15. bölüm · Kader Çizgisi

Bölüm 13 - Ağa Toplantısı

Eliz’in Hikayeleri

Bölümler
1 Tanıtım 🔗 2 - UYARI - 3 Bölüm 1 ⛓️ Zehir 4 Bölüm 2 - İlaç 5 Bölüm 3 - Karar 6 Bölüm 4 - Terkediliş 7 Bölüm 5 - Merhaba. Ben Helin. 8 Bölüm 6 - Sevgili Berzan 9 Bölüm 7 - Hatırlamıyorum 10 Bölüm 8 - Yandım Gönlüm 11 Bölüm 9 - Nişanlıyız Biz Berzan 12 Bölüm 10 - Vicdan payı 13 Bölüm 11: Evlenecek misin benimle? 14 Bölüm 12 - Amerika Yolcusu 15 Bölüm 13 - Ağa Toplantısı 16 Bölüm 14: Çatışma 17 Bölüm 15: Helin Rezan 18 Bölüm 16: Azade Barzani Aladağ 19 Bölüm 17: Alo? Kudret amca 20 Bölüm 18: Şarap Evi 21 Bölüm 19: Tehdit 22 Bölüm 20: Konağın kapalı kapıları 23 Bölüm 21 - Yüzleşme 24 Bölüm 22 - Gelinlik Mağazası 25 Bölüm 23 - Helin’in Sonu 26 Bölüm 24 - Beklenmedik Misafir 27 Bölüm 25: Emanetimi evine saklamışsın. 28 Bölüm 26: İndir o silahı. 29 Bölüm 27: Yalnız değilsin Berzan 30 Bölüm 28: Duru Neva 31 Bölüm 29: Ateş Enzo Yıldırım 32 Bölüm 30: Yeniden Doğuş 33 Bölüm 31: Annem! 34 Bölüm 32: ilayda'm 35 Bölüm 33: Sonsuz Sessizlik 36 Bölüm 34: Yalan İfade 37 Bölüm 35: Çilingir Sofrası 38 💋 İlk adım, ilk yangın 🔥(Ferhat & Zelal -Özel bölüm) 39 Bölüm 36: Kalbimden sana kalan son hayat 40 Bölüm 37: Ateş kim? 41 Bölüm 38: İlayda nerede? 42 Bölüm 39: İtalya 43 Bölüm 40: Doktorların kardeşi 44 Bölüm 41: Aladağ Hanedanı 45 Bölüm 42: Bervan Dara Aladağ 46 Bölüm 43: İtalya’nın zehri 47 Bölüm 44: Parçalanmış hayatlar 48 Bölüm 45: Mardin’in karanlık gecesi 49 Bölüm 46: Son Kurşun 50 Bölüm 47: Berzan ağam 51 Bölüm 48: Şimdi ne olacak? 52 Bölüm 49 - Cenaze mi varmış? 53 Bölüm 50: Hanımağam 54 Bölüm 51: Umarım ölmüşsündür! 55 Bölüm 52: Dedikodu 56 Bölüm 53: Kanla yazılan adalet 57 Bölüm 54: Kalbimin enkazı 58 Bölüm 55: Gece Misafiri 59 Bölüm 56: Mardin Kalesi 60 Bölüm 57: Aşk Sarhoşu 61 Ferhat ve Zelal Özel - Kalbin yarası 62 Bölüm 58: Sabahın Körü 63 Bölüm 59: Ağaya bak hele. 64 Bölüm 60: Davet 65 Bölüm 61: Yunan Tanrısı 66 Bölüm 62: Oyun içinde oyun 67 Bölüm 63: Beylerbeyi Çiftliği 68 Bölüm 64: Kalbin barikatları 69 Bölüm 65: Kendi ayaklarımızın üzerinde 70 Bölüm 66: Bulaşıkçı 71 Bölüm 67: Mutluluğa doğru ilk adım 72 Bölüm 68: Mardin Sokaklarında İtalyan Usulü Yürüyüş 73 Bölüm 69: Gidelim buralardan 74 (Final) Bölüm 70: Ailem

Sinir krizi geçirmelik yeni bölümünüz geldi hoşgeldiii!
Yorum ve vote yapmayanlara Kudret Aladağ hediye ediyoruz! (Bir ömür sizin olacak!)

"Uyan!"

"Beş dakika daha ya..."

"Başlarım beş dakikana Berzan, nişanlın kaçmış."

Gözlerimi araladığımda Devin tepemde dikiliyordu. Duyduğum cümleydi duymamazlıktan geldiğim an bir şeyler bildiğimi anlayacağının farkındaydım.

Konuşmaya devam etti. "Kalk hazırlan. Ağaların hepsi aşağıda. Seni bekliyorlar."

Başım zonkluyordu. Gece çok geç yatmıştık. Ferhat'la şarabı çok fazla kaçırmıştık. "Ne kaçması..." diye mırıldandım.

"Helin yok Berzan. Oda boş. Sabah fark edilmiş."
Bu kez doğruldum. Ama yüzüme şaşkınlık yerleştirmeyi unutmadım.

"Ne demek yok?"

"Yok işte. Telefon kapalı. Eşyalarının çoğu yok." İçimden
geçen tek cümle şuydu: Plan işe yaradı. Ama yüzümdeki ifade uykulu ve sinirliydi. Aşağı indiğimde salon doluydu. Ağır bakışlar üzerime çevrildi. En nefret ettiğim ortamın tam içindeydim.

Çok uzun sürerse biri beni kurtarsın diye bağırablirdim. Esnedim ve bana ayrılan koltuğa oturdum. Devin ise yanıma kuruldu, öyle bir kurulmaydı ki, sanırsın tüm Mardin'in sahibi derdim ama, sonuç olarak öyleydi...

"Hayırdır?" Diye sordum sanki haberim yokmuş gibi. Doğuştan aktör müydün be Berzan! Bu saçma düşüncelerim hala ayılmadığım içindi, bunun farkındaydım. "Helin kayıp." dedi babam. Yok değil, biz onu Amerika'ya postaladık demedim tabi ki. Söylediklerime ve ağzımdan çıkanlara dikkat etmeliydim.

"Nasıl kayıp?"

"Sabah odasında yok. Kimse görmemiş. Çıkışta güvenlik de bir şey hatırlamıyor." Sustum. Kaşlarımı çattım.

"Bana niye bakıyorsunuz?" dedim. Ben mi kaçırdım kızı? Benim ile ne alakası olabilirdi. Yani, mantıken ben kaçırmıştım ancak bunu onların bilmesine gerek yoktu...
"Senin nişanlındı!" diye yükseldi biri.

"Zorla." dedim istemsizce.

Odadaki hava sertleşti. Herkesin bakışı üzerimdeydi, henüz kimseyi alarma geçirmenin gereği yoktu, sesimi çıkarmadım. "Demek haberin vardı?" dedi bastonlu ağa şüpheyle. Gözlerini gözlerime dikti. Omuz silktim ve olumsuz bir şekilde kafamı salladım. "Tüm gün evde değildim. Dışarda içiyordum, kızı kaybeden sizsiniz." Ferhat öksürdü.

"Berzan'la bendik." dedi sakin bir sesle. "Sabaha kadar dışardaydık." Bu doğruydu. Bana destek çıktığı için ona doğru minnet dolu bir bakış attığımda rica ederim demek yerine gözlerini kapatarak kafasını hafif indirmişti.

"Bu bir rezillik." dedi biri. "Kız kaçmış!"

Kaçmış. Sanki bir suç işlemiş gibi. Kız kendi hayallerini gerçekleştirmeye, kendine yeni bir hayat kurmaya gitmişti. Skandal bir olaymış gibi davranmaları ise istediklerinin olmadığı içindi.

"Demek ki fikrini değiştirdi evlenmek istemiyor." dedim.
"Bu aşirete saygısızlık." dedi bastonlu ağa. "Berzan'ın nişanlısı kayboluyor. Bu bir zayıflıktır." Başımı geriye yasladım ve biraz daha rahat bir şekilde koltuğa yayıldım.

Uyku vaktim gelmek üzereydi, kararname açıklanmadan uyurdum. Bu saçmalığa daha fazla mahsur kalmak istemiyordum. Ancak gözlerimi kapatacağım sırada Devin'in kaburgalarıma geçirdiği dirsek ile acıdan gözlerimin dolmasına izin verdim.

Konuşmamı mı istiyorlardı? Konuşurduk o zaman. "Bir kızın gidişiyle zayıflıyorsak zaten güçlü değiliz."
"Berzan!" diye uyardı babam olacak sahış...

"Ne yapmamı bekliyorsunuz?" dedim. "Gidip sokak sokak Helin mi arayayım?"

Uzun bir sessizlik... İşte tam bu an çoktan karar vermişlerde, beni sadece kararı dinlemeye çağırmışlar gibi hissetmiştim. "Bu iş böyle kalmaz." dedi yaşlı ağa. "Berzan'ın yeni nişanı yapılacak."

İçimden güldüm. "Helin daha kayıp." dedim.
"Tam da bu yüzden." dedi. "Söz bozuldu. İtibar onarılacak."

"Berzan'ın nişanı hemen yapılacak."

"Bu kadar acele niye?" dedim.

"Çünkü laf büyümeden kesilir."

Babam sustu. Bu susuş onaydı. Ve ben konuşmadan sıkılmıştım. Bir kez daha gözlerimi kapattım, artık konuşmalar uzaktan geliyordu.

"Helin kaçtıysa," dedi yaşlılardan biri, "biz de boş durmayız." O an başka bir adam öne çıktı. Sesi sakin ama hesaplıydı.

"Madem Helin kaçmıştır..." dedi ağır ağır, "kardeşini nişanlarız." Oda bir an sessizleşti. "Buraya neden toplandık bilirsin Devin ağam."

"Söze girin."

"Kızın kaçması törelere aykırıdır. Kan döksek olmaz, kız bizimdir ailesi bizimdir." Bu söze giren Helin'in babasıydı.

"O yüzden kız kardeşini oğluma almaya karar verdik aramızda." Bu sesine tüm küfürleri edebileceğim kişi ise babam olacak sahıştan başkası değildi.

"Kız kardeşi mi? Ne saçmalıyorsunuz siz! Kız kardeşi dediğiniz on üç yaşında bir çocuk!"

"Ağam, töreler böyle ilerler. Sende bilirsin."

"Sikerim törenizi. Çocuk istismarı bu!"

Devin'in bağırtısı ile yarı buçuk gözlerimi açtığımda duyduğum tek tük şeyle cevap vermeye başladım. "Bir şey diycem... Kız kardeşim mi vardı benim? Vardı değil mi? Yo. Öldü, kız kardeşim yok benim. Kimi nereye alıyoruz?" Cümlemi bitirir bitirmez öyle bir esnemiştim ki, çenemin bir anlığına yerinden çıktığına emindim.

Tekrar Kudret Aladağ'ın o iğrenç ses tonu kulaklarımı doldurmuştu. "Edepsizlik yapma Berzan! Şima'yı sana alacağız oğlum. İtiraz istemiyorum."

O an yapbozun parçası yerine oturdu. Kız kardeşi. Şima. Helin'in kız kardeşi Şima. "Şima daha Barbie bebek oynuyor! Napacağım ben Şima ile? Evlilik mi oynayacağım?" Ferhat'a bakışlarım döndüğünde sinirden yumruğunu ısırdığının farkındaydım.

"Koynuna alacaksın!"

Birden bire gelen kahkaha krizime engel olamadan gülerek ayağa kalktım ve onlara çıkış kapısını gösterdim. "Yeter. Çıkın gidin, uykum var benim hadi." O sırada Cihan abinin sesi yükseldi tüm şark odasında. Kimse onun lafının üzerine laf etmeye cüret edemezdi.

"Kesin artık şu saçmalığı! Kız daha on üç yaşında. Okul okuyacak, kimsenin koynuna girmeyecek. İtiraz eden varsa, buyursun. Buradayım."

Devin ise hemen ardından söze girdi. "Cihan haklı ağalar, saçmalamayı kesin." Yarı buçuk dinlediğim konuşmada gözlerim kapanmasın diye zorla savaş veriyordum.

Sanırım benim işime gelen bir şey söylenmişti, saçmalamayın tarzı bir laf duyduğumdan emimdim. "Her ne diyorlarsa o aynısından..." dedikten hemen sonra esneyerek herkese boğazımın derinliğini göstermiş olmuştum.

"O zaman gidip Helin'i bulun getirin!" Bu ses yine o yaşlı bunağa aitti. Artık beni bir salın uyuyacağım diye bağırarak isyan etmeme az kalmıştı. "O kimdi?"

"Nişanlın! Deyyus!"

"Gelmesin gitmiş işte, niye geliyor ki?" Çok mantıklı konuştuğumun farkındaydım, siz de bir de beni ayık kafayla görün ağalar. "Yolu açık olsun, umarım gittiği yerde sizden uzak mutlu mesut yaşar." Ferhat'ın bakışlarını üzerimde hissediyordum ancak gözümü açmaya halim yoktu.

"Ne Helen'le ne de Şima'yla olmayacak ağalar bu iş." Ha dilini yiyeyim Devin! İlk defa mantıklı konuşmuştu. Bir anlığına gözümü açarak onu izlemeye başladım. Böyle başladığı cümlenin sonu ne olacaktı merak ediyordum.

"Berzan'ın sevdiği vardır. Çok düğün istiyorsanız gidin sevdiği kızı isteyin. Dağılabilirsiniz." Beynim gözlerimin önünde Error 404 mesajları veriyordu.

"Ağam olmaz öyle aile arasında söz verdi-." Bu ses ise babam olacak varlığa aitti. Okaydan tekrar kopma vakti gelmişti.

"Benim sözümün üstüne söz söyleyecek kadar kim oldun sen, Kudret Amca?"

İşte bunu beklemiyordum. Bunu kimse beklemiyordu. Devin'in Kudret amcasına karşı böyle bir tepki vermesini o bile beklemiyordu. Her koşulda arkamda olacağını lafından sonra bana olan bakışından anlamalıydım.

Gitsinler diye uydurduğu sevdiği vardır yalanından sonra ona ne kadar teşekkür etsem azdı. Çünkü bu laftan sonra çoğu ağa odayı terk etmişti. Kudret Aladağ ve Cihan Beylerbeyi haricinde kimse kalmamıştı.

"Hazırlan Kudret amca. Yarın kızı istemeye gidelim."

Rolünü çok güzel oynuyordu, bunu inkar edemezdim. Ancak aklında ne plan vardı anlamaya çalışıyordum. Benim sevdiğim kim vardı benimde haberim yoktu. Zaman kazanmak için böyle bir yola başvurduğundan nedense emimdim.

"Ama ağam. Ailelerin birbirine sözü..."

"Aşiretler önümde diz çökerken sen hangi cesaretle lafımın üstüne laf söylersin Kudret Aladağ?"

Bakışlarımı Devin'e kenetledim. Ben gibi Cihan abide aynı şeyi yapmıştı. Kimse Devin'den böyle bir tepki beklemşyordu, kimse onu daha önce böyle görmemişti. Yüzümde ki minik tebessüm ilk defa arkamda birini hissettiğim içindi. Kendimi ilk defa yalnız hissetmemiştim. Babam olacak sahışın suratındaki o sinir ve kibiri görmek o kadar rahatlatıcı bir histi ki. Ömrüm boyunca tekrar böyle bir şey yaşamayacağımdan emindim.

Tek bir laf bile etmeden hızla odadan çıkan Kudret Aladağ'ın izlemek gördüğüm en güzel görüntü olabilirdi. Onun gitmesinden hemen sonra Devin o ciddi aşiret ağası halini bir kenara bırakarak yanımdaki koltuğa yayıldı. "Kimi gidip isteyeceğiz biz..."

Sorumun bitmesinden hemen sonra Cihan abinin çalan telefonu, Devin'in cevap vermesini engelledi. Birkaç saniye konuştuktan sonra telefonunu cebine atarak bize döndü. "Benim gitmem lazım, haberleşelim."

Yanımızdan uzaklaştığı gibi bakışlarımı tekrar abi yerine koyduğum adama çevirdim. "Sen niye söylemiyorsun oğlum sevdiğim var diye?"

"Ne? Ne sevdiği?"

"Sevgilinden bahsediyorum."

"Nedir sizin bu beni evlendirme bana bir sevgili bulma çabanız? Ben de şu an öğreniyorum sevgilim olduğunu. Allah aşkına beni de tanıştırsanıza!" Cümlemin hemen sonrasında Cihan abi tekrar içeri girdi. Bakışları üzürimdeydi.

Geldiğinde masanın üzerine bıraktığı araban anahtarına uzandı, unutmuş olmalıydı. Konuşmayı duymuş olacak ki merakla Devin'i izliyordu.

"Düğün salonundan sinirle uzaklaştığında seni takip ettirdim. Sağ salim gideceğin yere vardığından emin olmam lazımdı... Bir kadınla beraberdin."

"Hatırlamıyorum ben öyle bir şey..."

Cihan abi lafa girdi. "Ne iş çeviriyorsunuz siz? Bir bok anlamıyorum." Bakışlarını bu sefer bana çevirdi. "Al benden de o kadar abi..."

"Lan piç nasıl hatırlamıyorum?"

"Konu benle alakalı ama konuya o kadar alakasızım." Gerçekten öyleydim, herkes beni benden daha iyi biliyor, hayatımı benden daha iyi takip ediyordu.

"Lan! Madem sevgilin yok, kimi kaldırdın dağa?"

"Ya sabır! Ebemi kaldırdım Devin!"

Cebinde ki telefonunu çıkararak bir kaç kez ekranınw dokundu ve telefonu gözüme sokar gibi kaldırdı. "Bunlar ne lan o zaman? O gece fotoğraf attılar bana!"

Fotoğraftaki bendim, evet ama kız kimdi? Uykum falan kalmamıştı, fotoğrafı inceler gibi dikkatlice bakıp hatırlamaya çalışıyordum ama beynimin içinde kocaman bir boşluk vardı.

"Bilmiyorum... Hatırlamıyorum, kızın yüzü bile gözükmüyor. Kim bilmiyorum."

"Sonuç olarak yanında bir kız var Azad. Pardon. Üstünde!"

"Sarhoştum olum. Hatırlamıyorum! Her yanımda ki ile evleniyor muyum? Sen de yanımdasın! Evlenelim o zaman!"

"Lan kız üstünde yatıyor!"

"Devin haklı Berzan. Sen bizimle taşşak mı geçiyorsun?"

"Hayır! Yemin ederim hatırlamıyorum."

İkisinde sinirli bakışları üzerimdeydi. Oysa doğruyu söylüyordum, bilmiyordum. "Hatırlasam niye söylemeyeyim? Hatırlamıyorum Devin... " Ve bu durum bana kafayı yedirmek üzreydi. Ben o gece kimin yanındaydım? O şişme yatak oraya nereden gelmişti. O gün telefonumu nerede ve nasıl kaybetmiştim? Hatırlamıyordum..

"Kalk siktir git Berzan. Seninle mi uğraşacağım? Karıma gidiyorum ben! Karımı özledim." Devin'in karım isyanı başladığına göre ağa toplantısı gerçek anlamda bitmişti. "Düğünden de kurtuldun sanma, bir kaç güne Berzan'a karı karı diye tuttururlar yine."

"Belki ben karı sevmiyorum?" Diye sorduğum anda sorunun saçmalığının farkına varmıştım. Öyle bir şey demek istememiştim, yanlışlıkla ağzımdan çıkmıştı fakat bu Devin'in bana laf sokması için ideal bir haldi.

"Unutun dediğimi! Saçma oldu," diyerek bana laf sokmaması için içimden dualar etsemde başarısız olmuştum. "Top musun lan? "

"Top olsam salacak mısınız beni?" Arkamda ki koltuğa uzanarak ayaklarımı küçük sehpaya uzattım. Artık uyku vakti gelmişti, gitmelerini bekliyordum.

"Kalk. Evine bırakayım seni. Leş gibisin! Yürü."

"Giderim ben Cihan abi," biraz daha oturduğum koltukta rahat bir pozisyona geçerek kendimi uykuya hazırlama derdindeydim ve tek isteğim buradan gitmeleriydi. Devin evinde uyumamı sorun etmezdi biliyorum, nasıl dün, gecenin köründe ses etmediği gibi yine bir şey demezdi.

"Giderim diyip daha çok yayılıyorsun. Kalk lan!" Daha fazla diretmeden yerimden kalkarak Cihan abinin arkasına takıldım. Kapının açılması ile havanın ağırlığı ile yüz yüze geldim.

Dışarısı fazla hareketsizdi ve içimde kötü bir his vardı. Cihan abi, etrafı gözleri ile tararken elinin birini bana doğru ittiğinde arkamda dur talimatı vermeye çalıştığının farkındaydım. O da yanlış bir şey olduğunu sezmişti.

"Bir gariplik var," dedi kısık sesle.

Tam o sırada karşı apartmanın çatısında bir gölge kıpırdadı. Gözüm metal bir yansıltıya takıldı.
Ne olduğunu anlamam bir saniye sürdü.

Silah.

"Abi—"

Sözüm bitmeden ilk kurşun patladı. Duvara saplanan mermi beton parçalarını yüzümüze savurdu. Cihan beni kolumdan çekip arabaların arkasına itti. İkinci kurşun camı indirdi. Üçüncüsü kaportayı deldi. Sokak bir anda cehenneme döndü.

"Yere yat!" diye bağırdı Cihan abi.

Sokağın ucunda farlar yandı. Ardından silahlı adamlar çıktı karanlığın içinden. Beş kişi... belki daha fazla. Yüzleri öfkeyle taş kesilmişti. Helîn'in ailesiydi bu. Rezan'lar. Kızları kaybolmuştu ve buna karşı bana savaş açmaya karar vermişlerdi.