8. bölüm / 74
Kader ÇizgisiBölüm 6 - Sevgili Berzan
Bölümler 74Şu an: Bölüm 6 - Sevgili Berzan
- 1 Tanıtım 🔗167 kelime
- 2 - UYARI -286 kelime
- 3 Bölüm 1 ⛓️ Zehir1.821 kelime
- 4 Bölüm 2 - İlaç761 kelime
- 5 Bölüm 3 - Karar1.101 kelime
- 6 Bölüm 4 - Terkediliş949 kelime
- 7 Bölüm 5 - Merhaba. Ben Helin.1.967 kelime
- 8 Bölüm 6 - Sevgili Berzan1.753 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Bölüm 7 - Hatırlamıyorum1.115 kelime
- 10 Bölüm 8 - Yandım Gönlüm1.230 kelime
- 11 Bölüm 9 - Nişanlıyız Biz Berzan2.490 kelime
- 12 Bölüm 10 - Vicdan payı2.508 kelime
- 13 Bölüm 11: Evlenecek misin benimle?1.767 kelime
- 14 Bölüm 12 - Amerika Yolcusu1.140 kelime
- 15 Bölüm 13 - Ağa Toplantısı1.786 kelime
- 16 Bölüm 14: Çatışma1.918 kelime
- 17 Bölüm 15: Helin Rezan1.901 kelime
- 18 Bölüm 16: Azade Barzani Aladağ1.686 kelime
- 19 Bölüm 17: Alo? Kudret amca1.053 kelime
- 20 Bölüm 18: Şarap Evi1.305 kelime
- 21 Bölüm 19: Tehdit1.711 kelime
- 22 Bölüm 20: Konağın kapalı kapıları1.304 kelime
- 23 Bölüm 21 - Yüzleşme2.581 kelime
- 24 Bölüm 22 - Gelinlik Mağazası2.391 kelime
- 25 Bölüm 23 - Helin’in Sonu1.170 kelime
- 26 Bölüm 24 - Beklenmedik Misafir2.470 kelime
- 27 Bölüm 25: Emanetimi evine saklamışsın.1.768 kelime
- 28 Bölüm 26: İndir o silahı.1.475 kelime
- 29 Bölüm 27: Yalnız değilsin Berzan2.236 kelime
- 30 Bölüm 28: Duru Neva2.952 kelime
- 31 Bölüm 29: Ateş Enzo Yıldırım2.442 kelime
- 32 Bölüm 30: Yeniden Doğuş2.530 kelime
- 33 Bölüm 31: Annem!1.705 kelime
- 34 Bölüm 32: ilayda'm1.407 kelime
- 35 Bölüm 33: Sonsuz Sessizlik1.706 kelime
- 36 Bölüm 34: Yalan İfade3.254 kelime
- 37 Bölüm 35: Çilingir Sofrası2.901 kelime
- 38 💋 İlk adım, ilk yangın 🔥(Ferhat & Zelal -Özel bölüm)1.745 kelime
- 39 Bölüm 36: Kalbimden sana kalan son hayat1.404 kelime
- 40 Bölüm 37: Ateş kim?1.687 kelime
- 41 Bölüm 38: İlayda nerede?1.534 kelime
- 42 Bölüm 39: İtalya1.530 kelime
- 43 Bölüm 40: Doktorların kardeşi2.327 kelime
- 44 Bölüm 41: Aladağ Hanedanı2.531 kelime
- 45 Bölüm 42: Bervan Dara Aladağ3.227 kelime
- 46 Bölüm 43: İtalya’nın zehri6.166 kelime
- 47 Bölüm 44: Parçalanmış hayatlar3.741 kelime
- 48 Bölüm 45: Mardin’in karanlık gecesi2.737 kelime
- 49 Bölüm 46: Son Kurşun2.203 kelime
- 50 Bölüm 47: Berzan ağam1.720 kelime
- 51 Bölüm 48: Şimdi ne olacak?2.295 kelime
- 52 Bölüm 49 - Cenaze mi varmış?2.068 kelime
- 53 Bölüm 50: Hanımağam3.153 kelime
- 54 Bölüm 51: Umarım ölmüşsündür!2.364 kelime
- 55 Bölüm 52: Dedikodu2.458 kelime
- 56 Bölüm 53: Kanla yazılan adalet2.324 kelime
- 57 Bölüm 54: Kalbimin enkazı1.140 kelime
- 58 Bölüm 55: Gece Misafiri2.914 kelime
- 59 Bölüm 56: Mardin Kalesi2.200 kelime
- 60 Bölüm 57: Aşk Sarhoşu1.886 kelime
- 61 Ferhat ve Zelal Özel - Kalbin yarası1.215 kelime
- 62 Bölüm 58: Sabahın Körü2.092 kelime
- 63 Bölüm 59: Ağaya bak hele.1.809 kelime
- 64 Bölüm 60: Davet2.177 kelime
- 65 Bölüm 61: Yunan Tanrısı2.036 kelime
- 66 Bölüm 62: Oyun içinde oyun3.918 kelime
- 67 Bölüm 63: Beylerbeyi Çiftliği2.479 kelime
- 68 Bölüm 64: Kalbin barikatları2.325 kelime
- 69 Bölüm 65: Kendi ayaklarımızın üzerinde1.244 kelime
- 70 Bölüm 66: Bulaşıkçı2.306 kelime
- 71 Bölüm 67: Mutluluğa doğru ilk adım6.269 kelime
- 72 Bölüm 68: Mardin Sokaklarında İtalyan Usulü Yürüyüş2.383 kelime
- 73 Bölüm 69: Gidelim buralardan2.439 kelime
- 74 (Final) Bölüm 70: Ailem7.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hayat neydi? Doğduğun andan itibaren ölümünü bekleyen insanlara ne denirdi? Yaşıyor denir miydi? Kimlere çok güzel bir hayatın var denirdi? Bana diyemezlerdi. Ben, bir gençlik harcadım. Ben, uyuduğum uykunun bile bedelini ödedim. Bunun tek sebebi kendimi böyle yetiştirmemdi.
Onlar gibi olmak istemediğim için kendimi o kadar kısıtlamıştım herşeyden. Onların sahip olmadığı ne varsa bende olması için çabaladım hep. Vicdan gibi... Ve bende bu vicdan olduğu sürece suçluya bile borçlu çıkarırdım kendimi.
Yıllar önce abim Berivan'ıda alıp gittiğinde kendime kurduğum o küçük çocuk dünyası yerini bir kabusa bıraktı. Asla unutamayacağım acılar, yaralar, izler kaldı çocukluğumdan bana hediye. Başkasının başına gelse kabullenemeyeceği şeyler.
Bende asla kabullenmemiştim. Büyüdükçe daha da zorlaşmıştı. Sustukça bu sır beni içten içe kemirmişti. Hayatım boyunca verdiğim mücadele asla bitmemişti, bitmeyecekti. Gözlerimi her kapattığımda aklıma gelen görüntüler sadece içkinin etkisinde yok olan görüntüler olduğu için adım ayyaş ağaya çıkmıştı. Mardin'de beni herkese böyle tanıtan bir babam vardı.
Asla kendilerinde hata aramayan taraf onlar olduğu için beni hep hatalı bilmelerine rağmen iyisiyle kötüsüyle ben onlara inat iyi bir adam olmak için çabalıyordum sürekli. Ne yaparsam yapayım asla onların istediği gibi biri olamayacağımı kabullenmeli çok olmuştu, özellikle babamın.
Annemin bir şeyden haberi yoktu, kendi halinde hayata tutunmaya çalışıyordu sadece. Felçli bir kadın olarak yaşamaya çalışmaktan başka kimseye bir zararı yoktu.
Ailenin diğer fertlerininin önüne dünyaları ve gezegenleri sersem, biraz daha şu tarafa serseydin diyebilme kapasiteleri vardı. Özellikle babam, amcam, halam. Kısacası baba tarafı.
Gözlerim karşımda kibirli gözler ile oturan Ferhat'a takıldığında çaresiz kaldığımı bilmesini umuyordum. Helin ile evlenmek istemek hayatımın en son evresi bile değildi, evlenmekle ilgili tek bir hayalim dahi yoktu.
Zaten hayalleri yıkılmış bir çocuktum, hayal kurmaktanda vazgeçmiştim son zamanlar, bir özgürlüğüm kalmıştı. Ona da müdahale ediliyordu ve kimsenin sesi çıkmıyordu. Elimi kolumu bağlayan o cümlenin her bir kelimesinden nefret ediyordum. Babamın beni bu denli kullanmasına izin verdiğim için artık kendimden bile nefret ediyordum.
"Evet, sebebi ziyaretimiz belli. Allah'ın emri peygamberin kavliyle kızınız Helin'i oğlumuz Berzan'a istiyoruz."
Her şey farklı olsa ne olurdu? Nasıl bir yol çizerdim kendime bilmiyorum, kaderin bana ördüğü ağlara göz yumar mıydım bilmiyorum, yine kafamın dikine gider miydim bilmiyorum.
Hayatım boyunca kendimi sorgulamama sebep olan bir yapı ile büyütüldüm. Hayatım boyunca kendimden emin olmama izin vermediler, kendi kararlarına doğru yönlendirdiler. Belki de bu yüzden bu kadar asabi ve agresifleşmiştim. Bu yüzden kendimden bile uzaklaşmış, kendime dahi yabancı olmuştum.
"Efendim, çocuklar birbirlerini bebeklikten bilir sever. Beraber büyüdüler sayılır. Bu evlilik hem Rezan aşiretinin hem de Aladağ'ların hayrına olacaktır. "
Çocuklar birbirini bebeklikten bilir sever.
Helin hala çocuk. Helin on altı yaşında, tek derdi geçeceği sınavlar olması gereken küçücük bir kız çocuğu. Dersten başını kaldırmaması gereken zamanlarda gelmiş kızı bana istiyorduk. Kendim için sussamda onun için susmamalıydım.
Biliyorum, ancak babamın o sözü aklımın öyle bir yerinde saplanmıştı ki karşı çıkmaya cesaretim yoktu. Gözlerimin içine bakarak, eğer lafıma karşı gelirsen sana yaptıklarımı annene anlatıp, beynini gözlerinden akıtır, sana da bunu izletirim demişti. Gözlerim dolu dolu o lafından sonra gururlu bir şekilde yanımdan uzaklaşmasını izledim.
Sesimi çıkaramadım, öylece bakakaldım.
Gözyaşlarım yanaklarımı ıslattı, kurumuş dudaklarıma değen tuzlu damlalar canımı yaktı, ben ise öylece bakakaldım. Küçük Berzan ise benden nefret etti, sustuğum için, benden her geçen saniye daha çok nefret etti.
"Ben evlenmek istemiyorum."
Bu cümlenin hemen ardından tüm gözlerin bana döndüğünün farkına varmam çok uzun sürmedi. Özellikle Ferhat'ın sinirli bakışları üzerimdeydi. Ailemin beni soktuğu bu durum yüzünden en iyi arkadaşım ile aramın bozulmasını izliyordum, geldiğim durum içler acısıydı. Bakışlarımı ona çevirdiğimde beni anlamasını umuyordum ancak onun öyle bir niyeti yoktu.
Dizimde hissettiğim el ile kafamı sağıma çevirdim, Helen'in elini bedenimde hissetmek bile beni bu denli rahatsız ederken bu yola devam edemezdim. Burada olamazdım, onun ile olamazdım. "Ben..." Derin bir nefes alarak gözlerimi kapattım, artık bu ızdırabı bitirmem gerekiyordu.
"Ben bu evliliği istemiyorum."
"Aşirete karşı gelemezsin sevgili Berzan. Benim ile evlenmekten başka çaren yok."
"Sonunda ölüm olduğunu bilsem, yine karşı gelirim. Sen benim için sadece çok çabuk büyütülmek isteyen şımarık bir kız çocuğusun."
Hiç kimsenin bir şey demesini beklemeden hızlı adımlar ile salonu terk ettim. Söylediklerim ne etki yaratmıştı bilmiyorum ancak kimsenin ifadesini anlamaya bile çalışmadan yangından mal kaçırır gibi kaçmıştım konaktan. Arabama bindiğimde bir an önce buradan uzaklaşmam gerektiğinin farkındaydım.
Arabamı çalıştırıp geri vitesse attığım an koşturarak gelen Ferhat'ı görmeme rağmen durmaya niyetim yoktu. Arabanın kaportasına ellerini vurmasa, çoktan geri gitmiştim. Camıma doğru yaklaştığı sırada düğmeye basarak camı indirdim. "Nereye gittiğimi sanıyorsun? "
"Uzağa."
"Sorumun cevabı bu değildi," diyerek sitem etti ve camdan uzaklaşarak yan koltuğa kuruldu. "Nereye gideceksen beraber gideceğiz."
"Neden yanımdasın?" İçerde söylediklerimden sonra yanıma gelmesini beklemiyordum. Az önceki bakışları şuanki tavrının tam tersiydi.
"Kardeşimin yanında olmayıp kimin yanında olacağım?"
"Helin'de kardeşin."
Olumlu bir şekilde kafasını salladı, bakışları üzerimdeydi, anlayışlı duruyordu, sanki az önce bana nefret ve sinirle bakan o değildi. "Öyle. Helin'de kardeşim. Hem de öz kardeşim. Ancak evlilik iki kişilik ortak bir yolculuk, kız kardeşimi mutlu olmayacağı bir ilişkiye sürükleyemem."
Yutkunarak söylediklerine bir cevap vermek istedim ama ne diyeceğimi bilmiyordum. Benim tek istediğim buradan uzaklaşmaktı, gitmekti...Ferhat konuşmaya devam etti. "Biliyorum, evlenmek istemiyorsun. Ailenin zoru ile buradasın, ve biliyorum evlenmeni istedikleri kişinin Helin olmasıda seni çok zorluyor..."
"O daha çocuk..."diyebildim sadece. Öyleydi, gözümde hala küçücük bir çocuktu. Okulu vardı, diplomasını almalıydı, hayatı öğrenmeliydi, büyümeliydi daha. Evliliğin hayalini kurmak için bile çok küçüktü. "Ağalar oturmuş, konuşmuş böyle karar vermiş Berzan. Eğer Helin olmazsa başka biri olacak, kafalarına koyduklarını yaparlar biliyorsun. Ben ilişkinize onay vermesemde onlar bizim onayımızı sormaz."
"Helin ile konuşup yurt dışına yollayalım?" Olumsuz bir şekilde kafasını salladı.
"Anlamıyorsun değil mi? Helin olmasa, Dilan olur, Şilan olur, Burcu olur Arzu olur. Olurda olur, seni baş göz edene kadar durmazlar."
Sadece "İn arabamdan, gitmem lazım..."diyebildim. Bir an önce gidip kendimi içkiye vurmak istiyordum, kafam güzelken dertlerimi unutmak beni rahatlatan tek şeydi.
"Böyle yaparak bir sonuca ulaşamazsın."
"Ferhat in arabamdan." İkinci söylememden hemen sonra bir şey demeden dediğimi yaptı ve eve doğru yürümeye başladı. Haklıydı, Helin olmasa başkası olacaktı. Kafaya takmışlardı, istedikleri olmadan durmaya niyetleri yoktu.
Ben gitsem nasıl olurdu? Yurt dışına gitsem? Abimin yıllar önce yaptığı gibi ben de terk etsem bu toprakları, nasıl olurdu? Bilmiyordum ama gidemeyeceğimden adım gibi emindim, annem buradaydı. Annemi onların eline bırakamazdım ki, o iyileşene kadar buralarda kalmak zorundaydım.
Elim kolum bağlı bir şekilde önce bir markete uğrayıp içki almıştım hemen sonrasında her zaman içtiğim yere ulaşmıştım. Kalenin tam dibinde, minik bir tepede tek başıma çok güzel vakit geçirirdim her zaman.
Kendime hazırladığım küçük alanda her zaman olduğu gibi ateşimi yakıp arabanın arkasından kamp sandalyemi ve satın aldığım içkileri çıkardım. Ateşin karşısına oturup kaleye karşı içmeye başladım. Cebimden telefonumu çıkararak ateşin ve içkimin fotoğrafını çekerek hikaye atmak için güzel bir şarkı ekledim. Tüm aile hesabımda engelli olduğu için kimsenin beni burada bulma ihtimali olmadığından emindim.
Hikayemi attıktan hemen sonra içkime devam ettim. Bir süre sonra üst üste telefonumun ekranının yanmasıyla dikkatimi ona verdim. Bildirim üzerine bildirim yağıyordu.
Cihan Berbeyli (@cihanberbeyli) : Sana bir mesaj gönderdi.
"Urfa'dan kız getiriyorum sana."
"Mardin'in kızları bozulmuş."
"Gel sana Urfa'lıyı kakalayayım."
"Çok akıllı, çok usludur."
Saniyesinde cevap verdim. Verdiğim cevap ise verebileceğim en mantıklı cevaptı.
"Niye beni evlendirme çabasına girdiniz hepiniz?"
Cihan abide hiç durmadan cevabı yapıştırmıştı.
"Hazırda çocuğuda var oğlum. Daha ne istiyorsun?"
"Benden uzak durmanızı."
Evet gerçekten istediğim tek şey buydu. Herkesten uzak bir hayat, aile baskısından uzak bir ömür. Tam o sırada gelen mesajlar gerçeklik dışıydı çünkü Boran abinin böyle bir şey yazması imkansızdı. Çünkü üst üste gelen mesajları sarhoş olduğum için gördüğüme emin olabilirdim.
"Agaggaggagaggaagaggagaggaga"
"😂😂😂"
"Sen kaybettin aşko 💅🏻"
"HELELELELELE YAPARDIK."
"MAL"
Hayır bu kadar sarhoş olamazdım. Bunları Cihan abi yazıyor hiç olamazdı. Helelele yapmak ne demekti? Agagga neydi? Gözlerimi avuşturarak ekrana bön bön bakmaya başladım.
"Ne oluyor be?"
"Ayy nolcak ayooollll" diye yazmasının hemen sonra öne çıkanlarımda olan bir fotoğrafa mesaj olarak cevap verdi.
"Al işte. Bu da benim şarkım."
Bahsettiği şarkı, Zehra'dan Yaprak gibi bunca yıl şarkısıydı. Hemen sonrasında tekrar üst üste mesajlar geldi.
"Şerro."
"Hadi kaçtım aşkım."
"Byeee."
"Sakın cevap verme."
"Gizli aşkımız açığa çıkarabilir."
"HELELLELELELELELELLE."
"Götünü yirim."
Ben ise sadece "İnşallah bunları yazan Cihan abi değildir" diyerek bir ümit bekledim. Çünkü eğer oysa büyük sıkıntı vardı. Bir kez daha üst üste mesajlar atmaya başladı.
"Boran konuşmayı mı biliyor?"
"Bak ben ne güzel konuşuyorum."
"HEM KİM O ŞIRFINTI?!"
"YIRTARIM ONU!"
"SEN BENİM KOCAMSIN."
"KİMSEYLE EVLENEMEZSİN."
"BİR TEK BENİMLE EVLENEBİLİRSİN!!!"
"Kimsin?"
Artık Cihan abi olmadığına emindim ama onun hesabından yazıyordu,ya telefonu ondaydı ya hesabı çalınmıştı. Ama Cihan abinin hesabın çalan benimle neden muhatap olsun?
"Müstakbel eşin."
"Tamam. Başkasıyla geç dalganı."
"Öyle mi paşam? İyi. Köpek ederim seni peşimde, hav hav dersin. Hoşt!"
"Her kimsen başka zaman daha iyi şartlar altında tekrar tanışalım bugün olmaz."
Yazdığım cümleyi tekrar okuduğumda yüzümde bir gülümseme vardı, her kimse eğlenceli biriydi. Ve garip bir şekilde hayatımda tamda böyle biri eksikmiş gibi hissediyordum. Sarhoşluktan mı bilmiyordum ama kendimi bir anlığına tamamlanmış hissediyordum.
Birden ekranda beliren fotoğrafa çarptı gözlerim. Bana fotoğraf mı atmıştı o? Eğer oysa çok güzeldi. Filtre vardı fotoğrafa, kedi filtresi, ancak ona rağmen gerçek olamayacak kadar tatlı bir bakışı, keşfedilmeyi bekleyen bir tarihi eser, el değmemiş saf bir güzelliği vardı... Ve birden fotoğraf silindi.
"Ayyy."
"Kendimi ifşa ediyordum az kalsın."
"Allahım!"
"Çok şükür, son anda geri çektim."
Gülücük atmakla yetindim, görmüştüm boşuna geri çekmişti.
"Görmedim de."
"Görmedim kedicik."
"Kedi mi? O kim? Ne kedisi?"
Gülümseyerek dil çıkaran kedi emojisi çıkardığımda bir kez daha "ayyyy" yazdı. Hemen sonrasında ise :
"Helelelele mi yaptın seeen?" dediğinde helelelelenin dille ilgili bir şey olduğunu anlamıştım.
"İyi geceler telefonu ele geçiren yabancı."
Yazdığıma son cevabı, "Sende seviyorsun beni. Biliyorum ben" olmuştu. Sarhoşluğumun etkisi ilerledikçe zaman ve yer kavramını kaybetmeye başlamıştım. Mesajları yarı buçuk görüyordum, bilincim kapanmamak için büyük bir direnç içindeydi ancak o üst üste yazmaya devam ediyordu.
"Bak herşeyi yap."
"GÖRÜLDÜ ATMA"
"Sikerim soyunu!"
"Puşt."
"Siktir git."
"Yazanda kabahat!"
"Şeye benzedim mi?"
"Yaşlı sapık amcalara?"
Zor bela gözlerimin gösterdiği bulanık görüntüye rağmen "fazlasıyla" yazabilmiştim. Hemen sonrası şöyle devam etti.
"Neyse."
"Sıkıldım."
"İyi geceler, öptüm dudaklarından."
"Bir daha nah yazarm."
Bir kaç saniye sonra tekrar yazmaya başladı.
"Ayyy! Yakalanıyorduk neredeyse."
"Neyse ki tehlike geçti, ee nerede kalmıştık?"
"SEVDİN Mİ BENİ?"
"Gerçi beni kimse sevmez..."
"Neyse sormadım say."
"Miyavlasanaaaaa"
Son yazdığını görmezden gelerek gerçi beni kimse sevmez yazmasına hemen cevap verdim.
"Bazen ben de öyle hissediyorum..."
"Bazen mi? Bazense iyiymiş."
"Ben hep öyle hissediyorum."
"Hiç bir yerde yerim yok benim, bugün evim sandığım adamı terk ettim."
"Kızımıda aldım."
"Hep dışlandım bu hayatta..."
"Kendimi cidden telefon sapığımla dertleşir gibi hissediyorum"
Yazdığına bozulmuş olmalı ki hemen tepki gösterdi.
"Ayy tamam yemedik."
"Yazmam."
"Sende siktir git."
Bir süre sustu.
"En çok güvendiklerimizden darbe yiyoruz zaten.."
"Konuşacak bir şey kalmadı. Hadi iyi geceler."
Başka da bir şey yazmadı. Attığım bir kaç mesaj okunmadı, ben de daha fazla içkinin verdiği güzel kafa etkisine daha fazla direnemeden kendimi teslim ettim.
Bölüm etkileşimi
