Gökyüzü Kuğusu kitap kapağı

3. bölüm / 42

Gökyüzü Kuğusu

Üçüncü Bölüm

Vaveyla Yazarı: Beyza Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: Üçüncü Bölüm
  1. 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
  2. 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
  3. 3 Üçüncü Bölüm999 kelime · Okuduğun bölüm
  4. 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
  5. 5 Beşinci Bölüm820 kelime
  6. 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
  7. 7 Yedinci Bölüm914 kelime
  8. 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
  9. 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
  10. 10 Onuncu Bölüm873 kelime
  11. 11 On Birinci Bölüm800 kelime
  12. 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
  13. 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
  14. 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
  15. 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
  16. 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
  17. 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
  18. 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
  19. 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
  20. 20 Yirminci Bölüm856 kelime
  21. 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
  22. 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
  23. 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
  24. 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
  25. 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
  26. 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
  27. 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
  28. 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
  29. 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
  30. 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
  31. 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
  32. 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
  33. 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
  34. 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
  35. 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
  36. 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
  37. 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
  38. 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
  39. 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
  40. 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
  41. 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
  42. 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime

“Cahil insan sorunun kaynağı kendisi olduğu hâlde başkasını suçlar.”
Epiktetos

Bedenim biraz sakinleştiğinde evin anahtarını sağa döndürerek açmaya çalışıyordum. İçeriye nasıl adım attığımı düşünecek durumda değilken telefonum durmadan çalıyordu.
Erva’dan on sekiz cevap arama.
Aramasına geri döneceğim anda ekrana tekrar araması düştü ve anında cevapladım.
“İlknur bu telefonlar niye açılmıyor kızım, ani kalp krizinden gideyim mi ben yani, ne istiyorsun bu mu olsun istiyorsun?” Soluklanıp saçlarımı omzumdan saldığımda kendimi koltuğa attım.
Dediği hiçbir soruya cevap vermeden konuya atıldım.
“Bana şu Cahit'in sicil dosyasında neler yazdığını şimdi söyler misin kanka?” Karşı taraftan Erva'nın birine sesini yükselttiğini duyunca gözlerim aniden açıldı.
“Ne oluyor Erva orada?” Demekten kendimi alıkoyamadım.
“Her şey kontrolüm altında bacım, ben şimdi eve geliyorum gideceğimiz yerde anlatacağım.” Biriyle keskin bir tartışma yaşadığı belliydi ama bana anlatmak istememişti.
Ne oldu o yürüdüğün bacına şimdi?

Aklıma kurcalamaması gereken çok şey vardı ama, hepsi resmen sıraya dizilmiş; İlknur Şura’nın zihnini nasıl ele geçiririz diye düşünüyorlar.
Masanın önündeki bilgisayarı açıp gözlerim saate takıldı ve o an evin kapısı gümbürtüyle sarsılarak açıldı.
Gece 02:00’ydi ve Erva tüm mahalleyi inleterek eve gelmişti.
Bilgisayarı tek hamlede kapatıp hızla ayaklandığımda ses tonumu sessiz kullanmaya çalışıyordum. Ama bizim anlaşmamız için pek mümkün durmuyordu.
“Lan kanka bu saatte ne bu gümbürtüyle kapı açmak?” Kaşlarım çatıldığında Erva çantasını koltuğa fırlatıp saçlarını dağıtarak sessiz kalmayı tercih etti. Gözlerim dikkatle üzerindeki formada gezerken birkaç damla içecek olduğunu fark etmemle ses tonumu ayarlayamadım.
“Kim yaptı ulan o üstündeki lekeyi? Ne yaşadın, benden saklayacak kadar kiminle tartıştın Erva?” Gözlerime bakmıyor bir bacağını oturduğu yerde titretiyordu.
Tanıdığım Erva bu kadar sessiz kalmaz, gözlerini kaçırmazdı.
Bir şey olmuştu… Hem de çok ciddi bir şey.
“Bana bak,” Önüne diz çöküp ellerimi dizlerine koyup bana bakmasını sağladım. “Kalk hadi tavuk pilavcıya gideceğiz. Orada konuşuruz her şeyi!” Ayaklanırken kolumdan öyle bir güçle tutup geri çekti ki, sendelemek zorunda kaldım.
“Akşam sekizden itibaren bu mahallede tek başına dışarıya çıkmıyorsun bacım, ama yanında ben varsam çıkabilirsin.” Ne demek tek başıma çıkmıyorum?
Anlamsızca sırıtırken neden dercesine kafamı salladım.
Erva öfkeyle ayağa kalkıp eliyle camı işaret ederek aynı öfkeyle bağırarak tüm öfkesini kustu. “O komiser olacak şahıs..” İki eliyle yüzünü ovuşturduktan sonra devam etti. “İşimi uzattığı yetmiyormuş gibi beni kendi oturduğum mahallemden tehdit etti lan! Aklıma almıyor, oğlum bu kim bu ne biçim polis? Hah bir de komiser olacak haspama bak amına koyarım onun ha!” Öfkesini kusmasına izin verdiğimde dostça bir sarılmaya ihtiyacı olduğunu anladım ve sımsıkı sarıldım.
“Karakter ve kişilik gelişimi tamamlanmamış kişi olduğu içindir o, üstündeki lekeyi o mu yaptı?” Kaşlarımı sorgular şekilde kaldırırken saçını arkaya atıp kapıya doğru ilerledi. “Onun gelişmeyen karakter ve kişiliğine sokup sıçayım! Şikayet etmezsem bana da Erva demesinler, gel gidiyoruz acıktım ben.” Kolumdan sürükler şekilde peşine taktığında anlık dumura uğradım.
Bacım leke diyordum, niye geçiştiriyordu?

Gece gece alışkın olduğumuz tavuk pilavcıya gelip iki porsiyon söyledikten sonra Erva uzaklara dalmış bakıyordu.
Bizden başka kimse olmaması tesadüf mü yoksa kasten mi bilmiyordum ama diğer günlere nazaran biraz da ıssız gibiydi.
“Kahve istemiştim iş yerinde, komiser ise kahve getiren kişiye bilerek bana getirdiğini görerek çarptı ve kahve üzerime sıçradı.” Gözlerini sinirle kapatıp açtığında eli alnına gitti. “O an öyle bir tepem attı ki..” Bu komiser kimdi ve neden Erva’yla bu kadar uğraşıyordu?
Kendimi tutamadan, “Kim bu komiser yani seninle herhangi bir geçmişi var mı?” diye sordum.
Gözleri kırgınlıkla yüzüme bakarken masaya tavuk pilavlarımız gelmişti. Erva'nın gözleri garsonun her milimini izlerken gittiğine emin olduktan sonra gözleri bana döndü.
“Halil Sarıtaş diye bir züppe, hangi süper akıllı onu komiser yapıp başıma sardı bilmiyorum ki.. Delirmemek elde değil. Vereceğim istifamı diyorum adama, bak adama istifa edeceğim diyorum piç gibi gülüyor anasını satayım.” Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdığımda Erva'nın sinirden güldüğünü fark etmiştim.
Ayranımı açarken kendime engel olamadan Erva’nın yarasına biraz daha tuz basmak istedim. “Âşık olmayı dene, başarırsan şikayetten nikâhına alır belki..” İki büklüm şekilde içimde bastırdığım kahkahayı öyle bir attım ki, ağzımı kapatmak zorunda kaldım.
Erva'nın yüzüne bakamayacak kadar yere doğru eğilirken ayranın kâğıdını neredeyse ayranla beraber yere dökecektim.
Erva ayağıyla bacağıma vurup susturucu özelliğini kullandığında yutkunarak kendime geldim. Gözlerim yaşlandığında ellerimle yüzüme serinlik yapıyordum. Pilavdan bir kaşık aldığım anda Erva, az önce hiçbir şey dememişim gibi aynı duruyordu.
“Âşık olmak istedim ya işte his yok kızım ne yapayım, ritüel falan mı denesem acaba ya da soy ağacını bulup oraya kendimi ekletsem mi?” Ağzımdaki lokma neredeyse boğazıma kaçacakken gözlerimle onayladım.
“Kesinlikle yap bu arada, yanlış yaparsın sen sonra adam bu sefer aşkından falan üzerine tank sürer!” Bu sefer benden daha çok Erva kahkahayla gülerken onun gülme sesine daha çok gülmeye başladım.
“Kızlar sessiz ama yani, zaten bugün ayrı bir ıssız buralar.” Adama bakmadan önce Erva’yla ölüm sessizliğine bürünüp birbirimize baktık. Daha sonra adama baktığımızda dışarıdan duyduğumuz sesle, adam topuk olup kaçmıştı.
“Soy kasayı, soy soy!” Ellerinde silahlar, yüzlerinde maskelerle iki adam olduğumuz dükkâna giriş yaptığında, Erva belindeki silahı tek elinde çevirip kafamı yere eğmemi işaret etti.

Adamların görüş alanına takıldığımızda Erva'nın polis formasını anında gördüklerinde kaçmak istediler ama Erva ıskalamadan bacaklarından kurşunu isabet ettirdi.
Adamlar yeri boyladığında kalbimin sesi sanki ağzımda atıyordu. Ağzımdaki lokma boğazıma takılacak gibi olduğunda Erva'nın güven dolu bakışlarıyla yavaşça yutkundum.
“Sıçtıklarım,” Telefonda birini tuşlayıp kulağına götürdüğünde dükkân sahibine seslendi. “Gel abi gel, hallettik.”
Dudaklarım belli belirsiz oynadığında şaşkınlığımı saklayamadım. “Sen silah mi taşıyorsun yanında?”
Erva bir şey yok dercesine imalı bakarken beynimin uyarı refleksiyle gözlerimi dışarıya çevirmek zorunda kaldım.
Ve gördüğüm manzara içinde bulunduğumuz atmosferden daha ürkünçtü.
Erva'nın sesi beynimde sayarken gördüğüm görüntüyü seçmeye çalışıyordum.
“Adresi atıyorum suçlular yaralı. Bacım burada mısın sen, nereye bakıyorsun?”
Karanlıkta ne kadar seçebilirdim bilmiyorum ama, Cahit'in olduğuna emindim.
Peki yanında sesini yükselttiği kişi kimdi?
Umursamadan önüme baktığımda saçlarımı elime alıp omzumdan sarkıttım. Erva az önce gördüğüm manzaraya bakarken aceleci ve öfkeli görünüyordu.
“O, oradaki Cahit iti mi?”
Engel olmak istediğim an, Erva'nın koşarak o bölgeye ulaşmış olduğunu gördüm. Hiç oraya gitmeye niyetim olmadığı için kollarımı dükkânın kapısında göğsümde toplamış Erva’yı izlerken duyduğum çaresiz ve bitkin erkek sesi kalbime bir his uyandırdı.

“Bahaneyle ve kasten gözümü bu hâle getirdin. Çevremdeki herkes senin yaptığın o iz yüzünden benden korkup şeytan ilan ediyorlar lan beni. Kör olmuş olsaydım en azından şeytan ilan edilmezdim.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

14okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.