Gökyüzü Kuğusu kitap kapağı

27. bölüm / 43

Gökyüzü Kuğusu

Yirmi Yedinci Bölüm

Vaveyla Yazarı: Beyza Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: Yirmi Yedinci Bölüm
  1. 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
  2. 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
  3. 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
  4. 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
  5. 5 Beşinci Bölüm820 kelime
  6. 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
  7. 7 Yedinci Bölüm914 kelime
  8. 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
  9. 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
  10. 10 Onuncu Bölüm873 kelime
  11. 11 On Birinci Bölüm800 kelime
  12. 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
  13. 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
  14. 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
  15. 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
  16. 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
  17. 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
  18. 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
  19. 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
  20. 20 Yirminci Bölüm856 kelime
  21. 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
  22. 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
  23. 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
  24. 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
  25. 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
  26. 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
  27. 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime · Okuduğun bölüm
  28. 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
  29. 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
  30. 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
  31. 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
  32. 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
  33. 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
  34. 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
  35. 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
  36. 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
  37. 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
  38. 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
  39. 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
  40. 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
  41. 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
  42. 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
  43. 43 Kırk Üçüncü Bölüm1.463 kelime

“Her daim kendin ol, sen seni anlayana mucizesin.”
Cemal Süreya

Rezil olmaktan korkan insanlar beni ciddi anlamda alt etmişti, en rezalet anda üçüncü kişiye yakalanmak hatta o korkuyu bile yaşamak kalp krizi geçirtecek olaydı.
Ve şu an o olayın oyuncuları bizdik.
Ananın karnından rezil olarak mı doğdun bee İlknur Şura?
Yunus sırtını duvara sert bir şekilde çarpmış yere oturur vaziyette dişlerini sıkıyordu.
İçim acıdı lan.
Boksör adamı bir itmemle nasıl bu duruma getirdim anlamadım ama..
Yunus'un önüne diz çöküp ellerimi yüzüme yasladım. “Özür dilerim canın çok yandı mı?” Donuk şekilde gözlerime bakarken bir anda bakışları kapıya kaydığında Erva'nın o muhteşem bağırmasını işittik.
“Ananı si.. Ay pardon siz, ikiniz, bu evde, bu saatte?” Kafamı Erva'ya çevirirken yanına gidip elini tuttum.
“Bacım biz seninle bir dışarıda konuşalım,” Dışarıya sürüklemeye çalıştığım sırada Erva gelmiyor, Yunus'la muhatap oluyordu. “Öpüşüyordunuz değil mi, evet öpüştünüz değil mi lan?” Gözlerimi devirip Erva'nın elini bir kez daha çektim. “Erva gel buraya!”
İnat ederek hâlâ Yunus'a sorular sormaya devam ediyordu. “Duydum bu arada her şeyi, siz öpüştünüz! Ne zaman geldin, ne oldu lan anlatsanıza anasını satayım!” Bıkkınlıkla tuttuğum elini bırakıp belime koyduktan sonra Yunus'a baktım, o da bana bakınca dudağını yana kıvırdı.
Çok fena bu Yunus var ya.
Yunus üstünü düzelterek ayağa kalktığında belime koyduğum elimi birden kavradığında, Erva gözleri ve ağzını bir karış açıp dolu gözlerle ikimizi de dikkatli izliyordu.
“İnkâr kapısını kilitledim Şura’nın, gerçi ben bir şey yapmadım ama becerebilirsek flört etmeyi düşünüyoruz.” Ters ters bakmayı denerken Yunus gözlerimde kaybolmayı seçmişti.
Ben öyle bir şey mi yaptım?
Evet…
İnkâr kapımı kırmıştı, ama ben kırmıştım yani.
“Sizin o çipil çipil bakan renkli gözlerine kurban bee, demiştim ben..” Erva eliyle kendisi ve beni gösterirken söylediği sözle Yunus'a bakma ihtiyacı duydum.
Ona bakmam için ihtiyaca veya sebebe gerek yoktu da neyse.
“Bizi elti yapacağım demiştim, ama Halil'in bende pek ilgisi yok gibi. Neyse sizin mürvetinizi göreceğim.” Yüzü düşer gibi olduğunda hemen kendini toparladı. Mutfağa gidip filtre kahve koyduğunda, “Senin gece vardiyan yok muydu Erva?” diye sordum.
Kahve kapsülünü masaya fırlatır gibi bıraktığında sormamam gerektiğini düşündüm, neden erken gelmişti ki ama?
Bir hışım bana döndüğünde bakışlarını sinir ele geçirmişti.
Az önce heyecandan dolan gözleri bu sefer bir soruyla öfkeden doluyordu.
“Halil Beyefendi’nin modu düşük diye iptal etti benim görevimi!” Kahveyi bardağa koyup söylenmeye devam ederken Yunus dibime gelmişti.
“Sokacağım onun münasip bir yerine bu kapsülü var ya, ellerimle gebertesim geliyor bazen yaa! Durduk yere fikir değiştiriyor amına koyayım, neymiş efen..” Elimle ağzını kapattığımda kaş göz hareketlerimle Yunus'un burada olduğunu işaret ettim.
“Erva'nın dilinin kemiği olmuyor öfkelenince de sen kusura bakma olur mu Yunuscuğum?” Yanağıma dudağıyla iz bıraktığında kalbimin içinden sanki bir sızı yayılmıştı.
“Sen ne dersen o Gökyüzü’m,” Bugün daha fazla erimek istemiyorum.. Eriye eriye beyin kalp kalmıyor..
Yunus'u yüksek nabızla uğurladıktan sonra gece yarısı olmadan Erva'yla mutfakta kahve yudumluyorduk.
“Ben aslında intikam almak için, Halil'i kendimi etiketlemeye çalışarak elde etmeyi amaçlıyordum.” Kahveden yudum alıp yüzünü ekşitti. “Ona âşık olduğumdan değil yani..” Algılama sistemi bozulur gibi olduğunda kaşlarımı çattım.
“Amacın ne peki, herkes Halil'den hoşlandığını hatta âşık olduğunu düşünüyor, ki ben dâhil!” Büyük bir gülümseme sunarken boşluğa bakar gibi gözleri daldı.
“Bu Yunus ve Halil'in babası var ya..” Anlatacakları ilgi çekici olmaya başladığında sandalyenin üzerinde bağdaş kurup saçlarımı kulağımın arkasına geçirdim ve merakla dinlemeye başladım.
“Eee?”
Erva'yla onların özellikle de babasının ne gibi alakası vardı ki?

Yutkunup bakışlarını kahve bardağına dikti ve tok bir sesle anlatmaya başladı.
“İşte bunları babası benim babamın şahsi patronuydu, tabii çok eskilerde biz daha ortaokula falan gidiyorduk.” Konuyu nasıl ve nereden bağdaştıracağını bir türlü çözemezken kaşlarım çatık şekle büründü.
“Babamın atakları tuttuğu zaman bahsederdi patronundan, o zamanlar bize hiç gelmiyordu ama babamın birkaç kere Halil ismini kullandığını hatırlıyorum.” Erva'nın amber gözlerinde tuhaf bir duygu sezdiğimde elimi yanağıma yasladım.
“Patronu en çok Halil'den bahsediyormuş babama, nasıl bahsettiğini bilmiyorum ama.. İlknur, babamın şizofren hastası olma sebebi Halil ve babası olabilirmiş.” Duyduklarımı algılama süzgecimden yavaş yavaş geçirdikten sonra tiz bir ‘ne’ dedim.
Söyleyecek kelimelerimi toparlamaya çalışırken Erva devam etti.
“Yunus'u o zamanlar bilmiyordum zaten kardeş olduklarını bile yeni öğrendim, Halil'i bu yüzden elimin altında tutmaya çalışıyorum.” Şok dalgası öyle bir işlemişti ruhuma, ne konuşabiliyor ne de tepki verebiliyordum. Sadece dudaklarım aralı, gözlerimi kırpıştırıyordum.
Oha lan..
Bu bilgiyi nereden öğrenmiş olabilirdi ki?
Gözlerimi cama doğru çevirdim, ayağa kalkıp tekrar oturduğumda yutkundum.
“Sen bunu nereden ve nasıl öğrendin Erva, bu kadar bilgi ve eski zamana dayalı olması yani birden durduk yere hatırlamış olamazsın,” Şaşkınlığımı yadırgamadan düşünmeden cevap vermesine daha çok şaşırdım.
“Babamın defterini buldum, hem de karakolda. Orada babam hastalığının ilerlemediği zaman günlük niyetine yazmış bu bilgileri.” Gözlerimle şaşkınlığımı fazlasıyla belli ederken dilimde sanki tüy bitmiş gibi kalmıştım.
“Nasıl hissediyorsun peki yani bu bilgileri sindirmek ve canlı canlı okumak iyi gelmemiştir..” Yanına gidip sırtını sıvazlarken saçlarıyla oynamaya başladım.
Amber gözlerinin kenarı yaşadıklarının yorgunluğuyla kıpkırmızıyken gülümsemeye devam ediyordu.
Bebeğim benim.
“Halil'i kendi radarıma alıp bu bilgileri suratına veya başka tarafına çarparsam daha iyi olacağım, sen bu arada Yunus'a bahsetme bu konudan.” Onun yanında pek heyecanlı olduğum için söz vermek zor oldu ama bahsetmezdim.
“Sen hiç endişelenme, bacı bacının sırrı mezara kadar.” Şefkatle ve yumuşacık sarılmadan sonra uyku moduna geçmiştik.
***

Sabah gözlerimi anlamdıramadığım şekilde horoz sesiyle açtığımda kurduğum alarm sesinin değiştiğini düşünmüştüm. Ama alarmım çalmadan iki dakika önce uyandıran horoz sesine bakmak için kafamı camdan uzattım.
Görünürde hiçbir şey yoktu.
Yüzümü yıkamak için banyoya giderken alarmdan önce uyandığım için sinirlenmemiştim, bu tuhaftı çünkü beynim hâlâ uyuyordu sanırım.
Banyonun kapısını açar açmaz elini yıkayan Erva'yla denk düşmeyi beklemiyordum. “Senin ne işin var ulan burada?” Yükseldiğimde Erva'nın kahkahaları kulaklarıma ulaştı ve elime temas eden suyu Erva'nın yüzüne doğru çarptım.
“Aynı evde birer birey olarak yaşadığımıza göre bu soruyu başka birine sormalısınız hanımefendi,” Kaşlarım havaya kalkarken öğretmen moduna girmem gerekiyordu.
“Off tamam bacım, anladık bıyık altından imayı. Yüzümü yıkayıp hazırlanmam ve çıkmam lazım. Oyalama beni!” Soğuk suyu yüzüme çarparken arkamdan söylenmeye devam ediyordu.

Odaya geçip yüzümü kuruladığım havluyu yatağa fırlattım ve dolabımdan balon kollu zümrüt yeşili bluzu altına siyah bol paça keten pantolonumu seçtim, cekete ihtiyaç duymadığım için hızlıca giyindim ve makyaj masasına oturdum.
Kestane saçlarım göğsüme kadar geliyordu. Üstünkörü taradıktan sonra önünden birer tutam alarak arkaya kıskaçlı tokayı geçirdim. Dudağımı ıslatarak yeşil göz kalemi sürmeye başlamıştım ki, saatin gittikçe daha çok yaklaştığını fark ettim.
Hay anasını yaa.
Nasıl her seferinde geç kalma maratonuna tutuluyorum ki?
İki fıs parfümü üzerime sıktıktan sonra siyah çantamı kaptığım gibi ev halkına - Erva'ya - seslenerek dış kapıyı açtım.
“Ben geç kaldım, öptüm seni çıkıyorum bacım!” Siyah botlarımı giydikten sonra Erva'nın tam kapıyı kapatacağım sırada gelip sarılmasını beklemiyordum.
“İyi dersler bebeğim, dönüşte alayım mı seni?” Tek kaşımı kaldırdım. “Sen çalışıyorsun Erva?” Hatırlamış gibi kafasını salladıktan sonra el sallayarak bahçe kapısını açtım.
Yürü bakalım yirmi dakika yolu İlknur Şura!

Okulun sokağına girdiğimde adımlarımı daha da hızlandırdım, dört kişilik öğrenci grubunun yanından geçerken yanlışlıkla duyduğum şeyler aklımı karıştırdı.
“İlknur Şura hocam, günaydın.” Beni fark etmiş olacak olmalılar ki, başımı onlara çevirdim.
“Günaydın, nasılsınız?” Dört öğrenciye de mavi gözlerimi değdirdikten sonra altın saçlı olan kız konuştu.
“İyiyiz hocam, haberiniz vardır herhalde okulun hatta dokuzların en belalı sınıfı olan 9/E’nin sınıf öğretmeni olmuşsunuz. Liste kâğıdında isminiz yazıyor.” Pardon canım?
Bana neden böyle bir bilgi verilmiyor?
Dış kapının dış mandalı mı olduk şimdi?
Rezillikte boyut atlıyoruz efendim..
En belalı sınıf bir de haa, harika bir denk geliş!
Ha ha ha çok mutluyum.
Dudaklarımı birbirine bastırarak onayladım. “Yeni haberim oldu şu an, teşekkür ederim iyi dersler.”
Tüm sakinliğimle - ne kadar sakin hücrem kaldıysa - okula adım attım ve ilk adım olarak müdür Mahsun Bey'in katına çıktım.

Gözlerim etrafta cirit atarken içimde değişik bir his vardı, panoya gözüm kaydığında büyük harflerle yazan boks yazısıyla adımlarımı durdurdum.
Dokuzuncu sınıflar için boks müsabakaları haftaya başlayacaktır.
Başvuru için gerekli bilgileri müdür yardımcısından alabilirsiniz.
Nedensizce ilgimi çektiği yetmiyormuş gibi fotoğrafını çekme gereksinimde bulunmuştum.
Yakalanırsın şimdi İlknur Şura.
Yazan yazıya daha dikkatli baktığımda yazan isim ve soyisim yutkunmama sebep oldu.
Yarın konferans salonunda gerçekleştirilecek boks müsabakaları öncesi, boks geçmişiyle yürekleri gurulandıran Yunus Sarıtaş okulumuzda söyleşi yapacaktır. Tüm dokuzuncu sınıfları sınıf öğretmenleriyle birlikte, yarın ikinci derste konferans salonunda bekliyoruz.

Ders başlama zili ve çarpan kapılar saçlarımı savuştururken serin esen rüzgâr gözlerimi yazıya daha çok odaklıyordu.
Yunus Sarıtaş ve boks geçmişiyle yürekleri gururlandırmak…
Yunus sen ne yaşadın boks ile ilgili?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.