Gökyüzü Kuğusu kitap kapağı

41. bölüm / 42

Gökyüzü Kuğusu

Kırk Birinci Bölüm

Vaveyla Yazarı: Beyza Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: Kırk Birinci Bölüm
  1. 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
  2. 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
  3. 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
  4. 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
  5. 5 Beşinci Bölüm820 kelime
  6. 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
  7. 7 Yedinci Bölüm914 kelime
  8. 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
  9. 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
  10. 10 Onuncu Bölüm873 kelime
  11. 11 On Birinci Bölüm800 kelime
  12. 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
  13. 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
  14. 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
  15. 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
  16. 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
  17. 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
  18. 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
  19. 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
  20. 20 Yirminci Bölüm856 kelime
  21. 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
  22. 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
  23. 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
  24. 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
  25. 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
  26. 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
  27. 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
  28. 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
  29. 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
  30. 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
  31. 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
  32. 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
  33. 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
  34. 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
  35. 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
  36. 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
  37. 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
  38. 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
  39. 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
  40. 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
  41. 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime · Okuduğun bölüm
  42. 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime

“Aslında sürekli tebessüm edenler, içten içe acı çekenlerdir. Unutma, her gülen yüz mutluluk ifadesi değildir!”
Bob Marley

İlknur Şura Aslan

“Şura, Erva sanırım iç kanama geçiriyor! Acil atacağım konuma gelmen gerekiyor güzelim,”

Üstümü değiştirdiğim esnada Yunus'tan gelen mesaj ve ardındaki konumla beraber beynim dönmüştü. Bitkin düşerken yatağın ucuna oturduğumda omuzlarımdan salınan saçlarımla kafamı titrek bir şekilde sallıyordum. Parmak uçlarıma anında yayılan buzla beraber elimde tuttuğum telefonun ekranında Yunus'un numarasını tuşladım.
Donuk bir ruh hâlinde dış kapıya doğru ilerlerken telefonun ucunda işittiğim ses, Erva'nın uzaktan yankılı gelen gülüşüydü. “Yunus, Erva'ya ne oldu neyden bahsediyorsun sen?” Gülme sesinin ardından aşina olduğum karizmatik ses buzlarımı eritiyor gibiydi.
“Şimdi hastanedeyiz Gökyüzü'm, Erva'nın durumu çok üzülerek söylüyorum ki; ileri derece kötü gözüküyor..” Şaşkınlık ve donmuş bir ifadeyle kuruyan ve titreyen dudağım tek bir kelime çıktı.
Tek ve hissizce şoke olduğumu belli eden o kelime..
“Tamam,”

Hastanenin o kasvetli ışıkları ve buram buram ilaç kokusuyla soluk soluğa Erva'nın olduğu yere bir o kadar sakin adımlarla ilerliyordum.
İç kanama geçirmiş..
İç kanama neden, nasıl olurdu ki Erva'ya?
Beynimdeki tüm his sitemim error verdiği için ölü ruhtan farksızdım.
Karakoldaydı en son, hangi ara canına kastedecek bir olay yaşamış olabilirdi ki?
Kafamda zincirlenmiş düşünceler gözlerimi buğulandırırken koridorun sonunda Yunus'un yorgun bir şekilde oturduğunu görünce, alt dudağım sebepsizce titredi.
Dişlerimi göstererek dudaklarımı iki yana kıvırırken çenemi kasıyordum ki, kısık sesle mırıltılarım kalp ritmimi hızlandırıyordu.
“Erva, Erva yoğun bakıma mı..” Nemli gözlerimle yoğun bakım yazısını okuduktan sonra göğüs kafesim kuşun kanat çırpması gibi çırpınırken dizlerim kendini bembeyaz zemine bıraktı.
Benim ilk ve biricik ailem olan Erva, ölüyor mu?
Makinelere mi bağlı?
Yanaklarıma sıcak yaşlar akarken dişlerim vücuduma yayılan üşüme hissiyle birbirine çarpıyordu.
“Erva, Erva!” Yerden güç alarak Yunus'un beklediği yoğun bakım kapısına kadar koşar adımlarla ilerledim ve tam kapının önünde adımlarımı frenledim.
Elimi kapıya yasladığımda titreyen alt dudağımla sayıklamaya başladım ama Erva beni duymuyordu.
“Erva, tek ailemdin Erva! Beni bırakma, bırakma beni koca…” Sırtımı kapıya yaslamak istedim ama yapamadan, Yunus'un yanıma gelip kollarını belime sarması daha çok ağlamama neden oldu. “Koca dünyada sensiz..” O kadar çaresizlik içindeydim ki, ne yapacağımı bilemez hâldeyken Yunus saçlarıma dokunduğu an, kafamı yabancı hissettirmeyen göğsüne yasladım.
Yaşam dalım olan Erva ölüyordu..
Sanki bedenimin içinde ana şalter atmış gibi hissediyordum.
Kolumu ve saçlarımı o kadar şefkatli seviyor ve teselli ediyordu ki, gözümdeki yaşlar kuruyordu.
“Hiçbir şey olmayacak, doktorlar tam zamanında müdahale etti. Ayrıca senin gibi gökyüzünü birinin bırakması için seni daha önce hiç tanımamış olması gerekir..” Kendimi acı bir şekilde tebessüm etmeye zorlarken yüzüne doğru gözlerimi diktiğimde kendime gelerek arkasındaki sandalyeye oturdum.
“Erva beni bırakmaz, hatta bırakmadığı yetmezmiş gibi beni sana vermez.” Buruk ve içten bir tebessüm ettiğimde gözlerim kısılmış, yanımda yeni oturan Yunus'a kaymıştı.
İçimde buz kütlesi oluşmuş gibi bedenim titriyordu.
“Erva nasıl iç kanama geçirdi Yunus, ve sen nereden fark ettin?” Haberi aldığımdan beridir aklımdan çıkmayan o kuşkulu soruyu sorduğumda boğazını temizledi ve sanki adını anmak istemediği bir ifadeyle cevapladı.
“Halil bıçaklamış, hatta doktorun dediğine göre öyle bir yerden bıçaklamış ki seneler önce dikiş atılması gereken yaraya denk gelmiş.” Belli etmemeye çalıştığım şaşkınlık ve aydınlanma mimiklerimi, aralanan dudağım ve hafif büyüyen gözlerim belli etmişti..
Nasıl yani babasının yaptığı yara izi, dikiş mi gerektiriyormuş?
“Halil'in o kadar gözü dönmüş yani.. İnanmıyorum,” Durgun bir şekilde sadece dudaklarım oynarken Yunus öğrenmek istedikleri varmış gibi bana bakıyordu.
Ben neden bu kadar durgun ve hissiz kalmıştım anlamıyordum, şok cihazına yatırılmış ve tüm sinir sistemim yok olmuş gibi hissediyordum.
“Erva'ya acilde dikiş attılar, daha sonra iç kanama sebebiyle yoğun bakıma aldılar.. Şura ben korkunç bir manzaraya şahit oldum, Erva'dan duyduklarım da aynı korkunçlukta..” Donuk gözlerimin odağını yavaşça Yunus'a çevirdiğimde ilgimi fazlasıyla çektiği için panik ve endişeyle kaşlarımı büzdüm.
Ne görmüş ve duymuş olabilirsin ki?
“Erva'nın göğüs ve göğüs kafesi altında ciddi derecede sopa izleri vardı, dikiş atarken benimde gözüme çarptı..” Âdemelması aşağıya kaydığında içten içe empati duygusunun arttığını hissettim.
“O izleri babası mı yaptı Şura?” Yanağımın içini stres ve ikilemde kalmaktan dolayı ısırırken kafamı ağır ağır aşağı yukarı sallayarak onayladım. “Ama Erva'ya ne gördüğünü ya da ne bildiğini söyleme lütfen, Erva için aşırı hassas bir konu. Mümkünse de açma bu konuyu imasını bile yapma Yunus, Lütfen. İkimiz arasında bir sır gibi düşün,” Güven verici bakışı ve tebessümü ile onayı gözleriyle verdikten sonra dudağını ıslatıp ayaklandı.
“Halil, Erva'nın peşindeymiş.. Erva'yı o kan revan içinde görünce korkuyorum dedi lan kız bana,” Gözlerinin merhametten dolayı dolduğunu görünce ben de ayaklandım.
Ayağa kalktığım gibi öfkelenmeyi çok istedim ama duygularımın hiçbirini hissetmiyordum…
Halil Erva'ya kafayı çok pis takmıştı..
Ve kesinlikle şizofreni hastalığı vardı Halil'de.
“Şey Yunus..” Koluna dokunup gözlerimizi buluşturunca bir nebze de olsa Halil konusunda gerçekliği bilmesi gerekiyordu.
“Erva'nın babasının şizofreni hastası olduğunu duymuştun, Erva onca sene o hastalık sahibiyle yaşadığı için Halil'de aynı davranış ve bakışları görmüş.. Bu yaptıkları ve dediklerini o hastalığa bağlıyor, sen kardeşi olarak anlattığımı üstü kapalı bir şekilde dile getirsen..” Yunus'un gözbebeklerinin büyüdüğünü fark ettiğimde hastane kasveti basmış gibi irkildim.
Kafasını sağ sola yavaşça çevirip üstündeki ceketi düzelttiğinde cevap ararcasına gözlerime baktı. “Erva öyle tescillediyse psikiyatriye götürmek lazım o vakit, bir çocuğun asla yaşamaması gereken travmayı yaşadı.. Aile desen varlığı vardı sadece, mantıken de oturuyor yani hastalık belirtisi.” Kaşlarımı hafifçe kaldırıp dudağımı yana büzdüğümde, Yunus hastane ortamı falan tanımadan alnımdan öptü. İçimdeki Erva'nın üzüntüsü geçmek bilmezken Yunus'un bu hâlleri bana Erva'yı geri getirmiyordu.
Hayatımda daha önce hiç böyle durgun ve ölü gibi hissetmemiştim.
“Ben Halil'e bir iki çift laf edip geleyim, sen burada Erva'yı bekle Gökyüzü'm.” Kafamla onayladıktan sonra geri yerine oturdum ve Yunus'un öfkeyle gidişini izlerken gözlerim yoğun bakım yazısına buğulandı.
***

Yunus Sarıtaş

Halil, Halil yaptı… Yardım et bana, kimsem yok yardım et, hayallerim var..
Peşimi bırakmıyor, korkuyorum…
Kafamı öfkeyle döndürerek çenemde kasılmayan kas bırakmadan Halil'in bulunduğu inini havaya uçurmaya koşar adımlarla gidiyordum. Erva'nın o son görüntüsü ve çaresiz durumu içimde öyle derin yerlere dokunuyor, vicdanımı zorluyordu ki.. Halil'i kimse benim elimden almaya cesaret edemeyecekti.
Telefon numarasını alamadığım için yerini bulmam çok zor olacaktı ama Erva gözünü açmadan onun cezasını kesecektim.
Hastaysan seni rastgele bir kliniği kapatmasını en iyi ben hallederdim.
Ne istedin, neye dayanarak kıza zarar verdin amına koyduğumun pezevengi?

Çalıştığı karakola adım attığımda gözüme ilk çarpan memuru durdurdum.
Bir de komiser olarak çalışmaya devam ediyor piç!
“Halil Sarıtaş burada mı, değilse de nerede olur biliyor musun?” Beni süzmeye başladığında ceketimin yakasını düzeltme gereği duydum.
“Vallahi Halil komiser buradan ayrıldı, çalışmıyor yani artık. Kaldığı bir pansiyon vardı da sen ne için soruyorsun?” Yutkunduktan sonra hedefime ulaşma yolunda gidiyordum.
“Abisiyim görmem lazım da, adresini verebilir misin rica etsem?” Kuşkuyla baktıktan sonra yüzüyle onaylayıp kâğıda adresi yazdı ve bana uzattı.
“Eyvallah,” Baş selamı verdikten sonra karakoldan nasıl çıktığımı hatırlamıyordum, yazdığı adres hemen arka sokakta bulunuyordu ve tüm öfkem gözlerimde birikmişti.

Sırtımı genleştirip kapısının önüne geldiğimde burnumu hızla çektim. Üstüme başıma çeki düzen verdikten hemen sonra ziline basıp çenemi dikleştirerek beklemeye başladım.
Empati duygusunu götten aşılayacağım şimdi ben sana.
Kardeş dayağı yemedin bu zamana kadar, götünü tutuşturacağım piç senin.
Kapının dikkatli ve yavaşça açılmasını beklemeden kolumun tüm gücünü kullanarak kapıyı tek seferde sonuna kadar açtım.
“Selamünaleyküm birader,” İçeriye bodoslama dalıp Halil'i tam karşıma aldım ve tek gözümü kırptığımda beni beklemediği açıkça belliydi.
Ee bir zahmet, Yunus şaşırtır hep zaten.
“Yunus… Abi, sen beni nasıl..” Konuşmasını kaşlarımı kaldırarak böldüm. “İki çift laf edip gideceğim,” dediğimde ağır adımlarla aramızdaki mesafeyi azaltmaya çalışıyordum.
“Affetmeye mi geldin, biliyorsun hep suçlu ben çıkıyordum..” Ağzımdan cık sesi çıktığında gözlerimi gözlerine doğru kilitleyip başka yere odaklanmasını engelliyordum.
“Sikmeye geldim birader, hayatının ve başkalarına yaptıklarının piçliğinin bedelini ödetmeye geldim.” En ufak bir irkilme göstermeden yutkundu ve bomboş bakışlarıyla beni hipnoz etmeye çalıştı.
“Düşman olan sizsiniz abi bana, yine ne yapmış olabilirim ki?” Kendini yeterince acındırması yetmiyormuş gibi hâlâ üste çıkmaya devam ederken kafamı geriye doğru yatırdım ve ellerimle yüzümü sıvazladım.
Olduğum yerde öfkeden nefes nefese kalmışken hâlâ manipülatif bakışlarını üstümde tutuyordu. “Oğlum lan, sen aynı kandan olan kardeşini mi kandırmaya çalışıyorsun amına koyduğumun?” Üstüne yürüyüp yakasına yapıştığımda burnumdan solumamak için zor duruyordum.
“Erva'ya yaptıklarının geçerli bir sebebi var mıdır acaba pezevenk?” Alay edercesine sorduğumda elimle boğazına sarılmıştım bile. Histerik bir gülüşle dudağını yana kıvırdı. “Benden ayrılması ve ona kafayı takmış olmam yerinde bir sebep değil mi?” Midemi bulandıran cevabı ve mimikleri hırsıma hırs katarken yüzünün ortasına en ağır yumruğumu geçirdim.
“Amına koyarım senin, siktiğimin puştu lan kız orada ölüm kalım savaşı veriyor sen hâlâ gülüyor musun?” Dişlerimin arasından sert bir tonda konuştuğumda, öfkem yatışmadan yüzüne ikinci yumruğu geçirdim ve sendelemesine izin vermeden yakasından tutup kendime doğru çekiştirdim.
Yüzü kan içinde kalmış olmasına sinirim devam ederken ensesine elimi bastırarak önüme doğru eğdim. “Şimdi seni hayatının en güzel, hatta hiç düşmanının olmadığı ve seni tamamen anlayan kişilerin olduğu yere götüreceğim.” Önce psikiyatriye sonra kliniğe siktirip gideceksin puşt.
Kafasını hareket etmesine izin vermeden konuştuğunda kafasına yumruk geçiresim geliyordu. “Nereye götürüyorsun lan beni, daha benim planlarım vardı..” Kafasını kaldırıp yüzüne tükürdüğümde sırıtmaya başladı.
“Seni de, o kafandaki düşünceleri de, planlarını da toptan sikeyim.” Halil'in yakasından fırlatır gibi karşı duvara savurduğumda yüzümü kontrolsüz öfkemle sıvazladım.
Halil sanki az önce onu hırpalamamışım gibi dimdik karşımda duruyordu, korkusu bile yoktu lan.
“Bana gönderilen işaretlerde bunları yapmam gerekiyor deniyor abi. Sen, Erva ve İlknur Şura benim düşmanımsınız artık, Cahit'i de içeriden çıkarmam için elimden geleni yapacağım.” Hırs ve öfke dolu bakışlarımla kaşlarımı çattığımda neye varmak istediğini anlamıyordum.
İşaretler ne lan?
Müneccim misin lan sen?
Üstüne gidip kulağına sert bir ses tonuyla konuştum. “Sen düşün, düşün kur planlarını birazdan ben senin götünü nasıl tutuşturacağım, göreceksin sen..”
İlknur Şura'ya bulunduğu hastanenin rastgele bir psikiyatri doktorun bilgilerini atması gerektiğine dair mesaj yazmıştım.
İki dakika sonra gelen mesajdaki bilgiler sayesinde internette numarasını bulup anında çevirdiğimde, karşımdaki Halil'in tuhaf bakışlarıyla konuştum.
“Merhaba, ben bugüne bir randevu almak istiyordum kardeşim adına,” Kadının canlı ve pürüzsüz sesi anında cevapladı. “Tabii ki, kardeşinizin yaşı 17 yaşından büyük olması gerekiyor. Büyükse hemen iki saat sonrasına randevu oluşturabilirim.” Gözlerim Halil'in yüzünde oyalandığında dudağımı ıslatarak kolumu enseme götürdüm. “Yaşı büyük, randevuyu oluşturabilirsiniz.” Hafif pürüzlü çıkan sesime karşılık veren kadının sesi beni olduğum yere mıhladı.
“Kimlik numarası ve isim soyisim almam gerekiyor,” Evin içinde Halil'e danışmadan cüzdanını gözlerimle araştırırken, üstündeki pantolonun cebinde olduğu gözüme çarptı. “ Bir dakika hemen söyleyeceğim,” Aramayı durduğumda gözlerimle cebini işaret ettim ama o aynı tuhaf bakışlarını üstümde tutuyordu.
“Oğlum mal mısın, embesil misin? Ver şu cüzdanını!” Almak için hamle yaptığımda bileğimden sıkıca tutup bandajlı olan gözündeki bandaji gözümün önünde çıkarmaya başladığında yüzüne tokat atarak kimliğini çıkardım. Ondan uzak bir yer bulup telefonu kulağıma götürdüğümde randevu oluşturulmuştu.
İki saat sonra, psikiyatri Aysima Kıroğlu’na..

Cüzdanını fırlatırcasına masaya bıraktığımda kapıdan çıkacaktım ki, Halil'in kapı ağzından bana değişik ürkünç bakışlarla baktığını gördüm. Görmezden gelmek istedim ama randevuyu haber vermem gerekiyordu. “İki saat sonra seni gelip alacağım, istediğin planlarını yapabileceğin yere götüreceğim.” Onun anlayacağı şekilde dediğimde üzgün bir ifadeyle bana bakıp duruyordu.
“Abi, Yunus.. Aklıma hep yaptığımız çikolatalı kek geliyor, sen çok güzel yapardın bana. Sonra her o lanetli an geldiğinde fırında canım yanarken, sen benden daha çok acı çekerdin. Bana anne babadan önce sen baktın Yunus, ama ben iyi değilim..” Sırtım Halil'e doğru dönük olduğu için adımlarım olduğu yere mıhlanmış gibi hareketsiz duruyordu. Her geçmişi anlattığında gözümdeki ameliyat izim yanarken buğulanmaya başlayan gözlerimi hızla yok ettim.
Halil koluma dokunduğu an, hızla kolumu geri çektim ama önüme geçip timsah gözyaşlarını akıttığında dikkatimi bandaji açılan gözü olmuştu.
O gözü tamamen kör olmuştu ve benim gözümden daha ürkünç bir bakışı vardı. Yeşil rengi biraz daha fazlalaşmış ve gözbebeği ara ara durduğu yerde titriyordu.
Gözümü yavaşça gözünden çektiğimde içimden ilahi adaletin gerçekliği geçti. Kör olan gözünü ameliyatlı gözüme odaklar gibi baktığında kaşlarını büzerken konuştu.
“Ben hiçbir zaman iyi değildim, neden beni affetmek yerine öfkeni önüme taş olarak koyuyorsun ki?”
Sabır çekercesine burnumdan nefes aldığımda ağzımdan verdim ve omzuna çarpıp gitmek için adım attım. “Sen onca yaşadığın olayların sonucunda empati yoksunu ve karaktersiz bir hiç olarak çıktın, ama bir de aynı aileden çıkmamıza rağmen bana bak!” Hastalıklı zihniyete sahip olması ona yardım edeceğim anlamına hiçbir zaman gelmiyordu. Birinin canını kasten yakması, kardeşine bilmem kaçıncı kez ihanet etmesi, şantajı tehditi… Bunlara gözüm ve karnım toktu benim.
Gitmeden son kez Halil'le göz göze geldim ve tok sesimle tonumun titrek çıkmasına engel olarak konuştum. “İkimiz aynı travmalardan dolayı, aynı psikolojik enkaza gömülmüştük.. Ben seni de kendimle beraber toparlamaya çalıştım ama sen..” Titrek bir nefes bıraktığımda yutkunmak zorunda kaldım. “Benim şefkatim altında ezilerek kendini parçaladın Halil, Cahit'in o korkunç fikirlerine takıldın ve ondan sonra senin hayatında ben, hiçbir zaman var olamadım.” Gözlerimin nemi canımı çok yakarken ağlamamak için kendimi olabildiğince kastım.
“Hastalıklı zihniyete sahip olmak benim suçum değildi ki, ben ister miydim başından beri böyle olayım? Asıl siz beni şu an manipüle etmeye çalışıyorsunuz..” Çene kasım kasılırken derin bir nefes aldım ve içeriye girerek dış kapıyı arkamdan son sürat kapattım. “Hasta olmanı suçlayan yok, yaptıklarını ve karakterini suçlayan var Halil! Sen kendini görmediğin için yaptığın her boku bize atmaya çalışıyorsun, yapma Halil yapma.” Halil'in yaşaran gözlerine bakmadan iki omzundan tutup kendime doğru çevirdim.
“Belki de beni affetseydin böyle bir durumda olmazdım Yunus, özür dilerim ama karakterimi hastalıklı zihnim yönetiyor.” Nasıl bu kadar kendini haklı çıkarmaya çalışıyor olabilirdi ki?
“İyi bok yapıyor, affetme meselesinin üstüne git bir sifon çekte gel, çünkü öyle bir mevzu söz konusu bile değil.” Başparmağımı aşağıya doğru işaret ettim. “Bu konuşmadan sonra da asla affetme durumu olmayacak!” Kaşlarını çattığında dudağının titrediğini fark ettim. Gözümü devirip kapıyı açtım ve sırtımı dönerken çalan telefonumun ekranına bakmadan kulağıma götürdüm.
“Yunus, Erva çok şükür gözlerini açtı.. Ama bir sorunumuz var,” dediğiyle yüzümde güller açtırırken son cümlesiyle kaşlarımı çattım.
Pansiyondan çıktıktan sonra hastane yolunu tuttuğumda Şura'nın kısık tonda çıkan sesini duymak için telefonu kulağıma bastırdım.
“Erva, hasta ve suçlu birine hâlâ âşık olduğunu sayıklıyor.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.