4. bölüm / 42
Gökyüzü KuğusuDördüncü Bölüm
Bölümler 42Şu an: Dördüncü Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir.. Bilmelisin ki, küçümsediğin her şey için gün gelir, önemsediğin bir bedel ödersin.”
Tolstoy
2015, Karabük,
Yunus Sarıtaş
Aile olmak için anne babaya ihtiyaç yoktu, benim ailem kum torbası ve boks eldivenlerimdi..
Henüz boks maçına çıkıp, biriyle rakip olmamıştım ama bokstan vazgeçemiyordum.
Benden bir yaş küçük kardeşim vardı fakat o benden daha farklı takılıyordu.
Boks eldivenimin bandını takarken kum torbasının olduğu odadan burnuma gelen rutubet kokusuyla nedensizce daha çok hırslanıyordum.
Bedenimi ileri geri hareket ettirirken kum torbasına temas eden yumruklarım kendimi dış dünyaya kapatmamı sağlıyordu.
Karşımda kum torbası değil de, mahalledeki sözde arkadaşım ayağına beni küçümseyen Cahit varmışcasına tüm gücümle yumruklarımı geçiriyordum. Çene kasımı olabildiğince sıkıp dolan gözyaşlarımdan kısılmış gözlerimle tüm odağımı yumruklarıma vermeyi deniyordum.
Gücümün son raddesindeyken öfke dolu bir çığlık çıktı ağzımdan, Cahit’le nereden mahalle arkadaşı olduk bilmiyordum ama beynimi kemiren zorba sesi zihnimi meşgul ediyordu. Kafamdan ve gözümün önünden gitmeyince en sonunda sağ bacağımı öyle bir güçte kum torbasına geçirdim ki, torbanın gevşemeye yüz tutmuş vidası ses çıkararak yere düştü.
Alnımda biriken saçlarım terden dolayı nemli dururken ela gözlerim buğulu hâlde eldivenlerimi büyük bir hırsla çıkarıyordum. Odadan çıkmak istediğimde tişörtümü değiştirmeyi unuttuğumu fark edip elim belime gittiğinde dişlerim acı içinde sızladı.
Tişörtü sıyırıp acıyan bölgeye bakmak istediğimde kardeşimin yanlışlıkla yaktığı yanık izinin enfeksiyon kaptığını görmemle geçici bir paniğe kapıldım ama, geçici tepki vermek zorundaydım.
Hayatımda kalıcı hasarlı tepkilere yer yoktu.
Dağınık olan çekmeceden yanık kremini bulup sürdüm ve hemen tişörtü hızlı bir refleksle değiştirdim.
Odamın kapısını açtığımda karşımda gördüğüm yeşil gözler hiç kardeş sevgisiyle bakmıyordu.
“Yunus, çikolatalı kekten yapıp mahallede yesek yine olmaz mı? Sen çok güzel yapıyorsun..” Acı içinde tebessüm edip başımı iki yana salladım.
“Kardeş olduğumuza göre aynı yapma becerisi sende de vardır Halil, denedin mi hiç?” İçimdeki merhamete dokunan bakışı attığında içimden küfrettim.
“Siktir git mutfağa, malzemeleri çıkar.” Yüzüne yerleşen mutluluk ile içimdeki abilik duygusuna ve kardeş merhametine lanet ettim.
Keki çırparken Halil bir an olsun yanımdan ayrılmamış nasıl yaptığımı bir bir izlemişti.
Her zaman böyle yapıyordu ama hiçbir zaman öğrenmiyordu.
Tepsiyi Halil’e doğru uzatıp fırına koyması için işaret yaptığımda bön bön yüzüme bakıyordu. “Koysana lan fırına, ne bakıyorsun?” Başını usulca eğip fırını açtığında gözlerini sımsıkı kapatıp çene kasını sıkarak zorlandığını anladığımda belinden kavradığım gibi fırının etrafından uzaklaştırdım.
Fırından ödü kopuyordu, babam ölmeden önce Halil'e unutulmayacak fırın travması yaşatmıştı.
Bakışlarım Halil’i süzerken içimin sızladığını hissettim.
“Özür dilerim lan, öyle dememeliydim. Gel buraya.” Boynundan tuttuğum gibi kafasını göğsüme bastırarak sımsıkı sarıldım.
Kafasını kaldırıp ela gözlerime ilk defa şefkatle baktı. “Belli edemesem de seni çok seviyorum Yunus.”
Önceden belimi yanlışlıkla yaktı, gelmiş belli edemesem de diyor.
Hiç belli etme sen bence salak şey.
Keki dilimledikten sonra saklama kabına koyarak mahalleye inmiştik. Cahit hariç herkes - bizim ekip - çardakta toplanmış yaptığım keki yerken kola içiyorduk.
Kaldırımda bize doğru bakan koyu kahverengi gözleri fark ettiğim an ağzımdaki keki yutamadan öksürük krizine girdim.
Cahit bizi görmüş ve özellikle de bana sırıtarak bakıyordu.
Senin gülümsemen batsın!
Halil hepimizden önce ayaklanıp Cahit'e el sallamakla meşguldü.
“Cahit sen de gelsene, Yunus'un kekleri çok lezzetli!” Saklama kabının ağzını kapatarak ortalıktan yok etmeye çalışıyordum ki, kardeşimden içimi yakan ihanete maruz kaldım.
Saklamaya çalıştığım kekleri elimden alıp masaya koyup Cahit'e ikram ettiğinde dişlerim artık sıkmaktan zonkluyordu.
Neden özellikle beni hedef alıp, zorbalıyordu?
İyice yanımıza geldiğinde gözleri sanki bana kenetlenmiş gibi bakıyor ve korkutucu bir hâl almaya başlıyordu.
Kenetlenmişsin kalbime, ilmek ilmek..
Mizah seviyem artıyordu sanırım, ne alaka?
“Yunus senin yeteneğini ilk ben fark etmiştim biliyorsun ki, o yüzden ilk boks maçına şimdi seni davet ediyorum.” Şüpheli ve inanmayan bakışlarla yüzünü incelerken Halil benden önce cevapladı.
Sana ne oluyor ya?
“Harika bir teklif!” Bok gibi bir teklif.
Kafamı olumsuzca sallayarak bakışlarımı kaçırdım.
Ayaklanıp eve gitmek istediğimde kolumdan tuttuğu gibi onu kum torbası olarak görmeye başladım.
Çok kısa bir süreliğine.
Beni damarımdan vuracaktı. “Kardeşinin fırın travmasında benim de katkım olsun ister misin yoksa maç iptal mi Yunus balığı?” Yakasından iki elimle tutup çekiştirerek eve gittiğimde sesimi yükselttim.
“İki dakikaya oradayım, tozunu almadan bırakmam seni aptal Cahit!” Alayla karışık kahkahasını duymamla eldivenlerimi hızla kapıp merdivenleri ikişer ikişer indim.
Apartmanın kapısından gördüğüm Cahit şeytan gibi bakışlar atıp duruyordu.
Belki de ölüme gidiyordum.
İkimizin de ilk boks maçıydı sonuçta.
Parkın çimenlik alanında elinde eldivenleriyle hırsla bana bakıyordu ama bilmiyordu ki, benim gözümde parçalanmış bir kum torbasından farksızdı.
Kollarıyla beni çağırırken büyük bir intikamla bantlarımı geçiriyordum, kafamı sağa sola yatırıp omuzlarımı gevşeterek yanına asilce ve ağır adımlarla yürümeye başladım.
Ağır çekime al, ağır çekime al.
Bizim ekipten kimse hakem olmaya yanaşmayınca, Halil tüm isteğiyle hakem olmuştu. “Box!” diye bağırdığında Cahit, benim daha hareket edip eldivenlerine bakmama bile fırsat vermeden sol eliyle sol gözüme doğru hamle yapmıştı. Siktir!
Gözüme yediğim sadece eldiven teması değildi, gözüme bir şey saplanmıştı. Beynimin döndüğünü anladığımda mahalleyi ayağa kaldıracak korkunç çığlığı basmak zorunda kaldım.
Eldivenlerimi büyük bir acı içinde yırtar gibi çıkardığımda iki elimi gözüme bastırdım. “Ne yaptın orospu çocuğu, gözüm çıktı ne yaptın bana?” Gerçekten gözüm çıkmış olabilirdi, çünkü yanağımı ıslatan sıcak kan denge kurmamı zorluyor ve diğer gözümün kararmasını sağlıyordu.
Ellerime de bulaşan sıcak vıcık vıcık kan sayesinde en sonunda sağ gözümden yaşlar akmıştı.
Buğulu gözlerime değen görüntüsü bedenimi iyice sarsmıştı. Eldivenin içinden çakı çıkardığını fark etmiştim.
Lanet olsun!
“Ben usulüne göre oynamaya çalıştım ama, olmadı mı?” Cahit'in pislik sesine karşılık vermeye hiçbir gücüm yokken burada ölüp gidecektim. Halil’i seçtiğimde elinde nereden bulduğunu bilmediğim çakıyla Cahit'in üzerine gittiğini gördüm. “Usulüne göre oynamışmış, bu çakıyı senin götüne soktuğumda da ben usulüne göre oynayacağım seninle!” Dudağım yana kıvrıldı ama bunu kimse fark etmedi çünkü gözümü hissetmiyordum, sadece acı ve dinmeyen sızıyla kan vardı.
Uzun bir vakit sonra hastane ışığıyla karşılaşmıştım, elim refleks olarak sol gözüme gittiğinde bandajlı olduğunu hissettim. Yanımda Halil elimi tutarken doktor bey acı bir tebessümle yanıma geldi. “Yunus'un gözü nasıl doktor bey?” Halil'in sorusunu kafamla onayladığımda doktor dudaklarını birbirine bastırdı.
“Sekiz saatlik ameliyattan geçti, tüm her şeyi titizlikle kontrol altına alıp en iyi şekilde iyileştirdik fakat…” Sekiz saatlik ameliyat mı dedi o?
Şaşkınlığımı doktor anlamış olacak ki hemen konuşmaya devam etti. “Yüzde 70’lik bir görme kaybı seyrediyor sol gözünde. Bandajı iki hafta sonra taburcuyla beraber çıkaracağız, kusursuz görünmesi için elimizden geleni yaptık ama ne yazık ki gözünün tam kornea kısmında belirgin bir kırmızı çizgi kalacak.” Şeytan ilan etmişti beni.
Cahit istediğine kavuşmuş, beni herkese karşı aciz ve korkunç bir olarak gösterecekti.
Kendisinin zorbalığı, küçümsediği yetmiyormuş gibi herkesi bana karşı öyle dolduracaktı.
Şeytan gözlü Yunus olmak istemiyordum ben.. Ve bu gözümden de, kendi varlığımdan da nefret etmeye başlamıştım.
17 yaşında hayatımı gözler önünde toprağın altına gömmüştü..
Bölüm etkileşimi
