14. bölüm / 74
Kader ÇizgisiBölüm 12 - Amerika Yolcusu
Bölümler 74Şu an: Bölüm 12 - Amerika Yolcusu
- 1 Tanıtım 🔗167 kelime
- 2 - UYARI -286 kelime
- 3 Bölüm 1 ⛓️ Zehir1.821 kelime
- 4 Bölüm 2 - İlaç761 kelime
- 5 Bölüm 3 - Karar1.101 kelime
- 6 Bölüm 4 - Terkediliş949 kelime
- 7 Bölüm 5 - Merhaba. Ben Helin.1.967 kelime
- 8 Bölüm 6 - Sevgili Berzan1.753 kelime
- 9 Bölüm 7 - Hatırlamıyorum1.115 kelime
- 10 Bölüm 8 - Yandım Gönlüm1.230 kelime
- 11 Bölüm 9 - Nişanlıyız Biz Berzan2.490 kelime
- 12 Bölüm 10 - Vicdan payı2.508 kelime
- 13 Bölüm 11: Evlenecek misin benimle?1.767 kelime
- 14 Bölüm 12 - Amerika Yolcusu1.140 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 Bölüm 13 - Ağa Toplantısı1.786 kelime
- 16 Bölüm 14: Çatışma1.918 kelime
- 17 Bölüm 15: Helin Rezan1.901 kelime
- 18 Bölüm 16: Azade Barzani Aladağ1.686 kelime
- 19 Bölüm 17: Alo? Kudret amca1.053 kelime
- 20 Bölüm 18: Şarap Evi1.305 kelime
- 21 Bölüm 19: Tehdit1.711 kelime
- 22 Bölüm 20: Konağın kapalı kapıları1.304 kelime
- 23 Bölüm 21 - Yüzleşme2.581 kelime
- 24 Bölüm 22 - Gelinlik Mağazası2.391 kelime
- 25 Bölüm 23 - Helin’in Sonu1.170 kelime
- 26 Bölüm 24 - Beklenmedik Misafir2.470 kelime
- 27 Bölüm 25: Emanetimi evine saklamışsın.1.768 kelime
- 28 Bölüm 26: İndir o silahı.1.475 kelime
- 29 Bölüm 27: Yalnız değilsin Berzan2.236 kelime
- 30 Bölüm 28: Duru Neva2.952 kelime
- 31 Bölüm 29: Ateş Enzo Yıldırım2.442 kelime
- 32 Bölüm 30: Yeniden Doğuş2.530 kelime
- 33 Bölüm 31: Annem!1.705 kelime
- 34 Bölüm 32: ilayda'm1.407 kelime
- 35 Bölüm 33: Sonsuz Sessizlik1.706 kelime
- 36 Bölüm 34: Yalan İfade3.254 kelime
- 37 Bölüm 35: Çilingir Sofrası2.901 kelime
- 38 💋 İlk adım, ilk yangın 🔥(Ferhat & Zelal -Özel bölüm)1.745 kelime
- 39 Bölüm 36: Kalbimden sana kalan son hayat1.404 kelime
- 40 Bölüm 37: Ateş kim?1.687 kelime
- 41 Bölüm 38: İlayda nerede?1.534 kelime
- 42 Bölüm 39: İtalya1.530 kelime
- 43 Bölüm 40: Doktorların kardeşi2.327 kelime
- 44 Bölüm 41: Aladağ Hanedanı2.531 kelime
- 45 Bölüm 42: Bervan Dara Aladağ3.227 kelime
- 46 Bölüm 43: İtalya’nın zehri6.166 kelime
- 47 Bölüm 44: Parçalanmış hayatlar3.741 kelime
- 48 Bölüm 45: Mardin’in karanlık gecesi2.737 kelime
- 49 Bölüm 46: Son Kurşun2.203 kelime
- 50 Bölüm 47: Berzan ağam1.720 kelime
- 51 Bölüm 48: Şimdi ne olacak?2.295 kelime
- 52 Bölüm 49 - Cenaze mi varmış?2.068 kelime
- 53 Bölüm 50: Hanımağam3.153 kelime
- 54 Bölüm 51: Umarım ölmüşsündür!2.364 kelime
- 55 Bölüm 52: Dedikodu2.458 kelime
- 56 Bölüm 53: Kanla yazılan adalet2.324 kelime
- 57 Bölüm 54: Kalbimin enkazı1.140 kelime
- 58 Bölüm 55: Gece Misafiri2.914 kelime
- 59 Bölüm 56: Mardin Kalesi2.200 kelime
- 60 Bölüm 57: Aşk Sarhoşu1.886 kelime
- 61 Ferhat ve Zelal Özel - Kalbin yarası1.215 kelime
- 62 Bölüm 58: Sabahın Körü2.092 kelime
- 63 Bölüm 59: Ağaya bak hele.1.809 kelime
- 64 Bölüm 60: Davet2.177 kelime
- 65 Bölüm 61: Yunan Tanrısı2.036 kelime
- 66 Bölüm 62: Oyun içinde oyun3.918 kelime
- 67 Bölüm 63: Beylerbeyi Çiftliği2.479 kelime
- 68 Bölüm 64: Kalbin barikatları2.325 kelime
- 69 Bölüm 65: Kendi ayaklarımızın üzerinde1.244 kelime
- 70 Bölüm 66: Bulaşıkçı2.306 kelime
- 71 Bölüm 67: Mutluluğa doğru ilk adım6.269 kelime
- 72 Bölüm 68: Mardin Sokaklarında İtalyan Usulü Yürüyüş2.383 kelime
- 73 Bölüm 69: Gidelim buralardan2.439 kelime
- 74 (Final) Bölüm 70: Ailem7.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yeni bölümden hellü canlar cananlar!
Bol bol yorum yapana bir adet Berzan Azad Aladağ hediye ediyoruz!
O geceden sonra konakta kimse yüksek sesle konuşmadı. Helin de konuşmadı. Evine dönmedi, abisi Ferhat ile yüzleşmek istemiyordu. Koridorda karşılaştığımızda bana karşı başını eğmiyor, ama eskisi gibi dik, meydan okur gibi bakmıyordu. Aramızda görünmeyen bir çizgi vardı. Ne o geçiyordu ne ben. Ve bu benim içimi rahatlatan güzel bir şeydi. Onu göndermeye o gece karar verdim. Ferhat'ın dediğini yapıp Helin'in hayatını kurtarmalıydım.
Bu evlilik olmayacaktı. Zorla da, korkuyla da, merhametle de. Hiç biri ile olmayacaktı. Bu sabah erkenden Ferhat'la konuştum. Amerika'daki bağlantılar, okul, kalacak yer... Hepsi birkaç telefonla halledilebilecek şeylerdi. Para sorun değildi. Sorun Helin'di. İkna edilmesi gerekiyordu. Helin o geceden sonra değişmişti. Tamamen değil. Ama kırıldığı yerden sessizleşmişti.
Onunla konuşmak için bahçeye indim. Konağın arka tarafı daha sakindi. Akşam güneşi taş duvarlara vuruyor, gölgeler uzuyordu.
Yanına oturdum. Aramızda bir mesafe bırakarak. Ona söyleyeceklerimin hoşuna gitmeyeceğini anlaması için yüzüme bakması yeterdi. Ancak onun kötülüğü için yapmıyordum. "Helin..." Bakışlarını gözlerime kenetledi, umut dolu bakışları vardı. Geleceğe karşı umutla bakan gözleri, geleceği için bir şey yapmalıydı artık.
"Amerika'ya gideceksin." Yüz ifadesinin en ufak bir mimik göstermesini beklerdim ancak beklediğim gibi olmadı, korku, kin, nefret, şaşırma... Hiç biri yoktu yüzünde.
"Beni gönderiyorsun..." dedi sakin bir şekilde.
"Hayır, seni kurtarıyorum."
"Ben kurtarılmak istemiyorum." Ve işte dik başlı, bana meydan okuyan Helin'in uyanışı...
"İstiyorsun, sadece kabul etmek zor geliyor." Sesimi olduğunca sakin tutmaya çalışıyordum. Beni anlamasını bekliyordum. "Burada kalırsan..."diyerek tekrar söze girdiğimde artık konuşmanın sonlarına geldiğimizin farkındaydım. "Burada kalırsan, herkes seni benimle tanımlayacak. Helin değil, Berzan'ın karısı, Berzan'ın eşi olarak kalacaksın." Bu cümlemin ardından kendi adımı Berzan diye tanımladığım için kendime kızdım. Azad ismine artık alışmam gerekiyordu...
"Ben zaten seni istiyorum, bunda sorun ne?"
"İstemek ayrı. Hayatını bunun üzerine inşa etmek ayrı." Sustu, haklı olduğumun farkındaydı. Rüzgar saçlarını savurduğunda, onları tekrar düzelten el hareketi bile çocukça gelmiyordu artık. "Oraya gidersen kimse senin geçmişini bilmeyecek Helin. Kimse seni tanımıyor, kendine yepyeni aile baskısından uzak bir hayat kurabileceksin. İlk defa, Helin Rojin Rezan olabileceksin."
"Ya başarısız olursam?"
"Burada kaldığın sürece başarısız olacaksın. Gitmek başarmanın tek yolu..." Gözleri dolmaya başladığında benim haklı olduğumu bildiği için itiraz edemiyordu. "Beni istemiyorsun." Sesimi çıkarmadım, istemiyordum doğruydu. Bir süre sessizlik sürdü aramızda, konağın içinden sesler geliyordu. Bir kaç dakika sürmüş gibi hissettiren saniyeler sonunda konuşmaya başladı. "Ben seni seviyorum."
"Hayır. Sen beni kaybetmekten korkuyorsun, alıştığın şeyi kaybetmekten... Hep yanında olanı, başın sıkışınca yardımına koşanı kaybetmekten korkuyorsun. Bana karşı beslediğin duygular sevgi değil, inan bana." Bu kez gözyaşları sessiz bir şekilde tekrardan akmaya başladı. Bağırmadı, tehdit etmedi. Sadece ağladı.
"Amerika'ya giderek senden kendini bulmanı istiyorum."
"Ya...ya seni gerçekten kaybedersem Berzan?" O sırada yavaş yavaş bize ilerleyen Ferhat'a çarpmıştı gözlerim. Bizi ne kadar süredir dinliyordu bilmiyorum ancak konuşmaya dahil olacağından emindim.
"Bir insan, kendini bulduğunda kaybettiğini sandığı şeylerin çoğu zaten ona ait değildir." Helin bu cümleyi anlamış mıydı bilmiyorum ama çok güzel ve anlamlı bir cümle kurmuştu Ferhat. Kimseden ses çıkmadı, Helin bir şey demeden yanımızdan ayrıldı. "Sence kabullendi mi?" Diyerek yanıma oturan kardeşim bildiğim adam çevirdim bakışlarımı. "Kabullenmemiş olsaydı konağı başımıza yıkardı." Beni onaylar gibi kafasını salladı.
Aradan geçen dört gün boyunca Ferhat ile herşeyi ayarladık. Herkesten gizli bir şekilde Helin'in okulu, yurdu, bileti, bursu herşeyi hazırdı. İtiraz etmiyordu, ama teşekkürde etmiyordu. Sadece gitmeyi kabul etmiş gibi bir hali vardı. Ferhat'ında benimde bunu onun için yaptığımızın farkına varmıştı. Gideceği gün gelip çattığında onu havalimanına abisiyle beraber götürdük. Yol boyunca bizimle konuşmamıştı. Havaalanında pasaport kontrolünü geçene kadar onunlaydık. Ferhat onu uğurlarken ağlamış olsada, ben bir rahatlama hissediyordum. Benim ile hiç konuşmaması bana kırgınlığındanda olabilirdi. Ancak, Helin'in bir gün bana teşekkür edeceğinden emindim.
Uçağın kalkışını izledim.
Gökyüzünde küçülen o metal parçasıyla birlikte içimde bir şey de uzaklaştı. Ama yüzüme yansımasına izin vermedim.
Ferhat'a döndüm. Yüzümde belli belirsiz bir gülümseme vardı. Anlamasını bekledim. Anlamadı. "Ne?" dedi kaşlarını çatarak.
"İçelim mi?" Kaşları daha da kalktı. "Sen iyice başıma ayyaş oldun."
"Hayır," dedim omuz silkerek. "Şarap içmek ayyaşlık değildir."
"Bu aralar ne kadar içtiğinin farkında mısın?"
"Ben içmezsem senin gibi alkol satanlar nasıl zengin olacak kardeşim?" Gülümseyerek başını salladı. "Ayyaşa bak. Sanki içtiğinin parasını ödüyor." Lafına aldırmadım. Arabama doğru yürüdüm. Adımlarım ağır değildi ama hafif de değildi. Kapıyı açıp içeri oturdum. Kontağı çevirmeden önce bir an durdum. Ferhat kapıyı açıp yan koltuğa geçti.
"Gerçekten iyi misin?" dedi bu kez daha ciddi bir tonla. Camdan dışarı baktım. Pistte başka bir uçak hazırlanıyordu. "Olmam gereken kadar." dedim.
"Onu göndermek doğru muydu?" Direksiyona bakarken dudaklarımın kenarı hafifçe kıpırdadı. "Yanımda kalsaydı yanlış olurdu." Ferhat sustu. Motoru çalıştırdım.
"Bazen birini yanında tutmak değil," dedim yola çıkarken, "gitmesine izin vermek korumaktır... Camdan dışarı bakarak konuşmaya başladı. "İnşallah bir gün bunu o da anlar." O sırada bende gaza basarak gideceğimiz mekana doğru arabayı kullanmaya başladım. "Anlamazsa da sorun değil." dedim.
Ferhat cevap vermedi. Camdan dışarı bakıyordu. Şehrin ışıkları yola vuruyor, asfaltın üzerinde uzun çizgiler bırakıyordu. Kendi konağıma dönmek yerine direksiyonu Mardin'in dar sokaklarına kırdım. Taş duvarların arasından geçip sakin bir şarap evinin önünde durdum. Arabadan indiğimizde hava serindi. Kapıyı itip içeri girdik.
"Ağam hoş geldiniz." dedi Mehmet abi tezgâhın arkasından.
"Hoş bulduk Mehmet abi, var mı sakin bir masan?"
"Olmaz olur mu Berzan ağam? Üst kata çıkabilirsiniz, manzarası güzeldir oranın."
Başımı salladım. Merdivenleri ağır adımlarla çıktık. Üst kat sakindi. Pencereden Mardin'in geceye gömülmüş taş evleri görünüyordu. Uzakta sarı ışıklar titriyordu. Masaya oturdum. Ferhat karşıma geçti. "Ne içiyorsun?"
"Her zamanki."
Mehmet abi şişeyi getirdi. Kadehlere doldurdu. Camın ince sesi gecenin içine karıştı. İlk yudumu aldım. Sessizlik iyiydi ancak uzun sürmeyecekti. Ferhat beni izliyordu ve bakışlarından konuşmaya başlayacağını anlamak zor değildi. "Kaçmak için mi içiyoruz?" diye sordu.
"Hayır." dedim. "Kutlamak için." Bana baktı bu cevabı beklemiyordu. Her ne kadar Helin onun kardeşi olsada gerçekleri göz ardı edemezdim. "Ciddiyim, zorla evlendirilecektim Ferhat. On altı yaşında bir kızla." Bu sözün dudaklarımın arasından çıkması işin gerçekliğini gözler önüne dökmüştü.
"Hiç sevmedin mi?" diye sordu Ferhat. Başımı iki yana salladım. "Hayır." Duraksamadım bile. "Onu korumak istedim. Çünkü çocuk. Çünkü korkuyor. Ama sevmedim." Kadehi masaya bıraktım.
"Sevgi merhamet değildir." Ferhat sustu haklı olduğumu biliyordu, "Ben onun hayatını kurtardım." dedim. "Ama kendimi de kurtardım."
"Pişman mısın?"
"Hayır. Yanımda kalsaydı, ya bana takıntılı bir eş olacaktı... ya da benden nefret eden bir kadın. İkisi de zehirdi."
Şarabı tekrar doldurdum.
"Ben baba değilim." dedim. "Birini büyütmek için evlenmem." Ferhat hafifçe gülümsedi ve konuşmaya başladı. "İlk defa bu kadar net konuşuyorsun."
"Çünkü ilk defa bu kadar net hissediyorum."
"Suçluluk yok mu?" Diye sordu bu sefer.
Bir an düşündüm ve olumsuz şekilde kafamı salladım "Onu sevmediğim için yok." dedim. "Ama bu yaşta böyle bir takıntıyla yaşamak zorunda kaldığı için var." Kadehi kaldırdım. "Onun yeni hayatına." Ferhat da kaldırdı, kardeşi için doğru kararı aldığımızın farkındaydı. "Ve senin özgürlüğüne." Şarap boğazımdan geçerken bu kez gerçekten iyi geldi.
Bölüm Sonu.
Özel içerikler, karanlık sahneler ve
perde arkasındaki gerçekler için... 🕶️
Bizi sosyal medyada takip etmeyi unutmayın. 🖤
📍 Instagram: @elizinhikayeleri
Hikâyemizin parodi hesapları bile açıldı. 🎭😂
Instagram: @berzanazadaladag
Çünkü güç, hikâyenin arkasında saklıdır. 👑✨
Bölüm etkileşimi
