25. bölüm / 74
Kader ÇizgisiBölüm 23 - Helin’in Sonu
Bölümler 74Şu an: Bölüm 23 - Helin’in Sonu
- 1 Tanıtım 🔗167 kelime
- 2 - UYARI -286 kelime
- 3 Bölüm 1 ⛓️ Zehir1.821 kelime
- 4 Bölüm 2 - İlaç761 kelime
- 5 Bölüm 3 - Karar1.101 kelime
- 6 Bölüm 4 - Terkediliş949 kelime
- 7 Bölüm 5 - Merhaba. Ben Helin.1.967 kelime
- 8 Bölüm 6 - Sevgili Berzan1.753 kelime
- 9 Bölüm 7 - Hatırlamıyorum1.115 kelime
- 10 Bölüm 8 - Yandım Gönlüm1.230 kelime
- 11 Bölüm 9 - Nişanlıyız Biz Berzan2.490 kelime
- 12 Bölüm 10 - Vicdan payı2.508 kelime
- 13 Bölüm 11: Evlenecek misin benimle?1.767 kelime
- 14 Bölüm 12 - Amerika Yolcusu1.140 kelime
- 15 Bölüm 13 - Ağa Toplantısı1.786 kelime
- 16 Bölüm 14: Çatışma1.918 kelime
- 17 Bölüm 15: Helin Rezan1.901 kelime
- 18 Bölüm 16: Azade Barzani Aladağ1.686 kelime
- 19 Bölüm 17: Alo? Kudret amca1.053 kelime
- 20 Bölüm 18: Şarap Evi1.305 kelime
- 21 Bölüm 19: Tehdit1.711 kelime
- 22 Bölüm 20: Konağın kapalı kapıları1.304 kelime
- 23 Bölüm 21 - Yüzleşme2.581 kelime
- 24 Bölüm 22 - Gelinlik Mağazası2.391 kelime
- 25 Bölüm 23 - Helin’in Sonu1.170 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 Bölüm 24 - Beklenmedik Misafir2.470 kelime
- 27 Bölüm 25: Emanetimi evine saklamışsın.1.768 kelime
- 28 Bölüm 26: İndir o silahı.1.475 kelime
- 29 Bölüm 27: Yalnız değilsin Berzan2.236 kelime
- 30 Bölüm 28: Duru Neva2.952 kelime
- 31 Bölüm 29: Ateş Enzo Yıldırım2.442 kelime
- 32 Bölüm 30: Yeniden Doğuş2.530 kelime
- 33 Bölüm 31: Annem!1.705 kelime
- 34 Bölüm 32: ilayda'm1.407 kelime
- 35 Bölüm 33: Sonsuz Sessizlik1.706 kelime
- 36 Bölüm 34: Yalan İfade3.254 kelime
- 37 Bölüm 35: Çilingir Sofrası2.901 kelime
- 38 💋 İlk adım, ilk yangın 🔥(Ferhat & Zelal -Özel bölüm)1.745 kelime
- 39 Bölüm 36: Kalbimden sana kalan son hayat1.404 kelime
- 40 Bölüm 37: Ateş kim?1.687 kelime
- 41 Bölüm 38: İlayda nerede?1.534 kelime
- 42 Bölüm 39: İtalya1.530 kelime
- 43 Bölüm 40: Doktorların kardeşi2.327 kelime
- 44 Bölüm 41: Aladağ Hanedanı2.531 kelime
- 45 Bölüm 42: Bervan Dara Aladağ3.227 kelime
- 46 Bölüm 43: İtalya’nın zehri6.166 kelime
- 47 Bölüm 44: Parçalanmış hayatlar3.741 kelime
- 48 Bölüm 45: Mardin’in karanlık gecesi2.737 kelime
- 49 Bölüm 46: Son Kurşun2.203 kelime
- 50 Bölüm 47: Berzan ağam1.720 kelime
- 51 Bölüm 48: Şimdi ne olacak?2.295 kelime
- 52 Bölüm 49 - Cenaze mi varmış?2.068 kelime
- 53 Bölüm 50: Hanımağam3.153 kelime
- 54 Bölüm 51: Umarım ölmüşsündür!2.364 kelime
- 55 Bölüm 52: Dedikodu2.458 kelime
- 56 Bölüm 53: Kanla yazılan adalet2.324 kelime
- 57 Bölüm 54: Kalbimin enkazı1.140 kelime
- 58 Bölüm 55: Gece Misafiri2.914 kelime
- 59 Bölüm 56: Mardin Kalesi2.200 kelime
- 60 Bölüm 57: Aşk Sarhoşu1.886 kelime
- 61 Ferhat ve Zelal Özel - Kalbin yarası1.215 kelime
- 62 Bölüm 58: Sabahın Körü2.092 kelime
- 63 Bölüm 59: Ağaya bak hele.1.809 kelime
- 64 Bölüm 60: Davet2.177 kelime
- 65 Bölüm 61: Yunan Tanrısı2.036 kelime
- 66 Bölüm 62: Oyun içinde oyun3.918 kelime
- 67 Bölüm 63: Beylerbeyi Çiftliği2.479 kelime
- 68 Bölüm 64: Kalbin barikatları2.325 kelime
- 69 Bölüm 65: Kendi ayaklarımızın üzerinde1.244 kelime
- 70 Bölüm 66: Bulaşıkçı2.306 kelime
- 71 Bölüm 67: Mutluluğa doğru ilk adım6.269 kelime
- 72 Bölüm 68: Mardin Sokaklarında İtalyan Usulü Yürüyüş2.383 kelime
- 73 Bölüm 69: Gidelim buralardan2.439 kelime
- 74 (Final) Bölüm 70: Ailem7.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Arabaya döndüğümde sesimi çıkarmadan şoför koltuğuna oturdum. Karşımda bulunan gelinlik mağazasındaydı bakışlarım, Helin'in bakışlarıda bendeydi farkındaydım ama umursamıyordum. Bir kaç saniye sonra İlayda elinde çantası ile çıktığında rahatlayarak arabayı çalıştırdım.
O sırada ellerimde bulunan kanı fark etmiş olacak ki Helin konuşmaya başladı. "Nerede kaldın Berzan? Bu halin ne? Savaştan mı çıktın?"
"Geldim işte..."
"Görüyorum geldiğini. Üstüne başına ne oldu diyorum?" Sorduğu cümle ile üzerine baktım. Beyaz gömleğime sıçramış kan lekelerini yeni görüyordum, gerçekten savaştan çıkmış bir halim vardı. Helin'i haklı bulacağım aklıma gelmezdi. Bir an önce yanımdaki kızdan kurtulup içmeye gitmek istiyordum, az önce olanları başka hiçbir şey unutturamazdı. "Nereye bırakayım seni?" Sorduğum soru hoşuna gitmemiş olacak ki, yüzünü buruşturarak kollarını göğsünde birleştirerek cevap vermedi.
Bu kızın en ufak bir hareketi bile fazlasıyla gözüme batıyordu; nedenini bilmediğim bir huzursuzluk, her nefes alışında içime oturuyordu. Helin'in varlığı artık sadece bir rahatsızlık kaynağıydı ve zaman geçtikçe, zihnimde ona karşı beslediğim o eski "abi-kardeş" bağı lime lime olup yok oluyordu. Bir zamanlar hissettiğim o saf koruma içgüdüsü, onun pervasız tavırlarıyla sadece bir kaç günde çöpe dönüşmüştü.
Direksiyonu sıkıca kavrayıp yola konsantre olmaya çalıştığım sırada, Helin birden derin, hesaplı bir nefes aldı. Sessizliği bozan sesi, arabanın içine yayılan ağır bir koku gibiydi. "Bence biraz takılabiliriz, ne dersin?" Sorduğu sorunun hemen sonrasında, parmaklarını bir yılan gibi bacağıma yerleştirerek yavaşça gezdirmeye başladı. Dişlerimin arasından, buz gibi bir sesle tısladım: "Çek elini."
"Hadi ama, karı gibi naz yapmasan mı artık? Sen de istiyorsun. Biliyorum." Dudak kenarına yerleşen o küstah gülümsemeyi görmesem de sesindeki o emniyeti hissedebiliyordum. Bu cüretkar tavrı, içimdeki sabır taşını çatlatıyordu. Sertçe yutkunarak tüm dikkatimi karanlıkta uzayıp giden yola verdim. Gözlerim sadece önümdeki asfalta kilitlenmişti; kırıcı olmak istemiyordum, annemin hatırı için kendime hakim olmak, o görünmez zincirleri koparmamak zorundaydım. "Helin, çek elini. Sakın bir daha bana dokunma."
Sesinde, duyduğum an midemi bulandıran o iğrenç tonlama ile o saçma soruyu sordu: "Niye? Namusun mu kirlenir?" Kelimeleri zehir gibi havada asılı kalırken, elini durmak bilmeden daha yukarı, sınırları tamamen ihlal eden o noktaya doğru çıkarmaya başladı. "Helin dedim..."
Dişlerimin arasından sızan bu iki kelime aslında son uyarımdı; direksiyonu kavrayan parmak boğumlarımın bembeyaz kesilmesinden, şakaklarımdaki damarın atışından durması gerektiğini anlamasını umuyordum ancak o duracak gibi değildi. Gözü tamamen kararmış, aramızdaki o son saygı kırıntısını da çiğnemeye ant içmiş gibiydi.
"Gevşemene bak. Bana bırak," diyerek parmaklarını o yasaklı noktaya, mahremiyetime cüretle dokundurduğunda, beynime sıçrayan kanın uğultusunu duydum. O an reflekslerim benden bağımsız hareket etti; direksiyonu tek elimle zapt ederken diğer elimle onun elini bir demir pençe gibi sertçe tuttum. "Sakın dedim!" diye gürledim. Sesim arabanın dar kabininde yankılanırken, elini o noktadan söküp atarcasına uzaklaştırarak onu durdurdum.
Helin ise uğradığı bu sert reddedişin ve fiziksel gücün şokuyla sarsıldı. Yüzündeki o yapay işve bir anda dağılıp yerini öfkeye bırakırken, "Manyak mısın be! Canımı acıtıyorsun, bırak elimi!" dedi. Sesi, az önceki o davetkar tondan tamamen uzaklaşmış, hırçın ve tiz bir çığlığa dönüşmüştü. Bu sert tepkinin ardından bir an duraksadı ama geri adım atmaya niyetli değildi. Bakışlarını bana çevirdi; yüzünde, yaptığı her şeyi meşrulaştıran o sinir bozucu, küstah özgüven vardı.
"Yarın kocam olacaksın," dedi, sanki çok doğal bir şeyden bahsediyormuş gibi omuz silkerek. "Ha bugün, ha yarın... Ne fark eder?" Bu sözler, aramızdaki o uçurumu bir anda dipsiz bir kuyuya dönüştürdü. Onun için bu evlilik, sınırları ihlal etmek için bir lütuftu; benim içinse sadece bir zorunluluk. Bu savunması, beynimin içindeki o son sabır telini de kopardı. Gözlerim kan çanağına dönmüş, dişlerimi birbirine öyle bir kenetlemiştim ki çenem sızlıyordu. İçimdeki o sessiz volkan, en sonunda büyük bir gürültüyle patladı. "Git başka yerde yap orospuluğunu!" diye gürledim. Sesim, arabanın dar kabininde büyük bir etki bırakmıştı ve Helin'in o küstah tavrını bir anda yerle bir etmişti.
Öfkemi kelimelere sığdıramazdım. Her aldığım nefes sinir ve kin kokuyordu. Yüzüne bile bakmadan, her kelimenin üzerine basarak tane tane devam ettim: "Bana bir daha tekrar ettirme sakın. Bana. Dokunma."
"Orospu olduğumu bile bile benim ile evlenmene ne demeli? Sanırım sende de biraz gavatlık var." Kurduğu cümlenin ardından direksiyonu öyle bir sıktım ki, derisi ellerimin altında gıcırdadı. Bakışlarımı yoldan ayırmadan, sesimdeki her bir tınıyı kontrol etmeye çalışarak cevap verdim: "Çünkü seninle evlenmezsem Şima ile evlendirecekler. Kardeşini senden daha çok düşünüyorum diye gavat mı oldum?"
Helin'in yüzünde, bir başkasına duyulan o hastalıklı rekabetin izleri belirdi. "O zaten sana istediğin kadınlığı yapamaz," dedi, sesi artık bir fısıltıdan farksız ama bir o kadar da cüretkardı. Bunu söyledikten sonra, az önceki reddedişimi hiç umursamadan elini tekrar aynı noktaya, mahremiyetime koydu. "Bırak ben yapayım."
O an, beynimin içinde bir yerlerde bir sigorta attı. Lastiklerin asfaltta bıraktığı o keskin gıcırtı, geceyi ikiye böldü. Araba, ıssız kavşağın tam ortasında, sarsılarak durdu. Gözlerimdeki o karanlık nefretle ona döndüm: "İn aşağı."
"Deli misin sen? Nereye ineceğim yolun ortasında?" diye sordu, şaşkınlıkla karışık bir küstahlıkla.
Sesim artık buzdan bir duvar gibiydi: "İn aşağı." Bakışlarımı ön cama sabitledim. Kendi kendime, zihnimin derinliklerinde bir savaşa girdim. Sakin kal Berzan. Koyunları say... Bir koyun. İki koyun... Üç koyun... Sanki saydığım her rakam, içimdeki o canavarı dizginleyen birer zincirdi.
Ancak Helin durmuyordu. Bu sessizliğimi bir teslimiyet zannetti. "Senin gerçekten gevşemeye ihtiyacın var. Gel buraya," dedikten hemen sonra, ani bir hamleyle üzerime atıldı. Bacaklarını iki yana açıp kucağıma oturdu; ellerini yüzüme kenetleyip nefret ettiğim o kokusuyla dudaklarıma yapıştı.
Şakaklarımdaki damarın, her atışında beynime bir balyoz indirdiğini hissediyordum. Koyunları saymayı bıraktım; çünkü artık çitlerin ötesinde sadece kan vardı. O an tek bir şey biliyordum: Eğer o kapı açılmazsa, bu arabanın içinden sadece birimiz canlı çıkacaktı. Gözlerimdeki o kırmızı perde kapandığında, Berzan gitmiş; yerine sadece saf, kontrolsüz bir nefret kalmıştı.
O an, içimdeki o volkan en yıkıcı haliyle patladı. Onu omuzlarından tutup geri iterken kükredim: "İn lan aşağı! Yeter! İniyor musun? İndireyim mi!"
Helin, öfkemden doğan o kontrolsüz gücün altında ezilerek kapıyı açtı. Gözlerinde hırs ve aşağılanmanın verdiği o yakıcı ifadeyle arabadan indi. "Seni babana söyleyeceğim!" diye bağırdı, sesi gecenin karanlığında yankılanıyordu. Camı indirip yüzüne baktım. Dudaklarımda, içinde zerre merhamet barındırmayan o alaycı gülümseme belirdi. "Selam da söyle. Yolluluk yaptım, yolda bıraktı dersin."
"Terbiyesiz!" Onun arkadan gelen bağırışını, gaza basıp arkamda bıraktığım o kesif dumanla birlikte görmezden geldim.
Bunun sonrasında arabayı hangi hızla sürdüğümü, kaç kırmızı ışığı ihlal ettiğimi ya da o virajları nasıl sağ salim döndüğümü bilmiyordum. Dünya, ön camın ötesinde bulanık bir lekeye dönüşmüştü.
Ne kadar süre geçtiğini kestiremediğim o kör sürüşün sonunda, Devin'in konağının önüne adeta bir fırtına gibi daldım. Frenlerin acı çığlığı avluda yankılanırken, kapıyı çarpıp hızla içeri girdim. Her adımımda zeminin sarsıldığını, arkamda bıraktığım o öfke bulutunun konağın ağır havasını dağıttığını hissediyordum. Bir şeylerin feci şekilde ters gittiğini, gözlerimdeki o yabancı ve karanlık bakıştan anlayan Devin, endişeyle bana doğru yaklaştı. Yüzündeki o soru dolu ifadeyi, dudaklarından dökülmeye hazırlanan teselli cümlelerini daha başlamadan kestim. Konuşmasına, nefes almasına dahi izin vermeden; içimdeki o patlamaya hazır yanardağın son lavlarını kelimelere döktüm.
"Bana bak Devin! Helin'in adını bir daha benim adımın yanında, aynı nefeste, herhangi bir kuytuda duyarsam; o adı söyleyenin nefesini orada keserim! Eğer bu topraklarda bana rağmen bana bir gelin seçilecekse, o gelin İlayda'dır. O kadından başkası konağımın eşiğine adımını atarsa, o eşiği kanla yıkarım. Sözüm söz, kararım ölümden dönmez. Madem töre 'evlen' der, benim törem de 'İlayda' der. Kararım budur, tüm aşiretlere böyle duyurula!"
Bölüm etkileşimi
