Kader Çizgisi kitap kapağı

73. bölüm / 74

Kader Çizgisi

Bölüm 69: Gidelim buralardan

Vaveyla Yazarı: Eliz’in Hikayeleri

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 74Şu an: Bölüm 69: Gidelim buralardan
  1. 1 Tanıtım 🔗167 kelime
  2. 2 - UYARI -286 kelime
  3. 3 Bölüm 1 ⛓️ Zehir1.821 kelime
  4. 4 Bölüm 2 - İlaç761 kelime
  5. 5 Bölüm 3 - Karar1.101 kelime
  6. 6 Bölüm 4 - Terkediliş949 kelime
  7. 7 Bölüm 5 - Merhaba. Ben Helin.1.967 kelime
  8. 8 Bölüm 6 - Sevgili Berzan1.753 kelime
  9. 9 Bölüm 7 - Hatırlamıyorum1.115 kelime
  10. 10 Bölüm 8 - Yandım Gönlüm1.230 kelime
  11. 11 Bölüm 9 - Nişanlıyız Biz Berzan2.490 kelime
  12. 12 Bölüm 10 - Vicdan payı2.508 kelime
  13. 13 Bölüm 11: Evlenecek misin benimle?1.767 kelime
  14. 14 Bölüm 12 - Amerika Yolcusu1.140 kelime
  15. 15 Bölüm 13 - Ağa Toplantısı1.786 kelime
  16. 16 Bölüm 14: Çatışma1.918 kelime
  17. 17 Bölüm 15: Helin Rezan1.901 kelime
  18. 18 Bölüm 16: Azade Barzani Aladağ1.686 kelime
  19. 19 Bölüm 17: Alo? Kudret amca1.053 kelime
  20. 20 Bölüm 18: Şarap Evi1.305 kelime
  21. 21 Bölüm 19: Tehdit1.711 kelime
  22. 22 Bölüm 20: Konağın kapalı kapıları1.304 kelime
  23. 23 Bölüm 21 - Yüzleşme2.581 kelime
  24. 24 Bölüm 22 - Gelinlik Mağazası2.391 kelime
  25. 25 Bölüm 23 - Helin’in Sonu1.170 kelime
  26. 26 Bölüm 24 - Beklenmedik Misafir2.470 kelime
  27. 27 Bölüm 25: Emanetimi evine saklamışsın.1.768 kelime
  28. 28 Bölüm 26: İndir o silahı.1.475 kelime
  29. 29 Bölüm 27: Yalnız değilsin Berzan2.236 kelime
  30. 30 Bölüm 28: Duru Neva2.952 kelime
  31. 31 Bölüm 29: Ateş Enzo Yıldırım2.442 kelime
  32. 32 Bölüm 30: Yeniden Doğuş2.530 kelime
  33. 33 Bölüm 31: Annem!1.705 kelime
  34. 34 Bölüm 32: ilayda'm1.407 kelime
  35. 35 Bölüm 33: Sonsuz Sessizlik1.706 kelime
  36. 36 Bölüm 34: Yalan İfade3.254 kelime
  37. 37 Bölüm 35: Çilingir Sofrası2.901 kelime
  38. 38 💋 İlk adım, ilk yangın 🔥(Ferhat & Zelal -Özel bölüm)1.745 kelime
  39. 39 Bölüm 36: Kalbimden sana kalan son hayat1.404 kelime
  40. 40 Bölüm 37: Ateş kim?1.687 kelime
  41. 41 Bölüm 38: İlayda nerede?1.534 kelime
  42. 42 Bölüm 39: İtalya1.530 kelime
  43. 43 Bölüm 40: Doktorların kardeşi2.327 kelime
  44. 44 Bölüm 41: Aladağ Hanedanı2.531 kelime
  45. 45 Bölüm 42: Bervan Dara Aladağ3.227 kelime
  46. 46 Bölüm 43: İtalya’nın zehri6.166 kelime
  47. 47 Bölüm 44: Parçalanmış hayatlar3.741 kelime
  48. 48 Bölüm 45: Mardin’in karanlık gecesi2.737 kelime
  49. 49 Bölüm 46: Son Kurşun2.203 kelime
  50. 50 Bölüm 47: Berzan ağam1.720 kelime
  51. 51 Bölüm 48: Şimdi ne olacak?2.295 kelime
  52. 52 Bölüm 49 - Cenaze mi varmış?2.068 kelime
  53. 53 Bölüm 50: Hanımağam3.153 kelime
  54. 54 Bölüm 51: Umarım ölmüşsündür!2.364 kelime
  55. 55 Bölüm 52: Dedikodu2.458 kelime
  56. 56 Bölüm 53: Kanla yazılan adalet2.324 kelime
  57. 57 Bölüm 54: Kalbimin enkazı1.140 kelime
  58. 58 Bölüm 55: Gece Misafiri2.914 kelime
  59. 59 Bölüm 56: Mardin Kalesi2.200 kelime
  60. 60 Bölüm 57: Aşk Sarhoşu1.886 kelime
  61. 61 Ferhat ve Zelal Özel - Kalbin yarası1.215 kelime
  62. 62 Bölüm 58: Sabahın Körü2.092 kelime
  63. 63 Bölüm 59: Ağaya bak hele.1.809 kelime
  64. 64 Bölüm 60: Davet2.177 kelime
  65. 65 Bölüm 61: Yunan Tanrısı2.036 kelime
  66. 66 Bölüm 62: Oyun içinde oyun3.918 kelime
  67. 67 Bölüm 63: Beylerbeyi Çiftliği2.479 kelime
  68. 68 Bölüm 64: Kalbin barikatları2.325 kelime
  69. 69 Bölüm 65: Kendi ayaklarımızın üzerinde1.244 kelime
  70. 70 Bölüm 66: Bulaşıkçı2.306 kelime
  71. 71 Bölüm 67: Mutluluğa doğru ilk adım6.269 kelime
  72. 72 Bölüm 68: Mardin Sokaklarında İtalyan Usulü Yürüyüş2.383 kelime
  73. 73 Bölüm 69: Gidelim buralardan2.439 kelime · Okuduğun bölüm
  74. 74 (Final) Bölüm 70: Ailem7.435 kelime

Tezgahın arkasında elindeki bardağı kurulamaya çalışırken gözlerinin süzüldüğünü, dizlerinin hafifçe çözüldüğünü fark ettiğim an yüreğim ağzıma geldi.

Üç haftadır geceyi gündüze katmıştı. Ayzem yengemin kafesinde işe başladığımızdan beri bizim hatun kendini heder etmek üzereydi. Tam bardağı elinden düşürecekken tezgahın üzerinden tek hamlede atlayıp belinden yakaladım. O ufacık gövdesi kollayımın arasında tüy gibi hafifledi.

"Yavaş... Yavaş gülücük gözlüm," dedim, sesimdeki paniği ne kadar saklamaya çalışsam da başaramayarak. Bardağı elinden çekip kenara bıraktım. Gözlerinin altındaki o mor halkaları görünce içim cız etti.Zoraki bir tebessüm kondurdu yüzüne. "İyiyim Berzan, sadece biraz başım döndü. Mutfaktaki tatlıları da halledersem çıkarız..."

"Hiçbir yeri halletmiyorsun," dedim, sesime Aladağ sertliğini ama gözlerime en yumuşak halimi koyarak. Onu hemen tezgahın yanındaki sandalyeye oturttum. Dev gibi gövdemle önünde diz çöktüm, o narin, buz gibi olmuş ellerini avuçlarımın arasına aldım. "Bak bana... Kaç gündür doğru düzgün uyku girdi mi gözüne? Yengemin kafesini çekip çevireceğiz dediysek kendini imha et demedik ya güzelim."

"Ama Berzan, Ayzem bize kapısını açtı, güvenip işi teslim etti. Müşteriler de tam alışmışken bırakamam. Hem Duru da burayı çok sevdi—"

"İlayda," dedim, ellerini biraz daha sıkıp doğrudan o masum gözlerinin içine bakarak. "Ayzem yenge görse bu halini dükkandan kovar bizi! Sen şu kendine baktın mı hiç? Duru bile kucağımda minik elleriyle yüzüme dokunup duruyor, 'Anneme ne oldu?' der gibi mızıldıyor içimi yakıyor kızım."

Derin, çaresiz bir nefes verip başını omzuma bıraktı. O an bütün direncinin kırıldığını, ne kadar tükendiğini hissettim. "Çok yoruldum Berzan... Gerçekten çok yoruldum." Saçlarının arasına derin bir öpücük kondurdum, kokusunu içime çektim. "İşte bu kadar... Kabullenmek iyileşmenin ilk adımıdır," dedim hafifçe gülümseyerek.

"Şimdi beni iyi dinle. Yengemle konuşuyorum, birkaç gün kafeyi idare ediyor. Biz de hemen bir bavul hazırlıyoruz." Omzumda hafifçe kıkırdadı. O gülüşü duymak için dünyayı yakardım. "Saçmalama Berzan, ne tatili?"

"Bayağı tatil! Minik Duru’yu da alıyoruz kucağımıza, telefonları da kapıyoruz. Bodrum mu olur, Ege’nin sessiz bir koyu mu olur, sen neresi dersen... Sadece sen, ben ve bizim küçük kız. Dalga sesleri, bolca uyku ve sıfır sipariş."

Kafasını kaldırıp çekinerek yüzüme baktı. "Eniştem ne diyecek? Cihan enişte duysa..."

"Cihan Abin gitsin benim Ferrari’nin altında takoz değiştirmeye devam etsin!" dedim muzipçe sırıtarak. "Ona kalsa mehir listesine uzay mekiği ekleyecek. Ben kararımı verdim gülücük gözlüm. Sen tek bir çöp bile kaldırmıyorsun, valizleri ben hazırlıyorum. Duru bebeğe de en tatlısından minik bir deniz yatağı almaya gidiyoruz ilk iş."

Gözlerinin içi parladı. "Söz mü? Telefon çalmayacak mı?"

"Giovanni bile arasa açarsam namerdim," dedim göğsümü kabartarak. "Şimdi kalk bakalım, Beylerbeyi’nin müstakbel patroniçesini evine götüreyim de bir güzel dinlensin."

İlayda, kucağında mışıl mışıl uyuyan minik Duru’nun saçlarını okşarken başını arabanın camına yaslamıştı. Mardin’in virajlı yollarını hızlı bir şekilde gittiğimiz sürede İlayda yolun akışını izliyordu sonra birden bana döndü. "Berzan..." dedi, sesi yolun gürültüsünde bir fısıltı gibi yumuşacıktı. "Biz ne zaman düğün yapacağız?"

Direksiyonu sıkan parmaklarımı gevşetip ona baktım. Yüzündeki o meraklı, bir o kadar da mahcup ifadeyi görünce içim ısındı. "Tatilden döner dönmez başlıyoruz hazırlığa gülücük gözlüm," dedim hiç tereddüt etmeden. "Öyle uzatmak, beklemek yok artık. Yeterince bekledik zaten. "İlayda hafifçe tebessüm etti, ellerini Duru’nun battaniyesinin üstünde birleştirip iç çekti. "Aslında... Öyle çok şatafatlı bir şey olmasına hiç gerek yok Berzan. Minik, kendi aramızda bir şeyler yapalım yeter bana. Ailemiz, yakınlarımız olsun, sade bir nikah... Şaşaya gerek yok."

Onun bu alçakgönüllü haline, her şeyin en güzeline layıkken bile azıyla yetinmek istemesine bakıp gülümsedim. Direksiyonu tek elle tutup diğer elimle onun minik elini kavradım, dudaklarıma götürüp derin bir öpücük kondurdum. "Ağanın şanı, gülücük gözlüsünün şanıdır İlayda’m," dedim gözlerimin içi parlayarak. "Öyle minik, kendi aramızda falan yok! 40 gün 40 gece düğün yapacağım ben sana! Aşireti, şehri geçtim; bütün ülkeyi, hatta o İtalyan Giovanni’nin Roma’daki bütün akrabalarını davet edeceğim! Davullar durmayacak, halaylar bitmeyecek. Bütün dünya Berzan Aladağ’ın sevdasını konuşacak!" İlayda laflarıma hafifçe kıkırdayıp başını iki yana salladı. "Berzan saçmalama, abim duysa yine listeyi genişletir!"

"Genişletsin!" dedim gaza biraz daha basarak. "Cihan Abin Eyfel Kulesi’ni istese getiririm önüne, yeter ki senin yüzün gülsün!"

Arabadan inip konağın kapısına yanaştığımız an, gözüm kış bahçesinin yanında, gölgede gururla yatan siyah aslanıma kaydı. Cihan Abi tamir ettirmiş, üstüne bir de güzelce yıkatıp parlatmıştı. Kaportası Mardin güneşinin altında ayna gibi parıldıyordu. Duru’yu kucağına almış arabadan inen İlayda’yı bile unutup doğrudan benim hatuna doğru koştum. Önünde diz çöküp ellerimi nazikçe kaportanın üstünde gezdirdim.

"Ooo... Ferrari’m!" dedim, sesimi inceltip adeta bir bebekle konuşur gibi. "Güzelim benim... Nasılsın kızım? Özledin mi beni? Sana nasıl davranıyorlar bakayım burada? Takoz falan koymuyorlar değil mi altına, rahatın yerinde mi?"

İlayda kucağındaki Duru’yla yanıma kadar gelip halimi görünce gözlerini devirdi. "Berzan... Gerçekten arabayla konuşuyorsun ya. Deliye bak!" Başımı kaldırıp İlayda’ya baktım, sonra tekrar arabanın arka tarafına doğru gurur dolu bir bakış attım.

"Deme öyle gülücük gözlüm, ayıp ediyorsun kızıma!" dedim, elimle arabanın o efsanevi kıvrımlarını göstererek. "Bak şuna bir... Nasıl güzel, şu götün güzelliğine bak! İtalyan mühendisliği değil, mübarek sanat eseri! Cihan Abi bunu konağın bahçesinde saklayarak bence kamuya açık sanata engel oluyor!"

İlayda 'götün güzelliğine bak' lafımı duyunca daha fazla dayanamadı, elini ağzına kapatıp sokak ortasında çınlayan gür bir kahkaha patlattı. Kucağındaki Duru bile annesinin bu neşeli haline minik ellerini birbirine vurarak eşlik etti. "Allah’ım sen bana sabır ver!" dedi İlayda, kahkahalarının arasından konuşmaya çalışarak. "Adam koskoca Aladağ Ağası ama arabanın arkasına şiir yazacak neredeyse!"

"Şiir az kalır gülüm," dedim ayağa kalkıp İlayda’nın belinden tutarak. "Buna destan yazılır!

“Ya sabır!”

İlayda hâlâ arkamda gülümsemesini bastırmaya çalışırken, Duru’yu kucağıma alıp Beylerbeyi konağının o heybetli kapısından içeri adım attık. Cihan Abi salonda tekli koltuğa kurulmuş, elindeki çay bardağını yudumlarken bizi görünce kaşlarını hafifçe kaldırdı.

"Ooo, Aladağ ve ekibi gelmiş," dedi Cihan Abi, bardağı sehpaya bırakıp heybetle ayağa kalkarak. "Neydi o dışarıdaki şamata? Arabanın arkasına ağıt mı yakıyordun yine Berzan?"

"Yok Cihan Abi, kızın halini hatırını soruyordum," dedim, göğsümü kabartıp İlayda’nın yanına geçerek. "Ama asıl konumuz o değil. Biz geldik çünkü haber vermemiz gereken bir şey var."

"Haber?" dedi Cihan Abi, gözlerini kısıp ikimizin arasında mekik dokuyarak. "Ne haberiymiş o?"

"Biz tatile gidiyoruz Abi," dedim, kendimden gayet emin bir tonla. "İlayda kaç haftadır Ayzem’in kafesinde canla başla çalışıyor, gülücük gözlüm yorgunluktan süzüldü kaldı. Birkaç gün kafayı dinleyeceğiz, Duru’yu da alıp Ege’ye kaçıyoruz."

Cihan Abi’nin yüzü bir anda düşüverdi, kaşları çatıldı. "Ne tatili ulan? Ne Ege’si? Daha mehir listesinin yarısına gelmedik! Dönerci zinciri tescillendi diye hemen yelkenleri indirdiniz bakıyorum. Olmaz öyle şey, oturacaksınız oturduğunuz yerde!"

Ben tam "Abi etme eyleme" diye lafa girecekken, mutfak kapısından Cihan Abi’nin karısı Eliz belirdi. Elindeki çay tepsisini masaya bırakıp Cihan’a doğru öyle bir baktı ki, bizim sert ağa bir anlığına boğazını temizlemek zorunda kaldı.

"Cihan, saçmalamayı keser misin lütfen?" dedi Eliz yenge, sesindeki o tatlı ama otoriter tonla. Cihan Abi hemen savunmaya geçti: "Eliz’im ama mehir—"

"Ne mehiri Cihan?" diyerek lafını kesti Eliz. Yanımıza gelip İlayda’nın yorgunluktan süzülmüş yüzüne şefkatle baktı. "Görmüyor musun kızın halini? Evli onlar Cihan, farkında mısın? Resmen nikahlı karı koca! Bırak çocukları, gidin İlayda’m siz. Duru’yu götürmeyin. Baş başa kalın, ben seve seve bakarım cadıya, aklınız hiç arkada kalmasın. Şöyle güzelce baş başa kalın, uzun zamandır hak ettiğiniz o balayı tatilini yapın."

Eliz’in "balayı tatili" lafını duyunca yüzümde güller açtı, Cihan Abi’ye nispet yaparcasına sırıttım. "Gördün mü Cihan Abi? Yengem raconu kesti! Büyük sözü dinlemek lazım." Cihan Abi, karısının gözlerinin içine bakıp itiraz edemeyince derin bir nefes verdi, sonra bana dönüp parmağını salladı: "Eliz yatıştırdı diye dua et Aladağ...

Eliz Yenge’nin raconundan sonra Cihan Abi daha fazla gıkını çıkaramadı. Duru’yu Eliz Yenge’nin şefkatli kollarına teslim ederken minik kızım mışıl mışıl uyumaya başlamıştı bile. İlayda’nın gözleri Duru’da kalsa da, Eliz Yenge "Merak etme, kızın teyzelerinin en birincisinin yanında, siz keyfinize bakın!" deyip bizi kapı dışı etti.

Aynı gece hemen valizleri toplamaya başladık. İlayda ne bulduysa aceleyle valize tıkıştırırken ben de yanına sokulup birkaç parça kıyafetimi attım. Saat gece yarısını geçerken havaalanına doğru yola çıktık.

Cihan Abi’nin emriyle bizim garibim Ferrari konağın bahçesinde "rehin" kaldığı için, havaalanına Ferhat’ın sürdüğü emektar siyah SUV ile geçtik. Ferhat bir yandan direksiyonu sallıyor, bir yandan arkaya laf yetiştiriyordu.

"Ağam, gözünü seveyim telefonunu açık tut! Bu Cihan Ağa yarın sabah kalkıp 'Dönerci zincirinin ikincisini açıyoruz' diye tutturursa ben kimi arayacağım?"

"Ferhat," dedim İlayda’nın elini sıkıca tutarak. "Beni ararsan o telefonu Ege’nin serin sularına fırlatırım, dönüşte de seni o sularda serinletirim, anladın mı koçum?"

"Mesaj alınmıştır Ağam, hayırlı balayılar!" dedi Ferhat tırsarak.Uçağa bindiğimizde havaalanının ışıkları arkamızda süzülürken İlayda başını omzuma yasladı. Haftalardır ilk defa yüzünde hiçbir telaş, hiçbir yorgunluk emaresi yoktu. Sadece huzur vardı.

"İnanabiliyor musun Berzan?" diye fısıldadı, gözleri kapanmak üzereyken. "Gerçekten tatile gidiyoruz. Şaşasız, kavgasız, baş başa..." Saçlarına derin bir öpücük kondurup kolumu omzuna doladım. "Sana söz verdim gülücük gözlüm. Bu tatilde sadece sen ve ben varız. Dünya yansa umurumuzda değil."Uçak piste doğru hızlanıp havalanırken, Mardin’in o ağır, curcunalı havası geride kalıyor; önümüzde Ege’nin maviliği ve ikimizin hak ettiği o sessiz, huzurlu balayı başlıyordu.

Mardin Havalimanı’nın o tenha gecesinde işlemleri hızla halledip körükten uçağa doğru adımladık. Ancak içeri adım attığımız an İlayda’nın adımları bir anda yavaşladı. Şaşkınlıkla etrafına bakınıyordu. Çünkü karşımızda sıra sıra dizilmiş yüzlerce koltuk, o bildiği kalabalık yolcu uçağı düzeni yoktu.

Geniş, deri koltuklar, ortada şık bir sehpa ve toplasan 15-20 kişiyi ancak alacak son derece lüks, özel bir kabin duruyordu karşımızda. Kabin görevlisi bize nazikçe gülümseyip "Hoş geldiniz Berzan Bey, İlayda Hanım," diyerek içecek servisine yöneldi.

İlayda duraksadı, elini koluma koyup şaşkın gözlerle bana döndü.

"Berzan... Bu ne?" dedi, fısıltıyla karışık bir hayretle etrafı süzerek. "Hani yolcu uçağı? Burası... burası neresi?"

İlayda'nın bu halini görünce muzipçe gülümsedim, belinden tutup onu en rahat deri koltuklardan birine doğru yönlendirdim. "Ne olacak gülücük gözlüm, uçak işte," dedim gayet istifini bozmayan bir rahatlıkla. "Ayzem Yengemin özel uçağı. 'Tatile gidiyorsunuz, tarifeli uçaklarda rezil olmayın' dedi, jeti altımıza serdi sağ olsun."

İlayda koltuğa çöküp kaldığında ağzı bir karış açık bana bakıyordu. Şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemeyip bir süre gözlerini kırpıştırdı. "Özel... özel uçak mı?" diye kekeledi İlayda, parmağıyla geniş deri koltukları göstererek. "Berzan siz... siz gerçekten akıl almaz bir ailesiniz ya! Ben 'sade bir tatil' dedikçe sen beni özel jetle tatile götürüyorsun!"

"Ağanın şanına, gülücük gözlüsünün rahatına yakışır gülüm," dedim, yanındaki koltuğa kurulup elini sıkıca tutarak. "Şimdi arkana yaslan da şu krallara layık yolculuğun tadını çıkar!"

Motorlar devasa bir gürültüyle çalışmaya başladığında, dev yolcu uçaklarının o boğuk sesine hiç benzemeyen, kabinin tam içinde çınlayan sert bir titreşim yayıldı. Jet pistte hızlanırken gövdesi hafifçe sallandı, motorların o tiz gürültüsü içeride öyle bir yankılandı ki salon gibi geniş kabin bir anda uğul uğul uğuldamaya başladı. İlayda koltuğun kollarını öyle bir sıktı ki parmak boğumları bembeyaz kesildi. Gözlerini kocaman açıp korkuyla bana baktı, uçak aniden burnunu havaya dikip dik bir açıyla tırmanmaya başlayınca hafif bir çığlık attı. "Berzan! Bu niye böyle çok ses çıkarıyor? Sallanıyor bu!" dedi, sesi titreye titreye. Onun bu tatlı korkusunu görünce hemen kemerimi çözüp yerimden kalktım. Koltuğuna doğru iki büyük adım atıp önünde durdum.

"Korkma, gel buraya," dedim yumuşacık bir sesle. İlayda’nın emniyet kemerini tek hamlede açıp ufacık gövdesini kucakladığım gibi kaldırdım. Kendi geniş deri koltuğuma geçip otururken onu da kucağıma oturtup başını göğsüme bastırdım. Kollarımla sımsıkı sardım onu, dev gövdemle adeta dışarıdaki bütün gürültüye siper oldum.

"Tamam... Geçti, ben buradayım," dedim, kokusunu içime çekerek saçlarına derin bir öpücük kondurdum. "Özel jetlerin motoru daha güçlüdür, hızlı tırmansın diye biraz gürültü yapar. Korkacak hiçbir şey yok, bak ben yanındayım."

İlayda başını göğsüme gömüp ellerini boynuma doladı. Kalbimin güm güm atan ritmini dinlerken vücudundaki o gerginlik yavaş yavaş çekilmeye başladı. "Çok korktum bir an," diye fısıldadı göğsümün içinden, sesi hâlâ hafifçe titriyordu ama sığınacak güvenli limanını bulmuş gibi rahatlamıştı. "Bana bak yavrum," dedim çenesini hafifçe kaldırıp gözlerinin içine bakarak. "Bu kolların arasındayken sana dünya üzerindeki hiçbir şey zarar veremez. Uçak sallansa ne olur, ben seni sımsıkı tutuyorum ya..."

Uçağın uğultusu kabinin içinde tatlı bir fonda erip giderken, gökyüzünün sonsuz karanlığında sanki bütün dünya durmuş, sadece ikimiz kalmışız gibiydi. İlayda’nın korkusu yavaşça yerini bakışlarındaki o derin, bocalayan ama bir o kadar da bana teslim olan sıcaklığa bıraktı. Çenesindeki elimi incelikle yanağına kaydırdım; teni sıcacıktı, nefesi düzensizce göğsüme çarpıyordu.

"Berzan..." dedi, adı dudaklarından bir fısıltı gibi döküldü. Gözleri dudaklarıma kilitlenmişti. "Söyle gülücük gözlüm," dedim, sesim her zamankinden daha pürüzsüz, daha derin çıkarak. Alnımı yavaşça onun alnına yasladım. Aradaki son mesafeyi de kapatıp dudaklarımı dudaklarına dokundurdum.

İlk başta incitmekten korkar gibi, yumuşak ve hasret dolu bir öpücük kondurdum. Ancak İlayda’nın elleri boynumu biraz daha sıkı sarıp dudaklarıma karşılık vermesiyle içimdeki o yılların birikmiş yangını bir anda alev aldı. Öpüşümüz derinleştikçe uçağın gürültüsü, motorların sesi, arkamızda bıraktığımız dünya—her şey tamamen silindi. Sadece onun kokusu, onun kalbinin güm güm atışı ve dudaklarının sıcaklığı kaldı.

Nefes nefese birbirimizden biraz ayrıldığımızda, İlayda’nın yanakları al al olmuştu, gözleri buğulu bir tutkuyla bana bakıyordu. Parmaklarımı saçlarının arasına geçirip yüzünü ellerimin arasına aldım."Bu gece," dedim, gözlerinin en derinine bakarak, "sadece benimsin. Ne Cihan var, ne mehir, ne dünya... Sadece sen ve ben."

İlayda gözlerini kapatıp başını hafifçe salladı, onaylarcasına yanağını avucuma yasladı. Onu incitmekten çekinen ama tutkusu tutulamayan adımlarla kucağımdaki narin bedenini biraz daha kendime çektim. Geniş deri koltuğun üzerine doğru yavaşça uzanırken, parmaklarım sırtındaki elbisesinin fermuarına kaydı. Omzuna, boyun çukuruna ve kalbinin tam üzerine attığım her öpücükte İlayda’nın elleri sırtımı daha bir sıkı kavradı.

Tenlerimizin birbirine değdiği o an, ikimizin de nefesi kesildi. İlayda tırnaklarını omuzlarıma geçirip adımı fısıldarken, ben sadece onun gözlerinin içine bakıyor, teninin sıcaklığında kayboluyordum. Birbirimizin ritmine karışan nefeslerimiz, gecenin karanlığında tek bir beden oluşumuzun şahidiydi. Gökyüzünün ortasında, bulutların tam üzerinde, bütün engelleri ve geçmişi arkamızda bırakarak ilk defa birbirimizin, tamamen ve sonuna kadar tek sahibi olduk. Her şey durulduğunda, terli alnımı alnına dayayıp göğsüme kıvrılmış olan kadınımı kollarımla sımsıkı sardım. İlayda başını kalbimin üzerine koymuş, huzurla gözlerini kapatmıştı. Artık sadece bir söz değil, ruhumuzla da birbirimize mühürlenmiştik.

Uçağın Ege göklerinde süzülen o hafif titreşimi yavaşça sakinleşirken, kabindeki loş ışıklar gülücük gözlümün al al olmuş yüzünü aydınlatıyordu. Terden alnına yapışmış birkaç tutam saçını nazikçe geriye itip, şakağına uzun, derin bir öpücük kondurdum.

Kucağımda tüy gibi hafiflemişti. Yılların yorgunluğu, Mardin’in stresi, Cihan Abisinin dırdırı, kafe telaşı... Alayı silinip gitmişti sanki. Başını tam kalbimin üzerine koymuş, göğsümün inip kalkan ritmiyle nefes alıyordu.

"Berzan..." diye fısıldadı yavaşça. Sesi o kadar pürüzsüz, o kadar huzurlu çıkmıştı ki içimdeki o dev adam bir kez daha ona boyun eğdi.

"Söyle güzeller güzelim," dedim, kolumu beline biraz daha sıkı sarıp üzerimize serdiğim örtüyü omuzlarına kadar çekerek.

"Biz gerçekten başardık mı? Yani... Her şeyi arkamızda bırakıp böyle gelebildik mi?"

Hafifçe kıkırdadım, chestimdeki titreşim başını hafifçe salladı. "Biz hakkımız olanı başardık İlayda’ya. Şöyle bir baksana bize... Şu koskoca gökyüzünde bir sen varsın, bir ben, bir de şu başıma bela bu güzel sevdam."

İlayda başını kaldırıp buğulu gözleriyle yüzüme baktı. Yüzünde beliren o hafif tebessüm dünyalara bedeldi. Parmak ucuyla sakallarıma dokundu. "İyi ki delisin Berzan... Ve iyi ki benim delimsin."

"Seni bu dünyada en çok ben seveceğim sevgilim, bunu o küçük kafana kazı," dedim eğilip burnunun ucunu hafifçe ısırarak. Uçak iniş için alçalmaya başladığında, Ege’nin kıyı ışıkları pencereden içeri süzülmeye başladı. Sabahın ilk ışıklarıyla Ege’ye adım atacaktık ve ben, gözümün nurunu kucağımda taşımaya dünden razıydım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

79okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 147

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastik#felsefeGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18