Kader Çizgisi kitap kapağı

53. bölüm / 74

Kader Çizgisi

Bölüm 50: Hanımağam

Vaveyla Yazarı: Eliz’in Hikayeleri

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 74Şu an: Bölüm 50: Hanımağam
  1. 1 Tanıtım 🔗167 kelime
  2. 2 - UYARI -286 kelime
  3. 3 Bölüm 1 ⛓️ Zehir1.821 kelime
  4. 4 Bölüm 2 - İlaç761 kelime
  5. 5 Bölüm 3 - Karar1.101 kelime
  6. 6 Bölüm 4 - Terkediliş949 kelime
  7. 7 Bölüm 5 - Merhaba. Ben Helin.1.967 kelime
  8. 8 Bölüm 6 - Sevgili Berzan1.753 kelime
  9. 9 Bölüm 7 - Hatırlamıyorum1.115 kelime
  10. 10 Bölüm 8 - Yandım Gönlüm1.230 kelime
  11. 11 Bölüm 9 - Nişanlıyız Biz Berzan2.490 kelime
  12. 12 Bölüm 10 - Vicdan payı2.508 kelime
  13. 13 Bölüm 11: Evlenecek misin benimle?1.767 kelime
  14. 14 Bölüm 12 - Amerika Yolcusu1.140 kelime
  15. 15 Bölüm 13 - Ağa Toplantısı1.786 kelime
  16. 16 Bölüm 14: Çatışma1.918 kelime
  17. 17 Bölüm 15: Helin Rezan1.901 kelime
  18. 18 Bölüm 16: Azade Barzani Aladağ1.686 kelime
  19. 19 Bölüm 17: Alo? Kudret amca1.053 kelime
  20. 20 Bölüm 18: Şarap Evi1.305 kelime
  21. 21 Bölüm 19: Tehdit1.711 kelime
  22. 22 Bölüm 20: Konağın kapalı kapıları1.304 kelime
  23. 23 Bölüm 21 - Yüzleşme2.581 kelime
  24. 24 Bölüm 22 - Gelinlik Mağazası2.391 kelime
  25. 25 Bölüm 23 - Helin’in Sonu1.170 kelime
  26. 26 Bölüm 24 - Beklenmedik Misafir2.470 kelime
  27. 27 Bölüm 25: Emanetimi evine saklamışsın.1.768 kelime
  28. 28 Bölüm 26: İndir o silahı.1.475 kelime
  29. 29 Bölüm 27: Yalnız değilsin Berzan2.236 kelime
  30. 30 Bölüm 28: Duru Neva2.952 kelime
  31. 31 Bölüm 29: Ateş Enzo Yıldırım2.442 kelime
  32. 32 Bölüm 30: Yeniden Doğuş2.530 kelime
  33. 33 Bölüm 31: Annem!1.705 kelime
  34. 34 Bölüm 32: ilayda'm1.407 kelime
  35. 35 Bölüm 33: Sonsuz Sessizlik1.706 kelime
  36. 36 Bölüm 34: Yalan İfade3.254 kelime
  37. 37 Bölüm 35: Çilingir Sofrası2.901 kelime
  38. 38 💋 İlk adım, ilk yangın 🔥(Ferhat & Zelal -Özel bölüm)1.745 kelime
  39. 39 Bölüm 36: Kalbimden sana kalan son hayat1.404 kelime
  40. 40 Bölüm 37: Ateş kim?1.687 kelime
  41. 41 Bölüm 38: İlayda nerede?1.534 kelime
  42. 42 Bölüm 39: İtalya1.530 kelime
  43. 43 Bölüm 40: Doktorların kardeşi2.327 kelime
  44. 44 Bölüm 41: Aladağ Hanedanı2.531 kelime
  45. 45 Bölüm 42: Bervan Dara Aladağ3.227 kelime
  46. 46 Bölüm 43: İtalya’nın zehri6.166 kelime
  47. 47 Bölüm 44: Parçalanmış hayatlar3.741 kelime
  48. 48 Bölüm 45: Mardin’in karanlık gecesi2.737 kelime
  49. 49 Bölüm 46: Son Kurşun2.203 kelime
  50. 50 Bölüm 47: Berzan ağam1.720 kelime
  51. 51 Bölüm 48: Şimdi ne olacak?2.295 kelime
  52. 52 Bölüm 49 - Cenaze mi varmış?2.068 kelime
  53. 53 Bölüm 50: Hanımağam3.153 kelime · Okuduğun bölüm
  54. 54 Bölüm 51: Umarım ölmüşsündür!2.364 kelime
  55. 55 Bölüm 52: Dedikodu2.458 kelime
  56. 56 Bölüm 53: Kanla yazılan adalet2.324 kelime
  57. 57 Bölüm 54: Kalbimin enkazı1.140 kelime
  58. 58 Bölüm 55: Gece Misafiri2.914 kelime
  59. 59 Bölüm 56: Mardin Kalesi2.200 kelime
  60. 60 Bölüm 57: Aşk Sarhoşu1.886 kelime
  61. 61 Ferhat ve Zelal Özel - Kalbin yarası1.215 kelime
  62. 62 Bölüm 58: Sabahın Körü2.092 kelime
  63. 63 Bölüm 59: Ağaya bak hele.1.809 kelime
  64. 64 Bölüm 60: Davet2.177 kelime
  65. 65 Bölüm 61: Yunan Tanrısı2.036 kelime
  66. 66 Bölüm 62: Oyun içinde oyun3.918 kelime
  67. 67 Bölüm 63: Beylerbeyi Çiftliği2.479 kelime
  68. 68 Bölüm 64: Kalbin barikatları2.325 kelime
  69. 69 Bölüm 65: Kendi ayaklarımızın üzerinde1.244 kelime
  70. 70 Bölüm 66: Bulaşıkçı2.306 kelime
  71. 71 Bölüm 67: Mutluluğa doğru ilk adım6.269 kelime
  72. 72 Bölüm 68: Mardin Sokaklarında İtalyan Usulü Yürüyüş2.383 kelime
  73. 73 Bölüm 69: Gidelim buralardan2.439 kelime
  74. 74 (Final) Bölüm 70: Ailem7.435 kelime

Şükrü Efendi’nin dükkanından cebimde dünyanın en parlak gerdanlığı, içimde ise sığamadığım bir neşeyle çıkıp doğruca konağa sürdüm. Zaman su gibi akmıştı. Ferhat sonunda Diyarbakır yollarından dönmüş, konağın bahçesinde beni bekliyordu.

Üzerindeki o jilet gibi takım elbiseyi düzeltirken hâlâ hafifçe yutkunuyordu; belli ki yolda bir galon su içmişti tuzun acısından."Ferhat," dedim yanına adımlarken. "Her şey hazır mı?"

Ferhat ceketinin önünü ilikleyip dik durdu. "Her şey hazır Berzan Ağam. Mardin’in en yüksek tepesinde, sadece sizin ve İlayda yengemin olacağı o yer ayarlandı. Korumalar etrafta kuş uçurtmuyor. Yüzük de hazırsa, Aladağların ağasına yakışır bir teklif olacak inşallah."

"Güzel," dedim elimi cebimdeki kadife kutuya götürerek. Kalbim yine o pıt pıt atan Duru’nun çikolatası gibi hızlanmıştı.

Telefonumu çıkarıp hemen İlayda’yı aradım. Sesini duymak için can atıyordum. Telefon açılır açılmaz muzip bir sesle, "Ne yapıyorsun sevgilim? Hazır mısın?" diye sordum.

İlayda telefonda derin bir nefes aldı, arkadan hafif bir kapı gıcırtısı geliyordu. "Hazırım Berzan... Eniştemden zor bela bir saat izin kopardım valla. Dua et o süre bitmeden evde olayım, yoksa adam konağını basar."

Kendi kendime güldüm. "Enişten de artık beni kabul etmesi gerektiğini unutmasın bir zahmet. Neyse, sen hazırlan, ben çıkıyorum konaktan. Ha, bu arada... Duru uyanıksa onu da al yanına, o da gelsin."

"Uyanık valla, çikolatanın enerjisiyle evi birbirine katıyor," dedi İlayda gülerek.

"Tamam, ikinizi de almaya geliyorum. Çıktım," deyip telefonu kapattım. Ferhat’a işaret ettim, arabaya atladık. Yol boyu direksiyonda ritim tuttum. Sonunda evin önüne geldiğimizde arabayı durdurup İlayda’ya kısa bir mesaj attım: "Geldim sevgilim, aşağıdayım."

Birkaç dakika sonra konağın kapısı açıldı. İlayda, üzerinde ona çok yakışan uçuş uçuş bir elbiseyle, elinden tuttuğu Duru’yla beraber merdivenlerden indi. İkisinin de yüzü gülüyordu. İlayda beni görünce neşeyle el salladı ve o dünyalar tatlısı sesiyle seslendi.

"Biz geldiiiiikkkkkk!"

Arabadan hemen indim, kapılarını açmak için yanlarına doğru adımlarken gözlerimi İlayda’dan alamıyordum. "Hoş geldin yavrum," dedim sesimdeki tüm aşkı saklamadan.

Ardından hemen yanındaki o minik fıstığa, Duru’ya döndüm. Eğilip ona muzipçe bir göz kırptım. "Ve sen de hoş geldin yavrumun yavrusu!"

Duru, takım elbiseli, jilet gibi halimi görünce duraksadı. Sonra o kocaman boncuk gözlerini açtı, kollarını iki yana doğru sonuna kadar uzatıp bebekçe bir sesle, "Hııııı!" diye bir nida kopardı.

İlayda bu hali görünce kıkırdadı, Duru’yu koltuk altlarından tutup bana doğru uzattı. "Bak sen şuna... Kucağına gelmek istiyor galiba, seni özlemiş."

Duru’yu kucağıma alıp kokusunu içime çekerken, hayatımın en doğru kararına doğru yürüdüğümü bir kez daha anladım.

Duru’yu İlayda’nın ellerinden teslim alıp göğsüme bastırdığımda, o mis kokusu burnuma doldu. Tombul yanaklarını kendi yanağıma yaslayıp hem öptüm hem de içime çeke çeke kokladım.

"Kızım benim... Güzel fıstığım benim," dedim, sesimin en şefkatli tonuyla. "Sen ne ara bu kadar beni sevmeye, özlemeye başladın?"

Duru kollarını boynuma dolayıp minik elleriyle ceketime tutunurken, başımı kaldırıp gözlerimi İlayda’ya çevirdim. Üzerindeki o uçuş uçuş elbisenin içinde o kadar zarif duruyordu ki, eniştesinden kopardığı o kısıtlı süre bir an gözümde iyice küçüldü.

“Şimdi..." dedim, kaşlarımı hafifçe yukarı kaldırıp muzip ama sitemkar bir gülüşle. "Doğru mu duydum sevgilim? Baş başa kalmak için sadece bir saat vaktimiz mi var yani?"

İlayda halime bakıp hafifçe iç çekti ve mahcup bir tebessümle başını sallayarak beni onayladı. “Maalesef öyle Berzan... Eniştemi biliyorsun, zar zor ikna ettim zaten. Bir saati bir dakika geçsin, kapıya dayanır valla."

"İyi," dedim Duru’yu kucağımda hafifçe yukarı doğru hoplatıp arabanın kapısını açarken. "Biz de o bir saati öyle bir yaşarız ki, bir ömre bedel olur. Geç bakalım sevgilim, zaman aleyhimize işliyor."

İlayda, arkasında ne gibi bir hazırlığın beklediğinden, o tepede onun için nelerin organize edildiğinden tamamen habersizce gülümsedi. Sadece baş başa biraz nefes alacağımızı sanıyordu.

Direksiyonun başına geçtiğimde, dikiz aynasından arkada Duru’yla ilgilenen Ferhat’a keskin bir bakış attım. Aramızdaki o yılların getirdiği aşiret hukuku sayesinde, tek bir göz işaretim yetti. Kafamı hafifçe sağa doğru büküp gözlerimi kıstığımda, Ferhat ne yapması gerektiğini anında çözmüştü.

Cihan Beylerbeyi’nin, yani İlayda’nın o bir saatlik izni veren eniştesinin konağını boş bırakmaya gelmezdi. Adamın ne zaman ne yapacağı belli olmazdı; bir saati bir dakika geçe kapıya dayanacak cinstendi.

Ferhat, İlayda’ya çaktırmadan hafifçe başını salladı. "Berzan ağam," dedi arkadan sesini resmi tutmaya çalışarak. "Benim çarşıda halletmem gereken bir iki aşiret mevzusu vardı, beni şu köşede bırakırsan ben yürüyerek geçerim."

İlayda hiçbir şeyden şüphelenmeyerek arkaya döndü. "Kolay gelsin Ferhat," dedi tatlılıkla.

"Sağ olasın yenge," diyen Ferhat, köşede arabayı yavaşlatmamla birlikte sessizce aşağı indi.

Aynadan arkama baktığımda, Ferhat’ın adımlarını doğrudan Cihan Beylerbeyi’nin konağına doğru çevirdiğini gördüm. Oraya saklanıp, kapıyı göz hapsine alacaktı. Eğer Cihan abi konaktan çıkmaya, İlayda’nın peşine düşmeye kalkarsa bana anında haber uçuracaktı. Güvenliği elden bırakamazdım; bu bir saat benim hayatımın en önemli bir saatiydi ve kimsenin bunu bölmesine izin vermezdim.

Gaza yüklenip Mardin’in yukarısına, o hazırlattığım tepeye doğru sürerken İlayda’ya döndüm. Elimle onun elini kavradım, parmaklarımı parmaklarına kenetledim.
Ben İlayda ile konuşurken, kucağımda oturan Duru da boş durmuyor, direksiyonun arkasından uzanıp ön konsoldaki düğmeleri merakla kurcalıyordu.

Minik parmaklarıyla klimanın derecesini çeviriyor, radyodaki frekans düğmelerine falan dokunuyordu. En son teybin ekranını pıt pıt diye kurcalamaya başlayınca dayanamayıp güldüm.

Bir elimle direksiyonu tutup arabayı Mardin’in virajlı yollarında dikkatle sürerken, diğer kolumla kucağımdaki bu küçük cadıyı iyice sardım. Aşağıdan yüzüne bakıp, "Nereyi kurcalıyorsun sen bakayım cadı?" dedim muzip bir sesle.

Duru yakalanmanın verdiği neşeyle kıkırdayıp direksiyona pıt pıt vurdu. "Mücük! Bejan abi mücük aç!" diye bağırdı doğrudan yüzüme doğru.

"Müzik mi açalım sana? Tamam, açalım bakalım hanımefendiye," diyerek vitesin yanındaki telefonumu elime aldım. Ekranı kaydırıp Duru’nun onun sevebileceğini düşündüğüm hareketli bir şarkı seçtim ve arabanın ses sistemine bağladım.

"Aaaa, ben şok!" dedi kıkırdayarak. "Dediğini anladın valla! Berzan Aladağ, çocuk dilini sökmüşsün, tebrik ederim. Buyurun, büyük bir alkış ağama!"

İlayda’nın bana böyle takılması Duru’nun acayip hoşuna gitti. O da neşeyle çığlık atıp, "Evvvet! Bejan abi bildi!" diyerek alkış furyasına katıldı. Ama Duru bu, ellerini normal çırpmak yerine kucağımda geri doğru yaslanıp minik tombul avuçlarını doğrudan benim yanaklarıma yapıştırmaya başladı.

"Dur kızım, yavaş!" diye güldüm, bir yandan araba kullanmaya çalışırken. Duru hiç oralı olmadan, tempo tutar gibi yanaklarıma şaplak vura vura alkışlamaya devam ediyordu. İlayda ise karşımızda bu halimize bakıp koltuğa dökülmüş, eliyle ağzını kapatarak kahkahalarla gülüyordu.

Duru kucağımda ritme iyice kaptırmışken, aniden tombul bacaklarının üzerinde dikilip doğrudan dizlerime basarak ayağa kalktı. Minik elleriyle direksiyonun üst kısmına tutunmaya çalışınca bir an yüreğim ağzıma geldi.

“Dur, dur, dur fıstığım! Ne yapıyorsun, uçuracaksın bizi!" diye homurdandım. Bir yandan sol kolumla Duru’nun düşmemesi için belini sıkıca kavramaya çalışıyor, diğer yandan sağ elimle direksiyonu sabit tutup virajı almaya çalışıyordum. Resmen arabanın içinde bir cambazlık provası dönüyordu.

İlayda bizim bu çırpınışımızı görünce hemen duruma el koydu. Yan koltuktan bana doğru uzanıp kollarını açtı. "Duru, annecim hadi gel kucağıma. Berzan abin araba kullanıyor, tehlikeli böyle. Gel, benim kucağımda kıvırt."

"Abi mi?" Laf ağzımdan öylece çıkıverdi. Gaz pedalındaki ayağım bir an hafifçe gevşedi, araba yavaşladı. Göğsüme aniden, daha önce hiç tatmadığım cinsten tuhaf, ağır ve buruk bir his oturdu. Abi... Doğru ya, İlayda haklıydı, sonuçta onun abisiydim. Ama o an, Duru’nun dizlerimde hissettiğim o minik ağırlığıyla birlikte içimden bambaşka bir fırtına koptu. Acaba... dedim kendi kendime, gözüm yoldayken içimdeki o derin boşluğa bakarak. Acaba bir gün bu küçük cadı bana gerçekten 'baba' der miydi? Ben onun babası olabilir miydim? Kudret’in bana yaşattığı o berbat babalığın aksine, ona dünyanın en güzel çocukluğunu verebilir miydim?

İlayda, benim aniden sessizleştiğimi ve yüzümün düşüp bozulduğunu fark edince kaşlarını çattı. Gözlerini üzerime dikip sorgulayan bir tonla sordu: "Evet, abi dedim... Ne oldu ki Berzan? Niye öyle bakıyorsun?"

Hemen kendimi toparlamaya çalıştım, içimdeki o devasa hayali şimdilik kendime saklayıp derin bir nefes aldım. "Hiç yavrum... Hiçbir şey olmadı," dedim sesimi normal tutmaya çalışarak.

Tam o sırada, Mardin’i ayaklarımızın altına seren, sadece bizim için hazırlatıp etrafını korumalarla kapattığım o tepenin düzlüğüne çıktık. Arabayı yavaşça durdurup el frenini çektim. Siyah camların arkasından dışarıdaki o muazzam manzara ve az ileride Ferhat’ın son dokunuşlarını yaptığı o masalsı hazırlık görünüyordu ama İlayda’nın oturduğu açıdan henüz bir şey seçilmiyordu.

Duru’yu kucağımdan yavaşça indirip İlayda’nın kucağına doğru bıraktım. "Geldik biz. Ver bakalım şu cadıyı bana," dedim, Duru’yu bu sefer İlayda’nın kollarından geri alıp yere indirdim. Sonra İlayda’nın şaşkın gözlerine bakıp ciddileştim: "Şimdi beni iyi dinle sevgilim. Birazdan biri gelip seni arabadan çağıracak. O gelene kadar sakın aşağı inme, arabada bekle, tamam mı?"

İlayda ne olduğunu anlamayarak etrafına bakındı, gözleri şaşkınlıkla büyüdü. "Berzan... Ne çağrılması? Kim gelecek? Sen nereye gidiyorsun, ne işler çeviriyorsun yine?"

İlayda’nın arkamdan şaşkınlıkla "Berzan!" diye seslenişine hiç cevap vermedim. Sadece dikiz aynasından ona gizemli bir şekilde gülümsedim ve bir kaç adım ilerde olan Duru’yu kucağıma aldım. Arabanın kapısını kapatıp İlayda’yı o tatlı merakıyla baş başa bıraktığımda, Mardin’in serin rüzgarı yüzümüze vurdu.

Kucağımda Duru’yla birlikte, Mardin kalesinin taş merdivenlerine doğru yürümeye başladım. Kalenin burçlarına giden yola Ferhat kırmızı güller döktürmüştü. Merdivenlerin başına geldiğimizde, Duru’yu basamaklardan birine yavaşça oturttum ve önünde diz çöktüm. Tam onun göz hizasına gelmiştim. Korumalardan biri elime, İlayda’ya özel olarak hazırlattığım o minik buketi verdi.

Ortasında İlayda’nın en sevdiği Ferrero Rocher çikolataları, etrafında ise taptaze kırmızı güller sarılıydı; tam Duru’nun taşıyabileceği boyuttaydı. Buketi Duru’nun o minik ellerine dikkatlice tutuşturdum.

“Bak şimdi benim güzel kızım," dedim, sesimi iyice alçaltıp onunla çok gizli bir operasyon yapıyormuş gibi fısıldayarak. "Seninle çok büyük bir işimiz var, tamam mı? Şimdi seni alıp, annenin yanına götürecekler."

Duru elindeki o çikolatalı gül buketine bakıp boncuk gözlerini bana dikti, pürdikkat beni dinliyordu.

"Annenin yanına gidince, ona bu güzel çiçekleri ve çikolataları vereceksin. Sonra da o dünyalar tatlısı sesinle 'Annelerin en güzeli' diyeceksin. Anlaştık mı cadı? Yapabilir misin bunu benim için?"

Duru elindeki buketi burnuna götürüp "Kok kok!" diye kokladı, sonra yaldızlı Ferrero çikolatalarını parmağıyla dürtüp o bebekçe neşesiyle dişlerini göstererek gülümsedi. "Evvvet! Bejan abi, anneye çukulatalı çiçek!"

Onun bu masumiyetine bakarken içimden yine o arabadaki his geçti. Baba... Bu kıza baba olmak, dünyadaki tüm aşiretlerin ağası olmaktan daha büyüktü. Başını okşayıp yanağına kocaman bir öpücük kondurdum. "Hadi bakalım fıstığım, göreyim seni. Aladağların geleceği senin o minik ellerinde."

Yukarıda, kalenin en yüksek burcunda rüzgara karşı durmuş aşağıyı izlerken kalbimin göğüs kafesimi zorlayan atışları, Mardin’in bin yıllık taşlarına feda olsun diyecek kadar büyüktü.

Ferhat’ı Cihan Beylerbeyi’nin konağını gözetlemesi için orada bıraktığımdan, aşağıda İlayda’yı arabadan indirme görevini diğer adamlardan birine devretmiştim.

Korumalardan biri arabanın kapısını yavaşça açıp nezaketle İlayda’yı dışarı davet ettiğinde, yukarısı için nefesimi tutmuştum.

Aşağıda her şey o kadar masalsı ilerliyordu ki... İlayda arabadan indiğinde şaşkınlıkla etrafına bakındı. Tam o sırada minik Duru, elindeki o Ferrero Rocher çikolatalarıyla süslü küçük gül buketini minik adımlarla ona doğru uzattı.

İlayda’nın şaşkınlıktan elini ağzına götürüşünü, Duru’nun önünde eğilip o buketi alışını kalenin tepesinden hayranlıkla izledim. Duru görevini başarıyla tamamlamıştı; annesinin elinden tutup onu merdivenlerin başına kadar getirdi ve koruma Duru'yu güvenle yanına alırken İlayda tek başına yukarı doğru ilk adımı attı.

Merdivenler, baştan sona kadar iki taraflı bir şekilde kırmızı güllerle süslenmişti. Rüzgar estikçe gül yaprakları İlayda’nın uçuş uçuş elbisesine çarpıyor, sanki yollarını selamlıyordu. Attığı her basamakta yüzündeki o hayranlık, heyecan ve neyin yaklaştığını anlayan o tatlı telaş yukarıdan bile okunuyordu. Ağır ağır, her detayı sindire sindire yukarı çıkıyordu.

Merdivenlerin bittiği yerde başlayan manzara ise tam anlamıyla büyüleyiciydi. Kalenin en üst noktasına kadar uzanan yol, iki taraftan yükselen ışıklı ve güllerle bezeli devasa çiçek kemerleriyle donatılmıştı. Geceye göz kırpan o minik ışıklar, güllerin kokusunu etrafa yayan rüzgarla birleşince burası adeta yeryüzünden kopmuş gizli bir cennete dönüşmüştü. İlayda son çiçek kemerinin altından geçip en tepeye, yanıma ulaştığı an duraksadı.

Tam arkamda, tüm Mardin sarı ışıklarıyla, o kadim Mezopotamya ovasıyla ayaklarımızın altında uzanıyordu. Şehir, tüm görkemiyle bizim bu anımıza şahitlik etmek için susmuş gibiydi. Ama benim gözüm ne Mardin’i görüyordu ne de ovayı... Karşımda, o çiçeklerin ve ışıkların arasında bana doğru yürüyen İlayda, o kadar saf, o kadar temiz bir güzellikle parlıyordu ki, Aladağların yeni ağası onun karşısında diz çökmek için saniyeleri sayıyordu.

İlayda son çiçek kemerinin altından çıkıp görüş alanıma tam anlamıyla girdiğinde, kollarımın arasında tuttuğum o devasa buketle onu bekliyordum. Ferhat’a çarşının en iyi çiçekçisini talan ettirerek hazırlattığım, ucu bucağı görünmeyen, kırmızı güllerle bezeli o kocaman buket neredeyse gövdemi kaplıyordu.

Adımları tam karşımda yavaşladı. Göz göze geldiğimiz o ilk saniyede, Mardin’in rüzgarı bile uğultusunu kesti sanki. Zaman durdu. Gözlerindeki o saf şaşkınlık, yerini yavaş yavaş kalbini titreten bir farkındalığa bırakırken ona doğru iki adım attım.

Kollarımda taşıdığım o devasa buketi, ömrümün en anlamlı çiçeğini ellerine doğru uzattım. İlayda, buketi almak için kollarını açtığında gözleri dolmuştu. Çiçeklerin ağırlığıyla hafifçe sarsılırken, kokusunu içine çekmek yerine gözlerini bir an bile gözlerimden ayırmadı. Artık her şeyi anlamıştı. O bir saatlik iznin, bu gizemli yolculuğun, Duru’nun elindeki o çikolatalı buketin ve bu ışıklı yolların ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu.

Karşısında duran adamın, sadece bir sevgili olarak değil, hayatının geri kalanındaki her saniyeye ortak olmak için burada beklediğini anlamıştı. Dudakları titredi, yüzünde dünyanın en güzel, en masum tebeseümü belirdi.

“Berzan..." diye fısıldadı sesi titreyerek. "Sen... sen ne yaptın böyle?"

Cevap vermedim. Sadece gülümsedim ve elimi ceketimin iç cebine, o kadife kutunun olduğu yere doğru götürdüm. Mardin arkamızda şahitti.

İlayda o devasa buketi kollarının arasına alıp gözlerimin içine bakarken, göğsümün ortasındaki o heyecan dalgası iyice büyüdü. Koskoca aşiretin ağasıydım, tek bir kelimemle ortalığı ayağa kaldırırdım ama İlayda’nın karşısında elim ayağım birbirine dolanmıştı.

Derin, stresli bir nefes alıp dışarı üfledim. Kendi kendime duyulur duyulmaz bir sesle, "Ezberliyorum saatlerdir... Yaparsın Berzan, hadi Berzan..." diye mırıldandım.

Heyecandan ne diyeceğimi unutmaktan öyle korkuyordum ki, halim dışarıdan bakınca tam bir delilikti. İlayda benim bu çırpınışımı, o heyecanlı halimi görünce göz yaşlarının arasından dayanamayıp kocaman gülümsedi.

"Delisin sen..." diye fısıldadı içtenlikle, gözlerinin içi parlayarak. "Gerçekten delisin Berzan."

Onun o gülüşü bana ihtiyacım olan tüm cesareti verdi. Son kez sertçe silkelendim, üzerimdeki o tatlı heyecan tozunu fırlatıp attım ve İlayda’nın önünde, Mardin’in bin yıllık taşlarına diz vurdum.

Ceketimin cebindeki o kadife kutuyu çıkarıp parmaklarımın arasında yavaşça açtım. Aldığım yüzük ışıkların altında göz alıcı bir şekilde parlarken, gözlerimi İlayda’nın gözlerine diktim. Sesim tüm ovada yankılanacak kadar net ama sadece ona ait olacak kadar derinden çıktı.
"Konağımın hanımağası, Aladağların gelin hanımı… Kalbimin sultanı, doğacak çocuklarımızın annesi ol istiyorum. Ömrümün geri kalanını seninle geçirmek istiyorum. Kızına baba, sana eş, yoldaş olmak istiyorum… Benimle evlenir misin?"

Sözlerim bittiği an zaman durdu sanki. İlayda’nın gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarından aşağı süzülürken, kollarındaki o devasa çiçeğe rağmen heyecanla öne doğru atıldı. Nefes nefese, tüm kalbiyle haykırdı.

“Evet! Evet, evet, binlerce kez evet Berzan!"

Kalenin surlarında onun bu çığlığı yankılanırken, ayağa kalkıp gerdanlığı boynuna taktım ve onu belinden kavrayıp göğsüme mühürledim. İlayda başını göğsüme yaslamış, mutluluktan ağlarken ben yüzümü onun saçlarına gömdüm.

Aşağıda, tüm şehri izlediğimiz o uçuruma doğru dönüp kollarımla onu iyice sardım. Mardin’in sarı ışıklarına, o uçsuz bucaksız Mezopotamya ovasına bakarak sesimi tüm şehre duyurmak istercesine haykırdım. "Tüm Mardin şahit olsun ki... Ömrümü size adayacağım!"

İlayda’nın "Evet!" nidası kalenin surlarında yankılanırken, onu göğsüme mühürledikten hemen sonra kollarımın arasından hafifçe ayırdım. Yüzündeki gözyaşlarını başparmaklarımla silerken aşağıya, merdivenlerin başına doğru ıslık çaldım. Aşağıda bizi izleyen koruma, işareti alır almaz kucağındaki Duru ile birlikte merdivenleri hızla çıkıp yanımıza geldi. Duru’yu kucağıma aldığımda, küçük cadı elindeki Ferrero buketiyle İlayda’nın boynuna atlamaya çalışıyordu bile.

"Dur bakalım fıstığım, daha en önemli işimizi yapmadık," dedim gülerek. Kutudaki o göz alıcı yüzüğü parmaklarımın arasına aldım. Sonra Duru’nun minik elini tutup, onun küçücük işaret ve başparmağının arasına yüzüğü dikkatlice yerleştirdim. Kendi büyük elimle de onun elini alttan destekledim. İlayda elindeki devasa buketi hafifçe yana kaydırıp sol elini bize doğru uzattı. Parmakları heyecandan hâlâ titriyordu.

“Bak şimdi cadı," diye fısıldadım Duru’nun kulağına doğru. "Bu yüzüğü annenin şu parmağına takacağız. Hazır mıyız?"

Duru durumun ciddiyetini anlamış gibi boncuk gözlerini İlayda’nın parmağına dikti. Benim yönlendirmemle, onun o minik tombik parmakları ve benim ellerim ortaklaşa hareket ederek yüzüğü İlayda’nın parmağına yavaşça geçirdi. Yüzük yerine oturduğu an Duru neşeyle bir çığlık attı: "Tattık! Bejan abi tattık!"

İlayda hem ağlıyor hem de bizim bu halimize bakıp hayatının en güzel kahkahasını atıyordu. Uzanıp ikimizi birden, Duru kucağımdayken kollarının arasına aldı.Tam o sırada yüzümü aşağıya, tüm şehri izlediğimiz o uçuruma doğru döndüm.

Yüzük parmağa tam oturduğu o salise, kalenin arkasından gökyüzüne doğru devasa bir ıslık sesi yükseldi.

Ardından peşi sıra, sanki gökyüzü yeryüzüne inecekmiş gibi tonlarca havai fişek gecenin karanlığını parça parça ederek Mardin semalarında patlamaya başladı. Öyle üç beş tane sıradan fişek değildi; gökyüzünü adeta devasa bir tuvale çeviren, ardı arkası kesilmeyen binlerce ışık bombasıydı. Kırmızı, altın sarısı, zümrüt yeşili ve gümüş renkler geceyi tamamen teslim aldı.

Her patlamada kalenin taşları titriyor, havai fişeklerin o heybetli gürültüsü dağlarda yankılanıyordu. Öyle büyük, öyle tonlarca ve görkemli bir gösteriydi ki, kalenin eteklerinden en uzak Mezopotamya köylerine kadar tüm Mardin kafasını gökyüzüne çevirmiş, Aladağların ağasının bu gövde gösterisini izliyordu. Şehir, gece vakti üzerine yağan bu ışık yağmuruyla adeta bir masal diyarına dönmüştü.

İlayda başını göğsüme yaslamış, parmağındaki yüzüğe ve kucağımdaki Duru’ya bakarken gözlerindeki o aşk dolu ışıltıyla yüzümü süzdü. Kollarını boynuma biraz daha sıkı sarıp fısıldadı.

"Bana böyle bir an yaşattığın için teşekkür ederim aşkım..."

"Aşkım" kelimesi dudaklarından döküldüğü an içimdeki her şey yerinden oynadı. Onu belinden daha sıkı kavrayıp gözlerinin en derinine baktım.

"Bu daha ne ki güzelim?" dedim, sesimdeki o sarsılmaz sözle. "Bu daha başlangıç. Dünyaları önünüze sereceğim sizin."

İlayda bu sözlerim üzerine derin bir nefes aldı, gözleri hayranlıkla büyürken muzip ama bir o kadar da teslim olmuş bir sesle fısıldadı.

“Yapma, aşık oluyorum..."

Daha fazla dayanamadım; aramızdaki tüm mesafeleri, o bir saatlik zaman kısıtlamasını, her şeyi unutup İlayda’nın dudaklarına kapandım.

Mardin’in rüzgarı etrafımızda dönerken, ömrümü adadığım kadını tutkuyla öpmeye başladım. Ama aramızda unuttuğumuz çok önemli bir faktör vardı:

Kucağımdaki küçük cadı.Duru, ikimizin birden bire böyle yakınlaşmasını ve onu aramızda sıkıştırmamızı hiç beğenmemişti. Minik ellerini hemen ikimizin yüzüne doğru uzattı.

Bir elini benim çeneme, diğer elini İlayda’nın yanağına dayayıp bütün gücüyle bizi geriye doğru itti."Nöööö!" diye bağırdı o bebekçe, itiraz eden sesiyle. "Nööö! Bejan abi nööö!"

İlayda dudaklarını benden ayırmak zorunda kalırken kahkahayı bastı. Ben de kucağımda kaşlarını çatmış, bize dik dik bakan Duru’ya bakıp gözlerimi devirdim. "Kızım, sen tam bir sabotajcısın valla," dedim gülerek, Duru’nun tombul yanağından makas alırken.

Duru'yu yere, o gül yapraklarının üzerine bırakırken sol kolumu kaldırıp saatime baktım. Akreple yelkovan zalimce ilerlemişti. Cihan Beylerbeyi'nin o itiraz hakkı tanımayan süresi bitmek üzereydi.

"Bir saatimiz dolmak üzere," dedim, sesimdeki o büyüleyici havayı biraz olsun dağıtan bir gerçekçilikle. Sonra İlayda’nın gözlerine bakıp, "Karnınız aç mı?" diye sordum. Eğer açlarsa, gerekirse o süreyi deler geçer, onları doyurmadan göndermezdim.

İlayda elimi şefkatle tutup gülümsedi. "Yok hayatım, yedik biz. Merak etme sen."ç

“Kalan son birkaç dakikamızda, Mardin’in o kadim manzarasına karşı üçümüz yan yana durduk. Duru yerdeki gül yapraklarını havaya fırlatıp kendi kendine eğlenirken, ben İlayda’yı arkasından sarıp göğsüme çektim. Çenemi boynuna yasladığımda, sevdiğim kadın parmağındaki yeni yüzüğünü süzüyordu. Gitme vakti gelene kadar, rüzgarın kokusunu ve birbirimizin nefesini içimize çektik. O bir saat, bize bir ömür gibi yetmişti ama doymaya yetmemişti.

Daha fazla risk almamak için Duru’yu tekrar kucağıma aldım, İlayda’nın da elini sıkıca kavrayıp merdivenlerden aşağı, arabaya doğru indik.

Mardin’in dar ve taşlı yollarından geçerek sessizce Cihan Beylerbeyi’nin konağının önüne geldik. Arabayı durdurup dikiz aynasından sokağın başına baktığımda, Ferhat’ın köşedeki bir gölgede, gözünü kırpmadan konağı izlediğini gördüm. İçim rahatlamıştı.

Arabadan inip İlayda’nın kapısını açtım, Duru’yu kucağına verdim. İlayda kapının önünde durup bana son bir kez sevgiyle baktı. "Her şey için teşekkür ederim Berzan. Bu günü asla unutmayacağım," dedi.

"Ben de unutmayacağım güzelim," dedim, eğilip alnından uzunca öperek. "Hadi girin içeri. Yakında tamamen benim konağımda olacaksınız, az kaldı."

Onlar konağın büyük kapısından içeri süzülürken, ben arkalarından kapı kapanana kadar bekledim. Aladağların gelinini ve küçük prensesini emniyete almıştım; şimdi sıra bu hikayeyi sonsuza kadar mutlu kılacak diğer adımlardaydı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

174okunma 15beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18