39. bölüm / 42
Gökyüzü KuğusuOtuz Dokuzuncu Bölüm
Bölümler 42Şu an: Otuz Dokuzuncu Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime · Okuduğun bölüm
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Umduğumuz gibi olsaydı hayat, sandığımız gibi yaşardık. Bulduklarımızla yetinseydik, kaybettiklerimize ağlamazdık.”
Lev Tolstoy
Göğüs kafesimde oluşan sızıyla eve adım attığımda Yunus'da benimle beraber kapının önünde durdu. Daha önce Erva'yla çat kapı gelmiştik ama inceleme fırsatım olmamıştı, gözlerimi Yunus'tan çekip evin içini çok kısa inceledim.
Kapıyı açtığında ilk salon koltukları bizi karşılıyordu, ortada yuvarlak bir masa ve pofuduk halı vardı. Koltukların karşısında geniş bir televizyon olmasına tebessüm ettim. Gece kondu tarzı olduğu için çok bir eşya da gözüme çarpmamıştı ama boks alanına merakım daha çok artıyordu.
“Buraya baktın ama işimiz burada değil, koridorun en sonundaki odada çalışıyorum.” Fırsat bulup telefonumu çıkararak Erva'yı aramayı tuşlarken Yunus'un peşine takıldım.
Aramayı açtığında Yunus'la beraber odasına girmiştik ve burnuma ulaşan rutubetle karışık parfüm kokusu kaşlarımı kaldırmama neden oldu.
“Ervoş, kendini iyi hissediyorsan ben bir yirmi dakika Yunus'ta kalıp çay içeceğim.. Eğer kötüysen hemen gelebilirim,” Buruk gülüşünü duyduğumda burnunu çekti.
“Kötü hissedeceğim bir şey yok zaten, sen takıl sevgilinle sonra gelip anlat bana. Günlük dozumuzu alalım,” Histerik bir gülüşle karşılık verdiğimde öpücük sesiyle aramayı sonlandırdı ve Yunus'la göz göze geldim.
Gülüşümü sabit tutarken odayı baştan sona süzme ihtiyacı duydum. Kum torbası duvarın önünde sallanıyorken pek sağlam durduğunu söyleyemezdim, kum torbasının karşısında küçük bir raflık vardı ve içinde birbirinden farklı renklerde boks eldivenleri bulunuyordu. Yer parke olmasına rağmen fayansa basıyormuş hissiyatı veriyordu ama ben odanın içindeki rutubet kokusuna anlam verememiştim.
Duvarların bazı noktalarında küf izleri vardı, pencere ise tahtadandı ama manzarası çok güzel yeşillik alana bakıyordu. Geri kalan kısımda ise tişörtleri, sargı bezleri, deodorant ve parfümleri vardı. Komidinin üzerinde gözüme çarpan çerçeveye gözümü kısarak daha dikkatli baktığımda, Yunus çerçeveyi eline alıp bana gösterdi. “Halil ile benim küçüklük fotoğrafım, o zaman Halil'e karşı daha şefkatliydim..” Mahzun bir ifadeyle fotoğrafa bakarak yatıştırıcı sesimle konuştum.
“Sen hâlâ şefkatli olduğunu düşünmüyor musun cidden, şefkati hayatı boyunca görmeyen birisine göre şefkatlik tanımına uyuyorsun Yunus.” Dudağının yana kıvrıldığını görünce kardeşi ona ne kadar kötü şeyler yaşatmış olmasına rağmen, Yunus küçüklük fotoğrafını bile zaafı olan bir alanda barındırabiliyordu.
Onu hiç affetmemiş olmasına rağmen..
“Sen otur ben kendimi hazırlayıp geliyorum,” Tişörtlerinin olduğu yere gidip perde olduğunu fark etmediğim kısma girdiğinde kapının arkasındaki sandalyeyi çekip oturdum.
Kum torbasının heybeti karşısında dudak büzerken yanında bulunan pencere fazla ilham verici bir atmosfer oluşturuyordu.
Ev kombiniyle burada bulunuyordum ama pijama olmadığı için rahatsız hissetmiyordum, camdan gün batımının ışığı vurduğunda kum torbasının arkasındaki hafif toz parçaları gözüme çarptı ama Yunus'un sahneye çıkmasıyla tüm odağımı Yunus'a verdim.
Maşallah, ne anasının gözüymüş sen bee..
Üstüne bir şey giyer çıkar diye düşünmüştüm ama o çalışmasına üstsüz çıkmayı karar vermişti. Eline gri tonlarında eldiven almış tüm karizmasıyla sırıtıyordu.
Etkilendiğim belli değildi bu arada.
“Eldivenler için normalde yardım istemem ama bu sefer sen tak istedim.” Yanıma gelip eldivenleri bana uzattığında oturduğum yerden kalkmaya hiç tenezzül etmiyordum.
Modeldin ya sen İlknur Şura, kalkma maazallah olmayan romatizmaların artar.
“Takarım tabii,” Ellerini uzattığında gözüme çarpan ellerinin durumuydu.
Nasırlı olduklarını biliyordum ama eklem yerleri yara almıştı, gözüne bakmadan iki eldiveni de geçirdiğimde yüzüme doğru eğildi ve alnımdan öptü.
Erimeye gelmemiştim ben, umarım bokstan sonra bir şey olmazdı..
Aramızdaki elektriğin yüksekliğinden tırsıyordum.
Nereden bastığını anlamadığım şekilde odada phonk müziği yankılanmaya başladığında büyüyen gözbebeklerimi tamamen Yunus'a dikmiştim. Kollarımı göğsümde topladıktan sonra kafamı sağa doğru yatırdım ve Yunus'un hareket etmesiyle yerimden bir an olsun kıpırdamadım.
Olduğu yerde bana sevgiyle baktıktan sonra kum torbasına hırsla bakışlar atmaya başladı, kolları önünde bedeniyle beraber bir ileri bir geri hareket ederken sanki torbadan bir hamle bekliyormuş gibiydi. Sırtı o kadar kusursuzca kasılıyordu ki, bir an utansam da gözlerimi nedensizce alamadım.
Kol kasları gerilip olabildiğince kuvvetini kum torbasına yüklerken etrafında dağılan toz tanecikleri sadece olayın tuzu biberi gibiydi. Gözleri bir kısılıp bir düşmana bakar gibi daldığında yumruklarını daha çok konuşturuyordu. En sonunda kafasını boksörlere has bir teknikle küçümsercesine salladığında, asla beklemediğim bir anda eldivenlerini çıkardı ve kafasını bana doğru çevirerek göz kırptı.
Ne oluyor, ne yapacaktı ki?
Bacaklarını kum torbasına sıkıca dolayıp sadece karın kaslarına yüklenerek vücudunu mekik çeker gibi ters bıraktı. Gözlerim yerinde titrerken dudağımın donduğunu hissettim.
Kollarını da kafasına koyduğunda olduğu yerde mekik çekiyordu, karnından güç alarak..
Bildiğimiz kum torbasında mekik çekiyordu..
İnanılmazdı, gerçekten şu ana kadar gördüğüm en büyüleyici anlardan biri olabilirdi.
O kum torbası bu kadar heybeti nasıl taşıyordu diye düşünmeden edememiştim.
Kalp ritmim dengesizleştiğinde yemek boruma kadar çıkan sızı oturduğum yerden dizlerimin titremesine sebep oldu.
Arka fonda çalan phonk, sosyal medyada sıkça duyduğum bir müzikti ve bir süre Yunus başladığı mekiği bırakmadı. Gözlerim erimiş olma ihtimalimi zirveye çıkaracak kadar belirgin bakarken Yunus torbadan ayrılmış gözlerime bakmaktaydı.
“Seyirci olmak nasılmış, ortam biraz hijyenik değil ama gösterimi en iyi şekilde temsil etmek istedim.” Kendimi toparlama gücü birkaç saniye bulamazken Yunus'un sesiyle kafamı hafifçe öne eğip boğazımı temizledim.
“Sen asıl bu ortamda büyüleyici olan unsurdun Yunus, buna emin ol. Ayrıca boks çalışmanı her zaman böyle yapıyorsan izlemek için maaş bile öderdim.” Hafif mizahla karışık takıldıktan sonra, Yunus ağır adımlarla yanıma gelmeye başladığında ayaklanıp üstümü başımı düzelttim.
Neden bu kadar derin bakıyordu ki?
Sadece gözleriyle gözümün içine baka baka konuşurken bana doğru gelmeye devam ediyordu, o geldikçe ben de yapacak bir şey bulamayarak geri geri gidiyordum ki, sırtım kapıya yaslanarak kapıyı kapattı.
Tüm samimiyetimle gülümserken Yunus tam önümde durmuş kafasını hafif sola yatırmış yüzümü inceliyordu.
Fazla yakındık, biraz daha yakın olmak ister gibi hâli vardı.
Ve ben kendimden uzaklaştırmak istesem, pazılarına dokunmak zorunda kalacaktım.
Memnundum evet ama elektrik aldı başını gidiyordu şu an.
Yunus'un terden nemlenen saçları alnına yapışmış, ela gözlerini daha belirginleştirmişti. Göğüs kafesi hızla inip kalkarken boynundan aşağıya inen ter damlaları buğday teninde sim gibi duruyordu.
Çene kasını sıkıyordu ama nedenini anlamıyordum, o kadar gerilmiş hissediyordum ki aramızdaki elektriğin bize zarar vereceğini düşünmeye bile başlamıştım.
Dışarısı acayip soğuktu ama şu an şakaklarımdan boynuma yayılan sıcaklık tüm bedenimi esir almış gibiydi. “Hani hareketsiz böyle durunca biraz sıcak oldu gibi camı mı açsak acaba?” Dudağını imayla büktüğünde kaşlarını çattı. “O cam açılmıyor Gökyüzü’m, hareket lazım diyorsun yani..” Cevap vereceğim sırada belimden kavradığı an iradesiz hareket etmekten deli gibi korkuyordum.
Ayrıca ne demek cam açılmıyor? Bu nasıl bir bahane ya da saçmalık mı, artık her neyse..
Yunus iki çenesini de kastığında âdemelması aşağıya kaydı ve saçımın bir tutamını alıp kulağımın arkasına geçirdi. “İki yaralı ruh olarak birbirimize karşı dürüst olalım,” Dudağıma doğru eğildiğinde karşılık vermemek çok zordu, çünkü aradaki çekime mukayyet olamıyordum.
“Benim yaralı olduğumu nereden çıkardın ki?” Gözleri ağır ağır gözbebeklerime temas ettiğinde içim ani bir heyecanla irkildi, lanet olsun ki yaralı gözüne her seferinde düşüyordum.
“Hayatta tek istediğim benim de gökyüzüne bakabilmemdi, sen o isteğimi her dakika hatta her saniye bir çift gözle bana verdin.” Yüzümün her zerresini süzdükten sonra dudağını ıslatıp mayışmış sesi ve ruhuma dokunacak bir tınıyla konuştu. “O gözlerinde ne yaşayıp yaşamadığını anlamadım mı sanıyorsun? Sen de en az hepimiz gibi acı çektin ve çekiyorsun Kuğu Güzeli'm,” Beni bu kadar kısa sürede çözmüş olmasına şaşırmadım çünkü ailesi olmayan birinin bakışlarına sahiptim.
Buruk bir tebessümle cevapladım. “Hiç şaşırmadım anlamana.. Baştan sonuna kadar doğru, ben çok acı çekiyorum Yunus ama kimseye tek bir kelime etmiyorum.” Dudağımın hemen yanına minik bir buse kondurup dudaklarını araladı.
“Bana karşı tek kelime etmene gerek yok, ruh hâlinden ve acı dolu bakışından anlarım. Sakın kendini benim yanımda yorma Şura,” Koca bir tebessümle gözlerinin derinine baktığımda ağzım kontrolsüz şekilde oynadı.
“Birbirimize her zaman dürüst olacağız, çünkü o gözlerin benim hiç sahip olmadığım aile oldu bana.” Cümlemden sonra Yunus elleriyle çenemden tutup kendine doğru çektiğinde dudaklarıma ağır ama hisli temasını bağımlı olmuş gibi kondurdu.
***
Erva Sarışahin
Evin içinde İlknur Şura'nın yaptığı makarnayı sosladıktan sonra afiyetle yedim, geçmişte yaşadığım olay gözlerim önünde yine taze bir şekilde canlanmıştı ama üstüne daha çok durmamaya karar vermiştim.
İlknur Şura önce yürüyüşe gideceğim diye çıkmıştı, daha sonra da Yunus'ta kalacağını söylemişti ama ben başından beri yürüyüş yerine Yunus'un yanında olduğunu biliyordum. Camdan emin olana kadar ikisini izlemiş, eve girdiklerini gördükten sonra da keyif kahkahası atmıştım.
Halil'i gerçekten sevmiş hatta onunla bir ilişki yoluna girmeyi hedeflemiştim ama iyi ki daha fazlası olmamıştı yoksa benim de sonum annemle babam gibi olacaktı.
Halil'in gözünü karartıp hastalıklı bir şekilde baktığını gördüğüm an vücudumu iliklerime kadar donmuş gibi hissetmiştim, sanki gözümün önüne Halil değil de babam gelmişti..
Halil'de kesinlikle şizofreni hastasıydı, acil bir şekilde psikiyatri uzmanına gitmesi gerekiyordu çünkü babamda da yaşadığım kadarıyla ileri bir seviyede idi. İlaç kullansa bile bir tepkime belki gösterirdi ama ilacı reddedebilirdi.
Babam tanısı konulduğu an ilaçlarını hiçbir zaman içmemişti, ben gizli gizli yemeklerine katarak veriyordum..
Gizli gizli verdiğim ilaçlar sayesinde sanrıları yatışıyordu ama çok kötü durumdaydı.
Bir keresinde ilacı yüzünden kavga etmiştik ve üzerime doğru saldırarak kendine olan ilacı bana içirmeye çalışmıştı, annem ise ben babamla uğraşırken ölü bir bedenden farksızdı.
En çokta canımı o yakıyordu.
Babamın tüm hastalığının dertleri ve zorluklarıyla ben uğraşırken annem ondan daha çok hasta olup kendini bilerek yataklara atıyordu.
Geçmişin tozlu şeridi gözlerimi kapatıp açtığımda gittiğinde yanaklarımdan akan ıslaklıkları elimin tersiyle sildim ve telefonumun ekranına düşen bildirim oturduğum yerden irkilmeme neden oldu.
‘Erva Sarışahin hemen karakola kadar gelmeniz gerekmektedir,’
Telefonu pantolonumun cebine koyar koymaz anahtarı alarak, bordo rengindeki crop deri ceketimi üstüme geçirip evden seri adımlarla çıktım.
Sıla'ya yaptıklarımdan dolayı çağrılmıyorsam ben de ne olayım..
Deri ceketimin altında kalan uzun kıvırcık saçlarımı elimle çıkarıp arkaya doğru savurduğum sırada Yunus'un penceresine gözüm kaydı ve gördüğüm görüntüye tepki göstermek istedim.
Öpüşüyorlardı ayrıca Yunus'un üstünde tişört yoktu…
Oha kanka sen ne yapıyorsun yaa?
Küçük çocuklar gibi bulundukları camı iki kez tıklattım ve ikisi de şaşkın bakışlarla bana bakmaya başladı. İlknur saçlarını düzeltirken imayla kafamı aşağı yukarı sallarken Yunus camın önüne gelmiş bana göz kırparak kafa sallıyordu.
Bende aynı hareketi yaptığımda boks eldivenlerini havaya kaldırarak gösterdi, anlamam gereken bir şey olduğunu vurgulamaya devam ederken olumlu bir şekilde kafamı salladım. İlknur Şura camın önüne koşar adımlarla geldi ve Yunus'un bedeninin önüne geçerek daha iyi duymam için iki elini ağzına götürerek ağzını oynattı. “Gösteri yapıyordu, ben geliyorum hemen.” Zar zor duyduğum cümleden sonra asker selamı vererek karakolun yolunu tuttum.
İlknur Şura'ya karakola gittiğime dair mesaj attıktan sonra ceketimi aşağıya doğru çekiştirerek karakolun olduğu sokağa adım atmıştım ki, Halil'in varlığını tam karşımda karakola doğru giderken gördüm.
Aynı gördüğüm bakışlarla radarına takıldığımda bakışlarımı irkilerek önüme çevirdim ama o boş durmadı.
“Seni de mi çağırdılar, demek ki bazı kişiler de hak ettiğini yaşayabiliyormuş..” Ne demek istediğini anlayamadan karakola adım attığımda içimde büyük bir şüphe kabardı.
Halil beni Sıla'yla gören tek tanıktı, beni o mu şikâyet etmişti?
Bölüm etkileşimi
