34. bölüm / 74
Kader ÇizgisiBölüm 32: ilayda'm
Bölümler 74Şu an: Bölüm 32: ilayda'm
- 1 Tanıtım 🔗167 kelime
- 2 - UYARI -286 kelime
- 3 Bölüm 1 ⛓️ Zehir1.821 kelime
- 4 Bölüm 2 - İlaç761 kelime
- 5 Bölüm 3 - Karar1.101 kelime
- 6 Bölüm 4 - Terkediliş949 kelime
- 7 Bölüm 5 - Merhaba. Ben Helin.1.967 kelime
- 8 Bölüm 6 - Sevgili Berzan1.753 kelime
- 9 Bölüm 7 - Hatırlamıyorum1.115 kelime
- 10 Bölüm 8 - Yandım Gönlüm1.230 kelime
- 11 Bölüm 9 - Nişanlıyız Biz Berzan2.490 kelime
- 12 Bölüm 10 - Vicdan payı2.508 kelime
- 13 Bölüm 11: Evlenecek misin benimle?1.767 kelime
- 14 Bölüm 12 - Amerika Yolcusu1.140 kelime
- 15 Bölüm 13 - Ağa Toplantısı1.786 kelime
- 16 Bölüm 14: Çatışma1.918 kelime
- 17 Bölüm 15: Helin Rezan1.901 kelime
- 18 Bölüm 16: Azade Barzani Aladağ1.686 kelime
- 19 Bölüm 17: Alo? Kudret amca1.053 kelime
- 20 Bölüm 18: Şarap Evi1.305 kelime
- 21 Bölüm 19: Tehdit1.711 kelime
- 22 Bölüm 20: Konağın kapalı kapıları1.304 kelime
- 23 Bölüm 21 - Yüzleşme2.581 kelime
- 24 Bölüm 22 - Gelinlik Mağazası2.391 kelime
- 25 Bölüm 23 - Helin’in Sonu1.170 kelime
- 26 Bölüm 24 - Beklenmedik Misafir2.470 kelime
- 27 Bölüm 25: Emanetimi evine saklamışsın.1.768 kelime
- 28 Bölüm 26: İndir o silahı.1.475 kelime
- 29 Bölüm 27: Yalnız değilsin Berzan2.236 kelime
- 30 Bölüm 28: Duru Neva2.952 kelime
- 31 Bölüm 29: Ateş Enzo Yıldırım2.442 kelime
- 32 Bölüm 30: Yeniden Doğuş2.530 kelime
- 33 Bölüm 31: Annem!1.705 kelime
- 34 Bölüm 32: ilayda'm1.407 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 Bölüm 33: Sonsuz Sessizlik1.706 kelime
- 36 Bölüm 34: Yalan İfade3.254 kelime
- 37 Bölüm 35: Çilingir Sofrası2.901 kelime
- 38 💋 İlk adım, ilk yangın 🔥(Ferhat & Zelal -Özel bölüm)1.745 kelime
- 39 Bölüm 36: Kalbimden sana kalan son hayat1.404 kelime
- 40 Bölüm 37: Ateş kim?1.687 kelime
- 41 Bölüm 38: İlayda nerede?1.534 kelime
- 42 Bölüm 39: İtalya1.530 kelime
- 43 Bölüm 40: Doktorların kardeşi2.327 kelime
- 44 Bölüm 41: Aladağ Hanedanı2.531 kelime
- 45 Bölüm 42: Bervan Dara Aladağ3.227 kelime
- 46 Bölüm 43: İtalya’nın zehri6.166 kelime
- 47 Bölüm 44: Parçalanmış hayatlar3.741 kelime
- 48 Bölüm 45: Mardin’in karanlık gecesi2.737 kelime
- 49 Bölüm 46: Son Kurşun2.203 kelime
- 50 Bölüm 47: Berzan ağam1.720 kelime
- 51 Bölüm 48: Şimdi ne olacak?2.295 kelime
- 52 Bölüm 49 - Cenaze mi varmış?2.068 kelime
- 53 Bölüm 50: Hanımağam3.153 kelime
- 54 Bölüm 51: Umarım ölmüşsündür!2.364 kelime
- 55 Bölüm 52: Dedikodu2.458 kelime
- 56 Bölüm 53: Kanla yazılan adalet2.324 kelime
- 57 Bölüm 54: Kalbimin enkazı1.140 kelime
- 58 Bölüm 55: Gece Misafiri2.914 kelime
- 59 Bölüm 56: Mardin Kalesi2.200 kelime
- 60 Bölüm 57: Aşk Sarhoşu1.886 kelime
- 61 Ferhat ve Zelal Özel - Kalbin yarası1.215 kelime
- 62 Bölüm 58: Sabahın Körü2.092 kelime
- 63 Bölüm 59: Ağaya bak hele.1.809 kelime
- 64 Bölüm 60: Davet2.177 kelime
- 65 Bölüm 61: Yunan Tanrısı2.036 kelime
- 66 Bölüm 62: Oyun içinde oyun3.918 kelime
- 67 Bölüm 63: Beylerbeyi Çiftliği2.479 kelime
- 68 Bölüm 64: Kalbin barikatları2.325 kelime
- 69 Bölüm 65: Kendi ayaklarımızın üzerinde1.244 kelime
- 70 Bölüm 66: Bulaşıkçı2.306 kelime
- 71 Bölüm 67: Mutluluğa doğru ilk adım6.269 kelime
- 72 Bölüm 68: Mardin Sokaklarında İtalyan Usulü Yürüyüş2.383 kelime
- 73 Bölüm 69: Gidelim buralardan2.439 kelime
- 74 (Final) Bölüm 70: Ailem7.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yol boyu ellerim direksiyonda, kalbim ise konağın o güneş gören odasındaydı. İlayda yan koltukta çıt çıkarmadan oturuyor, arada bir bana kaçamak bakışlar atıyordu. Konağın avlusuna toz bulutu içinde girdiğimde, arabayı durdurur durdurmaz dışarı fırladım. İlayda’nın kapısını açıp elini tuttum; avuçlarımın içi terlemişti ama heyecandan dizlerimin bağı çözülmek üzereydi.
"Hazır mısın?" diye fısıldadım, konağın heybetli kapısından girerken.
İlayda sadece başını sallayabildi. Üst kata çıkan merdivenleri sanki bulutların üzerindeymişim gibi tırmandık. Annemin odasının kapısına geldiğimde derin bir nefes aldım ve yavaşça kulpu çevirdim.
Güneş ışığı odayı boydan boya yıkıyordu. Annem, yatağında dikleşmiş, pencereden dışarıdaki asırlık çınara bakıyordu. Bizim içeri girdiğimizi duyunca başını ağır ağır çevirdi. O an odadaki zaman durdu. Annemin bakışları önce bana, sonra elini sıkıca tuttuğum İlayda’ya kaydı.
"Anne," dedim sesim titreyerek. İlayda’yı yavaşça yatağın kenarına doğru yönlendirdim. İlayda, sanki kutsal bir mabede giriyormuşçasına sessiz ve hürmet doluydu. Annem, o hüzünlü ama artık canlanmış gözlerini İlayda’nın yüzünde gezdirdi. Odadaki o büyülü sessizlik, annemin hafifçe çatılan kaşları ve merakla kısılan gözleriyle bölündü. Bakışlarını İlayda’nın yüzünden çekip doğrudan benim gözlerimin içine dikti. Elini hâlâ tutan bu yabancı kadının kim olduğunu çözmeye çalışıyordu.
Sesindeki o titrek ama otoriter tınıyla sordu: “Bu kim oğlum? Kimdir bu güzel kız?"
İlayda, annemin sorusuyla beraber hafifçe geri çekilir gibi oldu, sanki yanlış bir şey yapmaktan korkuyormuş gibi elleri titredi. Ben ise hemen araya girip İlayda’nın omzuna elimi koydum, onu biraz daha kendime ve yatağa yaklaştırdım.
"Anne," dedim, sesimdeki gururu gizleyemeyerek. "Bu İlayda. Benim... hayatımın geri kalanı.”
"Demek İlayda..." diye mırıldandı annem. "Berzan’ın sarhoş uykularında sayıkladığı, kimdi o kız diye düşünüp iç çektiği o kız sensin demek?" İlayda mahcup bir şekilde başını öne eğdi, yanaklarının hafifçe pembeleştiğini görebiliyordum. Annem elini tekrar uzatıp İlayda’nın çenesini hafifçe kaldırdı, gözlerinin en derinine baktı.
"Güzelmişsin," dedi annem, sesi bu sefer daha yumuşak, daha kabullenmiş geliyordu. "Ama yüzünden öte, ruhun Berzan'ın karanlığını aydınlatacak kadar berrakmış. Hoş geldin kızım, geç kaldın ama tam vaktinde geldin."
Annem, İlayda’nın elini bırakmadan bana baktı. Gözlerinde sadece bir annenin görebileceği o keskin, her şeyi anlayan ifade vardı. "Berzan, evladım... Bu kızın elleri neden buz gibi? Korkutmuşsun belli ki, kapısına yine fırtına gibi dayanmışsın. Ne yaptın kızıma söyle hele."
İlayda, annemin bu isabetli tespitiyle hafifçe gülümsedi. O an aralarındaki o buz dağı tamamen erimiş, yerine yıllardır tanışıyorlarmış gibi bir samimiyet yerleşmişti. İlayda, boğazındaki düğümü yutkunarak çözdü ve ilk kez doğrudan anneme hitap etti:
"Korkutmadı efendim... Sadece o kadar heyecanlıydı ki, nefesi kesilmişti. Ben de onu öyle görünce ne yapacağımı bilemedim."
Annem hafifçe yatağında doğrulmaya çalıştı. Ona yardım etmek için atıldığımda, eliyle beni durdurup İlayda’nın yardım etmesini bekledi. İlayda, sanki kırılacak bir porselene dokunur gibi nazikçe annemin yastığını düzeltti, omuzlarını destekledi.
"Bak hele şuna," dedi annem muzip bir sesle. "Daha dün dilim damağım kurumuş yatıyordum, bugün ise başımda iki tane pırıl pırıl evlat... Berzan, Zelal’e haber sal. Aşağıda şanımıza yakışır bir sofra kurulsun. Bu kız bizim misafirimiz değil, artık bu evin bir parçasıdır."
İlayda'nın gözleri parladı, dudaklarından dökülen "Teşekkür ederim," kelimesi odanın içinde bir dua gibi yankılandı.
Tam o sırada kapı hafifçe tıklandı. İçeriye elinde bir tepsiyle, biraz önceki banyo baskınından sonra nihayet üzerine düzgün bir şeyler geçirmiş, saçları hala hafif nemli olan Ferhat girdi. İçeri girer girmez ortamdaki duygusal havayı sezmiş olacak ki, o her zamanki patavatsızlığını bir kenara bırakıp duruldu.
"Berzan," dedi Ferhat, tepsiyi komodinin üzerine bırakırken. "Burak geldi, aşağıda bekliyor. 'Hanım ağayı bir kontrol edeyim' der." Annem, Ferhat’ı görünce hafifçe gülümsedi. "Gel Ferhat gel, bak kim gelmiş. Berzan sonunda aklını başına devşirmiş, bize İlayda kızımızı getirmiş."
Ferhat, İlayda’ya doğru samimi bir selam verip bana döndü. Kısık sesle, sadece benim duyabileceğim şekilde mırıldandı: "Nihayet be Berzan... Az kalsın banyoda su tamir ederken yaşlanıp gidecektik."
Ona gözlerimi devirerek "Kes lan," der gibi baktım ama içimdeki o huzur, Ferhat’ın bu sataşmasına bile kızmama engel oluyordu. Annemi doktorun kontrolüne bırakmak için ayağa kalktık. İlayda ile kapıya yönelirken annem arkamızdan seslendi: "Berzan! Kızı hemen kaçırma, bahçede bir kahve içirin. Geldiğini tüm konak duysun!"
Dışarı çıktığımızda, koridorun serinliği yüzümüze vurdu. İlayda durdu, derin bir nefes aldı ve bana döndü. "Berzan... Bu gerçekti değil mi? Annen gerçekten uyandı ve benimle konuştu?" mOnu belinden tutup kendime çektim, alnımı alnına yasladım. "Gerçek sevgilim. Hepsi gerçek. Ve bu sadece başlangıç."
Ellerimi yüzüne yerleştirip başparmağımla yanağını okşadım. İçimde biriken tüm o özlem, pişmanlık ve biraz önceki mucizenin verdiği coşkuyla ona doğru eğildim. Dudaklarımız buluştuğunda, zamanın durduğunu hissettim; bu sadece bir öpücük değil, dünkü o sessizliğin, cevapsız aramaların ve kapı yüzüne kapanmaların sessiz bir özrüydü.
Nefes nefese geri çekildiğimizde, alnımı alnına yasladım. "Seni seviyorum İlayda. Bunu söylemek için çok erken olabilir ama artık hiçbir şeyin aramıza girmesine izin vermeyeceğim," diye fısıldadım.
İlayda, hafifçe kızarmış yanaklarıyla gülümsedi. "Ben de seni Berzan... Ama hâlâ rüyada gibiyim."
Hemen kendimi toparlayıp bir plan kurmam gerekiyordu. Onu burada, annemle ve konağın huzuruyla baş başa bırakıp sabahki kabalığımı telafi edecek bir şeyler yapmalıydım.
"Sen şimdi bahçeye geç, Zelal sana o meşhur reyhan şerbetinden getirsin," dedim, cebimdeki anahtarı şıkırdatarak. "Benim hemen çarşıya inmem lazım. Şu Burak’ın istediği bazı ilaçlar var, eczanede bekletiyorlarmış. Yarım saate dönmezsem gelip beni bizzat sen alırsın, tamam mı?"
İlayda şüpheyle kaşlarını kaldırdı. "İlaçları Ferhat alamaz mı Berzan?"
"Ferhat musluk tamirinden yoruldu, şimdi onu bir de çarşı trafiğine sokup iyice kekolaştırmayalım," diyerek bir kahkahayla onu geçiştirdim. Alnından hızlıca öpüp merdivenlere yöneldim.
Konağın avlusundan arabaya atladığım gibi tozu dumana katarak çıktım. İstikamet eczane falan değildi; Mardin’in en eski çiçekçisi, Süleyman Amca’nın dükkanıydı. O kapıyı yüzüme kapattığında hissettiğim o soğukluğu, şimdi bahar dallarıyla ve en taze güllerle ısıtmam gerekiyordu.
Dükkâna daldığımda nefes nefeseydim. "Süleyman Amca! Öyle bir buket yap ki, göreni aşık etsin, görmeyeni pişman. İçinde ne kadar taze gül, ne kadar güzel kokulu çiçek varsa koy. Bugün Berzan’ın bayramı, telafisi büyük bir özrüm var!"
Çiçekler hazırlanırken kapının önünde sabırsızca bekledim. Elimde kocaman, görkemli bir buketle konağa döndüğümde, Berzan Ağa'nın o sert kabuğunun altında, sevdiği kadına çiçek taşıyan o aşık adamın heyecanı vardı.
Konağın devasa kapısından içeri, elimde adeta bir bahçeyi kucaklamışım gibi duran o devasa buketle girdiğimde, avludaki tüm hareketlilik bir anda bıçak gibi kesildi. Zelal elindeki tepsiyi havada asılı bıraktı, korumalar ciddiyetlerini bozmamaya çalışarak birbirine baktı, annem ise pencerenin kenarındaki koltuğuna yerleşmiş, yüzünde muzip bir gülümsemeyle aşağıyı izliyordu.
İlayda, bahçedeki asırlık çınarın altında kahvesini yudumlarken beni gördü. Gözleri önce bana, sonra kucağımdaki o renk cümbüşüne kaydı. Şaşkınlıktan dudakları aralandı; sabahki o sert, kapıları yüzüme çarpan kadın gitmiş, yerine içi titreyen bir genç kız gelmişti.
Ağır adımlarla yanına gidip herkesin meraklı bakışları altında önünde durdum. Buketi ona doğru uzatırken sesim, sadece onun duyabileceği ama tüm avluda yankılanacak bir kararlılıktaydı.
"Sabah o kapıyı yüzüme kapattığında, dünyanın tüm renkleri soldu sandım İlayda. Bu çiçekler, kırdığım o anların sadece küçük bir telafisi... Özür dilerim."
İlayda, parmak uçları güllere değerken başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. Tüm konak halkı, bu sert coğrafyanın ortasında yeşeren bu masalsı aşk sahnesini adeta nefeslerini tutarak, hayranlıkla izliyordu. Alkış kopacak gibiydi ama herkes o anın büyüklüğünden sessizliğe gömülmüştü.
Ancak o sırada benim gözüm, bu romantik sahneyi hiç umursamayan tek bir kişiye, Ferhat’a kaydı.
Ferhat, hemen yan taraftaki sütuna yaslanmış; ne bana, ne İlayda’ya ne de o görkemli çiçeklere bakıyordu. Onun bakışları, elindeki tepsiyle donup kalmış, yanakları utançtan al al olmuş Zelal’in üzerindeydi. Gözlerinde öyle bir hayranlık, öyle derin bir "eyvallah" vardı ki; banyonun patlayan musluğu da, benim takılmalarım da tamamen silinip gitmişti zihninden.
O an fark ettim ki; bu avluda sadece bir tane aşk hikayesi yazılmıyordu. Ben İlayda’nın gönlünü binbir çiçekle almaya çalışırken, Ferhat sessiz sedasız, sadece bakışlarıyla Zelal’in kalbine köprü kuruyordu.
Güneş, Mardin’in kehribar rengi taşlarının üzerinden ağır ağır çekilirken, avluya çöken huzur sanki asırlardır bu anı bekliyormuş gibiydi. İlayda’nın elinde tuttuğu o devasa buketi koklayışı, annemin pencereden bize salladığı o zayıf ama umut dolu el ve Ferhat’ın Zelal’e takılıp kalan o sevdalı bakışları... Hepsi tek bir karede birleşmişti.
İlayda bana dönüp, "Bu kadar çiçeği nereye sığdıracağız Berzan?" diye sordu, sesinde nihayet dertten arınmış bir neşe vardı.
Gülümseyerek ona yaklaştım, kolumu omzuna atıp onu kendime çektim. Bakışlarım önce konakta, sonra ufukta batan güneşte gezindi.
"Bu konak çok karanlık, çok sessiz günler gördü İlayda," dedim, sesimdeki ciddiyetle karışık o huzuru saklamadan. "Şimdi her köşesini bu çiçeklerle, en çok da senin sesinle dolduracağız. Yarım kalan ne varsa, bugünden itibaren tamamlanmaya başlıyor."
Avludaki herkes yavaş yavaş işine dönerken, Ferhat’ın hâlâ Zelal’e bakarak bıyık altından gülümsediğini fark ettim. Bizim deli oğlanın da limanı belli olmuştu.
Elimi İlayda’nın elinin üzerine koyup sıktım. Mardin’in rüzgarı üzerimizden geçerken, içimde bir yerlerde o eski, yorgun Berzan’ın artık huzurla uyuduğunu hissettim. Kapılar bir kez kapanmıştı belki ama şimdi ardına kadar açılan bir hayat bizi bekliyordu.
"Hazır ol," diye fısıldadım kulağına. "Çünkü bu hikâyenin asıl şimdi, en güzel sayfası açılıyor."
Bölüm etkileşimi
