34. bölüm / 42
Gökyüzü KuğusuOtuz Dördüncü Bölüm
Bölümler 42Şu an: Otuz Dördüncü Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Zihnin; manipülasyon yöntemiyle zekânı güçlendirip, insanları istediğin gibi yönlendirmeni sağlıyorsa geri döndürülemez korkunç zekân var demektir.”
Sırtımı okula doğru dönüp kapıdan çıkmak için adım atmıştım ki, Yunus'un müdüre kurulduğunu fark etmemle laf atması bir oldu.
“Hayırdır hoca efendi, sen..” Eliyle kendini ve beni işaret ettiğinde tekrar sesini yükselterek konuştu. “Bizi yani okulda falan istemiyorum ne demek, kız ne yaptı lan? Tamam ben az önce yaptığımı biliyorum da, kızın ne suçu var sıçar..” Elimle ağzını kapatıp kendime doğru çekerek yüzüme doğru eğilmesini sağladım.
“Sus Allah için bir şey deme o adama, kötüler arasında masum biri mesleğinden oldu sadece..” Kendimi kasmaktan her yerime ağrı girerken gözyaşım yanağımı ıslatmayı başarmıştı.
Alt dudağım titrerken olan olayı anlattım. Yunus şoke girmiş şeklinde beni dinlerken elim kafamda tükenmiş durumdaydım.
“Yunus beni attılar, ya bu kadar emeğimin en azından ucundan bir saygı gösterilmesini beklerdim. Hani onu geçtim ben adaletsizliğe kurban gittim Yunus, odadan çıkarken Sıla babasına sinsice güldü inanabiliyor musun?” Olayın içinde bok yemi vardı ve ben o kurnazlığı çok sonradan fark etmiştim, lanet olsun ki..
Olduğum yere çömelip parmaklarımın tek tek titremesini izliyordum ki, Yunus parmaklarını elime geçirip önüme diz çöktü. “Kuğu Güzeli’m, başka yolu yok mudur bunun, hiç mi bir uyarı vermeden direkt olarak atıldın?” Kafamı bitap hâlde iki yana salladığımda ayağa kalktım. Beynim yerinde çok kötü çalkalanırken boğazımda aşamadığım yumru yine kendini belli etti.
“Sordum o kadar sordum Yunus, yalvardım ilk defa mesleğimin itibarını çiğnememek için yalvardım ben.. Ama çiğnenen ben oldum,” Gözyaşlarım dudaklarımdan titrek bir hıçkırıkla sicim gibi aktığında kafamı Yunus'un göğsüne gömdüm. İçim içime sığmayacak şekilde bedenim titrerken Yunus'un sırtıma ve saçıma değen nazik dokunuşları ruhumu yeniliyor gibiydi.
“Yunus benim yüzümden de olmuş olabilir ama Sıla'nın benimle bu şekilde muhatap olması olmamalıydı ya..” Burnumu çektiğimde son cümlemi dile getirdim.
“Buraya atanmıştım, şimdi de buradan atıldım benim Adana'da durmamın ne anlamı kaldı ki?” Yunus kafamı kendi yüzüne sabitlerken parmağıyla yanağımdaki ıslaklıkları tiksinmeden sildi.
“Şşt, öyle demiyoruz.. Bak ben senin için ne anlam ifade ediyorum bilmiyorum ama ben senin yanındayım. Adana'dan bu sebepten ötürü gitmen iyi olmaz.” Saçıma parmaklarını geçirirken teselli cümleleri döküldü dudaklarından.
“Geçecek hepsi geçecek, sen geçmeyecek diyebilirsin içinden ama yeniden mesleğini bambaşka bir okulda eline alacaksın Kuğu Güzeli'm.” Alayla yüzüne karşı yüzümü buruşturduğumda Yunus'un gözlerini kıstı.
“Bu Sıla Erva'nın kuzeni olan kişi miydi, Haldun Bey'in yeğeni Erva değil mi?” Yunus'un sormasının alaka seviyesini idrak edememekle beraber gözlerinin çehresine dikkatle odaklandım.
“Evet öyle de, senin bu soruyu şu an sorman ne alakadır?” Kafasında sanki birkaç olay dönüyormuş gibi çenesini sağ sola çevirip gözlerimin içine baktı.
“Çok haklısın, ama Haldun’nun kızından da iyilik meleği de beklenemezdi..” Onaylarcasına dudağımı büzdüğümde Yunus telefonunu çıkarıp bana doğru salladı.
“Erva'nın numarasını almam gerekiyor, alabilir miyim?” Alttan alttan ters bakışlarımla Yunus'u süzerken cazgırlık peşinde olduğunu anlamam uzun sürmedi.
Seni az önce patates çuvalı gibi okuldan atsınlar oradaki entrikayı anlama, gel burada iki saniyede çevrilecek dolapları anla.
Sen harbiden alık falan mısın İlknur Şura?
“Ne için lazım numarası?” Sorgulamamı gayet normal bulur gibi kafasını yana yatırdı.
“Kavga veya başka bir şey çıkmayacak Gökyüzü’m, Erva'ya Halil konusunda sormam gerekenler var da..” Kaşlarımı imayla havaya kaldırırken telefonumu elime aldım.
“Sen yine bahanelerin arkasına sığınıyorsun ama benim dostumu kullanamazsın.” Eve gitmek için harekete geçmiştim ki, kolumda baskı hissetmemle Yunus'un gözlerinde boğulmam ani oldu.
“Kullanma gibi bir niyetim olsaydı senden numarasını istemezdim Gökyüzü’m, bacım zaten kendisi bir iki bir şey sormak istiyorum kuzeniyle alakalı..” Gözlerime iyice yoğunlaştıktan sonra, “Alabilir miyim?” diye sordu.
Fazla mı iyi niyetliydim acaba?
Pes etmiş ses tonuyla konuştum. “Peki ama görüşmeniz bittikten sonra bana gelip yardım et demeyin.” Yüzünde muzip bir ifade oluştuğunda telefonunu alıp Erva'nın numarasını kaydettim.
Vedalaşırken okuldan tek başına Sıla'nın çıktığını fark ettim ama o ortamda bulunmak istemediğim için yirmi dakikalık yolu, Yunus'a sırıttıktan sonra yürümeye başladım.
***
Yunus Sarıtaş
Şura yanımdan gittikten sonra burnumu hoş eden tatlı kokusu bir süre benimle kaldı. Sarı saçlarıyla kendini belli eden süper manipületif Sıla’yı görmemle onu durdurmak istedim.
Çünkü Erva'yla konuşup, Erva'nın da Sıla'yla konuşmasını sağlamak istiyordum.
Sevdiğim kadını kimseye kolay lokma edip, ekmeğine taş sürmesine izin vermeyecektim.
Ben en kötülerini yaşadım, ikinci bir Cahit travması da sevdiğim kadın yaşamayacaktı.
“Sıla’ydı öyle değil mi?” Yanına gidip elimi uzattım.
Ters ters bakarken bir uzattığım elime bir de gözlerime bakıp duruyordu.
“Sen şu öğretmenin sevgilisi, hani ihanete uğramış rolünü en iyi şekilde oynayıp babama saldırı emrini veren kişi değil misin?” Ses tonu o kadar baskın ve netti ki, herkesi kendince haksız çıkarmaya meyilliydi.
Babana saldırı emrini veren kişi, ben?
İhanete uğramış rolünü en iyi oynayan, öyle mi?
Sıkıntılı bir nefes aldıktan sonra elimi tuttuğunu fark ettim ve hemen çektim.
“Bu zekânı babandan almış olmalısın, kuzenin Erva hırpalıyordu babanı bu arada.. Amcası tabii ama senin gözünün önünde yapmaması gerektiğini o an düşünemedi yani,” Konuşurken bir yandan da Erva'nın numarasını tuşlamaya çalışıyordum. Kulağıma götürüp, “Ben hemen geliyorum azıcık beni beklersen senin cevabını almak isterim.” diyerek olduğu yerden mümkünce en uzağa geçtim.
Açmasını beklerken volta atıyordum ama açacağı pek yok gibiydi. Sonuna kadar çaldırdıktan sonra herhangi bir yanıt alamadım ve ikinci kez arama tuşuna bastım.
Açman gerekiyor şu lanet telefonu.
Nihayet aramam onaylandığında karşı taraftan yankılı ve boğuk ses beni karşıladı. “Evet, emniyetten biri değilsen kapatmam lazım.” Sesi o kadar yankılı ve uzaktan geliyordu ki, dediklerini bile zor anlamış olabilirdim.
“Bacım benim Yunus Sarıtaş, emniyetten değilim ama önemli konu bence.” Telefondaki o boğucu ve yankılı ses gitmişti. “İlknur Şura’ya ne oldu, bir şey mi oldu?” Boğazımı temizleyip olan olayı, Şura'nın başına kimin tarafından ne geldiğini, neler yaşadığını bir bir anlattım. Erva'dan herhangi bir tepki beklerken hâlâ arama kaydında olan telefonun sert bir yere düşmesiyle yüzüme kapanmasını beklemiyordum.
Sıla'yı gözümün önünden ayırmadan uzaktan bakarken sıkılmış ruh hâliyle beni bekliyordu. Erva'ya gelmesi için konumla beraber mesajı ilettikten sonra Sıla'nın yanına gittim.
Çocuk polisiydi Erva sonuçta, adaleti sağlamak ve çocuğu en doğru yere yönlendirmeliydi.
“Sen hangi duruma dayanarak ve kendini ne sanarak beni burada tutuyorsun?” Cahit'in, Halil'in ve benim başını yaktığı gibi Sıla'nın da başka kimsenin başını yakmasına izin veremezdim.
“Dediklerinde haklısın ama seninle buluşmak isteyen ve doğruluğundan şüphe duyduğun bazı bilgileri doğrulamak isteyen biriyle buluşmanı sağlayacağım.” Dudağı hafifçe yana kıvrıldığında aklında soru işaretleri olduğunu ve bunları birine danışmak istediğini biliyordum.
“Öyle mi peki, zaten bana zarar verme ihtimalin olamayacağına göre buluşalım bakalım.” Kendinden ilk defa bu kadar emin ve yaşına göre fazla zeki olduğunu ifade eden biriyle muhatap oluyordum.
Aslında ilk defa değil ama bu olgun yaşımda ilk defa..
Okulun civarlarında güzel hoş bir atmosferi olan göl kenarına geldiğimizde etrafa bakınmaya başladım ama Erva'yı henüz gözüm kesmemişti.
Sıla yanımda oflarken soru yağmuruna tutulmaya hafiften başlamıştım. “Biz neden buraya geldik ve kim benimle konuşmak istiyor, hani burada kimse yok?” Kafasını sallarken etrafına da baktığı için iç çektim.
Erva mesajımı biz buraya gelmeden önce görmüştü ve hiçbir ifade bile bırakmadan, görüldü de kalmıştı.
Eyvallah yani.
“Birazdan burada olur, pedagog gibi düşünebilirsin.” Umarım pedagog gibi davranış sergilersin Erva.
Sıla kaşlarını öfkeyle çatmış yüzüme dik dik bakarken birden irkildiğimi iliklerime kadar hissettim.
Bu kız şu an her şeyi bana deyip, yapabilirdi..
“Pedagog öyle mi, sen ne sandın lan beni? Sana uyup buraya kadar gelmekte ayrıca ve de, sözünü dinlemem de kabahat var zaten..” Arkasını dönüp gideceği esnada tekrar bana döndü ve gözlerim bize doğru gelen kadında takılı kaldı.
“Gerçi kabahat neden bende olsun ki, basbayağı sen de! Polis yok mu yaa beni zorla alıkoyuyorlar da,” Erva'yı amber gözlerinden tanıdığım için bir süre saçlarına bakakaldım çünkü, o kıvır kıvır saçlarını şarap kızılına boyamıştı..
Evet şarap kızılına!
Önüne düşen bir tutam saçı arkaya doğru savururken Sıla'nın omzuna dokunup yüzüne doğru otuz iki diş sırıttı.
“Alo çocuk polisi imdat hattı güzelim, kim seni alıkoyabilir?” İddialı bir şekilde ortama giriş yaptığında aradan çekilmek için tüm servetimi ortaya dökebilirdim.
“Polis mi, sen miydin benimle konuşmak isteyen?” Sesinde ufak bir pürüz sezdiğimde Erva Sıla'nın koluna dokunuyordu.
“Bendim evet, tanımama ihtimalin yok aslında beni,” Neredeyse Sıla'nın içine girecek kadar yüzüne eğildiğinde Sıla bir adım bile geri atmıyordu.
“Babamı hırpalayan kadın sensin, kuzen olduğumuz iddiaları vardı, babam sayesinde doğrulandı.” İçten bir kahkaha patlatan Erva, gülümsemesini bir an olsun yüzünden silmiyordu.
Yanlış bir müdahale anında yardım etmek amacıyla biraz uzaklarına bile gidemiyordum.
Çünkü Erva'ya olan biteni felaket anlatmıştım.
Aslında bu planı kuran bendim, ama hakkını Erva verecek gibiydi.
“Kuzeniz evet, peki benim kaç yıllık bacımı neye dayanarak sen çalıştığı okuldan atabilirsin?” Olaya bodoslama daldığında nefesimi tutup sadece izlemeye başladım, ama Erva susmuyordu.
“Bak orada babanı ben hırpaladım, nedenini de sen çok iyi biliyorsun ama kendine yediremediğin için etrafındakileri suçlu çıkarıyorsun! İlknur Şura sana sadece uyarıda bulundu orada, tamam belki üslûbu yanlıştı, öğretmenliğine yakışmayacak şeklindeydi okey, ama sen onu cımbızla ayıklayıp o müdür olacak canavarına ve sinsi babana olayı bombok ederek işi bu raddeye getirmeye hakkın yoktu!” Bize doğru esen rüzgârla yüzümüz üşürken Sıla'nın yüzünde hiçbir duygu yoktu.
Ya bu nasıl bir kız yaa?
“Senin hakkın vardı yani orada, tüm okulun önünde babamı hunharca bir sebep yokken hırpalamana?” Erva'nın dediğinden sadece bu çıkarımda bulunmasına şoke olurken Erva'nın eline dikkat kesildim.
Hassiktir!
Erva elinde minik bir makas tutarken kızı yaşıtı falan sanıyor, hatta direkt öyle görüyor gibiydi.
“Seni kendi ellerimle cezanı vermeden İlknur Şura'yı okula geri getiriyorsun, yoksa makasla o güzelim filli boya saçlarını keserim!” Gerçekten de şu an tam anlamıyla pedagog gibisin Erva (!). Gözlerim yaşardı.
Erva'nın makas tutan elini kavrayıp elindekini kendi elime almaya çalışırken ters bakışlarının esiri oldum.
“İşime karışma,” Kafasını Sıla'ya doğru çevirdi. “Bak İlknur Şura'yı okula geri alıyorsun, alman için ben kendi mesleğimden olurum gerekirse! Bunu göze alan bensem bana hiç kimse şu an yapacaklarım için engel olamaz!” Elindeki kesici aleti nihayet kendi elime alırken, Erva'nın Sıla'nın saçına yapışmasına engel olamadım.
“Babamı nasıl dövdüysen beni de mi aynı şekilde döveceksin?” Hırsla konuşurken Erva pençelerini çıkarmış vaziyette Sıla’yı izliyordu.
“Daha beterini yapmamam için İlknur Şura'yı okula geri alacaksın, bak biz kuzen olduğumuz için bunlarda bizim anlaşma biçimimiz!” Sıla kafasını hızlı hızlı olumlu sallarken titreyen dudakları oynadı. Erva'nın yanına gidip koluna girerken Sıla’dan uzak tutmaya çalışıyordum ama Erva öyle atik davranıyordu ki, sanırsın kendi itibarı hiç önemli değilmiş gibi.
“Tamam İlknur Şura hocamı okula geri alacağım, ama sen bir daha ne babamı ne de beni iyi bir şekilde göreceksin!” Ağzım açık nutkum tutulmuş şekilde Erva'yı hâlâ tutarken kaş göz hareketleri yapıyordu.
“Lan bacım, küçücük dokuzuncu sınıf öğrencisine bu şekilde davranmak hangi mertebede var acaba?” Gözlerini hırsla kısıp kollarımdan kurtulduğunda alayla güldü.
“Benim mertebemde var, ayrıca kuzenlik bağı olduğu için sorun teşkil etmiyor. İlknur Şura okula alınmadan peşini bırakmayacağım,” Memnuniyetle gülerken omzuma vurup kıkırdadı. “İyi plandı birader,” Aynı şekilde karşılık verdiğimde polis arabasıyla Halil'in yanımıza gelmesi beklenmedikti.
Erva'da gözü uzun süre kalmış yüzünde güller açarken beni görünce suratı anında düştü ve elinde telsizle Erva'ya döndü.
“Az önce olan sahneyi tek tek izledim Erva, komiserin olarak mesleğine zeval verdiğini biliyorsundur. Ama ben bu yaptığını üst amirlere taşımayacağım, onlar öğrenir de sana ne derler bilmiyorum ama benim ekibimde olduğun için zarar görmeni istemem.” Cilveyle karışık Halil'e bakıp gülümserken Şura'yı arama dürtüsüne engel olamadım. Telefonu çıkaracağım esnada elimdeki yoğun kırmızılık beni duraksattı.
Bölüm etkileşimi
