31. bölüm / 42
Gökyüzü KuğusuOtuz Birinci Bölüm
Bölümler 42Şu an: Otuz Birinci Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime · Okuduğun bölüm
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Kimseye iyi veya kötüdür demekte acele etmiyorum. Çünkü insanlar beni her zaman şaşırtmayı başarmışlardır.”
T. S. Eliot
Okulun civarlarında Erva'nın ani kararıyla bir kafeye gelmiş ve cam kenarında inkâr edemeyeceğim şekilde hoş bir masaya oturmuştuk.
Oturduğum yerin tam yanına Erva'nın oturacağını düşünürken, Erva'nın Yunus'un oturması için yer verdiğini fark ettim..
Şapşal bacım.
Yunus'un oturmasıyla burnumdan beynime hızla ulaşan parfüm kokusu algımı söküp atmaya yetti de arttı.
Koçum siz ne kullanıyorsunuz böyle?
Belli etmemeye çalışarak gözümü etrafta gezdirirken Erva gözlerini tam karşımda yüzüme dikmiş diktatör misali mimiklerimi izliyordu.
Sal anasını satayım, beni sal.
“Dörtlü date'nin sonuncu şahsı intikal edecek mi polis hanım?”
Memnuniyetle gülüp bir şey saklıyormuşum gibi baktıktan sonra kafasıyla onayladı.
“Eli kulağındadır yeni öğretmen,” Gülmemek için zor dururken Yunus'un kıkırdaması ona doğru bakmama neden oldu.
Gülerken gözlerinin kısıldığını fark ettiğimde gülümsemeden edemedim. “Ben buraya otururken bakışın değişti Şura..” Gözlerimi büyütürken kaşlarımı çatmamak için zor durdum.
Anlayamazsın bee, yuh koçum.
“Atmosferik basınçtan kaynaklı sanırım, yani sıkıldım da biraz beklemekten..” Erva'ya bakarak söylediğimde Erva'nın gözü kapıdaydı.
Garson önümüze menü kâğıtlarını koymaya başladığında kapının olduğu bölgede hareketlilik hissettim. Yunus'a göz ucuyla baktığımda bana baktığı bakışlarıyla anında gözbebeklerime gömüldüğünde Erva'nın ayaklanırken konuşma sesini işittim.
“Önce ikili bir şekilde mi yemek yeseydik acaba Erva?” Yunus'un çok hızlı değişen bakışı ve düşen yüzünü fark ettiğimde kafamı çevirmemle Halil'in görüntüsüyle bakıştım.
Ne?
Halil mi?
Kaşlarım anlamsızca büzülürken Yunus'u düşünmeye başladım.
Halil ve Yunus'un arası bozuktu ve Erva nasıl böyle bir plan yapabiliyordu?
Erva keyifle yerine otururken dediği şeyle isteksizce gülümsedim. “Aman sıkıntı olmaz Halil'im, otur sen de.” Aman sıkıntı olmaz Halil'im?
Halil'im nedir mesela?
Yemek yenmeyecek bir ortam oluştuğunu; Halil'in tam Yunus'un karşısında oturmuş ters ters bakışlarından ve Yunus'un yerinde huzursuzca kıpırdanmasından anladım.
Çene kasımı sıkarak garsonu çağırıp dört tane filtre kahve içmek istediğimizi söyledim.
Kahve içelim su gibi bakışıp olay çıkmadan gidelim.
“Bacım sen neden bize sormadan kahve söylüyorsun ki? Mükellef bir sofra kurdurmayı düşünüyordum..” Kafamı hafifçe eğip öksürdükten sonra bambaşka ilgi çekici bir konu açtım.
“Dörtlü date dediğin, sizin sevgili olmanızı falan mı kutlama amacıydı?” Gözleri parlamaya başladığında büyük bir hevesle Halil'e baktı ve yanağını öptü.
Yanağını öptü?
Gözbebeklerim büyürken şaşkınlıktan diyecek bir şey bulamıyordum. “Seviyoruz birbirimizi, iki deli böyle iyiyiz şu anda..” Erva konuşurken Halil'in gözlerini bakarken Halil de bir o kadar keyifli görünüyordu.
Kamera şakası mı diyeceğim ama, değil.
Derin bir nefes aldıktan boynumu kıtlatırken Halil'in kötü bakışlarının Yunus'un üzerinde gezdiğini fark ettim.
“Senin Haldun Bey'le ne işin vardı ki lan? Hani çok zekiydin kimse seni kandıramazdı, herkesin önünde siklemiş resmen Haldun seni, ne iş?” Halil'in keskin sesiyle ağır ağır kafamı Yunus'a çevirdiğimde çene kası fazla geriliyordu.
Yunus önüne doğru biraz eğildiğinde işaretparmağıyla Halil'i işaret etti.
“Sen bırak o işi de, polissin belki bakmak istersin anlıyorum hevesini ama senin yerine, Erva'nın polis olarak o işe bakmasını tercih ederim.” Erva şaşkınlıkla bir yandan masaya gelen kahvesini alırken dudaklarını yana kıvırdı.
“Sağ ol enişte, ama ben bir yandan da sizin aranızın düzelmesini istiyorum..” Erva keyifle kahvesini yudumlarken Yunus Halil'e öyle acı dolu bakıyordu ki, Halil'in hiç öyle baktığını görmemiştim.
Neden ihanet ettin öz kardeşine Halil?
Yunus'a niye bunları yaşattın ki?
Yunus aklına birden bir şey gelmiş gibi Halil'e baktığında tok sesiyle konuştu. “Fırın travmanı biliyorlar mı Halil Bey?” Halil'in hâlâ tek gözü bandajlıyken bile gözünün buğulandığını fark ediyordum. Kafasını hafif hafif olumsuzca sallarken Yunus tam tersini yapıyordu.
“Oğlum senin bana yaşattıklarından, benim yaşadıklarımdan sonra bence tam anlatmanın sırası, hem daha önce anlatacağımı söylemiştim..” Dolu dolu intikam sesiyle sesini yükselttiğinde kahvesinden bir yudum aldı ve ellerini masada birleştirdi.
Halil kahvesini yana çekerek Yunus'un koluna dokundu ve mahsun bir ifadeyle bakmaya başladı.
“Yapma, anlatma tam unutmaya çalışıyorken hafızamı tazeleme..” Tek kaşım havada kalırken Erva'yla birbirimize baktık.
Ben, konu travma veya psikolojik hastalık olduğunda ortamda sessiz kalan tipten olduğum için, sadece mimiklerimi kontrollü bir şekilde hareket ettiriyordum. Ama Erva hiç rahat duramazdı.
“Fırın travman nasıl bir şey ki Halil?” Merak dolu gözlerini bir Halil'e bir de Yunus'a değdirirken Yunus anlatmamak için kendini kasıyor gibiydi.
Halil'e sen söyle bakışları atarken, Halil olduğu yerde küçülüyordu.
Çok korkunç bir travma olduğu hareketlerinden belliydi.
Halil dayanamayıp kahvesini bırakarak ayaklandığında Erva'nın kolunu sıkıca tutmasıyla sendeledi.
“Pardon beyefendi, tam olarak başına buyruk nereye buyuruyorsunuz?” Erva'dan kaçışı olmayınca Yunus'un gözleri Halil'in ayaklarında oyalanıyordu.
Yunus oturduğu yere biraz da yayılırken bacağını bacağının üstüne attı ve Halil'e seslendi.
“Ayakların yeterince elli derecede ısındı mı Halil, yoksa derece mi çoğaldı?” Dediği şeyi Erva'yla ben anlamadığımız için Halil'e bakıyorduk.
Bir dakika… Bir dakika…
Fırın travması ve elli derece ayak ısıtmak mı?
Gözlerim yuvalarında cirit atarken sindirmeye çalışıyordum.
Düşündüğüm şey olamazdı, öyle değil mi?
Ya da olabilir miydi, yoksa bundan daha korkunç olanı ne olabilirdi ki?
Yunus intikamını almış sırıtıp dururken dudaklarımı aralayıp Halil'e karşı dönüp olayı anlamaya çalıştım.
“Fırında elli derecede ayaklarını biri mi ısıtıyordu senin? Travma dediğiniz bu mu?” Olayı anında çözmüş gibi herkesin gözü bendeyken Yunus'un hızla ayağa kalkıp alnımı öpmesiyle dumura uğradım.
Matematik problemi çözmüşüm gibi niye bön bön bakıyordu bunlar bana?
Halil gözünü hırsla kapatıp açtığında yumruklarını sıkmaya başladı. Bana zarar vereceğini düşünmediğim için rahattım ama konu acı dolu travma olunca nasıl birine dönüşürdü, orasını bilmiyordum..
Halil ayakta olduğu yerde diz çökmek için hamle yaptı ama Erva'nın desteğiyle çökmeden sandalyeye oturdu. Pes etmiş gibi omuzlarını düşürdü ve konuşmaya başladı.
“Babam ben çok küçükken onun eşyalarını ya da istediklerimi yapmadığım her zaman, saat fark etmeksizin ayaklarımı fırında sabit elli derecede ısıtırdı.” Gözünün buğusunun odak noktasının Yunus olduğunu fark ettiğimde Yunus'a bakarak anlatmaya devam etti. “Yunus abim beni kurtarırdı, hatta beni o zamanlar her zaman savunur her zaman benim canım acıdığında yanımda olurdu, babam travmayı yaşatmasın diye babama şiddet uygulardı ama yine o cehennemden kurtulamazdık. Her çığlığımda Yunus benden daha çok gözyaşı döker, olduğu yere siner ve vicdan azabı çekerdi,” Elini alnına götürüp burnunu çekti. Çatallı çıkan sesini umursamadan devam etti. “Hatta beni her korumaya çalıştığında annem o buz gibi ruhuyla gelir gözünü bile kırpmadan, Yunus'un karnına sigara izmaritlerini bastırırdı.” İçim cız ederken Yunus'a baktım ama Yunus duygusuz ve ruhsuz yüz ifadesiyle Halil'i dinliyordu.
Nasıl duygusuz ve ruhsuz gibi bakabiliyordu?
Cidden idmanlıydı..
Halil kafasını kollarının arasına almış dururken Erva benzer bir hayat hikâyesi yaşadığı için çok iyi anlıyordu ve, Halil'in sırtını Yunus'a tebessüm ederken sıvazlıyordu.
Yunus'un kafasını elimle kendime doğru yaklaştırıp başparmağımla yanağındaki görünmeyen yaşları temizledim.
“Sana nasıl kıydı Halil, bu kadar güzel kalbe nasıl hançer saplayabildi?” Onun gördüğü gökyüzü gözlerim yaşlar içindeyken kafamı kendi göğsüne gömdü.
Erva, “Sen bir de utanıp sıkılmadan, senin için o kadar şefkat gösteren Yunus'a, ihanet mi ettin canım?” dediğinde Halil'in hiçbir şekilde sesi çıkmıyordu.
Erva soru sorduğunda sessiz kalanlardan her zaman nefret ederdi..
Halil'in çatallı sesini işittiğimde Yunus saçlarıma dokunuyordu. “Ben.. istemedim, ihanet etmek istemedim Erva,” Kafamı birden kaldırıp Halil'e doğru döndürdüm ve ses tonuma umursamadan konuştum.
“Yunus'un nasıl acı dolu, korkunç bir çocukluk geçmişi varsa senin de var Halil tamam buraya kadar okeyiz, ama ihanet kısmına gelirsek; ya senin bilerek ettiğini ya da manipülasyon zihniyle ettiğini düşünüyorum.” Gözlerimi yüzüne diktim. “Doğru mu?” Halil solgun yüzünü bana doğru çevirirken Erva'ya bakmayı ihmal etmedi ve hemen ayaklandı. “Sadece şunu bilin; bana ihanet ettiren kişiyi kendi ellerimle hapse tıktım.”
Bana ihanet ettiren kişiyi kendi ellerimle hapse mi tıktım dedi o?
Pardon nedir yani bu şifreli tavırlar?
Şifreli anlamsız sözünü söyledikten sonra kafeyi terk etmesi bir oldu. Yüzümüze doğru esen rüzgârla sadece gözlerimizi kırpıştırdık, Yunus kafamı kendi göğsüne koydu ve derin nefes alma ihtiyacı hissetim.
Eliyle saçlarımı severken daha çok ağlamak istiyordum ama güçlü olmak zorundaydım. “Sen bizim yaşadıklarımıza üzülme, hem o hançeri kalbime saplamış olabilir ama sen benim kabul olan duam, o hançeri bedenimden söküp alan Gökyüzü’sün.” Elimle tişörtünün üzerinden kalbine dokunduğumda hissettiğim kalp ritmi olağanüstüydü..
Nedenini anladığım için kafamı hafifçe kaldırıp yüzüne doğru baktım ve bunu fark eder etmez burnuma çok minik bir öpücük kondurdu.
Çantamın içindeki yüksek sesle çalan telefonu almak için ani hareket ettiğimde neredeyse sandalyeden kayıp düşüyordum ki, Yunus'un tek bir kol hamlesiyle yerime oturdum.
Minnettarlıkla gülerken telefonumu çıkarıp ekrana baktığımda nefesim içime kaçtı.
Mahzun Bey arıyor…
Neden aradığına dair çeşit çeşit düşünceler, senaryolar aklımdan geçerken son olay duraksamama neden oldu.
Sıla şikayetçi olduysa..
“Benim açmam lazım da hemen geliyorum,” Aramayı onaylayıp ortamdan biraz uzaklaştıktan sonra kulağıma götürdüm ve ses gelmesini bekledim.
“İlknur Şura hocam, okula gelmenizi rica ediyorum. Mümkünse acil,” İçime bir ürperti otururken nedenini soracağım esnada aramayı suratıma sonlandırdı, ve ben çıplak kalmış gibi hissettim.
Ruhuma bir Fâtiha…
Okuldan atma ihtimali var mıydı acaba yaa?
Neden tüm kötü senaryoları düşünüyordum ki, sanki ne olacak yani?
Bölüm etkileşimi
