20. bölüm / 42
Gökyüzü KuğusuYirminci Bölüm
Bölümler 42Şu an: Yirminci Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Ne söylediğinizi, biraz da nasıl söylediğiniz belirler.”
Jack London
Hatalar insanı değiştirir miydi yoksa bazı şeyleri saklama duygusu mu doğururdu?
Erva'nın buraya bunu neden getirdiğine hiçbir anlam veremezken elimdeki dosyayı açıp incelemeye başladım.
Gözlerim taramalı makina gibi yazılanları tararken kayda geçtiği suçlar, olduğum yerde kilitlenmeme neden oldu.
Pardon?
Sırayla kayda geçen iki suç resmen kanımı buzlandırmıştı.
“Kasten öldürmeye teşebbüs ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması..” Kuruyan dudaklarım sessizce oynarken yutkunup dosyayı sert bir şekilde kapatarak çantama koydum ve evden çıkmak için hamle yaptım.
Madem bu kadar keskin suçların vardı da, başta Erva neden bana anlatmadı? Polis olmasına rağmen nasıl hiçbir işlem yapmadı, ya da yaptı da benden neden gizledi?
Mantığıma sığdıramıyordum.
Evin bahçesinden çıkarken önüme çantama koyduğum dosya düştü. “Çıldıracağım!” Oflayarak dosyayı alıp çantama sıkıştırmayı çabalarken beton gibi bir şey çarptım.
“Önüme bakmazsam böyle olur işte,” Kafamı kaldırmamla çarptığım şeyin erkek bir birey olduğunu anlamam çok kısa sürdü.
Erkek bireye çarpmıştım şaka mı?
Bir de neden betona çarpmışım gibi oldu?
İyi değilim çünkü..
Kendimi çok hızlı bir şekilde toparlayıp hâlâ gözlerime bakmakta olan adamla aynı şekilde göz teması kurdum.
“Özür dilerim kusura bakmayın,” Yanından koşarak gitmeyi planlarken kolumdan tutup hiçbir şey demeden beni durdurmasını beklemiyordum.
“Olur öyle şeyler,” Yüzüme bakarak arkadaş canlısı şekilde gülümserken çatık kaşlarımla adamın bakışlarını analiz etmeye çalışıyordum.
“Yunus'un evinden mi çıktın az önce sen?” Sessizliği bu soruyla bozmasına daha çok kaşlarımı çatarken kafamı eve doğru çevirdim.
“Hayır, ne alaka? Yunus'un evinin yanındaki evde kalıyorum.” Kolumu kurtarıp tek kaşımı kaldırdım ve ona doğru bir adım attım. Adımını hemen geriye doğru çektiğinde ellerini arkaya topladı.
“Tanıyorsun yani öyleli, hımm.” Gülmeye devam ederken kısılan gözlerine odaklanmıştım.
Açık kahverengi gözleri güneş vurunca daha güzel gözükürken kafamı geçiştirerek salladım.
Arkamı dönüp bu sahneyi sonlandırmak niyetindeyken Yunus'un sesi beynime yine dur sinyali verdi.
Kes şunu artık, ait değilsin sen buraya.
Git şu Cahit'in işini bitir İlknur Şura.
“Harun gel koçum, burası ev.” Harun dediği kıvırcık saçlı eleman bana bakıp Yunus'un yanına giderken, Yunus'un bakışları mavi gözlerimle kesişti.
Allah kahretmesin.
Lanet olsun ki bana kimseye bakmadığı gibi bakıyordu.
Niye abi niye?
“Okula mı?” Benimle konuşmak istediğini anladığım gibi gözlerimi kaçamak şekilde devirdim.
“Okula gidip geldim, benim işim var size iyi eğlenceler.” Gülümsemek zorunda kaldığım için dişlerimi sıktım.
Arkama bakmadan karakolun yolunu tuttuğum gibi ilk gördüğüm karakolla bakıştım.
Karakola adım attığımda ne yapacağımı bir an bilemezken ilk iş olarak dosyayı elime aldım.
Büyük bir iş başardın İlknur Şura!
Koridorda ilerlerken herkesle göz teması kurduğum için tanıdık birine rastlamak en istemediğim şey olabilirdi bu durumda.
Gizli yapacaktım bu işi, kendim halletmek istiyordum.
En son Erva'ya söylerdim sonuçta..
Gözü bandajlı birinin radarına takıldığımı gördüğümde, Halil olduğunu anlamam ve bana doğru gelmesi saniyelerim aldı.
Sıçtık arkadaşlar!
“Bir sıkıntı mı var, normalde burada sen değil Erva olması gerekiyordu da?” Gözlerimi çok anlamasın diye arada kaçırırken yutkundum.
Bu adam niye bu kadar zeki?
“Hiçbir sıkıntı yok birader,” Arkamdaki koltuğa oturup otuz iki diş sırıttım.
Aptalı oynama İlknur Şura.
“Varsa bir çayınızı içmeye gelmiştim.” Az salla lütfen İlknur Şura..
Halil’in kanmaması bir yana elimde salak gibi tuttuğum dosyaya bakıyordu.
“Ne dosyayı o? Nereden aldın?” Verecek bir cevap bulmaya çalışırken yüzüme doğru eğilip kısık sesle konuştu. “Bak, başın falan beladaysa söyle hallederim.” Gözlerim yanarken iki kaşım birden havalandı.
Kafamı iki yana salladım. “Hayır, aslında şöyle; ben Erva buradadır diye bir bakmaya gelmiştim. Bu dosya da Erva’nın eşyası yani.” İyi toparladığımı düşünerek ayaklanıp çıkışa doğru yürürken Halil'e döndüm.
“Çay kalsın sağ ol,” Tüm damarlarım gerilmiş vaziyette dosya tutan elim titrer durumda kaldırıma oturdum.
Sıcak hava tenimi esir alırken dosyayla yelpaze yapıyor bir yandan da gözlerimin buğusu almaya çalışıyordum.
Sanki beynimden kaynar su dökülmüş gibi hissederken kalbim göğüs kafesimde daralıyordu.
Niye böyle oluyordum bilmiyorum ama..
***
Sokağa derin nefes alarak girdiğimde Yunus'un evinin önünde, yine aynı sahneye denk gelmenin şokunu yaşıyordum.
Nasıl ya? Dejavu mu oluyor şu an?
Harun ve Yunus bu sefer kapının önünde konuşuyorlardı.
Dalga mı geçiyorsunuz canım?
Anahtarımı çıkarıp onlara bakmadan eve girmek için hızlı hızlı yürürken tam yanımdan son sürat arabanın kolumu korna çalarak sıyırıp geçmesiyle eve doğru düşmeden savrulmam büyük bir şanstı.
Gözlerimi öfkeyle kapatıp devirdiğimde dilimi dişlerimde gezdirdim ve göğüs kafesim öfkeyle inip kalktığı sırada, alnımdaki kasları gevşeterek hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalıştım.
Yunus önümü kesmeseydi kafamı kaldırıp da hiç muhatap olmak istemedim..
Günüm bok gibi geçti. Geçmeye de devam ediyor..
“Şura, çarptı mı bir yerine, oldu mu bir şey sana?” Derin nefes alıp gülümsediğimde bir şey olmadığını anladı.
“İyiyim teşekkür ederim.” Buruk tebessümle gözlerine bakmadan gitmek istedim ama adım atacağım yere bedeniyle geçti ve önüme engel oldu.
Gözlerine bakarsam ne yaşadığımı daha doğrusu iyi olmadığımı anlayacaktı.
Ve ben bunu istemiyordum.
Hazır değildim..
Bana hiçbir temas etmeden sadece gözbebekleriyle beni kendi radarına alıyordu.
Delireceğim.
“Bugün pek iyi değilsin gibi, benim yüzümden mi?” Kendine olayı nasıl çekip bağladı anlamazken kaşlarımı büzdüm.
“Seninle alakalı değil, günüm iyi değildi evet..” İtirafım üzerine anladım ki; Yunus'un gözlerinden ve kendisinden asla bir şey saklayamıyordum ve bu şu an için canımı sıkıyordu.
Dosyayı kontrol ettiğimde olmadığını hissedince anlık kalp kriziyle gözlerim büyüdü. Neredeyse çığlık atacağım sırada çantamın içine bakındım ama bulamadım..
Siktir.
Çok panik yaptığımı anlayan Yunus, benimle birlikte etrafa bakmaya başladı.
“Bunu mu arıyordun bacım?” Sesin geldiği yöne kafamı çevirdiğim sırada dudaklarım aralandı.
Ayıklayalım bakalım pirincin taşını.
Bölüm etkileşimi
