61. bölüm / 74
Kader ÇizgisiFerhat ve Zelal Özel - Kalbin yarası
Bölümler 74Şu an: Ferhat ve Zelal Özel - Kalbin yarası
- 1 Tanıtım 🔗167 kelime
- 2 - UYARI -286 kelime
- 3 Bölüm 1 ⛓️ Zehir1.821 kelime
- 4 Bölüm 2 - İlaç761 kelime
- 5 Bölüm 3 - Karar1.101 kelime
- 6 Bölüm 4 - Terkediliş949 kelime
- 7 Bölüm 5 - Merhaba. Ben Helin.1.967 kelime
- 8 Bölüm 6 - Sevgili Berzan1.753 kelime
- 9 Bölüm 7 - Hatırlamıyorum1.115 kelime
- 10 Bölüm 8 - Yandım Gönlüm1.230 kelime
- 11 Bölüm 9 - Nişanlıyız Biz Berzan2.490 kelime
- 12 Bölüm 10 - Vicdan payı2.508 kelime
- 13 Bölüm 11: Evlenecek misin benimle?1.767 kelime
- 14 Bölüm 12 - Amerika Yolcusu1.140 kelime
- 15 Bölüm 13 - Ağa Toplantısı1.786 kelime
- 16 Bölüm 14: Çatışma1.918 kelime
- 17 Bölüm 15: Helin Rezan1.901 kelime
- 18 Bölüm 16: Azade Barzani Aladağ1.686 kelime
- 19 Bölüm 17: Alo? Kudret amca1.053 kelime
- 20 Bölüm 18: Şarap Evi1.305 kelime
- 21 Bölüm 19: Tehdit1.711 kelime
- 22 Bölüm 20: Konağın kapalı kapıları1.304 kelime
- 23 Bölüm 21 - Yüzleşme2.581 kelime
- 24 Bölüm 22 - Gelinlik Mağazası2.391 kelime
- 25 Bölüm 23 - Helin’in Sonu1.170 kelime
- 26 Bölüm 24 - Beklenmedik Misafir2.470 kelime
- 27 Bölüm 25: Emanetimi evine saklamışsın.1.768 kelime
- 28 Bölüm 26: İndir o silahı.1.475 kelime
- 29 Bölüm 27: Yalnız değilsin Berzan2.236 kelime
- 30 Bölüm 28: Duru Neva2.952 kelime
- 31 Bölüm 29: Ateş Enzo Yıldırım2.442 kelime
- 32 Bölüm 30: Yeniden Doğuş2.530 kelime
- 33 Bölüm 31: Annem!1.705 kelime
- 34 Bölüm 32: ilayda'm1.407 kelime
- 35 Bölüm 33: Sonsuz Sessizlik1.706 kelime
- 36 Bölüm 34: Yalan İfade3.254 kelime
- 37 Bölüm 35: Çilingir Sofrası2.901 kelime
- 38 💋 İlk adım, ilk yangın 🔥(Ferhat & Zelal -Özel bölüm)1.745 kelime
- 39 Bölüm 36: Kalbimden sana kalan son hayat1.404 kelime
- 40 Bölüm 37: Ateş kim?1.687 kelime
- 41 Bölüm 38: İlayda nerede?1.534 kelime
- 42 Bölüm 39: İtalya1.530 kelime
- 43 Bölüm 40: Doktorların kardeşi2.327 kelime
- 44 Bölüm 41: Aladağ Hanedanı2.531 kelime
- 45 Bölüm 42: Bervan Dara Aladağ3.227 kelime
- 46 Bölüm 43: İtalya’nın zehri6.166 kelime
- 47 Bölüm 44: Parçalanmış hayatlar3.741 kelime
- 48 Bölüm 45: Mardin’in karanlık gecesi2.737 kelime
- 49 Bölüm 46: Son Kurşun2.203 kelime
- 50 Bölüm 47: Berzan ağam1.720 kelime
- 51 Bölüm 48: Şimdi ne olacak?2.295 kelime
- 52 Bölüm 49 - Cenaze mi varmış?2.068 kelime
- 53 Bölüm 50: Hanımağam3.153 kelime
- 54 Bölüm 51: Umarım ölmüşsündür!2.364 kelime
- 55 Bölüm 52: Dedikodu2.458 kelime
- 56 Bölüm 53: Kanla yazılan adalet2.324 kelime
- 57 Bölüm 54: Kalbimin enkazı1.140 kelime
- 58 Bölüm 55: Gece Misafiri2.914 kelime
- 59 Bölüm 56: Mardin Kalesi2.200 kelime
- 60 Bölüm 57: Aşk Sarhoşu1.886 kelime
- 61 Ferhat ve Zelal Özel - Kalbin yarası1.215 kelime · Okuduğun bölüm
- 62 Bölüm 58: Sabahın Körü2.092 kelime
- 63 Bölüm 59: Ağaya bak hele.1.809 kelime
- 64 Bölüm 60: Davet2.177 kelime
- 65 Bölüm 61: Yunan Tanrısı2.036 kelime
- 66 Bölüm 62: Oyun içinde oyun3.918 kelime
- 67 Bölüm 63: Beylerbeyi Çiftliği2.479 kelime
- 68 Bölüm 64: Kalbin barikatları2.325 kelime
- 69 Bölüm 65: Kendi ayaklarımızın üzerinde1.244 kelime
- 70 Bölüm 66: Bulaşıkçı2.306 kelime
- 71 Bölüm 67: Mutluluğa doğru ilk adım6.269 kelime
- 72 Bölüm 68: Mardin Sokaklarında İtalyan Usulü Yürüyüş2.383 kelime
- 73 Bölüm 69: Gidelim buralardan2.439 kelime
- 74 (Final) Bölüm 70: Ailem7.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zelal’in Bakış Açısından
Koşuyordum. Konağın o soğuk, asırlık taş koridorları üzerime üzerime geliyor, nefesimi kesiyordu. Gözlerimden boşalan yaşlar görüşümü bulandırsa da durmuyordum. Attığım her adımda Berzan Ağamın o zehirli, acımasız sözleri kulaklarımda yeniden patlıyordu.
“Benim evimde çalışan kadına göz diktin… Sen kendi sevdana düşüp töreyi, kuralları unuttun…”
Göz dikmek… Hata… Günah…
Göğsüme saplanan o keskin sızıyı dindirmek ister gibi elimi kalbime bastırdım. Ben Ferhat’ın geçmişini de biliyordum, içindeki o eski eşten kalan yarayı da, kalbinin sızısını da... Biz birbirimizin yarasına merhem olmaya çalışırken, meğer dışarıdan bakıldığında sadece bir "hata", ağanın evinde çalışan ve haddini aşan bir hizmetçi miydim? Bu konağın çatısı altında, bunca yıl sadakatle hizmet ettiğim o insanların gözünde yerim bu muydu? Utanç, bir alev gibi yanaklarımı yakıyor, boğazımı düğümlüyordu.
Konağın o karanlık, nemli bodrum katına giden taş merdivenleri ikişer üçer indim. Sığınabileceğim, acımı tek başıma haykırabileceğim tek yer oradaki küçük odamdı. Kendimi o odaya kilitlersem, dünyanın bütün o ağır, kirli ithamlarından kaçabilirmişim gibi geliyordu.
Son basamağı da inip odamın kapısına uzandığımda, arkamdan gelen sert ve aceleci ayak seslerini duydum. Tam kapının kulbunu kavramıştım ki, güçlü bir el bileğimi yakaladı.
"Zelal! Dur, kurbanın olayım dur..."
Ferhat’ın sesiydi bu. Ama her zamanki o dik, sarsılmaz Ferhat’ın değil; sesi titreyen, nefes nefese kalmış, içi paramparça olmuş bir adamın sesi.
Hızla beni kendine doğru çevirdi. Gitmek için çabaladım, elinden kurtulmak istedim ama beni incitmekten korkan ama asla bırakmayan o güvenli tutuşuyla omuzlarımdan yakaladı. Göz göze geldiğimizde, onun da gözlerinin kan çanağına döndüğünü, çenesinin öfkeden ve acıdan kasıldığını gördüm.
"Bırak beni Ferhat!" diye hıçkırdım, göğsüne vurmaya çalışarak. "Bırak, git ağanın yanına! Doğru söyler ağam... Ben kimim ki? Bu konakta bir hizmetçiyim altı üstü. Duymadın mı dediklerini? Bırak!"
"Zelal, bak bana!" diye haykırdı alçak ama yırtıcı bir sesle. Omuzlarımdan tutup beni hafifçe sarstı. "Bak gözlerimin içine. Ağzından çıkan o lafları ödeteceğim ona, andım olsun ödeteceğim! Ama sen... Sen sakın o delinin, o sarhoşun sözlerini kalbine yük etme. Sen bu dünyada benim başımı eğmeyen tek gerçeğimsin."
Gözlerinden bir damla yaş süzülüp kirli sakallarının arasına karıştı. O sarsılmaz adam, karşımda çocuk gibi çaresizce duruyordu.
"Ben sana göz dikmedim Zelal," dedi, sesi fısıltıya dönüşürken, alnını alnıma yasladı. "Ben senin temiz kalbine sığındım. Benim geçmişimin külünü üfleyen sensin. Ağadır, abimdir dedim sustum ama seni kirletmesine izin vermem. Gerekirse bu konaktan bugün çıkar gideriz, duydun mu beni? Sen yeter ki ağlama..."
"Gerekirse gideriz," demesi o kadar kolaydı ki onun için. Ama benim içimdeki o çaresizlik, o sıkışmışlık hissi öfkeyle birleşip bir anda dışarı patladı. Omuzlarımdaki ellerini hırsla ittim, geriye doğru bir adım kaçıp gözlerimin içine baka baka haykırdım.
"Nereye gideceğiz Ferhat?!" dedim, sesim hıçkırıklarımın arasından yırtılarak çıktı. "Nereye gideceğim ben? Benim bu dünyada dikili bir taşım mı var? Sığınacak bir yuvam, arkamda duracak bir ailem mi var? Nereye giderim ben?!"
Gözyaşlarım yüzümü ıslatırken parmağımla göğsünü sertçe dürttüm, içimdeki tüm kırgınlığı ona kusmak ister gibi üzerine yürüdüm.
"Senin yüzünden! Hep senin yüzünden oldu! Ben kendi halimde, haddimi bilerek yaşıyordum bu konakta. Kimsenin etlisine sütlüsüne karışmıyordum. Ama sen geldin... Sen bana öyle bir baktın, kalbimi öyle bir aklından çıkardın ki kendimi unuttum! Şimdi ağanın ağzına sakız olduk. Benim namusumu, benim bu konaktaki emeğimi tek bir lafla yere çaldı. Senin o bitmeyen sevdan yüzünden, senin geçmişinin gölgesi yüzünden ben bugün bu kapının önünde bu lafları işittim!"
Ferhat, göğsüne vuran ellerimi tutmaya çalışmadı bile. Sadece durdu ve bir celladın kırbacını yiyormuş gibi her sözümde gözlerini acıyla yumdu.
"Benim senden başka, bu taş duvarlardan başka gidecek tek bir yerim yok Ferhat..." diye fısıldadım, öfkem yerini hıçkırıklara bırakıp dizlerimin bağı çözülürken. "Beni koca dünyaya sığmaz ettin. Ben şimdi yarın kimin yüzüne bakacağım bu evde?"
Dizlerimin bağı çözülüp yere doğru çökecekken, Ferhat izin vermedi. İki güçlü koluyla beni belimden kavrayıp göğsüne doğru çekti. Ne kadar direnirsem direneyim, ne kadar vurursam vurayım beni bırakmadı; aksine, sanki koca dünya üzerime yıkılıyormuş da beni o yıkıntıdan korumak istiyormuş gibi daha da sıkı sarıldı.
"Şşş... Tamam, buradayım. Ağlama kurban olayım ağlama," diye fısıldadı. Sesindeki o sert adam gitmiş, yerine içi sızlayan, canı benden çok yanan bir çocuk gelmişti.
Bir elini saçlarıma doladı, başımı kendi kalbinin tam üzerine, o sarsılmaz göğsüne bastırdı. Kalbinin deli gibi, göğüs kafesini yırtacak mısın gibi çarptığını tam şakağımda hissettim. Öfkem, onun sıcaklığının ve kokusunun arasında yavaş yavaş erirken, hıçkırıklarım göğsünü ıslatmaya devam ediyordu.
"Haklısın..." dedi, çenesini saçlarımın üzerine yaslayıp derin bir nefes alarak. "Yerden göğe kadar haklısın Zelal. Benim yüzümden oldu. Benim sana olan sevdamı içimde tutamayışımdan, sana kıyamayışımdan oldu. Benim yüzümden o zehirli laflar senin o temiz kulaklarına değdi."
Beni kendinden hafifçe uzaklaştırıp iki eliyle yüzümü kavradı. Başparmaklarıyla yanaklarımdan süzülen yaşları şefkatle sildi. Gözlerinin içi kıpkırmızıydı, bakışlarında öyle bir sadakat ve pişmanlık vardı ki, az önce fırlattığım bütün o ağır cümleler için beni pişman edecek cinstendi.
"Ama sakın bir daha 'nerem var' deme," dedi, sesi titreyerek ama bir o kadar da yemin eder gibi kesin. "Benim olduğum yerde senin kimsesizliğin biter Zelal. Benim göğsüm senin evin, kollarım senin sığınacağın o konaktır. Kimse sana laf edemez, kimse senin namusuna, temizliğine dil uzatamaz. O Berzan Ağa da olsa yarın sabah o lafları onun boğazına dizeceğim, gerekirse o konağı onun başına yıkacağım."
Alnını tekrar alnıma yasladı. Sıcak nefesi yüzüme değerken, elleri hâlâ yanaklarımı sıkı sıkı tutuyordu.
"Yarın kimsenin yüzüne bakmana gerek yok. Sen sadece benim yüzüme bakacaksın. Ben senin arkanda da dururum, önünde siper de olurum. Sen yeter ki benden vazgeçme, yeter ki beni bu dünyada yalnız bırakma Zelal... Canımı iste vereyim, ama bana 'senin yüzünden' deyip sırtını dönme."
Alnı alnıma yaslı dururken, dudaklarından dökülen her kelime kalbimin en derinindeki sızıyı uyuşturuyordu. Ferhat’ın o sıcak, güven veren kokusu bodrum katının o rutubetli, soğuk havasını dağıtmıştı sanki. İçimi çeke çeke, gözlerimi yavaşça araladım. O koca adam karşımda adeta erimiş, gözlerinin içine kadar sinen o büyük pişmanlıkla bana bakıyordu.
Ona öfkelenmiştim, can havliyle canını yakmak istemiştim ama onun kalbi benim yuvamdı; bunu çok iyi biliyordum.
"Ferhat..." diye mırıldandım, sesim hâlâ hıçkırıkların ardında titriyordu. "Ben senden vazgeçmem... Vazgeçemem ki. Ama canım çok yandı. Ağamın bizi o şekilde bir kefeye koyması, senin sevdana 'hata' demesi... Ben o lafı kaldıramadım."
Ferhat derin bir nefes aldı, parmakları yanaklarımı okşamaya devam ederken gözlerinde o kapkara, ödün vermez kararlılık yeniden belirdi.
"Kaldırmayacaksın zaten," dedi, çenesi kasılarak. "Berzan Ağa bu gece sarhoştu, acısı vardı, ne dediğini bilmez bir haldeydi. Ama bu ona benim canımı, benim kadınımla vurma hakkını vermez. Yarın o alkol kafasından indiğinde, o lafların hesabını dostu olarak da, sağ kolu olarak da soracağım ondan."
"Yapma," dedim korkuyla, ellerimi göğsüne koyup giysisini sıkarak. "Ağadır o, koskoca Aladağ'dır. Bir de benim yüzümden aranız bozulsun istemem. Zaten İlayda gitmiş, adam darmadağın..."
"Darmadağınsa darmadağın!" diye kesti sözümü, sesini çok yükseltmeden ama içindeki o fırtınayı hissettirerek. "Onun canı yanıyor diye benim canımı yakmaya hakkı yok. Seni bu konakta hiç kimseye ezdirmem Zelal. Gerekirse onun ağalığı buraya kadar der, çeker gideriz. Ben seni aç da koymam, açıkta da bırakmam."
Eğilip ıslak gözlerimden öptü yavaşça. O öpücük, az önce ruhuma açılan o derin yaraya sürülen en güzel merhemdi. Beni yeniden göğsüne bastırdı, saçlarımı koklayarak içini çekti.
"Şimdi git odana, güzelce dinlen. Bu gece hiçbir şey düşünme, sadece beni düşün. Ben buradayım, kapının hemen ardında, senin olduğun bu katın nöbetindeyim. Kimse senin huzurunu kaçıramaz artık."
Ondan ayrılmak, o güvenli kollardan çıkmak zor gelse de yavaşça başımı salladım. Odamın kapısını açıp içeri süzülürken arkamda bana dünyadaki tek gerçeğiymişim gibi bakan o sarsılmaz adamı bıraktım. Kapıyı kapattığımda içimdeki o utanç yangını sönmüş, yerini Ferhat’ın sevdasının verdiği o mağrur sıcaklığa bırakmıştı.
Bölüm etkileşimi
