19. bölüm / 74
Kader ÇizgisiBölüm 17: Alo? Kudret amca
Bölümler 74Şu an: Bölüm 17: Alo? Kudret amca
- 1 Tanıtım 🔗167 kelime
- 2 - UYARI -286 kelime
- 3 Bölüm 1 ⛓️ Zehir1.821 kelime
- 4 Bölüm 2 - İlaç761 kelime
- 5 Bölüm 3 - Karar1.101 kelime
- 6 Bölüm 4 - Terkediliş949 kelime
- 7 Bölüm 5 - Merhaba. Ben Helin.1.967 kelime
- 8 Bölüm 6 - Sevgili Berzan1.753 kelime
- 9 Bölüm 7 - Hatırlamıyorum1.115 kelime
- 10 Bölüm 8 - Yandım Gönlüm1.230 kelime
- 11 Bölüm 9 - Nişanlıyız Biz Berzan2.490 kelime
- 12 Bölüm 10 - Vicdan payı2.508 kelime
- 13 Bölüm 11: Evlenecek misin benimle?1.767 kelime
- 14 Bölüm 12 - Amerika Yolcusu1.140 kelime
- 15 Bölüm 13 - Ağa Toplantısı1.786 kelime
- 16 Bölüm 14: Çatışma1.918 kelime
- 17 Bölüm 15: Helin Rezan1.901 kelime
- 18 Bölüm 16: Azade Barzani Aladağ1.686 kelime
- 19 Bölüm 17: Alo? Kudret amca1.053 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 Bölüm 18: Şarap Evi1.305 kelime
- 21 Bölüm 19: Tehdit1.711 kelime
- 22 Bölüm 20: Konağın kapalı kapıları1.304 kelime
- 23 Bölüm 21 - Yüzleşme2.581 kelime
- 24 Bölüm 22 - Gelinlik Mağazası2.391 kelime
- 25 Bölüm 23 - Helin’in Sonu1.170 kelime
- 26 Bölüm 24 - Beklenmedik Misafir2.470 kelime
- 27 Bölüm 25: Emanetimi evine saklamışsın.1.768 kelime
- 28 Bölüm 26: İndir o silahı.1.475 kelime
- 29 Bölüm 27: Yalnız değilsin Berzan2.236 kelime
- 30 Bölüm 28: Duru Neva2.952 kelime
- 31 Bölüm 29: Ateş Enzo Yıldırım2.442 kelime
- 32 Bölüm 30: Yeniden Doğuş2.530 kelime
- 33 Bölüm 31: Annem!1.705 kelime
- 34 Bölüm 32: ilayda'm1.407 kelime
- 35 Bölüm 33: Sonsuz Sessizlik1.706 kelime
- 36 Bölüm 34: Yalan İfade3.254 kelime
- 37 Bölüm 35: Çilingir Sofrası2.901 kelime
- 38 💋 İlk adım, ilk yangın 🔥(Ferhat & Zelal -Özel bölüm)1.745 kelime
- 39 Bölüm 36: Kalbimden sana kalan son hayat1.404 kelime
- 40 Bölüm 37: Ateş kim?1.687 kelime
- 41 Bölüm 38: İlayda nerede?1.534 kelime
- 42 Bölüm 39: İtalya1.530 kelime
- 43 Bölüm 40: Doktorların kardeşi2.327 kelime
- 44 Bölüm 41: Aladağ Hanedanı2.531 kelime
- 45 Bölüm 42: Bervan Dara Aladağ3.227 kelime
- 46 Bölüm 43: İtalya’nın zehri6.166 kelime
- 47 Bölüm 44: Parçalanmış hayatlar3.741 kelime
- 48 Bölüm 45: Mardin’in karanlık gecesi2.737 kelime
- 49 Bölüm 46: Son Kurşun2.203 kelime
- 50 Bölüm 47: Berzan ağam1.720 kelime
- 51 Bölüm 48: Şimdi ne olacak?2.295 kelime
- 52 Bölüm 49 - Cenaze mi varmış?2.068 kelime
- 53 Bölüm 50: Hanımağam3.153 kelime
- 54 Bölüm 51: Umarım ölmüşsündür!2.364 kelime
- 55 Bölüm 52: Dedikodu2.458 kelime
- 56 Bölüm 53: Kanla yazılan adalet2.324 kelime
- 57 Bölüm 54: Kalbimin enkazı1.140 kelime
- 58 Bölüm 55: Gece Misafiri2.914 kelime
- 59 Bölüm 56: Mardin Kalesi2.200 kelime
- 60 Bölüm 57: Aşk Sarhoşu1.886 kelime
- 61 Ferhat ve Zelal Özel - Kalbin yarası1.215 kelime
- 62 Bölüm 58: Sabahın Körü2.092 kelime
- 63 Bölüm 59: Ağaya bak hele.1.809 kelime
- 64 Bölüm 60: Davet2.177 kelime
- 65 Bölüm 61: Yunan Tanrısı2.036 kelime
- 66 Bölüm 62: Oyun içinde oyun3.918 kelime
- 67 Bölüm 63: Beylerbeyi Çiftliği2.479 kelime
- 68 Bölüm 64: Kalbin barikatları2.325 kelime
- 69 Bölüm 65: Kendi ayaklarımızın üzerinde1.244 kelime
- 70 Bölüm 66: Bulaşıkçı2.306 kelime
- 71 Bölüm 67: Mutluluğa doğru ilk adım6.269 kelime
- 72 Bölüm 68: Mardin Sokaklarında İtalyan Usulü Yürüyüş2.383 kelime
- 73 Bölüm 69: Gidelim buralardan2.439 kelime
- 74 (Final) Bölüm 70: Ailem7.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Elimdeki telefondan Kudret Aladağ diye kayıtlı olan numarayı bularak bir süre ekrana baktım. Sesimin sakin ve kontrollü çıkması lazımdı. Bir kaç kez zihnimde konuşmayı canlandırdıktan hemen sonra gözlerimi kapatarak aramak için parmağımı ekrandaki telefon simgesine değdirdim. Birkaç çalış sonrasında ekranda ki 00:01 sayılarını gördüğüm an telefonu kulağıma yerleştirerek derin bir nefes aldım.
"Alo? Kudret amca."
Bakışlarımı camdan dışarı çevirdim. İstanbul'un kalabalık caddesi önümden akıp gidiyordu. İnsanlar yürüyordu, arabalar geçiyordu ama o an hiçbirini gerçekten görmüyordum.
"Helin? Kızım?"
"Seninle konuşmam lazım," dedim sadece. Kudret'in sesi değişmedi. Sakin, umursamaz, ürkütücü ve otoriter bir ses tonu vardı. Emrivaki konuşmaktan çok hoşlanırdı. "Söyle."
Kahve bardağını parmaklarımın arasında yavaşça çevirdim. İçimde en ufak bir tereddüt yoktu. Sanki söyleyeceğim cümle çoktan içimde yerini bulmuştu. Sanki söylemem gerekiyordu ve tek yol buydu.
"Ben oğlundan hamileyim."
Telefonun diğer ucunda bir sessizlik oluştu. Bana saatler gibi gelen bir kaç saniyelik bir sessizlik. Bunu bekliyordum ancak kestiremediğim tek şey bu sessizlikten sonra gelecek olan fırtınaydı. Çünkü Kudret amcadan olmasada Berzan'dan çok büyük bir azar işitecektim.
"Helin. Kızım ne diyorsun sen? Ne dediğinin farkında mısın?"
İşte şimdi parlama zamanıydı, çünkü sesinde en ufak bir tereddüt veya tepki yoktu. İnanmıştı, ve planımı tıkır tıkır işletmenin tam vaktiyidi. "Babacığım... "Babacığım... dede olacaksın."
Burnumu çektim. Nefesimi bilerek titreterek konuştum.
"Bunu... böyle telefonda söylemek istemezdim..."
Telefonun diğer ucundan derin bir nefes sesi geldi. "Helin... ağlıyor musun sen?" dedi Kudret.
Cevap vermedim. Birkaç saniye boyunca sadece nefes aldım. Sanki konuşamayacak kadar kötü durumdaymışım gibi. "Helin, kızım konuş. Ne oldu?"
Elimle alnımı kapattım, başımı hafifçe eğdim. Aslında tek yaptığım doğru anı beklemekti. "Ben... ben ne yapacağımı bilmiyorum," dedim kısık bir sesle. Burnumu tekrar çektim. "Ben bunu tek başıma kaldıramam..." diye fısıldadım.
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu. "Berzan biliyor mu?" diye sordu Kudret. Bir an durdum. Nefesimi tutar gibi yaptım. Sonra sanki söylemek istemiyormuşum gibi konuşmaya başladım.
"Ben... söyledim."
"Ne dedi?" Kudret'in sesi bu kez daha sertti.
Burnumu çektim. Birkaç saniye boyunca cevap vermedim. Sessizliğin telefonda büyümesine izin verdim.
"Helin?" bu kez daha sabırsızdı. .
"Beni... gönderdi," dedim kısık bir sesle.
"Ne demek gönderdi?"
Gözlerimi kapattım. Sesimi daha da titrettim.
"Mardin'den gönderdi beni..."
Telefonun diğer ucunda bir anda ağır bir sessizlik oluştu bunu fırsat bilerek konuşmaya devam ettim. "Amerika'ya gitmem için..." burnumu çektim, kelimeleri zorla çıkarıyormuş gibi konuştum, "uçağa bindirdi."
Kudret'in nefes alışını telefondan duyabiliyordum artık. "Seni Amerika'ya mı gönderdi?"
"Ben... gitmek istemedim," dedim fısıltıyla. "Ama dinlemedi..." Kahve bardağını parmaklarımın arasında çevirmeye devam ettim. İçimde en ufak bir sarsıntı yoktu. Sadece planımın adım adım işlemesini izliyordum.
"Şimdi neredesin?" diye sordu.
Camdan dışarı baktım. İstanbul'un kalabalık caddesi önümden akıyordu.
"İstanbul'dayım," dedim. "İkinci uçağa binmedim..."
Telefonun diğer ucunda birkaç saniye boyunca hiçbir şey duyulmadı. Sanki Kudret amca söylediklerimi tartıyordu. Söylediğim her kelimeyi tek tek ölçüp biçiyordu. Sonunda derin bir nefes sesi geldi. "Yanında kim var?" diye sordu.
"Kimse yok," dedim. Sesimi hâlâ kısık tutuyordum. Sanki gerçekten yalnız kalmış birinin çaresizliği içindeymişim gibi. "Bir kafedeyim."
Kudret amca birkaç saniye daha sustu. O sessizlik telefondan bile ağır geliyordu. "Adres gönder," dedi sonunda. Sesi bu sefer daha sertti. Daha kesin.
"Gönderirim," dememden hemen sonra tekrar konuştu.
"Oradan ayrılma." Sesindeki ton birden değişmişti, artık o kuşkulu ses tonu yerini emirlere bırakmıştı ve ben içten içe kazandığımın farkındaydım
"Tamam..." dedim sonunda. Sesimi olabildiğince kırık çıkarmaya çalışarak.
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik daha oldu. Kudret amca sanki hâlâ düşündüğü bir şeyi tartıyordu.
"Helîn," dedi sonra.
"Efendim?"
"Berzan'la ben konuşurum."
Bu cümleyi duymayı bekliyordum. Zaten bütün planım bu noktaya gelmek içindi. Ama yine de birkaç saniye cevap vermedim. Sanki bu söz beni daha da kötü bir duruma sokmuş gibi nefesimi tuttum.
"Ben... onunla konuşmak istemiyorum," dedim kısık bir sesle.
Burnumu tekrar çektim.
"Beni görmek bile istemedi..."
Telefonun diğer ucunda Kudret amcanın ağır nefesini duyabiliyordum. O sessizlik büyüdükçe içimdeki sakinlik daha da yerleşiyordu.
Kahve bardağını parmaklarımın arasında çevirmeye devam ettim. İçimde en ufak bir sarsıntı yoktu. Sadece planımın adım adım işlemesini büyük bir zevk ile izliyordum.
"Helîn," dedi Kudret amca tekrar. Bu sefer sesi daha sertti. "Adres gönder."
Başımı hafifçe salladım. O beni görmese de bu kendimi onaylama şeklimdi. "Gönderirim," dedim. Kudret amca bir an daha sustu. Sonra yavaşça konuştu. "Adamlarımı gönderiyorum." Parmaklarım kahve bardağının etrafında durdu.
"Sakın bir yere ayrılma." Ve bir emir daha, aynı üzgün ve mağdur ses tonumu kullanarak burnumu çektim ve sadece tamam diyebildim.
Telefon kapandığında bir süre telefonu elimde tutmaya devam ettim. Ekranın kararan yüzeyinde kendi yansımamı gördüm; gözlerimin altındaki yorgunluğu, dudaklarımın kenarında istemsizce beliren o tuhaf gülümsemeyi. Parmaklarım hâlâ telefonun kenarını sıkıyordu. Sonra yavaşça kahve bardağını kaldırıp küçük bir yudum aldım. Sıcaklık boğazımdan aşağı inerken camdan dışarı baktım. İstanbul'un kalabalığı önümden akıp gidiyordu; insanlar aceleyle yürüyordu, arabalar birbirini kovalıyordu, hayat herkes için aynı hızla devam ediyordu. Ama benim zihnim çok uzaklardaydı. Taş sokakları, sarı duvarları ve keskin rüzgârıyla Mardin'de.
Orada, henüz hiçbir şeyden haberi olmayan bir adam vardı. Berzan Aladağ. Şu an belki konağın avlusunda yürüyordu, belki annesinin yanında oturuyordu, belki de benim adımı bile anmak istemiyordu. Ama çok yakında kurduğum bu sessiz fırtına ona ulaşacaktı. Ve o an geldiğinde, üzerine çöken şeyin yalnızca bir söylenti değil; benim, inatla ve sabırla büyüttüğüm bir savaş olduğunu anlayacaktı.
Aradan en fazla yirmi dakika geçmişti.
Kahve bardağını masanın üzerinde yavaşça çevirirken kapının açıldığını duydum. Kafeye giren birkaç adamın ağır adımları taş zeminde yankılandı. Başımı kaldırmadan önce onların kim olduğunu zaten anlamıştım.
Kudret Aladağ sözünü tutmuştu.
Başımı yavaşça kaldırıp kapıya baktım. İçeri giren üç adam etrafa kısa bir bakış attı. Üzerlerindeki koyu renk ceketler, sert bakışları ve sessiz yürüyüşleri onları ele veriyordu. Bu adamları Mardin'den tanıyordum. Aladağların adamlarıydı.
Gözleri kısa bir süre sonra beni buldu.
En öndeki adam birkaç adım ilerledi. Masamın önünde durdu. Yüzünde ne gülümseme vardı ne de sertlik. Sadece işini yapan bir adamın ifadesi.
"Helîn hanım?" dedi. Kahve bardağını masaya bıraktım.
"Evet."
Adam başını hafifçe salladı. "Ağamız gönderdi."
Bunu söylemesine gerek yoktu. Zaten biliyordum.
Sandalyeden yavaşça kalktım. Çantamı omzuma takarken kafedeki birkaç kişinin bize baktığını fark ettim. Ama kimse bir şey sormuyordu. O adamların taşıdığı hava insanlara soru sordurtacak türden değildi.
Adam kapıya doğru bir adım çekildi. "Arabamız hazır." Başımı hafifçe salladım.
Kafenin kapısından çıktığımızda akşamın serinliği yüzüme çarptı. Kaldırımın kenarında siyah bir araç bekliyordu. Motoru çalışıyordu. Camları koyu renkliydi. Arka kapı açıldı. Bir an durup araca baktım.
Sonra başımı kaldırıp İstanbul'un kalabalık caddesine son kez göz gezdirdim. Bu şehirde geçirdiğim kısa zaman çoktan bitmişti. Arabaya bindim. Kapı kapandı. Ve araç ağır ağır hareket etmeye başladı.
Mardin'e doğru başlayan yolculuğun ilk adımı atılmıştı.
Bölüm etkileşimi
