24. bölüm / 42
Gökyüzü KuğusuYirmi Dördüncü Bölüm
Bölümler 42Şu an: Yirmi Dördüncü Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Mutlu ol, çünkü kimse senin üzgün olmanı umursamıyor.”
Peyami Safa
Ortamın gerici ve bunaltıcı havası nefesimi zorlarken Erva ve Halil bahçeden çıkmıştı. Yunus hâlâ bana bakmaya devam ederken ve daha kimse dağılmamışken sorduğu soruyla, Erva'nın bana pörtlek gözlerle bakması bir oldu.
“Şura sen iyi misin?” Evet, arkadaşlar odak noktamız, şu an bu durumda bu soruydu..
“Ben.. Sen ne zaman geldin ki?” Diyecek cevap bulamazken soruyla karşılık vermek zorunda kaldım.
Yunus elindeki çiçek buketini yere indirirken, Harun Halil'in kolundan destek alarak önümüzden geçerken bana yan yan bakmasına aldırmadım.
“Halil isminin anlamını bayağı taşıyorsun bee komiserim,” Alay ettiği her anlamda belli olurken Erva Yunus ve bana bakarken başını sallayarak konuşma izni istedi.
Halil isminin anlamı neydi ki, ve ne kadar alakalı bir andı cidden?
“Yunus birader, olayın ne kadarına hâkimsin bilmiyorum ama olay asla göründüğü gibi olmadı. Evde yangın çıkmadan şu kokuya bak salak arkadaşım!” Son sözüyle bana kızgın kızgın bakarken ocakta suyu unuttuğumu dışarıya kadar yanık kokusunun yayıldığıyla anladım.
Allah kahretmesin!
Eve doğru yalın ayak koşarken Yunus'un peşimden geldiğini tahmin etmiyordum.
Erva senin parmağın var kesin Yunus'un peşimden gelmesinin..
“Ne yanıyor böyle, ne koymuştun ocağa?” Kimsenin sorgusunu çekemeyeceğim için sorusunu askıda bırakıp mutfağa geçtim.
Çaydanlığa baktığım gibi içindeki suyun tamamen bittiğini ve ocağın da kendi kendine söndüğünü fark ettim.
Allah'tan yangın çıkmamıştı.
Mutfağın balkon kapısını ve camını son ayar açarken kolumu Yunus'a doğru uzatarak sinirli ses tonuyla seslendim.
Neden sinirli konuşuyordum ki, ona sinirli değildim bile..
“Salonun da camlarını açar mısın, acil?” Yunus cümlem bitmeden açmaya gitmişti bile. Soluk soluğa kalmış durumda elimi belime yasladım ve yarım kalan kek kapıyla bakıştım.
Rezil rüsva olduk yeminle.
Dilimi ıslatarak keke devam etmek istedim ama Yunus'un yanıma gelmesiyle odağım dağıldı.
“Harun size ne yaptı da elinizde kaldı?” Eğdiğim kafamı soruyla ağır ağır kaldırırken tek kaşım havada kaldı.
“Dostun aklı sıra bana seni savunup attı bir şeyler işte..” Ağzımda geveleyerek söylediğimle bakışlarıyla resmen esir aldı beni.
Kaçıncı kez kim bilir?
Tuttuğu nefesi öfkeyle bıraktığında göz temasını gözünü kapatıp açtığında saniyelik kesti.
“Ne dedi?” Öfkelenmeye başladığını yüzünden ve bakışlarından anladığım gibi kendimi ona göre yumuşatmaya çalıştım.
Çünkü öfkelenmesine şahit olmak istemiyordum..
Daha doğrusu öfkesiyle başa çıkabilir miydim onu bilmiyordum..
“Yunus bak tamam, bunu şu anlık rafa kaldıralım zaten karakola gitti..” Benimle göz temasını kesmesini şu anlık istemediğim için daha derin bakışlar atıyordum.
“Şura sana bir şey yaptı mı? Harun çok sinsi biri yani, beni tanımasına rağmen damarımdan vuracak ve yarama tuz basacak kadar adi biri. Neden arkadaşlık yaptım bunca zamandır bilmiyorum ama son zamanlarda değişti.” Bir tık sakinleşmesi için koluna temas ederek samimi gülümseme sunmaya çalıştım.
“Bana hiçbir şey yapmadı, ama kapıma gelip haksız yere söylenmesine öfkelendim.” Olay hakkında çok konuşmak istemediğim için yaralı gözüne gamzemi göstererek güldüm. “Sana da ayıp oldu ama beraber kek yapmak ister misin?” Yaralı gözüne bakarken gözbebeklerim yerinde titrerken sanki kal gelmiş gibi hareket etmiyordu.
Ne oldu yaa?
Kolundan dürttüğümde öksürük kriziyle kendini biraz geri çekti.
“İyi mi..” Cümlemi tamamlayamadan anlamış olacak ki savunmaya geçti.
“Estağfurullah ne ayıbı? İyiyim sağ ol bu arada, kek meselesine gelirsek..” Kek kabına ve tezgâha bakarken kırılmış yumurta kabukları gözüme battı.
Gözüne çarptığını fark ettim ama fark etmemiş gibi davranıp hemen kabukları alıp çöpe attım.
“Yeni yapıyordum da ondan,” Niye açıklama yaptığımı anlamazken hafif gülme sesiyle buruk bir tebessüm etti.
“Çikolatalı kek sever misin?” Yüzüm ve boğazım tiksinir gibi olduğunda Yunus'un bakışları tam tersini söylüyordu.
Çikolatalı kek yapmak istiyordu..
Salak İlknur Şura!
“Sevmem ama yapabilirim, sonuçta sen misafirsin..” Şefkatle baktığımda yüzünde belli belirsiz bir mutluluk oluştuğunu anladım.
“Beraber yapmak için varım, misafir olarak ayırmıyorum kendimi.” Kafamla hızla onaylayıp kalan malzemeleri de tezgâha çıkardım.
Unu eklemek için tezgâhın altına eğildiğimde Yunus mikserle savaş veriyordu, ayağa kalktığımda mikseri bir türlü kullanamadığını fark ettim.
“Tamam sen onu bana bırak, unu sen ekle ben çırpma işlemini hallederim.” Anında ikna olup unu eklemeye başladığında gülmemek için çok zor durdum.
Çünkü unu koluma değmesin diye ucundan ucundan ekliyordu.
“Yunus koluma değmesinde bir sakınca yok, dök artık şu unu!” Tam ayarında döküp sessizce hatta tüm odağını keke vermiş şekilde işini yapıyordu.
Maşallah!
Mikserle işim bittiğinde dökmek için kek kalıbı almıştım ama Yunus fırından tepsi çıkarıp masaya koymuştu.
“Tepsi keki mi.. Pekâlâ yapalım,” Şaşırmış şekilde kalıbı yerine koyduğum gibi Yunus oldukça pratik bir şekilde keki tepsiye döküyordu.
Lan, oha, lan..
Erva bu kadar düzenli yapmıyordu keki, gerçi ben de ama..
Hiçbir yeri batırmadan yaptıktan sonra fırına koymadan önce şaşkınlığımı fark etmiş olacak ki durup beni izlemeye başladı.
Ay kalbim, fena oluyorum.
Ne bakıyorsun bee öyle?
Eriyecek kadar olduğumda camı açmak istedim ama zaten hiç kapatmamıştım ki.
“Etkilenmiş görünüyorsun,” Olduğum yerde buhar olmak istediğimde kafamla reddettim.
“Beklemiyordum ve şaşırdım yani, herkes göründüğü gibi değil gerçekten..” Saçmalamaya başladığımda silkelenip yanına gittim ve tepsiyi alıp fırına koyacağım sırada yol vermek yerine yüzüme karşı eğildi. Burnundan aldığı nefes yüzüme çarpacak kadar yakın duruyorduk ayrıca bu ondan gram rahatsız değildi, ben kaçış noktası bulmaya çalışıyordum.
Gözleri yüzümün her zerresinde gezerken sadece gözlerine odaklanan ben fazla masum duruyordum sanırım.
Öperse veya dokunursa tepsiyi başına geçirirdim..
Sen niye anın büyüsünü bozmaya çalışmıyorsun İlknur Şura?
Bozsana, atsana tokat!
Ensemden sırt boşluğuma kadar inen teri hissettiğimde ürpermemek için kendimi kastım ama alnımda ve saç diplerimdeki tere bir şey yapamıyordum.
Niye ama niye?
Camlar açıktı ama ben niye kapalı kutuda kalmışım gibi nefes alamıyordum?
Gerçek anlamda eriyecektim şurada, boğazımı temizleyip sahneden çıkıp fırına gitmek istediğimde belimde hissettiğim baskı beni olduğum yere mıh gibi kilitledi.
“Ben, ben seni aşamıyorum Gökyüzü.. Kuğu gibi güzelliktesin ve bu, zihnimi seninle daha çok meşgul etmemi sağlıyor.” Boyu uzun olduğu için yüzüme doğru tekrar eğildiğinde gözleri gözlerimde oyalandı. “Özellikle o gözlerin, o kadar şefkatli ve hayat dolu bakıyor ki.. Hayatın ve gökyüzünün benim için var olduğuna inandırıyor.” Kalp ritmim nefesimi düzensizleştirecek kadar bozulduğunda dudaklarım aralandı. Gözlerimi kırpıştırırken kulaklarım duyduklarını beynime sindire sindire iletiyordu.
Erva burada olsaydı ikimize yüzük bile takmıştı.
Abartmış olabilirim..
Kendime biraz da olsa geldikten sonra tenimi - yüzümü - kavuran sıcak havaya etki etmem gerekiyordu. Belimden elini çekmesini istedikten sonra yüksek nabızla konuşmaya başladım.
“Yani, söylediklerine nasıl bir cevap verebilirim bilmiyorum ama bana âşık olduğunu edebiyat yaparak itiraf ettin, öyle değil mi?” Düpedüz salağa yatarcasına konuştuğumda kafasını öne eğdi ve boğazını temizledi.
Anlamıştım, doğru tahmin işte..
“Tamam sormadım varsay, ben şu tepsiyi önce fırına koyayım..”
“Ben koyarım fırına, sen bana bir cevap ver Gökyüzü’m.” Elimi kolumu bir arada bağlamış gibi kaldığımda fırının düğmesine bastı ve tam karşıma oturdu.
Ne bok yiyebilirdim ki?
Aklımı o kadar kurcalıyor, o kadar çok zihnimi ismiyle işgal ediyordu ki. Şimdi de karşımda bana o bakışlarla ağzımdan çıkacak bir söze dikkat ediyordu.
İnkâr ediyordum evet kabul, ama hazır mıydım?
Çok hızlı olmuyor muydu?
Ayrıca onun yaşadıklarını ayrıntılı bilmesem de çok korkunç şeyler yaşadığını biliyordum ve benim vereceğim bir söz travma oluştursun istemiyordum.
En çok o olmasın istiyordum.
Midemden boğazıma nükseden hissiyat nabzımı yükseltiyordu.
“Geçmiş hikâyenin kahramanı olamam belki ama bundan sonraki hayatının gökyüzü kuğusu olabilirim.”
Bölüm etkileşimi
