14. bölüm / 42
Gökyüzü KuğusuOn Dördüncü Bölüm
Bölümler 42Şu an: On Dördüncü Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Üzerini örttüğümüz her şeyin altından kalırız.”
Alice Miller
Çaprazımdaki ağacın yanında kıpırtı işittiğim gibi iri yarı bedenin gölgesi olduğu yerde duruyordu.
Kimdi bu aptal?
Hangi haysiyetsiz bizi izleyip dinlerdi ki?
Erva benden önce dinlendiğimizi fark edip gördüğü gölgeden de gerçek olduğunu tescillediği gibi ayaklandı ama ben elinden tutarak durdurdum.
“Bacım sen bu seferlik geride dur, ben kim olduğunu öğrenip geleceğim.” Erva'nın alnından öpüp boynumu kıtlarak o bölgeye doğru ilerlemeye başladığımda beynimde binbir çeşit düşünce geçip duruyordu.
Kimdi bu lanet olası varlık?
Tüm mahremiyetimize ortak olmak isteyen kim olabilirdi ki?
Salık olan saçlarım ensemden şakaklarıma kadar sülük gibi yapıştığında, avucumu şakaklarıma götürüp geriye savuşturdum.
Gün batımı olduğu için Adana sıcağı iyice tesirini göstermeye başlıyordu sanırım, oflayıp dudağımı ıslattığımda bizi dinleyen kişiyle göz göze geldim. Gözbebeklerim büyüyüp küçülürken dilimi yutmuş gibi hissettim bir an, genzimi yakan sıcak hava mideme kadar kavruluyor gibiydi.
Yunus'un yüzüne bakmak için kafamı kaldırmam gerekmiyordu çünkü, dizlerinin üzerinde duyduklarından ötürü mahsun bir ifadeyle bakıyordu.
Ne kadarını duydu veya ne duydu bilmiyordum ama..
Ağacın yanında olduğumuz için saniyelik esen sert rüzgârla uğradığım şoku üzerimden hemen atıp kendimi toparladım.
“Sen neden her yerden çıkıyorsun, her yerden çıktığın yetmiyormuş gibi her sohbetimize kulak misafiri oluyorsun.. Bilerek mi yapıyorsun oğlum sen?” Diz çöktüğü için omzundan ittirmem daha kolay olmuştu ama o benim gözlerime hapsolmuş gibi bakıyordu.
Yine ve yine…
“Ben Erva'ya çok kötü veya sert davrandım sözlerimle.” Dudağın içini dişlerken kaşları büzülmüştü. Çene kası da seyirme gösterdiğinde ben de sinirden çene kasımı sıktım.
“Onu davranmadan önce düşünmen gerekiyordu, bana bak..” Göz hizası kurmam için gözlerine doğru eğildiğimde gözleri yine baygın düşüp âdemelması aşağıya kaydı.
Ben göz temasını kurmak için eğilmiştim ama o gözlerini eve doğru çevirmişti. Varlığım fazla belli olurken göz temasını kurmak zorunda kaldı.
“Her şeyi duydun mu yine veya herhangi bir görüntü gördü mü o ela gözlerin?” Sorgu modunda kaşlarımı kaldırıp özellikle yaralı gözüne odaklandım.
Gözbebekleri bana baktığında büyürken hiçbir eylem yapmadan bakmaya devam ettim.
Acı ve merhamet dolu olan bakışlarını yere doğru indirdi.
“Hiçbir görüntü görmedim, ama Erva'nın bu kadar acı dolu hayat hikâyesi olduğunu apaçık duymak gururumu zedeledi, normal olarak tabii.” Ses tonunu dümdüz tutmayı deniyordu ama Erva'nın hikâyesini söylerken hafif titremeli tonda konuştuğu benden kaçmamıştı.
“Sen Erva'ya benim adıma özür diler misin?” diye eklediğinde Erva'nın ayak seslerini duyup dibimize kadar gelmesini ve beklemediğimiz anda Yunus'un başında aşağı bir sürahi suyu dökmesi bir oldu.
Oha bacım oha!
Ellerimi ağzıma götürüp olayın şokunu yaşarken büyüyen gözlerimle Erva'yı izliyordum.
“Sen ne çok seviyorsun bee her bokumuza kulak misafiri olmayı, siktir git evine birader! Bir de oturmuş benden sonra dert yanıyorsunuz..” Plastik sürahiyi elime tutuşurken gözlerim Yunus'un alnına yapışmış kumral saçlarında ve öne suyla beraber öne çıkan ela gözlerinde oyalandı.
Aman yarabbim…
Üzerine giydiği lacivert tişörtü ıslandığı için karın ve kol kasları da ortaya çıkmıştı ama gözlerim oralarda değildi.
Odak nerede İlknur Şura?
Sen buraya ne için geldin İlknur Şura?
Yunus yavaş yavaş toparlanarak hiçbir şey söylemeden yanımdan geçip gideceği sırada fazla his barındıran gözleri gözlerimdeydi.
“Duyduğun en ufak şeyi bile başkasına anlatırsan seni bu şehirde yaşatmam birader,” Erva'nın öfkeyle karışık titrek sesini bastıran fısıltı kulaklarıma ulaşan Yunus'un sesiydi.
“Sana kendi hayat hikâyemi ve yaralarımı anlatsam öyle dinleyip dermanım olur musun?” Kulağıma eğilip dediğiyle kalbim ağzımdan çıkacak gibi kuvvetle çırpınırken şefkat dolu bakışlarımı gözlerine kilitledim.
O kadar karizmatik ve etkileyici bakıyordu ki, düştüğü durumda bile karizması hiçbir şekilde çizilmemişti.
Saçmalama İlknur Şura!
Alnımdan başlayıp enseme kadar ulaşan sıcak ter damlalarıyla soğuyan elimi kontrol edemiyordum.
Erva kolumdan o kadar sert tuttu ki, diyeceğim ve yapacağım şeyi birbirine karıştırdım.
“Ben seni arkadaş olarak görmüyorum ki, derdine derman olayım?” Ne dedin sen İlknur Şura?
Erva'nın kahkahasıyla söylediğim söz yüzünden burkulan yüreğim sızladı.
Hayır bu böyle olmaz..
Söylediğim söz birden fazla anlama geliyordu.
Yunus'un da canı Erva kadar yanmıştır, hayat hikâyesini anlatmak istediğine göre çok acı dolu olmalıydı.
Erva beni eve girdirmeye çalışırken, “Aşkım benim ufak bir işim var internet evde çok çekmiyor ya hani, internetten atandığım okula bakıp geleceğim.” dedim.
Erva'dan imalı bakışlar eşliğinde izin aldıktan sonra evin bahçesinden koşarak çıktım ve Yunus'un gittiği yerden gitmeye başladım.
Hayır, bir erkek için gitmiyordum.
Erkeğin peşinden falan koşmuyorum, saçmalamayın.
Yunus'un enli sırtını gördüğüm gibi adımlarımı frenleyerek yavaşlattım.
Sakin…
Boğazımı temizleyip bir hızla bacak kaslarıma yoğunlaşıp önüne doğru koşup tam önünde durup ellerimi bana çarpmasın diye havaya kaldırdım.
Şaşkınlıkla yüzüme bakarken sahteyle karışık samimi gülümsememi sergiledim. Çok yakınımda değildi ama burnuma gelen keskin ve çarpıcı erkek parfümüyle beynimin saliselik döndüğünü anladım.
“Yunus ben öyle söylemem, yani Erva'nın koluma ve ruhuma uyguladığı haklı baskıdan dolayı ağzımdan öyle çıktı. Yoksa ben senin hayat hikâyeni dinlemeyi çok isterim, gözlerin zaten yaşadıklarının fragmanını izletiyor bana..” Boğazımdaki saçma yumruyu yok edip ela gözlerinin daha sevimli baktığını fark ettim.
Daha da batırdım Allah kahretmesin..
Sol gözünü gösterdiğinde anında gözlerim yaralı gözünü buldu. Kan çanağına dönmüş ve buğulu bakıyordu sol gözü..
O gözün hikâyesini çok iyi biliyordum, kimin yaptığını da…
“Bu gözüme ne olduğunu hatırlıyorsun değil mi?” Kafamı çaresizce olumla sallarken devam etti.
Allah'ım fazla etkileyeceği havası vardı adamın..
“Hatırlıyorsun, ya da hayat hikâyemi boş ver.. Yüreğin daha fazla acı hissetmesin istiyorum. Erva'nın yaşadıkları sana yeterince ağır ve korkunç gelmiştir, benim yükümün acısını sen hissetme dolmasın o gökyüzü gözlerin.” Dedikleriyle ne dediğinin farkında mıydı bu?
Yaşadıkları fazla yüklü ve yürek yakan cinstendi ama o durumda bile benim yürek acımı düşünüyordu..
Kim olarak bu yetkiye sahipti?
Neden benim için kendi yaşadıklarını tekrar tekrar enkaza gömüyordu?
Elleriyle yüzümü avucunun içine alarak manalı bakan derin gözleriyle konuşmak için dudağını araladığında gözlerime çarpan nasırlı ellerini merak etmiştim.
Temas mı etti o bana?
Neden nasırlıydı?
“Ellerin neden nasırlı onun hikâyesini söylemen yüreğime acı yaşatmaz Yunus, ben severim tanıdığım insanların hikâyelerini.” Fazla güzel ve hayranlıkla bakarken yutkundu.
Fazla güzel ve hayranlık?
Ne oluyor lan?
Kendimi geri çektiğimde ellerini zorla yüzümden çekti ve nihayet konuştu.
“Boksla ilgileniyorum, resmî sayılmasam da boksör duruyor karşında.. İlgilenir misin spor veya sanatla, yoksa dışlayıp zorbalar mısın?” Son sorduğu soruya anlam veremezken göğüs kafesim hızla inip kalkıyordu.
Demek boksör haa?
Bölüm etkileşimi
