9. bölüm / 42
Gökyüzü KuğusuDokuzuncu Bölüm
Bölümler 42Şu an: Dokuzuncu Bölüm
- 1 Birinci Bölüm1.343 kelime
- 2 İkinci Bölüm1.285 kelime
- 3 Üçüncü Bölüm999 kelime
- 4 Dördüncü Bölüm1.067 kelime
- 5 Beşinci Bölüm820 kelime
- 6 Altıncı Bölüm1.148 kelime
- 7 Yedinci Bölüm914 kelime
- 8 Sekizinci Bölüm1.048 kelime
- 9 Dokuzuncu Bölüm1.034 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Onuncu Bölüm873 kelime
- 11 On Birinci Bölüm800 kelime
- 12 On İkinci Bölüm1.306 kelime
- 13 On Üçüncü Bölüm1.040 kelime
- 14 On Dördüncü Bölüm974 kelime
- 15 On Beşinci Bölüm841 kelime
- 16 On Altıncı Bölüm1.093 kelime
- 17 On Yedinci Bölüm1.494 kelime
- 18 On Sekizinci Bölüm938 kelime
- 19 On Dokuzuncu Bölüm1.004 kelime
- 20 Yirminci Bölüm856 kelime
- 21 Yirmi Birinci Bölüm959 kelime
- 22 Yirmi İkinci Bölüm1.043 kelime
- 23 Yirmi Üçüncü Bölüm982 kelime
- 24 Yirmi Dördüncü Bölüm1.122 kelime
- 25 Yirmi Beşinci Bölüm1.382 kelime
- 26 Yirmi Altıncı Bölüm1.222 kelime
- 27 Yirmi Yedinci Bölüm1.348 kelime
- 28 Yirmi Sekizinci Bölüm1.688 kelime
- 29 Yirmi Dokuzuncu Bölüm2.362 kelime
- 30 Otuzuncu Bölüm1.123 kelime
- 31 Otuz Birinci Bölüm1.379 kelime
- 32 Otuz İkinci Bölüm1.249 kelime
- 33 Otuz Üçüncü Bölüm1.322 kelime
- 34 Otuz Dördüncü Bölüm1.790 kelime
- 35 Otuz Beşinci Bölüm1.200 kelime
- 36 Otuz Altıncı Bölüm1.080 kelime
- 37 Otuz Yedinci Bölüm1.664 kelime
- 38 Otuz Sekizinci Bölüm1.714 kelime
- 39 Otuz Dokuzuncu Bölüm1.688 kelime
- 40 Kırkıncı Bölüm1.236 kelime
- 41 Kırk Birinci Bölüm2.226 kelime
- 42 Kırk İkinci Bölüm1.226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
‘Hep aklıma geliyorsun bak gördün mü, senin de gidecek başka yerin yok.’
Özdemir Asaf
İlknur Şura Aslan
Gözbebeklerim fenerin de etkisiyle ay gibi parlarken gördüğüm kişi kalbimi ve beynimi ele geçirmiş gibi panik duygusu yarattı. Erva'nın şaşkınlığı ses tonuna yansırken ona bakamıyordum, çünkü Yunus'un derin ve yaralı bakışları gözlerimden ayrılmıyordu.
Kısacası benden başka kimseyi görmüyordu bu durumda.
Feneri hâlâ yüzüne doğru tuttuğun için olabilir mi acaba?
“Yunus, sen ne alaka?” Erva omzuma vurup ufak kahkaha attı. “Ay yoksa bizi mi uğurlamaya geldin?” Ses tonunu alçaltarak konuştuğunda yanağımın içini ısırdım.
Yunus'un âdemelması aşağıya kaydığında kaşlarının altından bana bakıp birkaç adım atarak yanıma daha çok yaklaştı.
Nabzımı yoklayın.
“Şansa bak ki ben de Adana'ya yerleşiyorum.” Yanımdan - Erva ve benim aramdan - geçmek için hamle yaptığında Erva resmen Yunus'un koluna yapıştı. Yunus'un bakışları göz hizamda gözlerimin içinde titrerken yutkunma gereksinimi duydum.
Kulağıma doğru, “Hayırlı olsun bu arada.” diye fısıldadığında kafamdan ter boşaldı. Erva'nın tuttuğu kolunu nazik olmayan bir hareketle geri çekerken aksilik bitmiyormuş gibi tam arkamızdaki koltuğa oturdu.
Tam arkamızdaki koltuğa oturdu.
Arkamızdaki koltuk..
Erva'ya ters bakışlar atarken eline bakıp tek gözümü kırparak ne yapmaya çalıştığını ima ederken, Erva sadece sevimlice gülmeye başladı.
Erva sen Yunus'u beğeniyor olabilir misin?
Ya da bir karar mı versen; Halil mi, Ahmet mi, Yunus mu?
Cahit'e de eklesen tamsın yani.
Saçlarımı şakaklarımdan başlayarak geriye doğru savururken nihayet koltuklarımıza oturabilmiştik.
Cam kenarını ben kaparken perdeyi kapatmak istediğim an tam arka koltuktaki Yunus'un varlığını hissettim. Otobüsün hareket etmesiyle ortamdaki midemi bozan kokuyla hissettiğim his beynimi uyuşturuyor gibiydi.
Erva her zamanki gibi yolculukta yaptığı dizi izleme keyfini yapmak için tabletini ve kulaklığını çıkarmış tam karşısına koymuştu, inanmayan bakışlarla onu izlerken çantasından bir saklama kutu sarma ve börek çıkarmıştı.
Bu kıza biri pikniğe gelmediğimizi söyleyebilir mi?
Otobüsteyiz alo?
Onu izlediğimi fark etmeden hâlâ eli çantasına gidiyordu. Bu sefer de bir litrelik kola çıkardığında ağzımdan oha nidası çıktı.
Sofra bezin eksik kalmış bacım..
Sarma kutusunu benim kucağıma koyarken hayretle Erva'yı izliyordum. “Erva sen nerede yaşıyorsun bacım, piknikte değiliz.” Hiçbir şey yokmuş gibi sırıtırken dizisini açmaya çalışıyordu.
“Biliyorum hayatım, kaç saatlik yolda sıkılmamak için bu hazırlıklar.” Beni otobüsün tuttuğunu bildiği hâlde bu şekilde önümde keyif yapacak olmasına ne demeli peki?
Bacak bacak üstüne atıp kestane rengi saçlarımı önüme doğru tarayarak kafamı koltuğa yasladığım gibi Erva'nın hareketlendiğini fark ettim. Koltukta bağdaş kurup dizisini izlemeye başlamıştı.
Bu kızın deli olduğuna her seferinde şahit olmak zorunda mıydım?
Rezil olma yolundayız..
Derin nefes alıp kendimi rahatlatmaya çalışırken arkamdan bir yerden ses duymamla kapalı olan gözlerimi fal taşı gibi açtım.
Anında Erva'ya baktığımda gayet memnun bir şekilde dizi izliyordu, nereden gelmişti o ses?
“Şura?” Camın orada Yunus'un nasırlı elini görmemle koltuğa dizimi koyup arkamı döndüm ve kaşlarımı çatarak ona baktım.
Ne yapıyorsun sen İlknur Şura?
Yunus'un yanında oturan tombul yanakları olan masum masum bakan amcaya sevecen bir gülümsemeyle bakıp Yunus'a tekrar baktım.
“Sen mi seslendin bana?” Bakışlarına yansıyan şaşkınlıkla beni rahatsız etmeyecek şekilde süzerken, kırmızı çizgili olan gözüne odaklanmıştım.
Neden bu kadar karizma yapıyordu o yara onu?
Alnımda ter balonları biriktirdiğini hissettiğim gibi saçlarımı arkaya savurdum.
“Ben seslendim, bacına söyler misin yemekler kokuyor..” Kafamla hızla onayladıktan sonra aynı hızda yerime oturup yemeklerin kapağını kapatmayı denedim ama Erva'nın bakışıyla karşılaştığım gibi sevimli yüz ifadesine takındım. Erva aklına ani bir fikir gelmiş gibi sarma kutusunu arkasına dönmeden benim elime tutuşturup, “Yunus'a ikram et,” dediğinde kal gelmiş gibi yüzüne bakıyordum.
“Yunus'a ikram etsene bacım, yabancı mı sanki o?” Tek kaşımı kaldırıp cevap vereceğim sırada Yunus'un öne doğru eğilmiş kafasıyla olduğum yerde titrer gibi oldum, çünkü aşırı yakındı.
“Teklif için sağ ol bacım, ama harbiden kokuyor az kurallara uyarsan.” Erva'nın gözleri ateş atmaya başladığında alt dudağımı dişledim.
Bu kadar yakınken her halt olabilirdi…
Erva kulaklığını çıkarmış Yunus'un gözlerine odaklanmışken yüzündeki öfke bir anlığına duraksadı. Biraz geri çekilip gözleriyle Yunus'un yüzünü incelerken amber gözleri yuvalarında bir şey seziyormuş gibi titremeye başladı.
“Sen yüz hatları olarak birini çok anımsatıyorsun..” dediği an mavi gözlerimi Yunus'un gözüne çevirdim ve çevirir çevirmez göz teması kurması bir oldu.
Sanki benim gözlerime hapsolmuş gibi bir türlü teması kesemezken dudaklarını araladı. “Kimi anımsattı bacım sana?” Bana bakarak Erva'yla konuşmasıyla Erva'nın sıkıntılı bir of çekmesi bir oldu.
“Lan sen bana bacım diye hitap ederken, İlknur Şura'ya neden bacım diye hitap etmiyorsun?” Yunus'un sorduğu soruyu es geçerek kendi kritik sorusunu sorarken analizci kimliğini ortaya çıkarmıştı.
Yunus kaşlarını büzüp Erva'ya net bir şekilde bakıp tok sesle konuştuğunda midem feci şekilde çalkalanmaya başladı. “Kalbim kime karşı ne hissediyorsa onu dile getiriyorum, bakıyorum da sen bana bulaşmak istiyorsun ha?” Araya girip konuştum. “Erva bulaşmak falan istemez, yani hayır..” Elim ağzıma gittiğinde gözlerimi sıkıca açıp kapatarak alnımda oluşan soğuk ter damlaları mideme fazla baskı yapıyordu.
Otobüsün bunaltıcı kokusunu içime çektiğimde boğazıma gelen acı suyla öğürme hissiyatını engelleyemedim.
Erva'nın bacaklarına çıkardığım tiksintiyle iki büklüm kalmıştım, Yunus'un endişeli sesiyle ayaklandığını fark ettiğim gibi elinde poşetle bana yardımcı olmaya çalıştı.
Erva, “Bacım sen iyi misin?” dedi. Üzerine çıkarmıştım ama hiçbir sorun yokmuş gibi davranıp benimle ilgilenmeye çalıştı.
“Sen geç arkaya dizini izle, ben ilgilenirim.” Yunus'un sesiyle kafamı sağ sola salladım. “Ne dizisi oğlum burada dostum ne hâlde, ben sana mı bırakacağım bir de?” Yunus'un elindeki poşetleri aldığında önümdeki koltuğa tutunup derin nefes almaya çalışıyordum ama, otobüs kokusu genzimi çok fena yakıyordu.
Elim ağzımdayken ikisine de baktığım gibi birbirlerine hayret eder gibi bakıyorlardı.
“Erva tamam yeter, gel otur yanıma.” Erva sözümü ikiletmeden yaptığında dizimi tutup dostça konuştu. “Daha iyi misin güzelim?” Elindeki poşeti alıp avucumun içine saklayarak buruk bir gülümsemeyle onayladım.
***
Erva'nın titreşimde çalan telefonuyla göz kapaklarımı ağır ağır kaldırırken otobüsün ışıklarının sönmüş olduğunu fark ettim, ve bir an kaç saat uyuduğumu algılayamadım.
Gözlerimi sıkıp esnerken Erva'nın kolunu dürtüyordum.
Hani uyumuyordu bu kız?
Dudağını ıslatarak kafasıyla kalktığına dair sinyal verirken eli cebine gidip nihayet telefonunu açtı.
“Efendim?” Uyku sersemiyle konuşurken cama doğru bedenimi çevirip cenin pozisyonunda uyumaya devam etmek üzereydim ki, Erva'nın sesi uykumu kaçırmaya müsaitti.
“Halil Komiser kaza mı yapmış, nerede?” Erva dudağını büzüp gözleri kapalı dinlerken, verdiği cevaplar pek hayra alamet değildi ama neyse.
“Kasları mı zedelenmiş, eee?” Kulakları dediği sözleri duyuyor muydu bu kızın?
Algılama yetisi mi bozuldu acaba?
Gözlerimi devirip yutkunarak uyumaya geçmek üzereyken gözlerim kendi kendine açıldı.
“Yunus kim? Sarıtaş mı? Haa tanımıyorum Ahmet,” Kapanan gözlerim parlayarak açılırken Erva'nın tepkisiz telefonu kapatıp cebine koyması bir oldu.
“Erva, komiserin hangi Yunus’la, ne bağlantısı varmış? Kazada ne olmuş, Erva!?”
Bölüm etkileşimi
