36. bölüm / 42
Gökyüzü KuğusuOtuz Altıncı Bölüm
Bölümler 42Şu an: Otuz Altıncı Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime · Okuduğun bölüm
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Kusursuzluğu unutun, her şeyde bir çatlak vardır; Işık içeriye böyle girer.”
Leonard Cohen
2010, Karabük
İlknur Şura Aslan
Fantastik evrenleri çok severdim ve her gece yurdun bahçesine arkadaşımla çıkar, gizli bir kapı bulmaya çalışırdık.
Oyun oynarken başıma gelecekleri nereden bilebilirdim ki?
Tek başıma yatağımda oyuncak bebeğimin saçını tararken buz gibi havanın tesiri altında kalıyordum.
Alt dişlerim soğuktan birbirine çarparken odadaki diğer kişilere göz gezdirdim, ama kimse benim kadar titremiyordu.
Hasta mı oluyordum acaba?
Yatağımın hemen yanında pencere olduğu için avantajı ve dezavantajı çok fazla oluyordu, ama ben memnun olmak zorundaydım..
Başka seçenek sunulmamıştı bana.
Anaokuluna yeni başladığım zaman ailemi trajedik bir şekilde kaybetmiştim ve bildim bileli Çocuk Esirgeme Kurumu bana sahip çıkmıştı.
Hasta olduğum zaman diğer çocuklar gibi anne sevgisi hiç tatmamıştım.
O yüzden hasta olmaktan nefret ederdim çünkü hiçbir zaman tam iyileşemezdim.
Kapıdan bana doğru koşarak gelen sapsarı saçlı Aysima, yatağımın ucuna oturdu ve hararetli bir şekilde konuşmaya başladı.
“İlknur akşam yemeğini yedikten sonra arka bahçeye çıkıyoruz, bu sefer Hamza’da geliyor bizimlen.” Konuşma şeklini çok sevdiğim için dinlerken sırıttığımı sonradan fark ettim.
Hamza bizim aşçı ablanın oğluydu ve her zaman bizimle vakit geçirmek için can atardı.
“O zaman yemeği çabuk bitirelim ve,” Etrafı kolaçan ettikten sonra Aysima’nın kulağına doğru eğildim. “Dilek ablaya yakalanmadan gidelim..” Aysima sevecenlikle onayladıktan sonra karşımdaki yatağına geçip kitabına gömüldü.
Dilek abla aşçımızdı ve bizi çoğunlukla bahçeye çıkarken gördüğü için fırçalıyordu.
Gerçi bu soğuk havada dışarıya çıkmamızı istemiyordu, haklıydı ama biz de çocuktuk yani oyun fikri kurmamız gerekiyordu.
Akşam yemeği on dakika sonra hazır olduğunda Aysima ile kıkırdayarak yemek yemek için koşar adımlarla odadan ayrıldık.
Planımız şöyleydi, yemeği yedikten hemen sonra arka bahçeye gidip yerde gözümüze çarpan çukur alanı inceleyip oyun kuracaktık. Hamza neden gelecek ve bizimle ne yapacak onu bilmiyordum ama şimdiden çok heyecanlıydım.
Yerde bir kapak bulup onu kaldırınca bambaşka bir çocukların ve bir sürü oyuncakların olduğu evrene gideceğimizi düşünürken Aysima kolumu dürtünce şaşkınlıkla donarak etrafıma bakmaya başladım.
“İlknur ne düşünüyorsun, sence bu sefer hangi evreni hayal edeceğiz?” Mutlulukla dişlerimi göstererek güldüğümde aklımdaki düşünceyi atlamadan anlattım.
Yemek masasına Aysima’yla yan yana otururken yerimden hafif kıpırdayınca önümdeki tabağı neredeyse düşürecektim ki, Hamza’nın tabağımı tutarak yanıma oturması bir oldu.
Bu çocuk benimle arkadaş mı olmak istiyordu?
Üçüncü kez bizimle takılmaya başlıyordu.
“Aslan kız dikkat etsene, yoksa fantastik dünyada mısın?” Yüzümü ona doğru dönmeden buruşturdum ve sorusunu cevapsız bırakmadım.
“Senin yanımda olmadığın bir dünyadayım, ayrıca bana soy ismimle seslenme!” Uyarıcı ses tonuyla konuştuğumda Aysima'nın kaşlarının Hamza’ya doğru çatık olduğunu fark ettim.
“Arkadaşımın yanından uzaklaşır mısın Hamza, yemekten sonra biz bahçeye çıkarken arkamızdan gelirsin,” Dudaklarım muzip bir ifadeyle kıvrılırken en sevdiğim yemek olan ketçaplı pilavı yerken, Dilek ablanın gözleri birden bana döndü.
Ağzım doluyken gülümsemeye çalıştım ama başarılı olamamıştım, çünkü buraya doğru geliyordu.
Aysima bacağıyla bacağıma uyarırcasına vurduğunda boğazımı temizledim. Dilek abla şefkatle ikimize de bakarken sakince konuştuğunda havanın soğukluğu bedenime işliyordu.
“Kızlarım bugün bahçeye çıkmıyorsunuz bakın, hava oldukça soğuk. Özellikle de İlknur seni uyarmak istiyorum bebeğim, çok hassassın hemen şifayı kapıp ateşlenmenden korkuyorum..” Histerik bir ilgiyle tebessüm ettiğimde Dilek ablanın saçımdan öpmesini beklemiyordum.
“Dikkat ederim ben Dilek abla, teşekkür ederim ama bugün bir işimiz çıkabilir,” Kaşlarım kontrolsüzce havalanırken Aysima konuşmaya atıldı.
“İlknur şunu demek istedi aslında, ay Dilek abla arka bahçede çok küçük kedi yavrusu var da onu birlikten severiz diye şey ettiydi.” Tavşan dişlerim dudağımın arasından aralanırken istekli bir şekilde onayladım ama Dilek abla hiç inanmışa benzemiyordu.
“Hamza dedi!” Ağzımdan bir anlık çıkan cümleyle hemen toparlamaya geçtim. “Hamza sen kedi yavrusu var demiştin bu havada çok üşür, yeni doğmuş hem de annesi de yokmuş..” Dudağım ve kaşımı kendimi acındırmaya çalışarak büzerken gözlerim Hamza'dan Dilek ablaya kaydı.
“Bizim gibi aynı,” Yüzüm yere doğru düşerken Dilek abla ikna olmuş gibi, “Peki ama sadece beş dakika.” demiş ve işine geri dönmüştü.
Gözlerimin içi zafer kazanmış gibi parlarken Aysima'ya bakıyorum diye Hamza'ya yakalanmıştım, Hamza bize anlamsız şekilde bakarken tekrar yanımıza geldi.
“Ben öyle bir şey mi dedim kızım?” Omzumu silkerken son yemek kaşığımı da ağzıma götürdüm. Lokmayı bitirmem için durmasını el işaretiyle işaret ettiğimde Aysima'nın benim adıma konuştuğunu fark ettim.
“Başka nasıl bir bahane bulabilirdik acaba Hamza?” Yemeğini bitirmiş olacak ki ayaklandığında elimi kavradı ve dimdik Hamza'nın karşısında durduk.
“Şimdi bizimlen bahçeye geliyor musun yoksa gelmiyor musun?” Aysima kendi adına beni de savunurken kafamla onaylayarak Hamza'ya baktım.
“Geliyorum,”
Acil çıkış kapısından el ele çıktıktan sonra bedenimi ele geçiren soğuk hava alt dudağıma baskı yapıyordu, bu da dişlerimin tir tir titremesine yol açıyordu.
Arka bahçeye doğru giderken karşımızda bizi karşılayan yurdun süs havuzu vardı, ben buraya ilk geldiğimde bembeyaz bir kuğu yüzüyordu havuzda. Şimdi karanlıkta tekrar baktığımda tüm asilliğiyle kanatlarını çırparak orada olduğunu belli ediyordu.
“İlknur daldın yine,” Aysima'nın sesiyle gözlerimi kapatıp açtığımda Aysima kolumdan tutarak beni sürükleyerek patika bir yola getirmişti.
“Buradan daha önce hiç gitmemiştik Aysima,” Yine aynı sevecenlikle gülerken hiç korkusu yoktu.
Hamza'nın nerede olduğuna bakmak için etrafıma baktım ama bizimle birlikte değildi.
Aysima kafasını iki yana salladı. “Hamza'yı annesi çağırdı o yüzden bizimlen değil maalesef..” Anladığımı belli etmek için kafamı hafifçe salladığımda bedenim soğuktan ve korkudan irkiliyordu.
“Aysima bu yol çok karanlık, aydınlık olan yoldan gitmeliyiz bence.” Yüzüme doğru eğildi ve koca bir iç çekti.
“Karanlık fobini yenmen gerekiyor,” Kafamı hızlı hızlı iki yana sallarken dudağım iyice titriyordu.
Dişlerim kuvvetle birbirine çarparken yanağımı ıslatan minik gözyaşlarım çenemi büzmeme neden oluyordu.
“Ben yenmek istiyorum falan demedim, ayrıca biz bunu planlamamıştık! Bu yolun sonu arka bahçeye çıkıyor olabilir, ama ben bu yoldan gitmek istemiyorum Aysima!” Kararlı ve titrek ses tonumu gözyaşlarım desteklerken geri dönmek için adım atmıştım ki, “Hiçbir şey olmayacak alt tarafı karanlık yani, sana ne zarar verebilir ki?” diyen Aysima'nın sesi kolumdan sürüklercesine tutup patika yola girmemizi sağladı.
Yaa ben istemiyordum ki, böyle bir yapacağımızdan benim niye haberim yoktu?
“Yaa Aysima gerçekten hiçbir şey görmüyorum, neye bastığımızı bile bilmiyorum. Geri döneceğim ben!” Elinden kurtulmak için çok çaba sarf etmiştim ama o beni bırakmıyordu.
Sen nasıl bir arkadaşsın?
Böyle arkadaş olur muydu?
Aysima'nın çığlığı ile kolumda çok keskin acı hissetmem ani gelişen bir olaydı. Kolumu fırlatır gibi bırakmıştı ama kolumda çok can yakıcı bir ağrı vardı. Dizlerim zangır zangır titrerken tüm bedenim o kadar çok üşüyordu ki, nefesim bile kesik kesik çıkıyordu.
“Kol.. Kolum çok.. Kolum çok yanıyor!” Ağzımdan titrek bir hıçkırık çıkarken yanaklarım sıcak gözyaşıma teslim oluyordu, Aysima cebinden çıkardığı feneri koluma tuttu.
Kolumdan önce Aysima'nın mimiklerine dikkat kesildiğimde bal rengindeki gözleri korkudan büyümüş ve ağzı açık kalmıştı.
Hıçkıra hıçkıra ağlarken Aysima öyle bir cümle kurdu ki, kolumla uzun bir süre bakıştım.
“Kolun morarmaya başlıyor, fare kapanı yüzünden.”
On iki yaşımda az kalsın kolumdan oluyordum..
Bunu da ne kadar zaman geçerse geçsin, herhangi bir yerim morardığında unutmayacaktım.
Bölüm etkileşimi
