9. bölüm / 74
Kader ÇizgisiBölüm 7 - Hatırlamıyorum
Bölümler 74Şu an: Bölüm 7 - Hatırlamıyorum
- 1 Tanıtım 🔗167 kelime
- 2 - UYARI -286 kelime
- 3 Bölüm 1 ⛓️ Zehir1.821 kelime
- 4 Bölüm 2 - İlaç761 kelime
- 5 Bölüm 3 - Karar1.101 kelime
- 6 Bölüm 4 - Terkediliş949 kelime
- 7 Bölüm 5 - Merhaba. Ben Helin.1.967 kelime
- 8 Bölüm 6 - Sevgili Berzan1.753 kelime
- 9 Bölüm 7 - Hatırlamıyorum1.115 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Bölüm 8 - Yandım Gönlüm1.230 kelime
- 11 Bölüm 9 - Nişanlıyız Biz Berzan2.490 kelime
- 12 Bölüm 10 - Vicdan payı2.508 kelime
- 13 Bölüm 11: Evlenecek misin benimle?1.767 kelime
- 14 Bölüm 12 - Amerika Yolcusu1.140 kelime
- 15 Bölüm 13 - Ağa Toplantısı1.786 kelime
- 16 Bölüm 14: Çatışma1.918 kelime
- 17 Bölüm 15: Helin Rezan1.901 kelime
- 18 Bölüm 16: Azade Barzani Aladağ1.686 kelime
- 19 Bölüm 17: Alo? Kudret amca1.053 kelime
- 20 Bölüm 18: Şarap Evi1.305 kelime
- 21 Bölüm 19: Tehdit1.711 kelime
- 22 Bölüm 20: Konağın kapalı kapıları1.304 kelime
- 23 Bölüm 21 - Yüzleşme2.581 kelime
- 24 Bölüm 22 - Gelinlik Mağazası2.391 kelime
- 25 Bölüm 23 - Helin’in Sonu1.170 kelime
- 26 Bölüm 24 - Beklenmedik Misafir2.470 kelime
- 27 Bölüm 25: Emanetimi evine saklamışsın.1.768 kelime
- 28 Bölüm 26: İndir o silahı.1.475 kelime
- 29 Bölüm 27: Yalnız değilsin Berzan2.236 kelime
- 30 Bölüm 28: Duru Neva2.952 kelime
- 31 Bölüm 29: Ateş Enzo Yıldırım2.442 kelime
- 32 Bölüm 30: Yeniden Doğuş2.530 kelime
- 33 Bölüm 31: Annem!1.705 kelime
- 34 Bölüm 32: ilayda'm1.407 kelime
- 35 Bölüm 33: Sonsuz Sessizlik1.706 kelime
- 36 Bölüm 34: Yalan İfade3.254 kelime
- 37 Bölüm 35: Çilingir Sofrası2.901 kelime
- 38 💋 İlk adım, ilk yangın 🔥(Ferhat & Zelal -Özel bölüm)1.745 kelime
- 39 Bölüm 36: Kalbimden sana kalan son hayat1.404 kelime
- 40 Bölüm 37: Ateş kim?1.687 kelime
- 41 Bölüm 38: İlayda nerede?1.534 kelime
- 42 Bölüm 39: İtalya1.530 kelime
- 43 Bölüm 40: Doktorların kardeşi2.327 kelime
- 44 Bölüm 41: Aladağ Hanedanı2.531 kelime
- 45 Bölüm 42: Bervan Dara Aladağ3.227 kelime
- 46 Bölüm 43: İtalya’nın zehri6.166 kelime
- 47 Bölüm 44: Parçalanmış hayatlar3.741 kelime
- 48 Bölüm 45: Mardin’in karanlık gecesi2.737 kelime
- 49 Bölüm 46: Son Kurşun2.203 kelime
- 50 Bölüm 47: Berzan ağam1.720 kelime
- 51 Bölüm 48: Şimdi ne olacak?2.295 kelime
- 52 Bölüm 49 - Cenaze mi varmış?2.068 kelime
- 53 Bölüm 50: Hanımağam3.153 kelime
- 54 Bölüm 51: Umarım ölmüşsündür!2.364 kelime
- 55 Bölüm 52: Dedikodu2.458 kelime
- 56 Bölüm 53: Kanla yazılan adalet2.324 kelime
- 57 Bölüm 54: Kalbimin enkazı1.140 kelime
- 58 Bölüm 55: Gece Misafiri2.914 kelime
- 59 Bölüm 56: Mardin Kalesi2.200 kelime
- 60 Bölüm 57: Aşk Sarhoşu1.886 kelime
- 61 Ferhat ve Zelal Özel - Kalbin yarası1.215 kelime
- 62 Bölüm 58: Sabahın Körü2.092 kelime
- 63 Bölüm 59: Ağaya bak hele.1.809 kelime
- 64 Bölüm 60: Davet2.177 kelime
- 65 Bölüm 61: Yunan Tanrısı2.036 kelime
- 66 Bölüm 62: Oyun içinde oyun3.918 kelime
- 67 Bölüm 63: Beylerbeyi Çiftliği2.479 kelime
- 68 Bölüm 64: Kalbin barikatları2.325 kelime
- 69 Bölüm 65: Kendi ayaklarımızın üzerinde1.244 kelime
- 70 Bölüm 66: Bulaşıkçı2.306 kelime
- 71 Bölüm 67: Mutluluğa doğru ilk adım6.269 kelime
- 72 Bölüm 68: Mardin Sokaklarında İtalyan Usulü Yürüyüş2.383 kelime
- 73 Bölüm 69: Gidelim buralardan2.439 kelime
- 74 (Final) Bölüm 70: Ailem7.435 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi açtığımda gökyüzü masmaviydi. Bulutlar üzerimde dans ediyor, çiçekler mis gibi etrafımda kokularını yayıyordu. Saçlarımın arasından usulca geçen rüzgar, zaman durmuş gibi hissettiriyordu. O an, dünyanın bütün telaşı benden çok uzaktaydı. O an, herşey çok uzaktı. O an ben mutluydum.
Başımın ağrısı beynimin içinde zonklamasına rağmen, gözlerimin gördüğü manzara bu acının yavaş yavaş yatışmasına sebep oluyordu. Sanki doğa beni kendi kollarının arasına almış, her nefeste biraz daha iyileştiriyordu.
Garip bir şekilde kendimi iyi hissediyordum. Sanki buna gerçekten ihtiyacım varmış gibi.
Ama bu iyilik hâli ürkütücüydü; çünkü böylesine hafif hissetmeyeli ne kadar zaman geçtiğini hatırlayamıyordum. İçimde bir yerde, bunun uzun sürmeyeceğini bilen sessiz bir ses vardı. Gözlerimi biraz daha açık tutmaya çalıştım, anı kaçırmamak ister gibi.
Belki de kaçtığım şey tam olarak buydu: durmak, hissetmek ve kendimle baş başa kalmak. Acı hâlâ oradaydı, başımın içinde, ama artık tek başına değildi. Huzurla yan yana duruyor, bana sabretmeyi öğretiyordu.
Ama bu huzur, içimde derin bir suçluluk hissiyle yan yanaydı. Çünkü biliyordum; bu sessizlik, bana çok görülmüş bir lükstü. Ben Berzan'dım. Mardin'de sözü geçen bir aşiretin ağasının oğluydum. Hayatım, daha ben doğmadan çizilmişti. Babamın sesi kulaklarımda yankılandı; sert, kesin ve tartışmaya kapalı. Evlenmem gerekiyordu. Tanımadığım bir hayatla, seçmediğim bir kaderle. Aile, töre, namus... Hepsi omuzlarıma çökmüş, nefesimi daraltıyordu.
O an anladım ki başımdaki ağrı sadece bedenime ait değildi. Yıllardır sustuklarım, itiraz edemediklerim, "olur" demek zorunda kaldıklarım zonkluyordu beynimin içinde. Doğa beni iyileştiriyor gibi hissettiriyordu ama gerçek hayat, beni çağırmak için sabırsızdı. Yine de gözlerimi kapatmadım. Bu anı içime çekip sakladım. Çünkü belki de yakında, kendim olabildiğim tek yer burası olacaktı.
Gece buraya nasıl geldiğimi bilmiyordum. Ne zaman bu kadar içtiğimi, ne ara bilincimi kaybedip sızdığımı da... Zihnimde tek bir sahne bile yoktu. Sanki gerçekten biri, ben tamamen kapalıyken bedenimi alıp buraya bırakmıştı; şimdi de hiçbir şey olmamış gibi gözlerimi açmamı bekliyordu.
Odadaki hava ağırdı. Perdeler yarı aralıktı ama gün ışığı içeri girmekte tereddüt eder gibiydi. Başım zonkluyor, boğazım kuruyordu. Kendime ait hissetmediğim bir yerde uyanmış olmanın huzursuzluğu içime çöreklenmişti.
Telefonumu elime aldım. Ekran simsiyah kaldı. Şarjı bitmişti. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum. Zaman sanki benim için durmuş, dışarıda akmaya devam etmişti. Üzerimi alelacele giyindim, etrafa şöyle bir göz gezdirip dağınıklığı toparladım. Çok düşünmek istemiyordum; düşünürsem kalacaktım.
Arabaya bindiğimde motorun sesi bile fazla gürültülü geldi. Gaza bastım. Konağa giden yolu ezbere almıştım ama ne zaman çıktığımı hâlâ bilmiyordum. Gösterge paneline baktığımda saat 14:26'yı gösteriyordu.
İmkânsız gibiydi. Tüm geceyi dışarıda geçirmiş olamazdım. En fazla sabah dokuz, on gibi çıkmış olmalıydım. Arabanın içine çöken sessizlikte yalnızca motorun düzenli uğultusu vardı. Telefon hâlâ kapalıydı. Yol boyunca konuşacak kimsem yoktu; düşünmekten başka çarem de.
Konağa vardığımda içimde açıklayamadığım bir sıkışma vardı. Arabadan iner inmez telefonumu aldım, içeri girer girmez şarja taktım. Cihaz masanın üzerinde cansız bir beden gibi duruyordu.
"Sen bu evin yolunu bilir miydin?"
Ses, arkamdan geldi. Ona aitti. Geldiğimi fark etmişti. Omuzlarım istemsizce gerildi. Sadece yokluğum değil, şimdi bir de hesap vardı.
"Abartma," dedim. Sesim sandığımdan daha savunmacı çıktı. "Alt tarafı birkaç saat..."
Cümlemi tamamlayamadan yanağım yandı. Tokadın sesi odada yankılandı. Başımı çevirdiğimde gözlerindeki öfke netti, tartışmasızdı.
"Hadsiz!"
Yutkundum ve öyle kalakaldım. Sesim çıkmadı, hareket edemedim, o tokattan sonra nefes alamadım. Öyle kaldım. Ne kendimi savunacak bir kelime çıktı ağzımdan, ne de kendimi korumak için geri bir adım atabildim, bedenim kaskatı kesilmiş bir şekilde öyle kaldı.
"Seni gebertirim Berzan. Bir daha beni rezil edersen, seni yaşatmam! Anlıyor musun beni?"
Cevap verememem onu daha da öfkelendirdi. Zaten ayakta durmakta zorlanıyordum. Başım dönüyor, etraf bulanıklaşıyordu. Sarhoştum.
"Bak bana," dedi ama gözlerim odaklanmadı. Dizlerim titredi.
İlk yumruk geldi. Nereme geldiğini anlayamadım. Dengeyi kaybettim. İkinci darbede tamamen sendeledim. Kendimi korumak istedim ama kollarım kalkmadı. Alkol vücudumu ağırlaştırmıştı. Yere düştüm. Kalkmaya çalıştım. Olmadı. Başım çok dönüyordu. Midem ağzıma geldi. Üzerime doğru geldiğini gördüm. Yavaş gibiydi her şey. Kaçamayacağımı biliyordum. Vurdu. Bir daha. Bir daha. Acıyı tam seçemiyor, sadece nefesimin kesildiğini hissediyordum.
"Benim yüzümü yere baktıracaksın ha?" diye bağırıyordu. Sesler vardı uzakta. Biri dur demeye çalışıyordu belki.
"Benim oğlum olamazsın sen," dedi.
Sadece şunu düşündüm:
Keşke bu kadar içmeseydim.
Keşke eve hiç gelmeseydim.
Keşke onun oğlu olmasaydım.
Sesi bir anda tüm konağı doldurdu. Bağırmıyordu ancak çok rahat bir şekilde duyuyordum sesini.
"Bu çocuğa kim yaklaşırsa, kim elini uzatırsa, kim gizlice bir yudum su verirse bile..."
Durdu bir süre, üzerimde olan bakışların iliklerime kadar hissediyordum. Sonra devam etti. "Adını silerim. Bu konaktan da, bu hayattan da." Bana doğru adım attığını duydum, yediğim yumruktan dolayı gözlerim bulanık görüyor olabilir miydi? Sadece kırmızı lekeler görüyordum. O ise hiç bir şey yokmuş gibi tehditkar konuşmasına devam etti..
"Anasını ağlatırım. Babasını mezara indiririm. Beni tanımayan varsa, ona yardım edin ve bu gece tanıyın kim olduğumu."
Sesini biraz yükseltti. "Kimse merhamet oynamasın. Bu şerefsiz yerde olduğu yerde kalacak.Sabaha kadar nefes alırsa şanslıdır."
Beynimin içinde yankılanan binlerce ses tek bir soru soruyordu, neden? Neden bu kin, nefret? Neden hiç sevmemişti beni? Seven sevdiğine böyle davranır mıydı? Seven sevdiğini öldürür müydü? İnsan oğlunu sevmez miydi? Gözlerimden akan yaşlar canımı yakıyordu, aldığım her nefes akciğerlerimi yakıyordu. Kalbim, durmak için can atıyordu. Daha önce de vurmuştu, daha önce çok canımı yakmıştı. Çocuktum diye sesimi çıkarmıyordu, çocuktum diye anlamıyordum canım yanmıyor sanıyordu. Ağlamak için gözden yaş mı gelmeliydi? Ben ilk defa sessizce ağlamıyordum. İçimde bir yerde, kendini bir odaya kitlemiş, kimse duymasın diye yumruğunu ısırarak içini çeke çeke ağlamamak için savaşan bir Berzan vardı. Benden nefret ettiğinden emindim. Çünkü ona yardım etmemiştim, onu kurtaramamıştım. O, o odadan asla çıkamayacaktı. Hep orada kalacaktı. Yalnız, kimsesiz, topraksız bir çiçek... Gözlerim kapanmaya başladığında burnuma sadece kan kokusu geliyordu, ne halde olduğum hakkında en ufak bir fikrim yoktu, sadece kan kokusu vardı. Annemi istiyordum, annemin bana sarılıp herşey geçecek oğlum demesini istiyordum, buna o kadar çok ihtiyacım vardı ki. Annemin şefkatli kollarını özlemiştim.
"Müstakbel kocacım..." Yutkunmaya çalıştığımda bedenim adeta iğrenir gibi tepki göstermişti. Helin'in sesini dahi duymak istemiyordum, tam şu an sızıp bir daha uyanmamak istiyordum. "Kocacığım, bak. Tırnaklarıma B harfi yazdırdım. Nasıl olmuş? Yarın için hazırlık yapayım dedim. Hayalini kurduğumuz o gün sonunda geldi! Yarın nişanımız var. Hemen sonrasında gidip fotoğraf çekimi yaptırmamız lazım, ordan gelinlik bakmaya gidelim. Malum nişanlılığı uzatmaya gerek yok."
Birden aklıma geldi, Devin. Beni buradan ancak Devin kurtarırdı. "Helin..." Sesim o kadar zor çıkmıştı ki. Ben bile bu duruma şaşırmıştım. Yüzümün halini çok merak ediyordum. Beni ne hale getirdiğini merak ediyordum, burnuma gelen kan kokusu ve ağzımdaki kan tadı ise merakımı gideriyordu. "Söyle kocacığım?"
"Devin'i arar mısın..." Sesim bu kadar güçsüz çıkmamalıydı. Kahretsin, bulunduğum bu durumdan nefret ediyordum. Elimden hiç bir şey gelmiyordu. Kolumu kaldırmaya halim yoktu, ayağa kalkmaya çalışsam bunu beceremezdim bile. Çalmaya başlayan telefon sesi ile bir nebze rahatladım. Aramasını beklemiyordum ve bu beni baya şaşırtmıştı. Ancak yaptığı bu hareketin nedenini hemen kendi açığa vermişti. Hemde çok net bir şekilde.
"Sana iyilik yapıyorum sanma, kendimi düşünüyorum. Yarın nişanlıma kimse ayyaş piç desin istemem."
- Bölüm sonu -
Bölüm etkileşimi
