4. bölüm · Kader Çizgisi
Bölüm 2 - İlaç
Herşey farklı olsaydı hayatım nasıl olurdu? Eğer şu an burada bir şarap evinde gözyaşları içinde oturmasaydım mesela. Eğer şu an en çok güvendiğim kişiden böylesine büyük bir kazık yemeseydim, hayatım nasıl olurdu?
Küçük yaşta başkalarının gözünde büyük görünmeseydim, çocukluğumu yaşayabilseydim. Hayatım çok daha güzel olur muydu? O kadar çok soru vardı ki aklımda. Asla cevabını bulamıyacağım binlerce soru. Cevaplarından korktuğum sorular...
"Azad? Neyin var? Dünden beri çok düşüncelisin." Bu ses Ferhat'a aitti. Uzun süredir beni tanıdığı için iyi olmadığım an saniyesinde anlamak gibi bir huyu vardı.
Elinde tuttuğu kadehi yavaş bir hareket ile bana itti. "Dün bir kabus gördüm..." diyerek geçiştirdim. Anlamış gibi kafasını sallamasına rağmen bana inanmadığına emindim.
Uzattığı kadehi yavaş yavaş doldurmaya başladığı sırada konuşmaya devam etti. "Süryani şarabı, Mardin'den geliyor. Seversin..." Yavaş yavaş dolan kadehe takıldı gözlerim.
Bir süre sustu. Bir kaç saniye sanırım... Bana saatlerdir sessizmiş gibi geliyordu. O kadar uzun süredir zaman kavramını kaybetmiştim ki. Bir sabahı bir akşamı bilirdim. Bir gündüzü, bir geceyi.
"Hatırlıyor musun? Burayı açtığımız zaman süryani burada ki şarapları beğenmeyip Mardin'den getirip burada içerdin." Kafa sallamakla yetindim. "Sonra dekorasyonu beğenmeyip bir daha gelmedin. Senin için tüm dükkanı tadilata aldım."
Aklım bir an şarap evinin açılışına gitti. Ortak olarak Mardin'in en güzel yerinde büyük bir heves ile açtığımız çok güzel bir mekandı. İlk günler çok güzel gitmesine rağmen babam olacak kişinin alkol mekanı açtığımı öğrenmesi ile kıyameti koparması ile kimse korkudan gelmez oldu.
Beni alkolik, Ferhat'ı dolandırıcı diye herkese tanıtan Kudret Aladağ yüzünden hayallerini kurduğumuz mekanı açılışından tam yirmi sekiz gün sonra kapatmak zorunda kalmıştık.
"Tek başına burada bir yer açman daha mantıklıydı. Her gün Mardin-Diyarbakır yapacak halin yoktu ya..." Dediğim sırada karşımdaki adama baktım. Gözleri üzerimdeydi. Ben hiçbir şey sahibi olamazdım babam yüzümden.
Herşeyime karışıp dururdu. Azber Holding'in bile yönetim kuruluna girerek işlerime ortak olmaktan çok büyük zevk alırdı. "Fark etmezdi bana. Seninle kurduğum hayalleri tek başıma yaşamak zorunda kaldım diyelim..."
Gülümsemeden edemedim. Sahi ben bir ara çok hayal kurardım. Benim kurduğum hayalleri kim aldı elimden? "Benim ile başka ne hayalin vardı?"
"Dünyayı gezmek. Amerika'dan Avustrulya'ya gezilmedik yer bırakmamak..."
Bir süre susmam ile konuşmaya devam etti. "Beraber evlenip çoluk çocuğada karışırdık Berzo ne dersin?" Beklemediğim teklif karşısında gülmeden edemedim. "Bu asılsız teklifinizi düşünmem lazım ama bana bir daha Berzo dersen seni..."
"Cumhuriyet meydanında sallandırırsın. Biliyorum. Alıştım artık tehditlerine ama söyle neyin var kardeşim? Anlat artık."
"Boşver, içelim." Demem ile ses etmeden önünde ki kadehi kaldırarak bana eşlik etmeye koyuldu. Unutmak istiyordum. Annemin yaşadıklarını, dün gece gördüğüm kabusu hatta tüm geçmişimi.
Her şeyi unutmak istiyordum. Veya haykırmak. Bağırmak. Sesimi duyurmak, ancak bunu seneler önce yapmam lazımdı. Belki o zaman bu kadar geç kalmazdım bazı şeylere.
⛓️ Bir kaç saat sonra ⛓️
Ferhat'ın çalan telefonu ile kafamı masadan kaldırdım. Başım çatlıyordu, içkiyi biraz fazla abartmıştım. Her zaman olduğu gibi yine sızana kadar içmeyi başarmıştım. Gözlerimi ovalayarak etrafıma bakınmaya başladım.
Tek başımaydım ve tam karşımda ısrarlı bir şekilde çalan telefon vardı. Elimi uzatarak telefonu aldım. Ekranda ki isim kanımın donmasına yetmişti.
Kudret Aladağ.
Uzun uzun çalan telefonun ekranını izledim. Açmaya elim varmıyordu. Açsam olacakları az çok tahmin edebiliyordum. Bağırıp, çağıracaktı. Arkamdan yaklaşan ayak sesleri telefonun zil sesine ortak olduğu sırada Ferhat'ın sesi duyuldu.
"Kim o arayan?"
Cevap vermeden telefonu ona uzattım ve yüzünde ki gülümseme ile açtı. "İyi akşamlar Kudret amca." Adı batasıca... Ferhat ister istemez gerilmeye başlamamı fark etmişmiydi bilmiyordum ama ben rahatsız olmaya başlamıştım. O adamın adını duymak bile nefessiz kalmama yetiyordu. "Evet, burada. Yanımda."
"Dört gündür eve mi gelmiyor? Tamam Kudret amca söylerim."
Derin bir nefes alarak Ferhat'ın konuşmasına izin vermeden yerimden kalktım. "Ben artık kalkayım kardeşim," demem tamamen formalite icabıydı. Çoktan üzerime montumu geçirmiştim.
Gitmeliydim. Ferhat telefonu kapatır kapatmaz kolumu tutarak beni oturduğum sandalyeye tekrar oturttu.
"Bana olanları anlatmadan şuradan şuraya adım atamazsın."
Yok bir şey demem ile kaçamıycağımın o an farkına vardım. Zihnim anlatmak ile susmak arasında gidip geliyordu. Anlatırsam beni yargılamasından korkuyordum. Normal koşullarda bunu asla yapmazdı ancak bu durum normal bir koşul değildi. Anormallikten öte, kendimden nefret etmeme sebep olan iğrenç bir durumdu.
"Anlat artık Azad."
"Annemin felçli kalmasının sebebi babammış," dedim birden. Yutkunduktan hemen sonra bakışlarımı Ferhat'a doğru kaldırdığımda bana anlamsız bakışlarla bakıyordu. Söylediklerime inanmak istemezmiş gibi bir hali vardı. Gözlerimi bir anlığına kapattığımda hatırladığım tek görüntü annemin istemediği ilaçlardı. Kendi ellerimle yıllarca onu içirdiğim ilaçlar...
"Ne? Nasıl. Saçmalama oğlum, Kudret amca öyle bir şey yapmaz."
İşte bu cümle bardağı taşıran son damlaydı. "Ben gitsem iyi olacak," diyerek oturduğum yerden ani bir hareketle kalkarak mekandan çıktım. Karşı sokakta duran arabama yöneldim ve çalıştırdım.
Artık bazı şeyleri ortaya çıkarma vakti gelmişti. Artık herkesin herşeyi öğrenme vakti gelmiş geçiyordu. Kudret Aladağ'ın kim olduğunu herkese gösterecektim.
___ Bölüm sonu ___
