6. bölüm / 42
Gökyüzü KuğusuAltıncı Bölüm
Bölümler 42Şu an: Altıncı Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Sen cevapları ezberliyorsun ama hayat asla aynı soruyu tekrarlamaz.”
Osho
Erva Sarışahin
Ahmet'in arabasını emanet ettikten sonraki sabah işe gitmek için uyandığımda İlknur Şura'nın mutfakta olduğunu anladım. Kahvaltıdan önce hazırlanmak için aynanın önünde saçımı taramak için durduğumda bir süre gözbebeklerimi izlemek istedim.
Doğuştan kıvırcık açık kahverengi saçlarımı toplamak istediğimde elim kulağımın arkasındaki dikiş izinde oyalandı.
Gözlerim dolmak üzereyken hemen kendime çeki düzen verdim. Amber gözlerim titrerken boğazıma oturan yumruyla beraber dikiş izinin hikâyesi gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti.
Babam beni lise yıllarımda düşmanı olarak gördüğü için kafama doğru bardak fırlatmıştı..
Şizofren hastası bir babayla on sekiz yıl yaşamanın bedelini gereksizce ben ödemiştim..
Annem hakkında düşünmek bile istemiyorum çünkü, babam her krize girdiğinde annem babamın yancılığını yapıyordu.
Ben kimdim ailede, bilmiyordum..
Aynadaki yansımamdan gözüme ilişen gözyaşını ciddiyetle yok edip üniformamı oyalanmadan üzerime geçirdim.
İlknur'un sakin sesi kulağıma ulaşırken dikiş izimi kaşıma gereksinimi duymuştum. “Ervoş, uyanamadın sandım bir an..” Az önceki düşüncelerimi yerin altına gömüp deli dolu hâlime geri dönüş yaparak İlknur'un yanağına kocaman bir öpücük bıraktım. “Ayıp ediyorsun bacım ama, işe kaçmadan seni yesem nasıl olur?” İmalı gülerek İlknur'un üzerine doğru yürümeye başladığımda arkasını dönüp saçlarını yüzüme doğru savurdu. “Şapşallaşma bacım istersen,” Belinden tuttuğum gibi yanağını ön dişlerimle ısırdım.
Isırdım..
Çığlığı bastığı gibi evden topuk olup kaçmak istedim ama kalçama yediğim terlikle ne yapacağımı şaşırdım. “Salak mısın kanka yanağım çürüdü lan!” Azıcık sinirlenmiş olacağını anladığım gibi sevimli yüz ifadesin takınıp kirpiklerimi kırpıştım. “Özüy dileyim..” Bebekçe konuşup gönlünü almak istediğimde cebimde çalan telefona lanet ettim.
Bacımızın gönlünü alacağız şurada rahatsızlık vermeyin..
Ahmet yazısını görmemle gözlerimi büyüttüm. “Dinleniyorsun Ahmet?” Cevap vereceği sırada gözlerim İlknur’da oyalandı. “Emniyete biraz geç gel istersen, Halil komiser seni görmek istemiyormuş.” Kaşlarım ve ağzım büzülürken İlknur’a öpücük atarak evden çıktım. “Onun keyfi beni görmek istemiyorsa benim de keyfim onun adını anmak istemiyor Ahmet, hadi kapat.” Oflayarak telefonu cebime atarken sokağın başında gördüğüm manzara karşısında iç güdülerim harekete geçti.
Sokağın başında üç kişi etrafı gözlemlerken ben de onları kullanılmayan taş evin arkasına geçip gözlemlemeye başladım. Yüzlerine taktıkları çakma maskeden dolayı kendilerini çok havalı sanıyorlardı sanırım ve boyunlarında bandana vardı.
Abi sizin bu mahallede ne işiniz var?
Terslik vardı hem de bayağı bir terslik..
Giyiniş tarzları fazlasıyla sokak tipiydi; marka ayakkabılar, salaş ve spor kıyafetleriyle volta atıyorlardı.
Birisi saatine bakıp duruyor, diğeriyle konuşuyordu.
Adamın dediğini duymak için biraz daha öne çıktım ve duyabildim. “Was hält sie auf?” Ne? Ne?
Yüzümü buruştururken olay yerine Cahit iti geldiğinde o serseri kişiler Cahit'i her yandan çekiştirmeye başladılar.
Siktir, ne oluyor lan?
Cahit direnmeye, kurtulmaya çalışırken adamlar daha sıkı tutuyorlardı.
Ananı…
“Scheiß drauf, bleib still sitzen.” Almanca konuştukları için hiçbir halt anlamıyordum ama adam yüksek sesle Cahit'in yüzüne doğru eğilmişti.
Ağzım kulaklarımda, kalbim ise ağzımda olayı çokta uzak olmayan bir alanda gözlemlerken yakınlarda duyduğum sesle gözlerimi o yöne çevirdim.
‘Maymunlar cehennemindeyim, hiç kimse duymamış.
Sordum, hiç kimse görmemiş ve hiç kimse konuşmamış.
Korkular dolup taşınca komşularda kalmamış.
Yalancı şahitler çoğalmış, ordularda saf almış.
Sanki herkes zan altında, pozisyon sert, penaltı.
Yeraltından çıktım ben çoktan, fareydim, çok yol aldım.
Korktum bazen ben de herkes gibi, umudum kalmadı.
Fakat sabrımsa aramızdaki en büyük farktır.’
İçimden küfrettiğim zaman sesin geldiği yere daha dikkatli baktığımda daha önce görmediğim bir arabadan geldiğini anladım.
Teyip sesiyle şarkının değiştiğini fark ettiğimde, Cahit adamların elinden kurtulmuş kaçarken sokağın köşesinden otuz iki diş sırıtarak, elleri arkasında olduğu için kaslı ve enli vücudu belli olan bir adam döndüğünde arkadan çalan ses âdeta film gibiydi.
‘Triplere bak, Allah Allah.
Çok cesursan hadi bi' yanlış anla.
Sen bana esemezsin, git, manitana es.
Büyüklerin konuşuyo', sus, abin hatta.
Triplere bak, Allah Allah’
Gözlerini seçtiğimde Yunus olduğunu fark etmemle gördüğüm sahne bana kalp krizi geçirtecekti.
Şarkı devam ederken Yunus kafasını ağır hareketle sağ sola yatırırken gözbebeklerim yuvalarında titriyordu.
Nefesim kesilecek gibi olduğunda ağzımı kapatmak zorunda kaldım.
Neden böyle hissediyordum?
‘Triplerе bak, Allah Allah.
Allah Allah (Triplere bak).
Allah Allah çok cesursan hadi bi' yanlış anla, ha.’
Cahit ile Yunus kafa kafaya birbirine kilitlendiğinde Yunus'un sesi kafamı allak bullak etti. Cahit'in omzuna eline koyup yüzüne doğru belini büktüğünde boynundan sarkan zincir kolye dikkatimi çekmişti. “Wo gehst du hin, kleine Maus?” Sesini duymamla beraber ağzım düzelmemek adına açık kaldı.
Almanca konuştu?
O serseri kişiler Yunus'un arkadaşı mıydı yani?
Siktir lan..
Cahit'in alaylı gülme sesini duymamla tekrar olayı gözlemlemeye döndüm. “Hava atıyorsan havalı falan değilsin Yunus, sen rastgele bulduğun insanlara uyduruk Almanca öğretip neyin raconunu kesiyorsun?”
Yunus hiç istifini bozmadan tek gözünü kırpıp cevap vereceği sırada arkadaşları harekete geçmek istedi ama Yunus tek el hamlesiyle engelledi.
“Gözümün intikamını boş mu bırakacaktım canım ha?” Canım hitabını öyle bir küçümseyici söyledi ki, Cahit'i çok pis harcayacağına emindim.
“İntikam kim sen kim köpek, sen önce otur hatta dur yerinde bana şükret!” Yunus'un yüz rengi değişmeye başladığında panikleyen bendim. Yunus Cahit'in yakasındaki tişörtü tek seferde çekip diğer eli beline gittiğinde, önüne silahı çıkardığında arkadaşlarından kahkaha sesi işittim.
İlknur Şura Aslan
Erva evden çıktıktan sonra mahallede aşırı gürültü vardı, camdan baktığımda hiçbir şey göremeyince Erva'yı aradım ama ona da ulaşamayınca tişörtümün üzerine hırka alıp evin aşağısına doğru yürümeye başladım. İnsan sesleri giderek artarken adımlarım geri geri gitmek ister gibiydi, ama beynimi dinlediğim için gözlerim tam karşımdaki iki kişiyi kesiyordu.
Cahit, Yunus'un önünde diz çökmüştü. Bu manzaraya ayrı şaşırdım ama en çok şaşırdığım olay ise, Yunus'un elinde tuttuğu silahı Cahit'in boynuna bastırıyor oluşuydu.
Gözlerim bir kısılıp bir büyürken midem yine bulanmaya başlamıştı. Boş taş eve bakışlarım kaydığında gözlerim ve kulaklarım ayrı ayrı olaylara tanık oldu. “Hast du angst, kleine Maus?” Bakışlarım taş evin arkasındaki Erva'dan Yunus'un sesine kaydığında dudaklarım aralandı.
Almanca mı?
Gözlerim beni ele vermesin diye uzaklaşmak istedim ama radarına takıldığım Yunus beni fark etti.
Sıçayım.
Hırslı ve intikam isteyen kan çanağına dönmüş ela gözleri sadece gözlerimde dururken saçımı kulağımın arkasına geçirdim.
Niye etkilenmiş gibi bakıyordu bu lavuk?
Gözlerimi kaçırmak amacıyla Erva'ya baktığımda, Erva çoktan Yunus’a hayran hayran bakışlar atıyordu.
Ne?
Cahit'in gerçekten ölmesini en çok ben istediğim için o silahı elime alıp tam göğsüne sıkmak isterdim ama daha mesleğimi bile alamadan katil olmak istemiyordum.
Yunus'un hâlâ bana baktığını gördüğümde Cahit'e doğrultuğu silahı kendi şakağına yaslayarak bana doğru ağır adımlarla gelmeye başladı.
Oha, ne bir dakika, ne?
Gözlerimi büyütürken kafamı yavaşça sağ sola sallıyor, adımları geri geri atıyordum.
“Bana bir daha gökyüzünü gösterme, yoksa almam gereken intikamı alamam.” Kaşlarımı çatıp gözlerine bakarken şu an koşarak gitmeyi çok istedim ama tam önümde durup ayaklarımın önünde diz çöktüğünde anlamsızca kafamı Erva'ya çevirdim.
“Silahı kafandan indir Yunus, ne yapıyorsun?” Silahı almak istediğimde, ne kafasından çekmişti ne de elini tetikten çekmişti.
“Ondan bu hırsımı alamazsam kendi ellerinle vur beni, Gökyüzü’m!” Ettiği hitaptan sonra ağzımdan ne nidası çıktığında kafasını öne doğru eğdi.
Başka hiçbir açıklama yapmadan maskeli arkadaşlarına dönerek ayağa kalktı. “Gidiyoruz, yarım kaldı, ama hesabı bitecek sonra.” Giderken kafasını bana doğru çevirip histerik bir gülüş attıktan sonra Erva'nın yanından rüzgâr gibi esip geçti.
Erva Yunus'un her zerresini bir bir analiz ederken alt dudağını ısırarak yanıma koştu.
“Adam yıkılıyor abi, eriyeceğim şimdi bacım.. Bu adam sana niye öyle şeyler dedi?” Bilmiyorum anlamında dudağımı büzerken, nabzımı nasıl düşüreceğimi düşünmeye başladım.
Bölüm etkileşimi
