Gökyüzü Kuğusu kitap kapağı

22. bölüm / 43

Gökyüzü Kuğusu

Yirmi İkinci Bölüm

Vaveyla Yazarı: Beyza Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 43Şu an: Yirmi İkinci Bölüm
  1. 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
  2. 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
  3. 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
  4. 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
  5. 5 Beşinci Bölüm820 kelime
  6. 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
  7. 7 Yedinci Bölüm914 kelime
  8. 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
  9. 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
  10. 10 Onuncu Bölüm873 kelime
  11. 11 On Birinci Bölüm800 kelime
  12. 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
  13. 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
  14. 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
  15. 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
  16. 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
  17. 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
  18. 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
  19. 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
  20. 20 Yirminci Bölüm856 kelime
  21. 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
  22. 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime · Okuduğun bölüm
  23. 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
  24. 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
  25. 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
  26. 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
  27. 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
  28. 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
  29. 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
  30. 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
  31. 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
  32. 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
  33. 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
  34. 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
  35. 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
  36. 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
  37. 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
  38. 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
  39. 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
  40. 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
  41. 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
  42. 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
  43. 43 Kırk Üçüncü Bölüm1.463 kelime

“Acıya kahkaha atabilmek sanatsa eğer;
Ben çok pahalı tabloyum..”
Charles Bukowski

Rüya âleminde olduğumu kafamın içine sokarken dışarıdan gelen sese vicdan yapıp da bakmak istemiyordum.
Uyumak istiyordum..
Ama duyduklarım normal ya da sıradan sözler değildi..
Puflayarak yataktan çıkıp kafamı camdan uzattığımda kimseyi görmeyince perdeyi asılarak kapattım. Perdeden elimi çeker çekmez kornişleriyle beraber perdenin yarısı elimde kaldı.
“Allah kahretmesin!” Uykulu gözlerimi sıkarak kapatıp açtığımda odadan çıkıp kafamı dış kapıdan uzattım, ama yine görünürde hiçbir şey yoktu.
“Sen hayalden ya da kafandan duydun sözleri İlknur Şura, şizofren olduk iyi mi!” Esneyerek kapıyı kapattığımda koşarak geri yatağıma atladım.
Az önce yaşadığım şeyi kimseye anlatmayacaktım.
***

Okul saatim yaklaşırken yarım saat öncesinden hazırlanmak gibi bir hata yapıyordum.
Ucu ucuna yetişecektim..
Saçlarımı gevşek topuz yapıp üzerime koyu bordo kapalı bluz giymiş, bol paça simli kot pantolonla tamamlamıştım.
Makyajımı ayaküstü yaparken bir yandan da Erva'yla hoparlörle konuşuyordum.
“Yani demek istediğim, normal ya da sıradan sözler duymadım.. Ya algımı seçemedim ya da gerçekten yaşandı,” Dudağımı büzerken siyah göz kalemini bastıra bastıra sürmeye çalışıyordum.
“Dibindeki ev Yunus'un evi olduğu için, konuşmalar çok net duyulur bacım, biliyorsun ki Yunus'un normal bir hayatı yoktu..” Rimeli sürmek için aynaya biraz eğildim. “Biliyorum da ne..” Birden jeton düşmüş gibi dudaklarım aralandığında aynadaki aksimde gözbebeklerim büyüdü.
Canımdan çok sevdiğim kardeşimi koruyacağım derken benim karnımda kaç sigara izi var biliyor musun sen…
Benim babam gözlerim önünde canımdan çok sevdiğim kardeşimi fırında ısıtıyordu…
Film şeridi gibi zihnimde ve kulaklarımda geçen cümleler, olduğum yerde terlememi sağlıyordu.
Yunus mu yaşamıştı bu korkunç şeyleri?
Gerçek olma ihtimali yüksek değildi ama…
Aynı bir robot gibi buz kestiğimde Erva'nın sesi gerçekliğe dönmemi sağladı.
“İlknur kendine gel bacım, neler duyduğunu akşam konuşuruz şimdi okula geç kalacaksın. Sakın bir erkeğin peşine takılıp da okula geç kalma!” Son sözüne burun kıvırıp öpücük atarak aramayı sonlandırdım.
Yunus iyi miydi acaba?
Saçmalama İlknur Şura, yaşadıkları doğruysa hayatı boyunca iyi olamaz..
Yüzbinlerce kez iyiyim dese bile biri destek olmadığı ya da iyileştiremediği sürece, hayat onu hep savururdu.
Makyaj masasından ayrılıp ayakkabılarımı giyip, askılıktan çantamı alarak evden çıktım.
Yüzüme doğru esen sıcak hava göğsüme âdeta bir kasvet zemini oturttu.
Topuklu botlarımın sesi rüzgâr sesiyle bütünleşince gözlerim istemsizce Yunus'un evine kayıyordu.
Bugün duyduklarım gerçekte yaşanmıştı o zaman..
Bahçe kapısını açarken onun kapısının önüne bakmamaya çalışıyordum ama çaktırmadan yan yan bakmıştım.
Daha yürüme mesafesi bile olmadan güneş beni kavurmaya başlamıştı. Topuz yaptığım için savuracak saçımda yoktu, kafamı sallayıp bakışlarımı evden alıp okul yoluna döndürdüm.
Daha adım atmamıştım ki, tartışma sesleri hafif desibel yüksekliğinde kulaklarıma ilişti.
“Yunus tamam, bu kadar hassas olduğunu bilmiyordum anasını satayım..” Görmek ya da duymak istemediğim için koşar adımlarla uzaklaşmaya başladığımda sesler hâlâ eşlik ediyordu.
“Hassas değilim lan ben, damardan giriyorsun lafı sokuyorsun münasip yere sonra kıvırıp duruyorsun siktiğimin malı!” Gözlerimi kapatıp açtığımda yutkundum ve merakıma yenip düşerek arkamı döndüm.
Ağacın altında olduğum için beni göremezlerdi..
Mavi irislerim Yunus'u analiz etmeye başlamıştı bile, karşısında Harun denen şahısla anladığım kadarıyla ciddi bir tartışma içindeydiler. Yunus'u ilk defa bu kadar öfkeli görünce çene kasımı sıktım.
Neden yaptım bilmiyordum.

Yunus'un alnında belirginleşen damarlarına eşlik eden kızaran yüzüne dikkat etmiştim. Gözlerine pek odaklanamıyordum ama birbirlerine her an bir şey atacak gibilerdi.
“Oğlum vallahi bilsem demez etmezdim lan, sıçtın zaten yüzüme anladık boksörsün amına koyayım!” Yunus her sözüne daha çok sinirleniyor gözüküyordu ama, her sözünden sonra kahkaha atıyordu. Harun’un tişörtünü kavradığı gibi sol yanağına yumruğunu geçirdi.
Harun yere yığılırken, “Bir daha haddine düşmeyen mevzulara burnunu sokmuyorsun, özellikle aile mevzularına asla!” dediğinde Harun’u yığıldığı yerden kaldırıp yere çökmesine izin vermedi.
Telefonu çıkarıp saate baktığımda kısık sandığım sesle küfrettim.
Hızla okula doğru koşmaya başladığımda arkamdan Yunus ismimi seslendi ama dönüp bakmadım.
***

Okuldan içeriye girdiğim gibi öğretmenler odasının yolunu tuttum.
Birkaç kişiyle bakıştıktan sonra çantamı dolaba yerleştirip sınıfıma doğru gitmek için koridora çıktığımda müdür Mahsun Bey’le çakışmayı ummuyordum.
“İlknur Şura Hanım, dersin başlamasına üç dakika var. Neden bu kadar geç kaldığınızı sorabilir miyim?” Göz teması kurduğunda yüzümü buruşturmamak için mimiklerimi çok zor tuttum.
Benim gözlerimden bile açık mavi gözleri acayip tuhaf bakıyordu, kendi göz rengimden soğumama neden olacak cinstendi.
Orta yaşlarında oldukça bakımlı biri olduğunu söyleyebilirdim ama çok az tanıyıp gözlem yapmama rağmen asla geçinemeyecektik.
Ne yalan söyleyeceğim diye dokuz doğurmaya başlamışken ders başlama zili ile koca bir tebessüm ettim. “Ben daha fazla öğrencilerimi bekletmeyeyim, iyi günler hocam.” Yanından kafamı bükerek geçerken anlamsızca sırıtmaya başladım.
Tuhaf, canavar gözlü.

Lise birinci sınıflara Edebiyat anlatmak neredeyse benim etlerimi çimdiren bir olay gibiydi.
Yanlış anlaşılmasın, Edebiyata ilgim çok fazlaydı ama kitap okuma konuları gelince zorlanıyordum.
Öğretmen masamda oturup tahtaya yazdığım şeyleri defterlerine geçirmelerini beklerken camdan bakıyordum.
Bedenim buradaydı ama gözlerimin önünden Yunus silinmiyordu.
Abartıyor olabilirdim şu an.
“Hocam sınavda bu yazdıklarımız çıkar mı?” İrkilerek soruyu soran kişiyle anında göz teması kurdum.
“Evet sorarım,” Tatlı tebessümle sınıfı süzmeye başladım.
Toplam yirmi kişilik tatlı ve soft bir havası olan sınıf ortamım vardı. On iki kız sekiz erkekten oluşuyordu.
Hepsiyle dün tanışmıştık hepsi birbirinden parlak ışıltılı öğrencilerdi, çok iyi anlaşacağımızın temennisi vermiştim.
Teneffüs olduğunda oturduğum yerden kıpırdamadan herkesin çıkmasını izledim. Çantamdan telefonu almak için seri adımlarla yürürken merdivenin köşesinde gördüğüm olaya kaşlarımı çattım.
İki erkek öğrenci bir kız öğrenciye bakıp bakıp gülüşüyorlardı.
Sakin İlknur Şura, önce bir olayı öğren.
Çenemi sağ sola çevirip kollarımı arkamda birleştirerek yanlarına gittim.
Belimi büküp iki erkek öğrencinin sıfatlarına gözlerimi kısarak bakmaya başladım.
“Amacınız ne evladım?” Tek gözümü kırptığımda arkamda kalan kız öğrenci anlatmaya başladı.
“Göz rengimle alay ediyorlar, salmıyorlar beni..” Göz rengi dediği gibi kafamı ona doğru çevirdim ve sıkılaşan alnımı gevşek bıraktım.
Gözleri çok açık bir yeşildi, ağladığı için de kenarları kızarmıştı.
“Güzelim sen istediğin gibi takıl,” Kızı gönderdikten sonra ikisine tekrardan döndüm.
“Hocam ama..” Kızın peşinden gitmek istediğinde önünü kestim. “Benim gözümle de alay etsenize, merak ettim nasıl bir duyguymuş insanları damarından vurup kusursuz kusurlarını rencide etmek,” İkisi de oldukları yerde kafalarını büktüklerinde kollarımı göğsümde topladım.
“Özür dileriz hocam, biz sizi çok seviyoruz bir şey yapmayın bize..” Dudağımı imayla büzdüğümde bakışlarımı hissizleştirdim.
“Bunları bir de o çok sevdiğiniz müdür yardımcısına aynen anlatırsanız ben hiçbir şey yapmamış olurum..” İkisinin de kollarından tuttuğum gibi okulun disiplinini sağlayan ana kolon Eslem Hanım’a getirdim.
“Hocam bu iki öğrencinin size anlatacakları varmış, bana çekindikleri için söylemediler belki size söylerler. İyi dersler hocam!” Gözlerimi ikisinin üzerine dikerek büyüttükten sonra konuşmaya başladıklarında odadan ayrıldım.

Ders başlama zili elime tam telefonu aldığımda çaldığında, ekrana düşen bildirim gereksiz yere heyecanlanmama sebep oldu.

“Bu akşam hayırlı olsun maksadın da size buyurmak isterim, müsaitseniz eğer?”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.