21. bölüm / 74
Kader ÇizgisiBölüm 19: Tehdit
Bölümler 74Şu an: Bölüm 19: Tehdit
- 1 Tanıtım 🔗167 kelime
- 2 - UYARI -286 kelime
- 3 Bölüm 1 ⛓️ Zehir1.821 kelime
- 4 Bölüm 2 - İlaç761 kelime
- 5 Bölüm 3 - Karar1.101 kelime
- 6 Bölüm 4 - Terkediliş949 kelime
- 7 Bölüm 5 - Merhaba. Ben Helin.1.967 kelime
- 8 Bölüm 6 - Sevgili Berzan1.753 kelime
- 9 Bölüm 7 - Hatırlamıyorum1.115 kelime
- 10 Bölüm 8 - Yandım Gönlüm1.230 kelime
- 11 Bölüm 9 - Nişanlıyız Biz Berzan2.490 kelime
- 12 Bölüm 10 - Vicdan payı2.508 kelime
- 13 Bölüm 11: Evlenecek misin benimle?1.767 kelime
- 14 Bölüm 12 - Amerika Yolcusu1.140 kelime
- 15 Bölüm 13 - Ağa Toplantısı1.786 kelime
- 16 Bölüm 14: Çatışma1.918 kelime
- 17 Bölüm 15: Helin Rezan1.901 kelime
- 18 Bölüm 16: Azade Barzani Aladağ1.686 kelime
- 19 Bölüm 17: Alo? Kudret amca1.053 kelime
- 20 Bölüm 18: Şarap Evi1.305 kelime
- 21 Bölüm 19: Tehdit1.711 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 Bölüm 20: Konağın kapalı kapıları1.304 kelime
- 23 Bölüm 21 - Yüzleşme2.581 kelime
- 24 Bölüm 22 - Gelinlik Mağazası2.391 kelime
- 25 Bölüm 23 - Helin’in Sonu1.170 kelime
- 26 Bölüm 24 - Beklenmedik Misafir2.470 kelime
- 27 Bölüm 25: Emanetimi evine saklamışsın.1.768 kelime
- 28 Bölüm 26: İndir o silahı.1.475 kelime
- 29 Bölüm 27: Yalnız değilsin Berzan2.236 kelime
- 30 Bölüm 28: Duru Neva2.952 kelime
- 31 Bölüm 29: Ateş Enzo Yıldırım2.442 kelime
- 32 Bölüm 30: Yeniden Doğuş2.530 kelime
- 33 Bölüm 31: Annem!1.705 kelime
- 34 Bölüm 32: ilayda'm1.407 kelime
- 35 Bölüm 33: Sonsuz Sessizlik1.706 kelime
- 36 Bölüm 34: Yalan İfade3.254 kelime
- 37 Bölüm 35: Çilingir Sofrası2.901 kelime
- 38 💋 İlk adım, ilk yangın 🔥(Ferhat & Zelal -Özel bölüm)1.745 kelime
- 39 Bölüm 36: Kalbimden sana kalan son hayat1.404 kelime
- 40 Bölüm 37: Ateş kim?1.687 kelime
- 41 Bölüm 38: İlayda nerede?1.534 kelime
- 42 Bölüm 39: İtalya1.530 kelime
- 43 Bölüm 40: Doktorların kardeşi2.327 kelime
- 44 Bölüm 41: Aladağ Hanedanı2.531 kelime
- 45 Bölüm 42: Bervan Dara Aladağ3.227 kelime
- 46 Bölüm 43: İtalya’nın zehri6.166 kelime
- 47 Bölüm 44: Parçalanmış hayatlar3.741 kelime
- 48 Bölüm 45: Mardin’in karanlık gecesi2.737 kelime
- 49 Bölüm 46: Son Kurşun2.203 kelime
- 50 Bölüm 47: Berzan ağam1.720 kelime
- 51 Bölüm 48: Şimdi ne olacak?2.295 kelime
- 52 Bölüm 49 - Cenaze mi varmış?2.068 kelime
- 53 Bölüm 50: Hanımağam3.153 kelime
- 54 Bölüm 51: Umarım ölmüşsündür!2.364 kelime
- 55 Bölüm 52: Dedikodu2.458 kelime
- 56 Bölüm 53: Kanla yazılan adalet2.324 kelime
- 57 Bölüm 54: Kalbimin enkazı1.140 kelime
- 58 Bölüm 55: Gece Misafiri2.914 kelime
- 59 Bölüm 56: Mardin Kalesi2.200 kelime
- 60 Bölüm 57: Aşk Sarhoşu1.886 kelime
- 61 Ferhat ve Zelal Özel - Kalbin yarası1.215 kelime
- 62 Bölüm 58: Sabahın Körü2.092 kelime
- 63 Bölüm 59: Ağaya bak hele.1.809 kelime
- 64 Bölüm 60: Davet2.177 kelime
- 65 Bölüm 61: Yunan Tanrısı2.036 kelime
- 66 Bölüm 62: Oyun içinde oyun3.918 kelime
- 67 Bölüm 63: Beylerbeyi Çiftliği2.479 kelime
- 68 Bölüm 64: Kalbin barikatları2.325 kelime
- 69 Bölüm 65: Kendi ayaklarımızın üzerinde1.244 kelime
- 70 Bölüm 66: Bulaşıkçı2.306 kelime
- 71 Bölüm 67: Mutluluğa doğru ilk adım6.269 kelime
- 72 Bölüm 68: Mardin Sokaklarında İtalyan Usulü Yürüyüş2.383 kelime
- 73 Bölüm 69: Gidelim buralardan2.439 kelime
- 74 (Final) Bölüm 70: Ailem7.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zihnim yeni yeni açılmaya başlıyordu. Gözlerimi açmaya çalıştığımda bunu başaramadım. En son ne olmuştu en ufak bir fikrim yoktu. Burnuma rutubet ve nem kokusu geliyordu, ellerim ve ayaklarım oturduğum sandalyeye bağlıydı. Gözlerimde bir bezin bağlı olduğunu anlamam uzun sürmedi. En son annemle şarap evindeydik. Kapı açılmıştı... adamlar gelmişti. Ferhat... Sonrası yoktu. Sanki orada kopmuştu.
Başımı hafifçe oynattım. Boynumda sert bir ağrı hissettim. Dişlerimi sıktım. Hatırlamaya çalıştıkça daha çok sinirleniyordum. Bir şeyler olmuştu ama zihnim bana izin vermiyordu.
"Ferhat..." diye fısıldadım. Sesim kuru ve çatallı çıktı. Boğazım yanıyordu. Cevap gelmedi. Etraf tamamen sessizdi. Ama bu sessizlik boş değildi. Sanki birileri vardı. Görmüyordum ama hissediyordum. Ellerimi oynatmaya çalıştım. İpler daha da sıkıldı. Bileklerim acıdı. Kurtulamazdım. Ayaklarımı da denedim ama sonuç değişmedi. Yavaşça nefes aldım. Düşün. Neredesin?
Kudret. İçimden geçen isimle birlikte çenem kilitlendi. Başka bir yer olamazdı. Beni buraya getiren adamlar onun adamlarıydı. Bu da demek oluyordu ki... Ben artık onun elindeydim.
Kapının ağır ağır açıldığını duydum. Gıcırtı sesi duvarlara çarpıp geri döndü, o ses uzadıkça içimdeki huzursuzluk da büyüdü. Başımı istemsizce o yöne çevirdim. Gözlerim kapalıydı ama geleni hissedebiliyordum.
Ardından adım sesleri duyuldu. Birden fazlaydılar. Ağır, ölçülü ve acele etmeyen adımlar... Her biri zemine vurdukça içeride yankılanıyordu. Sanki bilerek yavaş yürüyorlardı, sanki o sesi bana dinletmek istiyorlardı. Nefesim düzensizleşti. Kimse konuşmadı. Bu daha kötüydü. "Kim var lan orada?" dedim sertçe ama sesim düşündüğüm kadar güçlü çıkmadı. Boğazım kuruydu, kelimeler ağzımda kırılıyordu.
Cevap gelmedi. Adımlar yaklaştı, durmadılar. Tam önümde durduklarını hissettim. O an kalbim göğsümü yumrukluyormuş gibi atmaya başladı. Sessizlik çöktü. Ağır, boğucu, insanın kendi nefesinden bile rahatsız olduğu bir sessizlik. "Konuşsana!" diye bağırdım bu sefer. Sesim yükseldi ama içinde öfke kadar korku da vardı. Yine cevap yoktu. Sadece nefesler... Birden fazla kişi vardı ve beni izliyorlardı. Görmeden izlenmek insanın içine işliyordu. Ellerimi oynatmaya çalıştım. İpler daha da sıkıldı, bileklerim yandı. Dişlerimi sıktım ama kurtulamazdım. "Ne istiyorsunuz lan benden!" dedim bu sefer daha sert. Ama içimdeki huzursuzluk büyüyordu.
Birinin çok yaklaştığını hissettim. Nefesi yüzüme kadar geliyordu ama hâlâ konuşmuyordu. Başımı geriye çektim, çenem kasıldı. Bu sessizlik normal değildi. Bu bir oyun değildi. Bu kontroldü... ve ben o an ilk defa gerçekten korktuğumu anladım. Bir anda biri saçlarımdan sertçe tutup başımı geriye çekti. Boynum gerildi, dişlerimi sıktım. Nefesi yüzüme vuruyordu. Yakındı. Çok yakındı. Ama hâlâ konuşmuyordu. Bu suskunluk insanın sinirini bozan türdendi. İçimdeki öfke kabardı.
"Konuş lan!" diye bağırdım. "Kimsiniz siz!"
Cevap gelmedi.
Saçlarımdan tutan el bir anda sertleşti ve başım zorla geriye çekildi. Boynumda bir şey koptu sanki, dişlerimi sıktım ama ses çıkarmadım. Nefesi yüzüme vuruyordu, çok yakındı ama hâlâ konuşmuyordu. Bu sessizlik insanın sinirini bozan değil, doğrudan içini kemiren türdendi. "Konuş lan!" diye bağırdım, "Kimsiniz siz!" Sesim sert çıktı ama içimdeki öfke kontrolsüzce yükseliyordu. Saçımı tutan el bir an daha bastırdı, sonra aniden bıraktı. Başım öne düştü, nefesim kesildi. Göğsüm daraldı, içime hava çekmeye çalıştım ama ciğerlerim yanıyordu. Tam o sırada adım sesleri tekrar duyuldu. Ama bu sefer farklıydı; daha ağır, daha yavaş, daha tehditkâr. Diğerlerinin geri çekildiğini hissettim. Ortamdaki hava değişmişti. Burnuma keskin, yabancı bir koku geldi. Ağırdı. Boğazımı yakıyordu. Dilimi damağıma bastırdım, ağzım kupkuruydu. Ne olduğunu hatırlamaya çalıştım ama parçalar birbirine girmiyordu. Şarap evi... Ferhat... kapı... adamlar... Sonrası yoktu.
Ellerimi oynatmak istedim ama bileklerim bağlıydı. Kaslarım geç tepki veriyordu. Sanki bedenim bana ait değilmiş gibiydi. Midem bulandı, dünya tekrar dönmeye başladı. Dişlerimi sıktım. Bana bir ilaç vermiş olma ihtimalleri zihnimden geçtiğinde gerçek anlamda korkmaya başlamıştım. Ne yaptınız bana..." dedim boğuk bir sesle. Sesim bile yabancıydı. Karşımda siluetler vardı. Net değildi ama oradaydılar. Beni izliyorlardı. Sayılarını seçemiyordum ama birden fazlaydılar. Başımı kaldırmaya çalıştım.
Adımlar tam karşımda durdu. Sessizlik çöktü ama bu seferki sessizlik boş değildi, üzerime çöken bir ağırlık gibiydi. "Demek uyandın." Ses sakindi ama o sakinliğin altında ne olduğunu çok iyi biliyordum. Kudret. Çenem kilitlendi, dişlerimi sıktım. "Ne istiyorsun benden?" dedim. Sesim sertti ama içimdeki öfke artık kontrolle karışıyordu.
Kudret birkaç saniye sustu, sonra bir adım daha yaklaştı. Nefesi bile hissediliyordu. "Ne istediğimi bilmiyor musun?" dedi. Cevap vermedim. Veremezdim. Çünkü cevabı biliyordum ama kabul etmeyecektim. O an yüzüme sert bir darbe indi. Kafam yana savruldu, sandalyeye bağlı olduğum için düşemedim ama gözlerimin önünde karanlık çaktı. Ağzımın içinde metal tadı yayıldı. Kan.
"Bilmiyorsan öğretiriz," dedi Kudret. Sesi hâlâ sakindi ama artık o sakinliğin altında ne olduğu saklanmıyordu. Şiddet. Ve ben o an anladım; bu sadece bir konuşma olmayacaktı. Bu, beni kırma meselesiydi. Zihnim yavaş yavaş yerine gelmeye çalışıyordu ama bir şeyler yanlıştı. Gözlerimi açabildiğimde dünya net değildi. Görüntü kayıyor, tavan eğilip bükülüyormuş gibi görünüyordu. Işık gözlerimi yakıyordu. Bir an tekrar kapattım, sonra zorlayarak yeniden açtım. Değişen bir şey olmadı. Başım zonkluyordu.
Kudret birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden bana baktı. O sessizlik uzadıkça içimdeki gerginlik daha da arttı. Sonra yavaşça eğildi, yüzünü bana yaklaştırdı. Nefesi bile hissediliyordu. "Helîn," dedi ağır ağır, "senden hamileymiş."
Sözler başımın içinde yankılandı ama net değildi. Sanki biri suyun altından konuşuyormuş gibi boğuk geliyordu. Kaşlarımı çatmaya çalıştım, görüntü kaydı, başım zonkladı. Bir an ne dediğini anlayamadım. Sonra kelimeler yavaş yavaş yerine oturdu. Helîn... hamile... benden.
Başımı kaldırmaya çalıştım ama dünya bir anda döndü. Midem bulandı, nefesim kesildi. Gözlerimi kısmaya çalıştım, Kudret'in yüzünü seçmeye zorladım kendimi ama hâlâ bulanıktı. Dişlerimi sıktım. "Helîn..." dedim boğuk bir sesle. Kelime ağzımdan zor çıktı, dilim ağırdı.
Kudret kıpırdamadı. Ben başımı biraz daha kaldırmaya çalıştım. Boynum titredi, gözlerimi ona odaklamaya çalıştım ama görüntü kayıyordu. "Yalan..." dedim bu sefer. Sesim ilkine göre daha netti ama hâlâ kırılıyordu.
Nefes aldım, ciğerlerim yandı. "Ben..." dedim, kelimeleri toparlamak zor geliyordu. "Ben ona... dokunmadım..." Son kelimeyi söylerken çenem kasıldı. Gözlerimi zorla açık tuttum. "Dokunmadım..." Kudret bir adım daha yaklaştı. Hiç beklemeden konuştu. "İnkâr etme," dedi. Sesi sakindi ama kesindi. "Çocuk senin." Bu cümle bu sefer daha sert çarptı. Başımı biraz daha kaldırmaya çalıştım. Boynum titredi, gözlerimi ona odaklamaya çalıştım ama görüntü kayıyordu. İçimde bir şey yükseldi. Öfke.
Kudret bir adım daha yaklaştı. Bu sefer sesi daha sertti. "İnkâr etme," dedi. "Senin ne olduğunu biliyorum ben." Bir an durdu, sonra dudakları küçümseyerek kıvrıldı. "Ayyaş... yalancı... şerefsiz." Kelimeleri tane tane söyledi. "Kendi yaptığını bile inkâr edecek kadar aşağılık bir adamsın." Çenem kilitlendi, nefesim hızlandı ama sözünü kesmedim. Kudret'in sesi değişmeden devam etti. "Helîn yalan söylemez," dedi kesin bir tonla. "O kız senin gibi değil. Namusunu kirletecek bir şey söylemez." Bir adım daha yaklaştı, varlığı üzerime çöker gibi oldu. "Ama sen..." dedi sesi alçalarak, "sen her boku yersin."
Başımı kaldırmaya çalıştım. Görüntü hâlâ kayıyordu ama ona bakmaya zorladım kendimi. İçimde bir şey kabardı. Öfke. "Yalan..." dedim. Sesim kırıldı ama durmadım. "Ben... ona... dokunmadım..." Kudret güldü. Ama bu bir gülüş değildi. Aşağılayan, küçümseyen bir sesti. "Elbette dokunmadın," dedi alayla. "Senin gibi biri asla hata yapmaz değil mi?" Başını hafifçe eğdi. "Ama ben seni senden iyi bilirim Berzan."
Bir anda yüzüme sert bir darbe indi. Kafam yana savruldu, ağzımın içi kanla doldu. Nefesim kesildi. Kudret eğildi, yüzü bana yaklaştı. "İnanacaksın," dedi dişlerinin arasından. "İstesen de istemesen de inanacaksın. Çünkü o çocuk senin." Gözlerimi zorla açık tuttum. Başım dönüyordu ama bakmayı bırakmadım. Kudret bir an durdu, sonra son cümleyi söyledi. "Ve sen..." dedi, "onunla evleneceksin."
"Aksi takdirde..." dedi. Sesi sakindi ama o sakinlik daha tehlikeliydi. "Bu sefer seni bağlarım," diye devam etti. "Onu yine damın kenarına götürürüm. Aynı yere." Kalbim göğsüme sertçe vurdu. "Ve seni oraya oturturum," dedi. "Kımıldayamayacak şekilde. Bağlı... tıpkı şu an olduğun gibi." Nefesim hızlandı, çenem kasıldı. "Ve bu sefer..." dedi, bir an durarak. "Sen sadece izlersin." Boğazım düğümlendi. "Ne koşabilirsin, ne tutabilirsin... ne de kurtarabilirsin..." dedi yavaşça. Son kelimeyi özellikle ağır söyledi. "Anneni." Sessizlik çöktü ve o sessizlik bu sefer içimi parçaladı.
Kudret'in son cümlesi zihnimde tekrarlanıyordu. Sessizlik çöktü. Ama bu sefer o sessizlik farklıydı. Gözlerimi ona doğru çevirdiğimde elini kaldırdı. Vurmasını bekliyordum, ama o ne vurdu, ne bağırdı ne de sesini yükseltti, sadece küçük bir hareket yaptı. Arkamda duran adamlardan biri anında öne çıktı. Omzumdan sertçe bastırdı, sandalyeyle birlikte yere sabitlendim. Tepki vermeye çalıştım ama bedenim hâlâ bana ait değilmiş gibiydi. Kaslarım geç tepki veriyordu, sanki komutlarım vücuduma ulaşmıyordu.
İlk darbe beklediğim gibi gelmedi. Daha yavaş geldi. Kaburgama. Nefesim bir anda kesildi. Hava içimde kaldı, dışarı çıkmadı. Sesim çıkmadı. İkinci darbe daha sertti. Bu sefer hazırlıklı değildim. Kafam öne düştü, gözlerimin önünde görüntü kaydı. Dişlerimi sıktım. Ses çıkarmadım. Kudret konuştu. "Bu daha hiçbir şey değil," dedi sakin bir sesle.
Bir darbe daha geldi. Bu sefer mideme. Vücudum öne doğru katlandı ama bağlıydım. Kaçamıyordum. Kendimi koruyamıyordum. Her darbe doğrudan geliyordu. "İnkâr etmeye devam et," dedi Kudret. Ses tonu değişmedi. Bu daha kötüydü. "Her inkârında biraz daha hatırlarsın."
Bir darbe daha geldi. Bu sefer yüzüme. Başım yana savruldu, ağzımın içi kanla doldu. Yutkundum. Tükürmedim. Gözlerimi zorla açık tuttum. Kudret yaklaştı, eğildi. "Ben seni zorla adam ederim," dedi alçak bir sesle. "Çünkü sen ayyaş köpeğin tekisin."
Dişlerimi sıktım. Nefes aldım. Zor. Parçalı. "Ben..." dedim ama sesim çıkmadı. Tekrar denedim. "Dokunmadım..." Kelime zor çıktı. Ama çıktı. Kısa bir sessizlik oldu. Kudret birkaç saniye bana baktı. Sonra başını hafifçe yana eğdi. "Devam edin," dedi. Ardı ardına gelen darbelerle başım savruldu, dudaklarım patladı, ağzımın içi tamamen kan doldu. Nefes almak zorlaşıyordu. Her seferinde ciğerlerime hava çekmeye çalışıyor ama yarım kalıyordu. Gözlerim kapanmak istiyordu ama zorla açık tutuyordum. Bayılmak kolaydı... ama bayılmak istemiyordum.
"Devam," dedi Kudret.
Sesi hâlâ sakindi. Bu daha kötüydü. Bir darbe daha geldi, bu sefer yüzüme. Başım yana savruldu, kulaklarım çınladı. Dünya dönüyordu. Zemin kayıyor, görüntü parçalanıyordu. Ama o an aklıma tek bir şey geldi. Annem. Azade. Gözlerim doldu. Bir darbe daha yedim. Bu sefer sesim çıktı. İstemeden, boğuk bir inleme gibi. Dişlerimi sıktım. "Yapma..." dedim nefes nefese. Ama kime söylediğimi ben de bilmiyordum.
Kudret yaklaştı. "Ne dedin?" diye sordu. Cevap veremedim. Bir darbe daha geldi. Bu sefer dayanamadım. Gözlerimden yaşlar aktı. "Yapma..." dedim bu sefer daha net. Sesim kırılmıştı. Nefesim parçalıydı. "Annem..." dedim. Kelime boğazımda düğümlendi. Bir darbe daha geldi. Bu sefer bağırdım. "Yapma!" Sesim duvarlara çarpıp geri döndü. Titriyordum. Kontrolüm kalmamıştı.
"Tamam..." dedim. Nefes nefeseydim. "Tamam..." Kudret elini kaldırdı. Adamlar durdu. Sessizlik çöktü. Sadece benim nefesim duyuluyordu. Parçalı. Kırık. Gözlerimden yaşlar akıyordu. Başımı kaldırmaya çalıştım. Zordu. Çok zorlanmıştım kafamı kaldırmak için. Gözlerim kapanıyordu.
"Evlenicem..." dedim. Sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. Yutkundum. Kan tadı ağzımı doldurdu. "Evlenicem..." dedim bu sefer daha net. Gözlerimden yaşlar akmaya devam ediyordu. "Yemin ederim..." Nefesim titredi. "Yeter ki..." dedim ama devamı gelmedi. "Annem..." diye fısıldadım ama kelime boğazımda yarım kaldı. Gözlerimi kapattım. Açmak istemedim, direnmeye çalıştım ama göz kapaklarım ağırlaştı. Zihnim kayıyordu, düşüncelerim birbirinden kopuyordu. Tutmaya çalıştım, direndim... olmadı. Son bir nefes aldım ve karanlık üzerime çöktü.
Bölüm etkileşimi
