.
Mihra çatalını yavaşça tabağın kenarına bıraktı.
Bana dönerek asker ciddiyetiyle konuştu.
"Komutanım..."
"Size afiyet olsun."
"Müsaadenizle odama geçip biraz dinlenmek istiyorum."
Başımı hafifçe salladım.
"Tabii."
"Müsaade senin."
Mihra ayağa kalktı.
Tam masadan ayrılacakken Mert seslendi.
"Ohoo..."
"Mihra!"
"Daha akşamın başı."
"Sen tavuk musun?"
"Bu saatte hemen uyuyacaksın?"
Masadakiler hafifçe güldü.
Mihra arkasını dönüp Mert'e baktı.
Dudaklarında küçük bir tebessüm oluştu.
"Bugünlük sadece yorgunum Mert."
Mert iki elini havaya kaldırdı.
"Yarın sabah seni dinlenmiş görmek istiyorum ama."
Mihra hafifçe başını salladı.
"Merak etme."dedi.
Yemekhaneden uzaklaşmaya başladı
Sessizce Mihra'nın arkasından bakıyordum.
Hiç değişmemişti.
Sert görünmeye çalışıyordu...
Ama bazen, farkında olmadan o eski gülümsemesi ortaya çıkıyordu.
Mihra asker selamı verdikten sonra arkasını dönüp yemekhaneden çıktı.
Benim gözlerim ise...
Kapıdan kaybolana kadar onun üzerindeydi.
MİHRA-
Yemekhaneden çıkar çıkmaz derin bir nefes verdim.
Koridor bomboştu.
Ağır adımlarla lojmanlara doğru yürüdüm.
Kapıyı açıp içeri girdim.
Şapkamı masanın üzerine bıraktım.
Bir süre olduğum yerde öylece kaldım.
Bugün...
Tahmin ettiğimden daha zordu.
Onu yeniden görmek...
Gözlerinin içine bakmak...
Ve hiçbir şey olmamış gibi aynı timde durmak...
Kolay değildi.
Üniformamı çıkarıp sandalyeye bıraktım.
Aynanın karşısına geçtim.
Kendi yansımama baktım.
"Toparlan."
diye fısıldadım.
"Bu daha başlangıç."
Yatağa oturdum.
Oğuzhan'ın yemek boyunca bana baktığını hissetmiştim.
Ama dönüp bakmamıştım baksam bile hemen kafamı eğiyordum..
Bakamazdım.
Çünkü bir kez bile göz göze gelseydik...
Aylardır kurduğum o mesafe bir anda yok olabilirdi.
Derin bir nefes aldım.
Artık aynı timdeydik.
Aynı görevlere çıkacaktık.
Aynı masada yemek yiyecek...
Aynı operasyonlarda omuz omuza savaşacaktık.
Ama bunların hiçbiri...
Geçmişi değiştirmeyecekti.
Başımı yatağın başlığına yasladım.
Yarın...
Gerçek sınav başlayacaktı.
OĞUZHAN-
O gece gözümü bile kırpamadım.
Sabahın olmasını dört gözle bekliyordum.
Aklımda tek bir kişi vardı.
Mihra...
Demek beni görmezden geliyorsun.
Demek hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyorsun.
İçimden hafifçe gülümsedim.
"Gel bakalım..."
"Şimdi sıra bende."
Sabah saat 06.00.
Kutay Timi eksiksiz şekilde eğitim alanındaydı.
Hepsi hazır olda bekliyordu.
Ben de önlerine geçtim.
"Rahat!"
Hazır oldan çıktılar.
Kollarımı arkada birleştirip hepsine tek tek baktım.
"Bugün eğitimler resmen başlıyor."
"Ve şunu en baştan söyleyeyim."
"Hiçbirinize acımayacağım."
"Kutay Timi olacaksınız."
Kısa bir an durdum.
"İlk görev."
"Tam teçhizat..."
"On kilometre koşu."
"Koşu boyunca duran..."
"Yavaşlayan..."
"Şikâyet eden olursa..."
"Tüm tim onun cezasını çeker."
"Anlaşıldı mı?"
Hep bir ağızdan bağırdılar.
"Anlaşıldı komutanım!"
"Başla!"
Hepsi aynı anda koşmaya başladı.
Ben ise yanlarında yürüyerek tempolarını takip ediyordum.
Bir süre sessizlik hâkim oldu.
Derken Barış yüksek sesle marşı söylemeye başladı.
"Biz dağlara atarız pusu..."
Tim hep bir ağızdan tekrar etti.
"Biz dağlara atarız pusu!"
"Haram oldu gece uykusu!"
"Haram oldu gece uykusu!"
"Komandoya bir yudum su..."
"Komandoya bir yudum su!"
"Vermez misin köylü kızı!"
"Vermez misin köylü kızı!"
"Bir elinde el bombası!"
"Bir elinde el bombası!"
"Bir elinde kasaturası!"
"Bir elinde kasaturası!"
"Sırtında da sırt çantası!"
"Sırtında da sırt çantası!"
"Bu alayın aslanları!"
"Bu alayın aslanları!"
Marş eğitim alanında yankılanıyordu.
İlk kilometreyi rahat tamamladılar.
Üçüncü kilometreden sonra nefesler ağırlaşmaya başladı.
Beşinci kilometrede yüzlerinden ter boşanıyordu.
Ama kimse durmuyordu.
Yanlarından yürüyerek sert bir sesle bağırdım.
"Ne oldu?"
"Daha yolun yarısındasınız!"
"Kutay Timi böyle mi görev yapacak?"
"Koş!"
"Durmak yok!"
"Temponuzu bozmayın!"
"Devam!"
Hiçbiri cevap vermedi.
Dişlerini sıkarak koşmaya devam ettiler.
Gözüm bir an Mihra'ya kaydı.
O da diğerleri gibi koşuyordu.
Yüzünde en ufak bir şikâyet ifadesi bile yoktu.
Bu daha başlangıçtı..
On kilometrelik parkuru tamamladıklarında herkes nefes nefese kalmıştı.
"Dur!"
komutumu vermemle birlikte hepsi oldukları yere çöktü.
Kimisi dizlerinin üzerine eğilmiş...
Kimisi derin derin nefes alıyordu.
Ter içinde kalmışlardı.
Yiğit nefes nefese konuştu.
"Su yok mu kimsede?"
Mihra matarasını çıkarıp Yiğit'e uzattı.
"Al."
"İç."
"Daha bu başlangıç."
"Yoksa hemen yoruldun mu Yiğit?"
Yiğit matarayı alırken hafifçe homurdandı.
"Yorulmadım."
"Sadece nefesimi toparlıyorum."
Masum bir ifadeyle matarasını geri uzatan Mihra'nın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Aleyna olduğu yere uzanacak gibi oldu.
"Ay..."
"Takatim kalmadı."
Barış gülerek başını salladı.
"Bir de eğitim bitince gör halimizi."
Tam o sırada yüksek sesle bağırdım.
"Herkes ayağa!"
Homurdanarak da olsa hepsi ayağa kalktı.
Kollarımı arkada birleştirip tek tek yüzlerine baktım.
"Nefesiniz düzeldiyse devam ediyoruz."
"Yüz..."
"Şınav."
"Ben dur diyene kadar kimse kalkmayacak."
Mert kendi kendine söylenerek yere eğildi.
"Komutan bizi daha ilk günden bitirecek galiba..."
Duymamazlıktan geldim.
"Pozisyon alın!"
Birkaç saniye içinde herkes şınav pozisyonundaydı.
Ben de önlerinde yürümeye başladım.
"Bir!"
"İki!"
"Üç!"
Saymaya başladım.
Daha ilk yirmide...
Kollar titremeye başlamıştı.
Tüm gün boyunca eğitim aralıksız devam etti.
Koşu...
Şınav...
Mekik...
Engel parkurları...
Yakın muharebe...
Atış pozisyonları...
Kimseye nefes alacak fırsat vermedim.
Kutay Timi'nde kolay eğitim diye bir şey olmayacaktı.
Hepsi yorgundu.
Ama içlerinden biri vardı ki...
Ne kadar yorulursa yorulsun bunu belli etmemek için inat ediyordu.
Mihra...
Alnından süzülen ter damlalarına rağmen tek bir kez bile şikâyet etmedi.
Yavaşlamadı.
Pes etmedi.
Belli ki bana yenildiğini göstermemek için elinden geleni yapıyordu.
İçimden hafifçe gülümsedim.
"İnatçısın..."
"Ama ben de senden aşağı kalmam."
Son düdüğü çaldım.
"Bugünkü eğitim bitti."
"Herkes odasına çekilip dinlensin."
"Yarın sabah aynı saatte burada olacaksınız."
"Geç kalan olursa cezasını bütün tim çeker."
"Anlaşıldı mı?"
"Anlaşıldı komutanım!"
Asker selamı verdiler.
Ardından yavaş yavaş lojmanlara doğru yürümeye başladılar.
Mert belini tutarak söyleniyordu.
"Of..."
"Belim koptu resmen."
Yiğit gülerek omzuna vurdu.
"Hiç sorma."
"Daha ilk günden canımız çıktı."
Barış araya girdi.
"Komutan bizi bitirmeye kararlı."
Aleyna gülerek başını iki yana salladı.
"Yarın yürüyebilirsek şükredeceğim."
Hepsi kendi aralarında konuşarak uzaklaşırken...
Benim gözüm yine istemsizce Mihra'ya kaydı.
Sessizce yürüyordu.
Adımlarından ne kadar yorulduğu belli oluyordu.
Ama buna rağmen...
Kimseye belli etmemek için dimdik durmaya devam ediyordu.
