5. bölüm / 74
Kader ÇizgisiBölüm 3 - Karar
Bölümler 74Şu an: Bölüm 3 - Karar
- 1 Tanıtım 🔗167 kelime
- 2 - UYARI -286 kelime
- 3 Bölüm 1 ⛓️ Zehir1.821 kelime
- 4 Bölüm 2 - İlaç761 kelime
- 5 Bölüm 3 - Karar1.101 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Bölüm 4 - Terkediliş949 kelime
- 7 Bölüm 5 - Merhaba. Ben Helin.1.967 kelime
- 8 Bölüm 6 - Sevgili Berzan1.753 kelime
- 9 Bölüm 7 - Hatırlamıyorum1.115 kelime
- 10 Bölüm 8 - Yandım Gönlüm1.230 kelime
- 11 Bölüm 9 - Nişanlıyız Biz Berzan2.490 kelime
- 12 Bölüm 10 - Vicdan payı2.508 kelime
- 13 Bölüm 11: Evlenecek misin benimle?1.767 kelime
- 14 Bölüm 12 - Amerika Yolcusu1.140 kelime
- 15 Bölüm 13 - Ağa Toplantısı1.786 kelime
- 16 Bölüm 14: Çatışma1.918 kelime
- 17 Bölüm 15: Helin Rezan1.901 kelime
- 18 Bölüm 16: Azade Barzani Aladağ1.686 kelime
- 19 Bölüm 17: Alo? Kudret amca1.053 kelime
- 20 Bölüm 18: Şarap Evi1.305 kelime
- 21 Bölüm 19: Tehdit1.711 kelime
- 22 Bölüm 20: Konağın kapalı kapıları1.304 kelime
- 23 Bölüm 21 - Yüzleşme2.581 kelime
- 24 Bölüm 22 - Gelinlik Mağazası2.391 kelime
- 25 Bölüm 23 - Helin’in Sonu1.170 kelime
- 26 Bölüm 24 - Beklenmedik Misafir2.470 kelime
- 27 Bölüm 25: Emanetimi evine saklamışsın.1.768 kelime
- 28 Bölüm 26: İndir o silahı.1.475 kelime
- 29 Bölüm 27: Yalnız değilsin Berzan2.236 kelime
- 30 Bölüm 28: Duru Neva2.952 kelime
- 31 Bölüm 29: Ateş Enzo Yıldırım2.442 kelime
- 32 Bölüm 30: Yeniden Doğuş2.530 kelime
- 33 Bölüm 31: Annem!1.705 kelime
- 34 Bölüm 32: ilayda'm1.407 kelime
- 35 Bölüm 33: Sonsuz Sessizlik1.706 kelime
- 36 Bölüm 34: Yalan İfade3.254 kelime
- 37 Bölüm 35: Çilingir Sofrası2.901 kelime
- 38 💋 İlk adım, ilk yangın 🔥(Ferhat & Zelal -Özel bölüm)1.745 kelime
- 39 Bölüm 36: Kalbimden sana kalan son hayat1.404 kelime
- 40 Bölüm 37: Ateş kim?1.687 kelime
- 41 Bölüm 38: İlayda nerede?1.534 kelime
- 42 Bölüm 39: İtalya1.530 kelime
- 43 Bölüm 40: Doktorların kardeşi2.327 kelime
- 44 Bölüm 41: Aladağ Hanedanı2.531 kelime
- 45 Bölüm 42: Bervan Dara Aladağ3.227 kelime
- 46 Bölüm 43: İtalya’nın zehri6.166 kelime
- 47 Bölüm 44: Parçalanmış hayatlar3.741 kelime
- 48 Bölüm 45: Mardin’in karanlık gecesi2.737 kelime
- 49 Bölüm 46: Son Kurşun2.203 kelime
- 50 Bölüm 47: Berzan ağam1.720 kelime
- 51 Bölüm 48: Şimdi ne olacak?2.295 kelime
- 52 Bölüm 49 - Cenaze mi varmış?2.068 kelime
- 53 Bölüm 50: Hanımağam3.153 kelime
- 54 Bölüm 51: Umarım ölmüşsündür!2.364 kelime
- 55 Bölüm 52: Dedikodu2.458 kelime
- 56 Bölüm 53: Kanla yazılan adalet2.324 kelime
- 57 Bölüm 54: Kalbimin enkazı1.140 kelime
- 58 Bölüm 55: Gece Misafiri2.914 kelime
- 59 Bölüm 56: Mardin Kalesi2.200 kelime
- 60 Bölüm 57: Aşk Sarhoşu1.886 kelime
- 61 Ferhat ve Zelal Özel - Kalbin yarası1.215 kelime
- 62 Bölüm 58: Sabahın Körü2.092 kelime
- 63 Bölüm 59: Ağaya bak hele.1.809 kelime
- 64 Bölüm 60: Davet2.177 kelime
- 65 Bölüm 61: Yunan Tanrısı2.036 kelime
- 66 Bölüm 62: Oyun içinde oyun3.918 kelime
- 67 Bölüm 63: Beylerbeyi Çiftliği2.479 kelime
- 68 Bölüm 64: Kalbin barikatları2.325 kelime
- 69 Bölüm 65: Kendi ayaklarımızın üzerinde1.244 kelime
- 70 Bölüm 66: Bulaşıkçı2.306 kelime
- 71 Bölüm 67: Mutluluğa doğru ilk adım6.269 kelime
- 72 Bölüm 68: Mardin Sokaklarında İtalyan Usulü Yürüyüş2.383 kelime
- 73 Bölüm 69: Gidelim buralardan2.439 kelime
- 74 (Final) Bölüm 70: Ailem7.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi odamda açtım. Eve nasıl gelmiştim? Hatırlamıyordum. Başımın ağrısı o kadar yoğundu ki. Kolay kolay geçeceğe benzemiyordu. Yavaş bir şekilde kalkarak kendimi odadan dışarı attım. Ne halde eve geldiysem üzerimi bile değiştirmeden yatağa atmıştım kendimi. Avluda bir koşuşturma vardı, nedenini bilmiyordum. Malum dört gündür bırak eve gelmeyi Mardin'e bile gelmemiştim. Miran Rezan gibi, kendimi dağlara vurup bir ateş kenarında tek başına kafayı bulmanın huzuruna varmıştım. İnsanın kendi ile başbaşa kalması kadar güzel bir şey yokmuş. Ben bundan hep korkmuştum. Tek başıma kalmaktan kaçmıştım hep. Düşüncelerim, beynimin içinde olup bitenler beni korkutuyordu. Fakat zamanla kimsenin beni anlamadığının farkına vardım. Kimse çektiklerimi çekmemişti, kimseye anlatamazdım. Kimsesizleştikçe kendimi bulmuştum.
"Azad? Oğlum ne yapıyorsun tek başına dışarıda?" Oğlum kelimesini annemin sesinden duymayı o kadar özlemiştim ki. "Günaydın Arzu abla," diyerek sorusunu duymazdan geldiğimde bir süre bana bakarak bir şey demeden yanımdan uzaklaştı. İşime gelmişti, konuşmak istemiyordum. Gitmesinden faydalanarak koşar adımlar ile annemin kaldığı odaya inmek için merdivenlere yöneldim. Beni gördüğü gibi gözlerinin içi gülmeye başlamıştı.Ona giderek şey demeden yanına uzandım.
"Anne, biliyor musun..." derin bir nefes aldım. "Ya da boşver anne bilmesen de olur." Kadını daha fazla üzmek istemiyordum. Hayatının yirmi yılını yatalak geçirmiş bir kadına bunun suçlusunun eşi olduğunu söyleyemezdim. "İyileşmene çok az kaldı annem." Yanağına bir öpücük kondurarak yanından kalktım.
Odanın kapısını kapatarak kendi aldığım ilaçları bu sefer Arzu ablaya teslim etmeden ben yerleştirdim. Eski ilaç kutularını toplayarak ceketimin cebine yerleştirerek annemin odasından ayrıldım. Şimdi evden tekrar uzaklaşma vaktiydi. Burada kaldıkça boğuluyordum, duvarlar üzerime üzerime geliyordu. Kendimi çok nadir kötü hissederdim ve genel olarak bu ev bana böylesine dolgun bir duygu yaşatan tek yerdi.
"Berzan Azad Aladağ."
Duyduğum ses ile duraksadım. Onun sesiydi bu. Babamın sesiydi. Duymak istediğim son ses bile değildi, içimde ona karşı o kadar büyük bir nefret büyümüştü ki. Sadece adı bile tüylerimin diken diken olmasına sebep oluyordu. "Efendim?" Diyerek konuşmanın kısa sürmesini istiyordum. Bir an önce buradan uzaklaşmak istiyordum. "Neredesin kaç gündür?"
"İşlerim vardı. Anneme uğradım, şirkete dönmem lazım." Merdivenlere doğru ilerledim. Aklımda tek bir şey vardı. Buradan uzaklaşmak. "Şirkete hiç gitmemişsin. Bir aydır seni görmüyorlarmış. Sen benim ile dalga mı geçiyorsun Berzan? Burası otel değil istediğin gibi girip çıkamazsın."
"Buraya gelmemek için otelde kalıyorum zaten Kudret bey. " Bir şey demesine izin vermeden evden çıkmak için merdivenlerden inerek kapıya doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım. Yukarıdan beni izlediğinin farkındaydım. "Yarın sabah burada ol Berzan." Duraksadım. Kafamı ona doğru çevirdim.
"Neden?"
"Gel yukarı. Konuşalım,"diyerek konağın salonuna doğru yürümeye başladı. Benim yaptığım gibi cevap vermeden uzaklaşmayı çok seviyordu. Ona benzeyen bir huyum daha buydu. Ve ben beni ona bağlayan ne varsa vazgeçmeye çalışıyordum. Bu huyumuda bir kenara bırakma vaktim çoktan gelmişti. Çaresiz bir şekilde indiğim merdivenlerden tekrar üst kata çıktım.
Yukarı vardığımda salona girmemiş, dışarda sandalyede oturarak avluyu izliyordu. Yavaş adımlar ile ona ilerleyerek, ona en uzak sandalyeyi kendime doğru çekerek oturdum. "Söyle."
"Yarın burada olacak mısın? Sen önce onu söyle."
"Duruma bağlı."
"Yarın ağalar toplanacak."
Bakışlarımı ona kenetleyerek konuşmaya devam etmesini bekledim. Ona olan bakışlarımın nefret dolu olduğunu hissediyordum. Ayağa kalkarak bir elini cebine yerleştirerek diğer elinde tuttuğu tespihi bir tur çevirerek etrafı izledi. Bana işkence etmek istermiş gibi konuşmuyordu. Bir kaç adım ilerledi, o sıra mutfağa doğru ilerleyen Zelal'i gördü. "Zelal. Bana bir mırra getir. Sıcak olsun."
"Baş üstüne ağam. Hemen getiririm." Zelal uzaklaşırken babam bana doğru ağır adımlarla yürümeye başladı. Oturduğum yerden kalkarak bir sigara çıkarıp yaktım. Konuşma uzun sürecekti. Bu hareketimi hiç aldırmadan sonunda konuşmaya başladı.
"Senin işi konuşacağız."
"Ne işi?" Ağaları ilgilendiren ne işim olabilirdi benim?
"Evlilik meselesi."
"Benim rızamı almadan mı? Yine kendi başına kararlar alıyorsun Kudret Aladağ."
Tam o sırada Zelal mırra tepsisiyle yaklaştığı sırada ortamdaki gerginliği anlamış gibi bakışlarını yerden ayırmadı. "Ağam. Mırra hazırdır." Babam bakışlarını benden ayırmadan fincanı Zelal'den aldı. "Siz bir şey ister misiniz ağam?" Olumsuz şekilde kafamı salladım. Yanımızdan uzaklaşırken bakışlarını görmemezlikten geldim. Benden hoşlandığının farkındaydım ancak görmemezlikten gelmek daha kolaydı.
Babam kaldığı yerden devam etmeye başladı. "Büyüklerin kararı için senden izin alınmaz, Berzan." Elimde ki sigarayı iki parmağımın arasında çevirdikten hemen sonra bacağımı duvara yaslayarak rahatlamaya çalıştım. "Ben çocuk değilim."
"Öyle davran o zaman."
Mırrasından bir yudum alarak konuşmaya devam etti. "Yarın kapının dışında duracaksın. Çağırırsak girersin. Çağırmazsak, bil ki bir karar verilmiştir."
Umursamaz ve soğuk tavrıyla sırtını bana dönerek karşısında bulunan Mardin manzarasını izlemeye başladı. Onun baktığı yöne baktım. Avlunun bu köşesinden, Mardin kalesi gözüküyordu. Güneş vurdukça bal rengine dönüyordu. Belki de bu şehirde sevdiğim tek şey olabilirdi. Özellikle içmeye gittiğim zaman eski Mardin'den gece ışığında çok güzel duruyordu. Ona doğru bir adım atarak konuşmaya başladım. "Çağırsan da gelmem," dedim. Babam arkası dönük bir şekilde kaleye doğru bakmaya devam ediyordu. Cevap vermemesi beni daha da çıldırtıyordu. "Bana bakmaktan bile acizsin ama hayatıma karar veriyorsun öyle mi?"
Sonunda sesimi duymuş gibiydi ki omuzları hafifçe gerildi. Yavaşça bana döndü. "Berzan. Sinir etme beni." Gözlerim bir an istemsizce yere kaydı. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım o bakışının üzerimde bıraktığı eski korku bazen geri geliyordu. Fakat bu sefer saklamadım. Saklanmadım. Başımı kaldırarak konuşmaya başladım.
"Olur ağam. Başka emriniz?" Diyerek çıkıştım. Sözümün altında bambaşka şeyler yatıyordu ve o bunu anlamıştı. Babam bir an ne diyeceğini bulamadı. Çenesindeki kaslar oynadı. "Benimle böyle konuşamazsın."
"Yıllardır sustum, dinledim, söylediklerini yaptım," dedim sertçe. "Şimdi bir kere karşı geldim diye zoruna mı gitti?"
"Sen benim oğlumsun!" diye patladı.
"Ben de tam olarak bunu diyorum işte!" Sesim yükseldi, avlunun duvarlarında yankılandı. İçerde bulunan bir kaç emaktar camlardan bizi izliyordu. "Herşeyi 'oğlun' olduğum için yapmamı bekliyorsun. Benim ne istediğimin, ne düşündüğümün bir önemi yok değil mi?"
"Önemli olan benim kararlarım ve bu ailenin geleceğidir."
"Ya benim hayatım? Elinin uzandığı her şeyi kendine benzetmek istiyorsun. Yıllardır tek yaptığınız kontrol etmek, susturmak, bastırmak. Bu mudur aile dediğin?"
"Sınırını aşıyorsun Berzan."
"Sana hak ettiğin gibi davranıyorum Kudret Aladağ."
"Bu soyadı taşıyan," dedi, bana bir adım daha yaklaşarak. "Bu soyadını yaşayan her kimse bu aile için ne gerekiyorsa yapar."
"Ben yapmam!" diye haykırdım. Öfkem sesime yanaşmıştı. "Ben o kapıyada gelmem. Çağırsanda gelmem." Sözümü bitirdiğim anda sigarayı parmaklarımın arasından düşürür gibi değil, fırlatır gibi yere attım. Gözümü babamdan ayırmadan üstüne bastım. Ayağımın altından çıkan o ezilme sesi var ya...İşte o sesi özellikle duysun istedim.
Bakışları üzerimdeydi. Sinirden göz bebeklerinin küçüldüğünü görebiliyordum ve şu an neler düşündüğünü az çok tahmin edebiliyordum. Yavaşça ona doğru bir kaç adım attım. Öyle yaklaşmıştım ki, hızlanan nefesini duyabiliyordum. Bir adım daha attığım sırada bilerek omzumu sertçe onun omzuna çarptım. Bir adım geri sendeledi. Ben ise duraksamadan yürümeye devam ettim. Merdivenlerin eşiğine geldiğim anda konuşmaya başladım. "Bundan sonra bana oğlunmuşum gibi davranma. Senin kim olduğunu ben çoktan gördüm." Arkamda kaya gibi sert ve ağır bir sessizlik vardı. Aşağı indim. Konaktan çıkmadan hemen önce kapının ardında son kez ona seslendim.
"Yarın gelmeyeceğim. İster adamlarını gönder, ister ölüm fermanımı. Ben artık senin hükmünde değilim."
Bölüm etkileşimi
