11. bölüm · Kader Çizgisi
Bölüm 9 - Nişanlıyız Biz Berzan
"Hadi çıkalım. Ben hazırım," bu ses ona aitti. Nişandan bu yana tam bir hafta geçmişti ve ben genel olarak annemin yanından ayrılmamıştım. Babam olacak sahıştan yediğim dayaktan, ve çok büyük bir istekle yaptığım nişandan sonra annemin odasından neredeyse hiç çıkmamıştım. Geceleri dair konağın içinde Helin ile karşılaşmamak için burada uyuyordum. Ancak bugün daha fazla kaçamazdım, Erzani aşiretinin kızlarının düğünü vardı. Yani biricik nişanlım ile katılmam gereken ilk düğün.
Onunla toplum içinde görünmek istemesemde, Devin'e verdiğim söz vardı. Önce Aladağ'ların, sonra Barzani'lerin soyadına bir laf gelmesine izin veremezdim. Her ne kadar bu soyad Kudret beye ait olsada, bana da aitti. O ölüp gittikten sonra bu soyadını en güzel şekilde taşıyabilecek tek kişi bendim, bunun farkına varmıştım. Her ne kadar o öldüğünde annemin kızlık soyadını almak gibi bir fikir olsada kafamda, şimdilik Aladağ'ların kirletecek bir şey yapmamam en mantıklısıydı. Bakışlarımı Helin'de çevirdim, giydiği elbise tam bir aşiret düğününe yakışır şekilde olmuştu. Ve taktığı onlarca takı... Takıya gelin takmışlar cümlesinin hayat bulmuş haliydi. Nişanda takılan her ne varsa, hepsi şu an üzerindeydi.
"Nasıl olmuşum sevgilim?" Bakışları üzerimdeydi, güzel olmuşsun dememi bekliyordu farkındaydım, güzelde kızdı ama çok küçüktü ve güzelliği beni ilgilendirmiyordu. Bir süre ona bakakaldım, ne diyeceğimi düşündüğüm sırada sorduğu soruyu bile unutmuştum. Oda bunun farkına vardığında yüzünde bir gülümseme belirdi ve masanın üzerinde ki küpelere uzandı. Kulaklarına küpelerini takarken tekrar konuşmaya başladı.
"Berzan?"
"Hm?" Biri bana böyle bir cevap verse onu öldürebilirdim, çünkü kendimi tanıyordum. En umursamaz halimde çıkan bir ses tonuydu bu. Tabi Helin'in bunu bilmesine gerek yoktu. Elbisesini düzelterek aynada görüntüsüne baktı ve tekrar bana dönerek kendince bir poz verdi. "Nasıl olmuşum?"
"Yürüyen kuyumcu gibi olmuşsun."
Ve nedense söylediğimden hemen sonra asılan surat bir suratla karşılaşmıştım. Ne dedik sanki?
"Berzan. Benimle bir ömür geçireceksin. Sana hayatı zindan ederim. Uğraşma benimle!"
Derin bir nefes alarak onu taklit etmeye başladım. "Borzon. Bonomlo bor omor gocorocokson. Sono hoyoto zondon odorom. Oğroşmo bonomlo!"
"Çok kötüsün Berzan! Neden bana böyle kötü davranıyorsun? Ben senin yanına yakışmaya çalışmaktan başka ne yaptım? Söyler misin?"
Gözleri dolmaya başladığında bu performansının önünde ağzı açık bir şekilde onu izlemeye başladım. Sanki onu dövmüşüm gibi ağlamaya başladığında sanki onu dövmüşüm gibi hissettirmişti bana. Oysa sesimi bile yükseltmemiştim. Dışardan biri görse ne düşünürdü bilmiyorum ama acilen ağlamayı kesmesi lazımdı. Umursamadığımı anlayınca çaresiz bir şekilde gözyaşlarını silmeye başlamıştı.
"Çok kotoson Borzon..."
"Berzan senin ağzına sıçarım." Bu ses ise Helin'e ait değildi. Devin'in ses tonuydu ve sinirliydi. Kolumdan tuttuğu gibi beni çekiştirmeye başladığında sesimi çıkarmadan onu takip etmeye başladım. Sessiz bir köşeye vardığımızda, tam tepemizde loş bir ışık Devin'in sert ifadesine daha sert bir hale getirmişti. Korkunç duruyordu, içimde bir ürperti ile gözlerinde ki ifadeyi anlamaya çalıştım. Ama Devin hep kendini kontrol edebilen biri olduğu için herhangi bir yüz ifadesi veya mimiklerinden bir şey anlamam imkansıza yakındı.
"Berzan, senin derdin ne? Ben sana ne dedim?"
Yutkunarak derin bir nefes aldım, konuşmayı bitirmesini bekledim. Garip bir şekilde ses tonu çok sakin çıkmasına rağmen bir laf edersem beni tekme tokat dövebilirmiş gibi hissediyordum. Sesimi çıkarmadan diyeceklerini dinlemek için arkamda ki duvars yaslanarak kollarımı göğsümde birleştirdim. Çenemi hafifçe aşağı eğdim. Bakışlarım Devin'e sabitlenmişti ama gözlerimde tek kelimelik bir kabullenmeyiş, bir meydan okuma vardıY.
"Berzan. Ben sana aileme laf gelirse senin bile gözünün yaşına bakmayacağım demedim mi?"
Cevap vermek yerine kafamı salladım, şu an en ufak bir ters cevabım sonum olabilirdi, herhangi bir lafı ters algılamasını göze alamazdım. Devin her ne kadar zor günümde yanımda dimdik duran tek kişi olsada, beni devirebilecek tek kişiydi. Herşeye göğüs gerebilirdim ama onu hayal kırıklığına uğratmayı vicdanıma yediremezdim.
O bana abi, kardeş, baba olmuştu. Bir kuzenden çok daha fazlasıydı. Yeri geldiğinde beni benden çok düşünmüş, benden önce, benim için kurşunların önüne atlamıştı.
"Herkesin gözü önünde, kurallarına uygun oynacağız demedim mi? Konakta herkes Berzan ağam Helin'i hor kullanıyor diye konuşmaya başladı, bütün Mardin'e yayılması kaç saat sürer düşünüyor musun sen?" Düşünmüyordum. Umursamıyordum, kimin ne düşündüğünü merak dahi etmiyordum.
"Yakarım seni Berzan, kurallara uy. Beni dinle."
Sözünün eri olduğunu biliyordum ama ben bu saçmalıkta başrol olmaktan hiç memnun değildim. Gözlerim yanmaya başladığında ağlayacağımı anlamak çok zor değildi. Bu aralar boş yere ağlayıp duruyordum. "Ben zaten yanıyorum Devin, ben yanarken herkes neredeydi?"
"Ne bok yemeye yanıyorsun? Anlatsana biraz. Neyin eksik lan? Çıldırtma beni Berzan, kılımı kıpırdatmam evlenmene göz yumarım. Beni sakın karşına alma, zararlı çıkarsın." Bir kez daha derin bir nefes aldım, artık susmak istemiyordum. O kadar yorulmuştum ki ağzıma geleni söyleyip bir an önce burada. uzaklaşmak istiyordum.
"Ben bu oyuna devam etmek istemiyorum. Lütfen beni buna zorlama.."
"Başka çaren yok. Kızı ulu ortada üzme, yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim Berzan..."
Arkamdan gelen topuklu ayakkabı seslerinin yengeme ait olduğunu anlamam çok uzun sürmemişti, Devin'in kulaklarına kadar sırıtan bir gülümseme ile boşboş arkama bakıyor olmasının başka bir açıklaması olamazdı.
"Bol şans." Dedikten hemen sonra elini uzatarak yengemin elini tutarak yanımdan uzaklaştı. Arkamdan bana sarılan bir çift kol ile beklediğim son şey bile değildi. İleri bir adım atarak kollarından kurtulduğumda ona atıığım bakışla rahatsız olduğumu anlamasını bekliyordum.
"Neden benden kaçıyorsun..."
"Temas sevmiyorum ben, seninle alakası yok."
Anlar gibi kafasını salladıktan hemen sonra yere bakmaya başladı. Üzüldüğünün farkındaydım, aslında bir yerden onun içinde üzülüyordum, eğer benimle olursa asla mutlu olmayacaktı. Benim ile olursa asla yüzü gülmeyecek, o hayalini kurduğu aşkı yaşamayacaktı. "Gerçekten temas mı sevmiyorsun..."
"Evet. Temas sevmiyorum..." Özellikle senin temasın demek isterdim ancak sustum, genel olarak sevmesemde Helin'den bir ayrı rahatsız oluyordum. Ancak söylemek yerine susmayı tercih ettim. Çünkü söylediğim an o saçma oyununa devam ederdi ve Devin'den adam akıllı bir fırça yemiştim. Tekrarına gerek yoktu.
"Alışsan iyi olur Berzan, insanların hakkımızda ne düşündükleri benim için çok önemli."
"Hıhım. Haklısın, dikkat ederim." Geçiştirmek için başka bir cevap bulamamıştım, oyun basitti. Nişanlı gibi davran... Zor olmamalıydı, sadece nişanlı gibi davranmalıydık.
"İçeri geçelim mi? Hazırdır herkes." Yüzünde bir gülümseme belirdi, sahte mi gerçek mi ayırt edemiyordum ama dışarıdan mutlu gözüktüğüne kalıbımı basabilirdim. Bana doğru elini uzatıp gözlerimin içine bakmaya başladığında yutkunarak istemsizce elini tuttum. Olay çok basitti, nişanlı gibi gözükmek...
Merdivenlerden yukarı çıkarak konağın salonuna ulaştığımızda herkes hazır bir şekilde kimin hangi arabayla gideceğini tartışıyordu. Geldiğimizi göre babam olacak sahışın yüzünde ki mide bulandıran gülümsemesini görmezden geldim. Taa ki benimle kendisi konuşmaya karar alana kadar.
"Sen hangi arabanla gideceksin oğul? Gelin kızımıda yanına alasın."
Bundan en kolay kurtuluş yolu spor arabasıydı, iki kişilik yeri vardı, Ferhat'ın arabası yoktu ve babam ondan haz etmezdi. Mecburen benimle gelecekti. Helin'de kurtuluş yolumun kırmızı bir Ferrari olacağı asla aklıma gelmezdi. "Kendi arabamla gideceğim, Ferhat'ı arabana alacaksan Helin benle gelsin." Bu sefer güzel bir hamle yapmıştım, kendimle gurur duyuyordum.
"Yok kalsın. Ben alırım kızımı arabaya."
"Peki," dememle arabanın anahtarlarını dolaptan alarak Ferhat'a dışarı demek yerine kafamla işaret ettiğimde oda beni onaylayarak, arkamdan gelmeye başladı. "Helin ile gitmemek için beni öne attın değil mi?"
"Çok mu belli oldu?" Diye sorduğumda yüzümde ki tebessüme engel olamadım, arabanın kapısını açarak hızlıca bindim.
"Yani, seni çok iyi tanıyorum diyelim." Bu konuda haklıydı, beni benden daha iyi tanıyan biriydi. Tabi, beni, benim izin verdiğim kadar tanıyordu. Kendime bile anlatamadığım en karanlık günlerimi herkes gibi oda bilmiyordu.
"Öyle kardeşim..." diyerek geçiştirdiğimde arabayı çalıştırdım. Ferhat onu geçiştirdiğimi anlamış olmalı ki konuşmaya devam etti. "Azad, ben çok düşündüm." Cümlesinden çok bana Azad dediği için kafamı ona çevirmiştim. Uzun süre sonra Azad ismini başkasından duymak o kadar iyi gelmişti ki, Berzan isminden nefret etme sebeplerimi kimseye anlatamadığım için kimse beni ciddiye almamıştı, dudaklarımın ucuna yerleşen minik tebessüm sadece sonunda anlaşılır hissettiğim içindi.
"Bana yardım et, Helin'i yurt dışına gönderelim." Gözlerimin içinde ki anlamsızlık ile onu izlemeye başladım, kafamın içi birden soru işaretleri ile dolmuştu. Bugüne kadar kardeşimi çok özledim diyip duran Ferhat şimdi kardeşini binlerce kilometre uzaklığa yollamaktan bahsediyordu. "Nasıl?"
"Biliyorum, kulağa saçma geliyor. Farkındayım, Helin sana hep körkütük aşıktı biliyorsun..." Güldüm, alay dolu bir gülümsemeydi bu, Ferhat'ın bunu anlamış olmasını umuyordum.
"16 yaşında çocuk o, ne aşkından bahsediyorsunuz oğlum? Delirtmeyin beni." Ses tonum sandığımdan daha sert çıkmıştı. İnsan on altı yaşında aşık olmazdı, hayatı öğrenirdi, ayakta durmayı öğrenirdi, geleceğini kurmaya başlardı.
"Sen ne dersen de kardeşim, aşkı en iyi ben bilirim, ben anlarım. Aldım karşıma saatlerce konuştum Helin ile. İnan bana, senden bahsederken gözlerinin içi gülüyor... Sen öyle değilsin ama." Aşk konusunda tecrübeli olduğu doğruydu, sesimi çıkarmadım.
"Nasılmışım ben?"
"Senin gözlerinin içi sadece şarap görünce gülümsüyor."Dalga geçiyordu, illa bir şerefsizlik yapacaktı. Bir kez daha sesimi çıkarmadan arabayı geri vitese atarak konağın kapısına doğru yönelmeye başladım.
"Şaka bir yana, zorla güzellik olmayacağının farkındayım. Helin'in senle mutlu olmayacağının farkındayım, buralarda kaldıkça zorla biriyle evlendireceklerininde... O yüzden kardeşimin geleceğini korumaya çalışıyorum. Bunu tek başıma beceremem, sana ihtiyacım var. "
"Miran abiye niye sormuyorsun? Onun sözü buralarda daha çok geçer."
"Miran Rezan karısının izni olmadan sıçmaya gitmiyor Berzan. Helin'i kaçırmama mı yardım edecek? O kadın bana günahını vermez."
Yüzümde alaylı bir tebessüm daha belirdi. "Yerin kulağı vardır kardeşim, Hanzade bunları duyarsa seni pirzola niyetine yer." Bu sefer o alaylı bir tebessümle cevap verdi. "Hanzade gibi bir karı beni yiyecekse istediği gibi yiyebilir kardeşim."
İşte bu cevap çok iddalıydı. "Kardeşim, Miran abi karısına yürüyen son kişiyi uçak motoruna sokup kıyma yaptı, hatırlatmama gerek var mı?" Diye sorduğum an rengi solmuştu.
"Doğru ya, tövbe diyelim. Ölmeyelim durduk yere Hanzade yengemizdir."
"Aferin," diyerek onu onayladım. Düğün yerine geldiğimizde arabayı otoparkın en ucuna bırakmıştım, olası bir durumda kaçmak daha kolay olurdu. "Yardım edecek misin bana?"
"Devin ile konuşurum, yaparız bir şeyler. İşime gelir." Olumlu bir şekilde kafasını salladı ve elini omzuma atarak sıvazladı. Bunun eyvallah anlamına geldiğini biliyordum. Düğünün yapıldığı salona doğru yürümeye başladık, çoğu kişi zaten gelmişti ve bunların içinde tanıdığım kimse yoktu. Ancak herkes beni izlediği için hepsinin beni tanıdığında adım gibi emindim. Ağa oğlu olmanın dezavantajları bölüm bilmem kaç.
Yanımızdan geçen mat kaplamalı mor renkli Range Rover markalı arabayı gördüğümde gülümsedim. "Bak Miran abi burada, gidip karısını ne kadar çok beğendiğini söyle istersen." Kurduğum cümle ile Ferhat karşımızda ki görüntüye bakarak konuşmaya başladı.
"O olduğunu nereden biliyorsun?"
"Mardin, Diyarbakır sınırları altında mor renkli araba başka kimin olabilir?"
"Yok ya o değildir." Gözüm bir an plakaya ilişti. "Hem mor arabası olan, hem plakası 35 MRN 001 olan kaç kişi tanıyorsun?"
"Tamam anladık sus." Gerildiğinin farkındaydım, nedenini bilmiyordum. "Hayırdır?"
Utana sıkıla konuşmaya girdiğim an, ellerimi takım elbisemin ceplerine yerleştirip bakışlarımı karşımızda duran araca çevirdim.
Arabanın kapısı açıldı.
Miran abi her zamanki o kendinden emin tavrıyla indi. Kapıyı dolaşıp karısına açarken yüzündeki ifade, bir adamın sahip olduklarıyla gurur duyuşunun en net haliydi.
Ceketini düzeltti, sonra dönüp karısına kapıyı açtı. Üzerindeki kırmızı elbisesiyle "ben buradayım" diye bağıran Ekim Hanzade, kucağında kızlarından biriyle yavaşça arabadan indi. Elbise rüzgârda hafifçe dalgalanırken yüzündeki o sakin ama güçlü ifade dikkat çekiyordu.
İki kızları vardı. Güneş ve Gece.
İkiz oldukları için hangisi kim kestiremiyordum. Zaten ikisi de mini birer Hanzade'ydi. Aynı gözler. Aynı duruş. Aynı zarafet.
Miran abinin kardeşi saydığı Gökhan, arabasını hemen yanlarına park edip indi. Yengesinin kucağındaki minik kızı devraldı. Eğilip diğerini de kollarına aldığında yüzünde oluşan gülümseme samimiydi.
Tam o sırada Miran abi arabanın arka koltuğundan Mirwan'ı çıkardı. Henüz altı ya da yedi aylık olmalıydı. Minik elleri babasının ceketini kavrarken başını göğsüne yasladı.
Ekim yenge eğilip oğlunun burnunu öptü. Miran abi de karısının alnına bir öpücük kondurdu.
Hanzade'nin yüzünde beliren o gülümseme...
İşte her şey oradaydı.
Boğazımda tanımlayamadığım bir düğüm oluştu. İçimde garip bir sızı vardı; kıskançlık değildi bu. Daha çok... eksiklikti. Bir gün birine âşık olacaksam, böyle bakmak istiyordum. Böyle sevilmek. Böyle bir manzaranın içinde olmak.
Bir kapı açmak.
Bir alnı öpmek.
Bir çocuğun parmaklarının ceketimi sıkıca kavraması...
"Öyle işte kardeşim..."
Ferhat'ın sesi kulağıma çarptığında, aslında az önce söylediklerinin tek kelimesini bile duymadığımı fark ettim.
"Ha?" diye mırıldandım dalgınca.
Ferhat yan gözle bana baktı. Ardından bakışlarını Miran abilerin olduğu yöne kaydırdı. Dudak kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.
"Ev bark görünce bir tuhaf oluyorsun sen," dedi alaycı bir sakinlikle.
Kaşlarımı çatıp ona döndüm. "Saçmalama."
Ferhat hafifçe güldü.
"Saçmalamıyorum Berzan. Gözlerin parlıyor resmen. Adam karısının alnını öptü diye içinden 'bana da nasip olur mu?' diye dua ettin."
Omzum gerildi. "Abartma."
"Abartmıyorum," dedi bu kez daha yavaş. "Zaafın bu senin. Aile tablosu. Sıcaklık. Sadakat. Bir kapı açma romantizmi..."
Bir an sustu. Sonra bilerek ağır bir tonla ekledi:
"Sen sandığımız kadar sert değilsin."
İçimde bir yer rahatsız oldu. Çünkü haklıydı. Ve ben haklı olmasından nefret ediyordum.
Bakışlarımı yeniden Miran abilerin olduğu tarafa çevirdim. Mirwan babasının ceketini bırakmış, annesinin saçına tutunmaya çalışıyordu. Hanzade gülüyordu. O kahkaha, uzaktan bile huzur gibi çarpıyordu insana.
Ferhat bir adım yaklaşıp sesini biraz alçalttı.
"Dikkat et kardeşim. Yanlış kadına tutulursan, bu zaafın seni diz çöktürür."
Çenem kasıldı.
"Ben kimseye tutulmam."
Ferhat bu kez açık açık güldü.
"Şu an tutulduğun şey bir hayal zaten."
Sustum.
"Ve en tehlikelisi de o." Onu duymazdan gelerek yürümeye başladım. Arkamdan seslendiğinde geri dönmemeyi tercih ettim. Arkamdan koşturarak gelen birinin olduğunu farkına varana kadar Helin çoktan koluma girmişti bile, geri çekilmedim ama gerildiğimin farkına varmış olmalı ki "korkuttum mu sevgilim? Özür dilerim," diyerek koluma iyice sarıldı. Yutkunarak sesimi çıkarmadım, ellerimi tekrar cebime yerleştirdim ve yürümeye devam ettim. Helin'in topuklu ayakkabısının sesiyle artık daha çok dikkat çekiyorduk.
Dakikalar saatleri kovalarken ben çoktan sıkılmaya başlamıştım. Buraya geldiğimizden beri sekiz saat geçmişti. Kürtlerin düğün kültüründen nefret ediyordum. Bitmek bilmiyordu. Günlerce süren düğünler bile vardı. Fazlasıyla gösteriş, fazlasıyla gürültü.
Sekiz saatin sonunda hâlâ yeni gelenler vardı.
Bunlara Cinan Berbeyli de dahildi.
Salona öyle bir giriş yapmıştı ki herkesin ağzı açık kalmıştı. İki oğlu ve kızıyla birlikte ağır adımlarla yürüyüp yerlerine oturdular. İhtişamlı, hesaplı, dikkat çekici. Tam eşini getirmemiş diye düşündüğüm an kapı yeniden açıldı.
Ve o içeri girdi.
Yanında bir kız vardı.
Bir altmış boylarında, üzerindeki siyah mini elbise ve fazlasıyla yüksek topuklu ayakkabılarıyla tüm salonun dikkatini çekmişti. Burada herkes, herkesin kızını tanırdı. Ama o buralardan değildi. Bunu sadece ben değil, herkes anlamıştı.
Yürüyüşünde yabancılık vardı. Kendinden emin ama mesafeli. Sanki kimseye ait değilmiş gibi.
Güzeldi.
Ama mesele sadece güzellik değildi.
Buralar için fazla güzeldi.
Cinan'ın bir adım gerisinde yürüyordu ama geri planda değildi. Aksine, kimsenin alışık olmadığı bir şekilde öne çıkıyordu. İnsanlar fısıldaşmaya başlamıştı. Kimdi? Hangi ailenindi? Neden daha önce kimse görmemişti?
Ona baktığımı fark etmem zaman almadı.
Çünkü yanımdan sert bir dirsek darbesi yedim.
"Ne bakıyorsun öyle?" dedi Helin dişlerinin arasından. Sesi sakindi ama eli koluma öyle bir yapışmıştı ki tırnaklarını hissediyordum. Gözlerimi istemsizce ondan ayırdım. Helin kaşlarını çatmış, bakışlarını yüzüme dikmişti. Elimi koluma doladı, sahiplenir gibi.
"Abartıyorsun," dedim kısaca.
Ama yalandı. Helin hafifçe güldü, o sahte, ince gülüşüyle. "Ben mi abartıyorum? Beş dakikadır kızı süzüyorsun Berzan. Ben buradayım kendine gel. Nişanlıyız biz Berzan!" Canım nişanlım! Bakışlarımın nereye kaydığını görmüştü. Ben de inkâr edemeyecek kadar farkındaydım.
Koluma daha sıkı sarıldı, sanki varlığını hatırlatmak ister gibi. Bakışları kıza kaydı, sonra tekrar bana döndü. Gözlerinde açık bir kıskançlık vardı. Alışık olmadığı bir tehdit sezmiş gibiydi.
Ben ise anlam veremiyordum.
Onu tanımıyordum. İsmini bilmiyordum. Hangi ailenin kızı, kim olduğunu bilmiyordum. Hayatıma tam bir kaç saniye önce girmişti. Ama kalbim mantıksız bir hızla atıyordu. Bu saçmaydı.
Helin bir şeyler anlatıyordu, farkındaydım. Ama kelimeleri kulağıma uğrayıp kayboluyordu. Çünkü gözlerim, istemediğim halde, tekrar onu bulmuştu.
Ve tam o an... Yürürken başını kaldırdı.
Bakışlarımız çarpıştı.
Kalbim daha sert vurdu göğsüme. Salonun gürültüsü uzaklaştı. Helin'in sesi tamamen kesildi zihnimde. Sadece o vardı. O bakış. Sanki beni fark etmişti.
Sanki ben de tam o sırada kalabalığın içinden ayrılmıştım.
Bölüm sonu
Sosyal medya hesaplarında buluşalım!
İnstagram:
ElizinHikayeleri
kadercizgisi_kitap
Parodi hesap:
berzanazadaladag
