Gökyüzü Kuğusu kitap kapağı

33. bölüm / 42

Gökyüzü Kuğusu

Otuz Üçüncü Bölüm

Vaveyla Yazarı: Beyza Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 42Şu an: Otuz Üçüncü Bölüm
  1. 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
  2. 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
  3. 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
  4. 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
  5. 5 Beşinci Bölüm820 kelime
  6. 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
  7. 7 Yedinci Bölüm914 kelime
  8. 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
  9. 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
  10. 10 Onuncu Bölüm873 kelime
  11. 11 On Birinci Bölüm800 kelime
  12. 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
  13. 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
  14. 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
  15. 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
  16. 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
  17. 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
  18. 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
  19. 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
  20. 20 Yirminci Bölüm856 kelime
  21. 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
  22. 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
  23. 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
  24. 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
  25. 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
  26. 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
  27. 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
  28. 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
  29. 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
  30. 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
  31. 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
  32. 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
  33. 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime · Okuduğun bölüm
  34. 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
  35. 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
  36. 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
  37. 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
  38. 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
  39. 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
  40. 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
  41. 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
  42. 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime

“Artık iyi olanların değil, iyi oynayanların dünyası burası.”
William Shakespeare

İlknur Şura Aslan

Okuldan atılma korkusunu bedenimden yok etmem gerekiyordu.
Sonuçta neden olabilirdi ki?
Tüm nedenleri ve mantıklı fikirleri zihnimden sağlıklı bir şekilde düşünürken şakaklarıma zonklama yayılıyordu.
Eğer atılırsam bir daha atanmam ne kadar sürer, nasıl olurdu?
Aptal benim, gidip Sıla’ya ilkokul veledi gibi konuşmayacaktım.. Gerçi konunun o olduğu bile meçhuldü ama insanın aklına binbir bela geliyordu.

Arkamı derin nefes alarak dönüp masaya doğru sakin ve aceleci adımlarla yürüyordum. Bakışlarımın beni ele vermemesi için yere bakarak konuşacağım sırada Yunus'un ayağa kalkıp kolumdan tutmasıyla yüzüne bakmam saniyelerimi aldı.
Bakma işte, anlayacaksın şimdi her şeyi.
Gerçi şu an gerilecek bir durum söz konusu değildi, okulda göreceğim ben asıl gerilim filmini.
“Kimdi arayan, kötü bir haber mi?” Çok harika bir haber.
Yutkunup bakışımı Erva'ya çevirdim. “Müdür okula çağırıyor, acil dedi de onun için gitmem gerekiyor.” Çantamın zincir sapına kolumu geçirdiğim gibi Erva'ya gelmesi için işaret yaptım ama o, duraksadı.
“Beni yalnız mı bırakacaksın Erva?” Anlamsız şaşkınlığım ses tonuma yansırken Erva kaşlarını kaldırdı.
Beni Halil'e mi satıyordu o şu an?
“Yani şimdi Halil'le Yunus'u eğer yalnız bırakırsam savaş çıkabilir, o yüzden bence çifter şekilde ayrılmayız..” Gözümü devirip sesli bir ofladıktan sonra parmağımı Erva'ya doğru salladım.
“Son durağın aynı konumumuz olacak bunu iyice düşün ve aklına felaket-ül vahşet senaryolarını getir!” Tehditkâr şekilde kafamı salladığımda kafeden çıktım ve hemen yanımda Yunus'un varlığı yine kendini belli etti.
Okul yürüme mesafesinde olduğu için tabana kuvvete basarken Yunus sessiz sakin yanımda geliyordu.
Uslu bir erkek çocuğa benzetmiştim, sanki yedi yaşında bir çocuk ben de teyzesiyim ve dışarıya çıkmışız gibi.
Off ne saçmalık İlknur Şura!
Üzerime bir şey almadığım için ufak bir pişmanlık yaşarken nihayet okulun bahçesine gelmiştik.
Yunus'a doğru dönerken saçlarım istemsizce Yunus'un yüzüne temas etmişti.
Hay anasını..
Saçlarımı sıkıca tutup önüme saldıktan sonra burnumdan soluksuz bir nefes aldım ve ağzımdan verdim.
“Sen okulun içine girmiyorsun ve beni tam burada bekliyorsun, tamam mı? Müdürle benim bizzat konuşmam gerekiyor..” Yüzünde ya da mimiklerinde onay ifadesi beklerken dümdüz bakmayı tercih ediyordu.
Beyefendi haspam.
“Yunus duyuyorsun beni öyle değil mi? Müdüre sen gözükme bak,” Kolundan tutup biraz daha kenara itekledim ve sessizce konuştum.
“Konferans salonunda yaşanan Sıla olayı vardı ya, eğer onun için çağırdıysa özellikle seni görmemesi gerekiyor. Benim atılmam söz konusu olabilir, bunu düşün ve lütfen dua et..” İlk defa sanırım mahzun bir mimikle alt dudağımı büzdüğümde telefonumun çalmasıyla Yunus'un yüzünde onay ifadesini gördüm ve yanından koşar adımlarla ayrıldım.
Müdürün katına çıkarken Mahsun Bey'in ikinci kez aramasına yanıt vermek istediğimde kalp çarpıntısı eşliğinde aramasını sessize aldım, ve odasının kapısını tıklattım.
Ay ne bekliyor acaba beni?
Ya da bu kadar merak etmemeli miydim?

Gel sesiyle kapının kulpunu özenle açtığımda karşımda Sıla ve Haldun Bey'i görmeyi az buçuk tahmin ediyordum.
Öncelikle Bismillah!
Rahatsızca sırtım gerilirken onların yanına ulaştım ve Mahsun Bey'le karşı karşıya geldim.
Gözlerim ortamda gezip insanların davranışlarına odaklıyken, şu an nasıl bir psikolojide olduğumu bile kavrayamıyor bir durumdaydım.
Hangi duygu aşılanacaktı acaba?
Ellerimi önümde birleştirip gözlerimi ellerime doğru indirdiğimde Haldun Bey'in hareket etmesiyle gözlerimi yavaş yavaş kaldırdım.
Biri nabzımı ölçsün yoksa yüksek nabızla tabuta gireceğim..
Haldun Bey, Mahsun Bey'in yanına gittiğinde Sıla’da kollarını göğsünde toplamış bana bakıyordu.
Ve ben ne olduğunu biliyordum sanırım…
Sıla kafasını Mahsun Bey'e doğru çevirir çevirmez net bir sesle konuştu.
“Mahsun hocam, size bahsettiğim gibi oldu her şey. Bir öğretmenin öğrencisiyle o üslupta konuşması ve ses tonlaması benim psikolojik açımdan kabul edilemez bir durumdu.” Pişmanlığın sonundaydım ama hiçbir işe yaramayacağını bildiğim için çene kasımı sıkmakla buldum çareyi.
“Ayrıca İlknur Şura hocanın arkadaşı, o konferans salonunda canım babamı öyle bir hırpalıyordu ki sanırsınız azılı bir suçlu gibi…” Sıla eliyle beni gösterip tek kaşını kaldırdı. “Hocamı arkadaşını uyarması gerektiğini söylememe rağmen; bana onlar amca ve yeğen arasında iletişim biçimi dedi.” Dudağımı ısırırken Sıla bu sefer babasını işaret etti.
“Babam yeğeni olduğunu kabul ediyor tamam, babam kendisi de zaten bizim anlaşma biçimimiz bu diye üstünü kapattı, ona bir şey demiyorum ama benimle yani sevgili öğrenciniz ile o üslupla konuşup olayın daha tozu silinmemişken kol kola sevgiliniz ile beni boş veremezsiniz!” Yutkunup yüzüme baka baka ses desibelini yükselterek konuştu. “Orada benim gözümün önünde babam rezil olurken bana o duyguyu yaşatmaya hakkınız yoktu, bir öğretmen olarak kendi itibarınızı çiğnemiş oldunuz.” Son sözü kulaklarımda çınlamaya başlayıp odanın içinde beynimde tekrar edip dururken gözlerimin buğusunu gizlemeye çalıştım.
Bir öğretmen olarak kendi itibarınızı çiğnemiş oldunuz..
Öyle mi oldum gerçekten?
Benden öğretmen olmazdı, zaten öğrencilerini de unutmuş bir öğretmen elbette itibarını çiğnerdi..
Ölüm sessizliği ortamını Mahsun Bey'in sandalye sesi bozduğunda buz gibi canavar gözleriyle yüzüme bakmaya başladı.
Ona bakmadan önce Haldun Bey'e baktığımda, asıl rezil eden taraf olduğunu bildiğim için tiksinerek bakış attım.
Rezil mi oldun sen Haldun Bey, ay bir tarafım yani.
“İlknur Şura hocam, Sıla öğrencinizin söylediği ithamlar sizin öğretmenlik mesleğiniz açısından sıkıntılı işler. Okuldan atılma durumunuzdan başka yapabileceğim tek şey; Sıla öğrencinizin şikayetini geri çekmesi olur.” Bakışları Haldun Bey'i süzdükten sonra Sıla'ya bakarak konuşmasına ekledi. “Aksi takdirde sizi okuldan atmak zorundayım..”
Ne?
Bu kadar kolay mı?
O kadar yıl bunun için emek verip, bir öğrencinin şikayeti ile saniyesinde atılmam kolay mıydı?

Boğazımda takılı kalan tel şeklinde yumru tüm sinir sistemime arıza verdikten sonra nefesim sanki içime kaçmış gibi mırıldandım. Elimle saçlarımı kulağımın arkasına geçirip yutkunmak istedim ama yutkunamadım.
Gözümden bir damla yaş akmasına izin vermeden konuştum. “Başka bir yolu yok mu, yani ben o kadar emek verdim bakın, atanmak mesele değil ama ben daha yeni yeni öğretmenliğe alışıyordum.” Sesim titrek çıkmıştı ama devam etmek zorundaydım, belki olmayan itibarım için…
Tüm buz gibi olmuş bedenimi Sıla'ya döndürdüm ve yüzünü avucumun içine aldım. “Çok özür dilerim güzelim, zaten o üslupla konuştuktan sonra ben o an da özür dilemiştim senden,” Gözlerimi sıkıca kapatıp kafamı yere eğdim ve yanağımı ıslatan iki üç gözyaşını umursamadan devam ettim.
Sıla'nın gözlerinin içine bakarak buğulu gözlerimi açtığımda boğazıma teller batarak yutkundum.
“Sıla, şikayet etmekte evet haklısın suçumu kabul ediyorum, hatalıyım evet ama bunu itibar konusu etmemek gerekir..” Sıla'ya nasıl baktım bilmiyorum ama ellerimi yüzünden çekti ve bana doğru bir adım attı.
“Suçlusun evet, ve her öğrencin olduğu sürece de benim psikolojimi nasıl bozduğunu hatırlayacaksın. Vicdan yapıp yapmamam bana kalmış, ama söz ağızdan bir kere çıkıp karşı tarafın kalbini çatırdattıktan sonra gelen özür, sofraya geç gelen tuz gibidir.” Benzetmesine mi yoksa bu yaşta kurduğu cümleye mi şaşırayım anlamadım ama kendi mesleğimi bok yoluna sürüklediğimi anladım.
Odadan izin isteyip çıkacağım sırada son kez Sıla'ya baktım ve babasına doğru sinsi bir gülüş attığını çok sonradan fark ettim.

Dizlerim bacaklarımı kaldıramayacak gibi hissizleştiğinde duvarlara tutuna tutuna çıkışa doğru yavaş ve bitkin adımlarla ilerliyordum.
Mesleğimi resmen kendi dilimle zedeledim.
Hayatım boyunca kaçıncı kez suçlandım, sayamamıştım..
Dışarıya çıktığımda yüzüme doğru çarpan sert rüzgâr sanki kendime gelmem için bir işaretti. Kendimi toparlama ihtiyacı duyarken kulaklarıma uzaktan ulaşan kurtarıcı ses, sesin olduğu tarafa bakmamı sağladı.
“Şura?” Yunus endişeyle koşup beni kolları arasına aldığında hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim, ama yanında ağlamak saçma gelebilirdi.
Sonuçta o benden daha yaralıydı ama ben de yaralıydım..
Bankların oraya doğru tek koluyla beni sarıp sarmalayarak gittiğimizde üzerimi düzelterek yanına oturdum ve, özellikle gözlerimden anlasın diye gözbebeklerine baktım.
Gözlerini kıstığında bir şeyleri çaktığını anladığım için dudağımı yana kıvırdım ama onun söylediği söz kaşlarımı çatmama sebep oldu.
“Biri bir şey mi yaptı sana?” Müdür beni evine aldı diyeceğim şimdi olmayacak.
Tövbe estağfurullah.
“Ben az önce sana ne söyleyip gittim, ha Yunus?” Elimi boşa sallayıp, “Ayrıca bana olan olmuş, başka kim ne yapabilir bana?” dedim. Gözümü okula doğru çevirdiğimde bana doğru bakan bir çift göz resmen kaş göz hareketleri yapıp duruyordu.
Rahatsız edici.
Kaşımı büzüp biraz daha dikkatli baktığımda, erkek bireyin bana el kol hareketleri yaptığını fark ettiğim gibi ayakkabımı çıkarıp tam isabet ileriye doğru fırlattım.
“Sikerim lan seni amına koyduğum!” Yunus'un yanımdan küfrederek ayrılıp adamı haşat etmeye gittiğini görünce kendi yaşadığıma odaklanmak istedim.
O hareketleri bana mı yapıyordu yoksa Yunus'a mı acaba?
Ay aman off İlknur Şura, sen okuldan atıldın farkında mısın?
Yunus işini hallettikten sonra boynunu iki yana kütleterek elini uzattığında tam tutacağım sırada, Mahsun Bey'in bedenini uzaktan görüp bize doğru parmak salladığını fark ettim.
“Bir daha siz ikinizi okulda veya çevresinde görmek istemiyorum.”
Bende Adana'da kalmak istemiyorum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.